Yeni Sahte KP’nin Kültür Merkezi Komünistliği Üzerine 3: YSKP Şeflerinin sokak fobisi

Yeni Sahte KP’nin Kültür Merkezi Komünistliği Üzerine 3:

YSKP Şeflerinin sokak fobisi

Hatırlanacağı gibi Yeni Sahte KP, Taksim Gezi İsyanı’mız üzerinden epey sükse yaptı. Devasa “Boyun Eğme” pankartını AKM üzerine asarak orada asılı olan diğer tüm grupların pankartlarını bir anlamda büyüklüğüyle gölgede bıraktı, göze batmaz kıldı. Teslim edelim ki böyle akıl oyunlarına yönelik becerileriyle ön alma konusunda oldukça başarılıdırlar.

Mesela yıllarca Kemalistlikle itham ederek itibarsızlaştırmaya çalıştıkları Nazım’ı bir anda keskin bir dönüş yaparak sahiplenip adına kültür merkezi açmaları da onların bu tür davranışlarına somut bir örnektir.

Yine hiç ilgileri, benzerlikleri, ilişkileri olmamasına rağmen bir hokkabaz el çabukluğuyla adına el koyup “Biz TKP’yiz” demeleri de onların bu tutumlarına bir başka örnektir.

Gerçi sayılarıyla hiç orantılı olmasa da Gezi İsyanı’mız sürecinde Yeni Sahte TKP’liler eylemlerde yer aldılar. Sahte TKP İstanbul İl Örgütü 30 Mayıs tarihli kitleleri eyleme çağıran bir bildiri yayımladı. 31 Mayıs’ta da bir Merkez Komite bildirisi yayımlandı aynı içerikli.

Bilindiği gibi biz, 1 Haziran Cumartesi günü öğle üzeri Taksim’i şanlı bir isyan sonucu işgal ettik. AKP şefi Tayyip Erdoğan korkusundan Fas’a gitti. Eğer devrilirsek canımı kurtarmış olurum, diye düşünerek.

Yeni Sahte TKP’liler bu andan sonra eskiye oranla daha güçlü bir şekilde Taksim’de yer almaya başladılar.

Biz de bu görünümden hareketle, Yeni Sahte TKP’lilerimizin Gezi İsyanı’mızda cesaretleri oranında yer alabildiklerini düşünmüştük. Öyle bir kanıya varmıştık. Dolayısıyla da bu konu üzerinden onlara herhangi bir eleştiri yapmak hiç aklımızdan geçmemişti.

Fakat, tanık olduğumuz gibi bu Sahte TKP’liler 13 Temmuz 2014’te aynı gün iki ayrı yerde yaptıkları kongrelerle parçalandılar. İşte vahim gerçek de bu olay sonrası bütün iç karartıcılığıyla birlikte ortaya çıktı.

Meğer neymiş işin aslı biliyor musunuz, ya da tahmin edebilir misiniz?

Doğrusu biz asla bu konuda isabetli bir tahminde bulunamazdık.

Sözü uzatmayalım. Yeni Sahte KP şeflerinin ciğerlerinin kaç para ettiğini apaçık bir şekilde ortaya koyan, eskinin TKP Merkez Komite Üyesi, şimdinin HTKP Merkez Komite Üyesi Doğan Ergün’ün yayın organları İleri’de çıkan 2 Şubat 2015 tarihli ve “Salonlardaki İşimiz Bitmiştir!” başlıklı yazısından konuya ilişkin ibareyi aktaralım:

“(…)

“2 Haziran 2013 gecesi, Türkiye’de yer yerinden oynuyorken yaptığınız değerlendirmenin merkezinde “derin devlet işi”, “Seferberlik Tetkik Kurulu örgütledi” gibi cümleler varsa… Haziran Direnişi’nde gözünüzü diktiğiniz temel güç CHP olmuşsa…

“(…)

“İçinden geçtiği dönemi anlayamamış, anladığınız noktalarda dahi gereken yanıt üretememiş olursunuz.” (http://ilerihaber.org/yazarlar/dogan-ergun/salonlardaki-isimiz-bitmistir/766/)

Demek ki Sahte TKP’nin yayımladığı Gezi çağrısı yapan bildirisi de, İstanbul İl Yönetiminin benzer bildirisi de bu ödlek Sahte TKP şeflerine rağmen Doğan Ergün gibi, Erkan Baş gibi militan ruhlu, mücadeleci Merkez Komite üyelerinin baskısı sonucu çıkan bildirilermiş. Yapılan açıklamalarmış.

Biz bu aktardığımız satırları okuyunca, itiraf edelim ki hayretler içinde kaldık. Gerçi Sahte TKP şeflerinin yüreksizliğini, bilinçsizliğini, çapsızlığını, küçükburjuva kalem erbabı olmanın dışında bir kalitelerinin olmadığını biliyorduk. Ama işin açığı bu kadarını asla beklemiyorduk, asla tahmin etmiyorduk.

Nasıl edebilirdik? İnsanın hem de 2 Haziran gecesi yani Taksim’i fethetmemizden bir gün sonrasında böyle düşünceler içinde olması, daha açığı böylesine paranoid halisülasyonlar içinde bocalıyor olması kimin aklına gelebilirdi ki?..

Bu korkaklıkla filan açıklanamaz. Bu düpedüz bir “agorafobi” türü bir fobinin sonucunda düşülebilecek bir korkunç düşünce çıkmazıdır. Bir kabustur ya da.

Türkiye Cumhuriyeti Tarihinin en büyük halk isyanının şahlanışını ve zaferini algılayamayacaksın, hiç göremeyeceksin, tam tersine onu bir Kontrgerilla eylemi olarak niteleyeceksin, değerlendireceksin.

Yahu iktidarın başı Tayyip Erdoğan korkusundan Fas’a kaçmış, Pensilvanyalı İmam’ın Cemaatiyle Tayyipgiller’in AKP’si arasındaki blok çatlamış, Abdullah Gül; “Demokrasi sadece sandıktan ibaret değildir.”, Bülent Arınç; “Herhangi bir davranışa geçmeden önce halka danışmalıydık.” şeklinde açıkça Erdoğan’ı hedef alan suçlayıcı sözler etmişler ve araya mesafe koyan tutum almışlardır. Yani mevcut Ortaçağcı iktidar çatırdamıştır.

Kitlelerin heyecanı, morali ve özgüveni zirvededir. Milyonlar her gün Taksim’i doldurup boşaltmakta, vapurlarda, otobüslerde, tramvaylarda zafer şarkıları söylemektedir. Ve Ortaçağcı iktidara olan hınçlarını haykırmaktadır. Sadece İstanbul da değil; Kürt illeri hariç Türkiye’nin hemen her ilinde isyanın yansımaları göze çarpmaktadır. Mevcut zulüm iktidarı sinmiş, tırsmış, geri çekilmiştir.

Tüm bu isyan dalgalarını, zafer şarkılarını algılayamıyor Sahte KP şefleri. Onlardaki korku ve panik paranoya boyutundadır artık.

Korkmakla kalmıyor Sahte KP şefleri. Parti örgütlerini de bu doğrultuda yönlendirmeye, daha açığı pasifize etmeye, korkutmaya çalışıyorlar.

Bizzat yukarıdaki ibareleri kelimelere dökerek ortaya koyan kişinin, o günün “TKP Genel Sekreterliğini fiilen yürüten kişi” olduğunu belirtiyor, Doğan Ergün netçe. Bu şahıs Sahte TKP’lilerin ve KP’lilerin de çok daha iyi bileceği gibi bizce Kemal Okuyan’dır. Hani şu günlerde de sıkça tekrarlanan özdeyiş niteliği kazanmış bir deyiş vardır ya; “Sözün bittiği yer…”, diye… Ne acıdır ki işte öyle bir durumdur karşısında olduğumuz.

İşin bir diğer ilginç yönü de, bir diğer içler acısı yönü de şudur, yoldaşlar:

İsyanımızın yükselişiyle birlikte önce Fas’a, ardından Cezayir, Tunus gibi Kuzey Afrika ülkelerine topuklayan Erdoğan dahil AKP Kurmayları da bizim Sahte TKP’lilerle birebir aynı tanımlamada, aynı nitelemede bulunuyorlar, İsyanımız hakkında. Görelim:

“Cezayir’den son durum

“Başbakan hak etmediğini düşündüğü tabloya karşı bir öfke duyuyor. Hayal kırıklığı yaşıyor. Hükümet cephesi Türkiye’deki olaylarda ‘Seferberlik Tetkik Kurulu’nun parmağı olduğu ihtimalini dikkate alıyor” (http://www.milliyet.com.tr/cezayir-den-son-durum/siyaset/ydetay/1719226/default.htm)

Hacı hacıyı Arafat’ta… hesabı bunlar da birbirlerini aynı ihanet ve karalama çukurunda bulmuşlardır. Ne diyelim… Allah muhabbetlerini arttırsın mı diyelim?..

Leninci partinin işlevi devrimin Genelkurmayı ve aynı zamanda da Öncü Müfrezesi olmaktır. Kitleleri hem örgütleyecek hem onları öylesi isyan durumlarında yönetecek hem de onlara önderlik edecek, örnek oluşturacak ve yol gösterecektir Proletarya Partisi.

Bu Sahte TKP’li vatandaşlarsa bırakalım kitleleri önderlik ederek yönetmeyi ve onlara öncü olmayı, artçı hatta kuyruk bile olamıyorlar. Kitleler, hem de milyonlar halinde bunları fersah fersah aşmış, geride bırakıp gitmiş. Bunlar, korkaklıkları yüzünden düştükleri “İtalyan çukuru”nda debelenip durmaktadırlar.

Bunlardan önder olamayacağı gibi sıradan bir militan hatta sempatizan bile olamaz. Bunlar yanlış uğraş seçmişler kendilerine. Bu nedenle de hem kendilerine hem de parti adı çalarak yaptıkları mahir hırsızlık sayesinde kandırdıkları ve peşlerine taktıkları kitlelere yazık ediyorlar.

Bunlar, korku filmi senaristliği ya da komplo teorili romanlar yazma işine soyunsalardı bakın işte o alanda çok başarılı olurlardı. Fakat yine de bizim gibi ömür merdiveninin son basamaklarına gelmiş değiller. Genç sayılırlar. Önlerinde uzun yıllar var. Yani tümden treni kaçırmış sayılmazlar.

Biz, Gerçek İşçi Sınıfı Partisi’nin en kıdemlisinden en gencine kadar tüm illerdeki tüm kadroları, bu İsyana ilk gününden itibaren seferber olduk. Genç işçi ve aydın yoldaşlarımız her an kavganın en ön safında polisle, onun TOMA’larıyla, Panzerleriyle yüzyüze olduk. İlaçlı suları da gazı da, gaz fişeğini de, plastik mermileri de ilk yiyenlerden olduk. Bir yoldaşımızın gaz fişeğiyle sağ elmacık kemiği parçalandı. Ameliyatla ardında bir iz bırakarak iyileştirebildik arkadaşımızı. Tabiî pek çok arkadaşımız bedeninin başka yerlerine de hem gaz fişeği, hem plastik mermi yedi.

Biz ihtiyar yoldaşlarsa, her an alanda olmakla birlikte, gençlerimiz kadar en ön safta yer alamadık. Buna rağmen bizim de zaman zaman yoğun gaz dumanı ortasında kaldığımız oldu.

31 Mayıs gecesiydi. Taksim civarında yoğun gaz yedik. Ben isyanın heyecanıyla kesik kesik nefes almama rağmen durumumdan pek şikayetçi değildim. Ağır basan isyanın heyecan ve sevinciydi. O anda beni isyancı bir genç doktor görmüş. Tabiî hiç tanışmadığımız bir isyancı. “Amca sen çok gaz yemişsin, bundan sonra daha fazla yememen gerekir. Hemen şuraya girelim, seni bir tedaviye alalım.”, dedi. Yanımda Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Başkan da vardı. İkimiz genç doktor kardeşlerimizin isyancılara hizmet verdiği bir binaya girdik. Otelmiş orası. Tedavi ettiler, dinlendik. Doktor kardeşimiz; “Amca artık ayrıl buradan, bundan fazla gaz yemen olumsuz sonuçlar doğurabilir.”, dedi.

Allerjik bir bünyem var. Bazı baharlarda polen tozlarından dolayı öksürük krizlerine yakalanıp nefesimin kilitlendiği olurdu. Bu sebeple biber gazı çok aşırı etkiliyordu beni. Ali Rıza Başkan’ın da akciğerleri rahatsız. Astım-bronşiale rahatsızlığı var. O da çok kötü etkilenir gazdan. Buna rağmen İsyandan geri durmaya bir türlü gönlümüz razı olamıyordu. Neyse o akşam oradan Tophane’ye inip evlerin yolunu tuttuk. Fakat ertesi gün yine yerimizde duramadık. Önce Partiye sonra da Taksim’in yoluna düştük.

Genel Başkan Yardımcımız Doktor Mustafa Yoldaş da (benden üç yaş küçük) kalbindeki ana arter yüzde 60 oranında tıkalı olmasına rağmen geri duramadı isyancılar arasında isyan heyecanını yaşamaktan. O da ben de birkaç kez gaz dumanı arasında tıkanıp kaldık. 15 Haziran’daki hayasız saldırıda da, ki bu saldırı sonrasında Taksim artık aylar süren polis işgali ve ablukası altında kalmıştır, oradaydık. O yoğun gaza ve saldırıya da uğradık. Bu eylemlerde artık herhalde daha fazla ileri gidemeyeceğiz, burada düşüp uzanacağız diye aklımızdan geçti zaman zaman. Ama düşmedik. O kalp ağrısıyla, bense soluk borumun tıkanmışlığıyla çıktık dumanın içinden.

Genel Sekreterimiz de, tüm parti yöneticilerimiz ve genç yoldaşlarımız da bu Şanlı İsyanımızın heyecan ve mutluluğunu yaşadı.

O günlerde belli aralıklarla sıcağı sıcağına yaptığımız açıklamalarla İsyanımızı değerlendirdik. Nasıl daha ileri boyutlara taşıyabilirizin yollarını göstermeye çalıştık. Umudumuzu ve kararlılığımızı paylaştık isyancı kardeşlerimizle. O günlerde neler düşünüp söylediğimizi merak eden arkadaşlar açıklama görüntülerimizi izleyerek öğrenebilirler. (http://hkp.web.tv/video/hkp-genel-baskani-nurullah-ankut-taksim-direnisini-degerlendiriyor__hborbwg4y6u), (http://hkp.web.tv/video/direnisin-12-gununde-hkp-genel-baskani-nurullah-ankutun-degerlendirmesi__9lvchidja8c).

Bu açıklamalarımızı daha sonra “Taksim Gezi İsyanı’ndan Mısır Tahrir İsyanı’na Halklar Ortaçağcılığa Karşı Savaşıyor” adıyla kitaplaştırdık da. (http://yayinwp.derlenis.org/wp-content/uploads/2013/07/taksim%20gezi%20syanndan.pdf)

Gezi İsyanı’mız, halkımızın Ortaçağcı Amerikan yapımı iktidarın zulmüne ve ihanetlerine karşı kendiliğinden gelme bir başkaldırısıydı. Eğer gerçek anlamda devrimci bir partinin önderliğine sahip olsaydı, yani isyan liderleri böyle bir partide örgütlenmiş, bilinçlenmiş, çelikleşmiş olsaydı bu İsyanı Demokratik Halk Devrimine yöneltir ve buradan Demokratik Halk İktidarımıza bile ulaşabilirdik. Fakat, bildiğimiz gibi İsyanın temel belirleyici özelliklerinden bir tanesi gerçek bir önderlikten yoksun oluşuydu. Böyle olunca da bir yanardağ bacasından fışkırırca etki ve düşman üzerinde korku yaratmış olsa da bir süre sonra sönümlenmesi kaçınılmazdı. Öyle de oldu ne yazık ki.

İsyanın AKP iktidarını devirememesinin en önemli etkenlerinden birincisini de Amerikancı Kürt Hareketi’nin bu süreçteki ihaneti oluşturmaktadır. İsyanı sırtından bıçakladı bu hareket. Çünkü onlar AKP’yle o an anlaşık ve müttefiktiler. Bu sebeple Kürt illerinde bu isyan Dersim haricinde görülmedi, yaşanmadı. Dersim’de de PKK-BDP’ye rağmen kitleler isyana katıldı. Bu ihanetleri karşılığında Bülent Arınç’tan teşekkür de aldılar BDP’liler, bildiğimiz gibi. Zaten sonrasında da İmralı’da Öcalan; “AKP Gezi’de devriliyordu. Biz kurtardık.”, diye bu utanç verici desteklerini açıkça, üstelik de bir övünme vesilesi olarak dile getirmiştir.

Sahte KP’nin tavşan yürekli liderleri sadece Taksim Gezi İsyanı’mızı değil, Cumhuriyet Mitinglerini de karalamışlar zamanında. Onlara da sırtlarını dönmüşler. Bu konuda da şunları yazıyor Doğan Ergün:

“Cumhuriyet mitingleri sırasında merkezi kadrolarınız, kadınları “laikçi teyzeler” ya da “yaşam tarzıma karışamazsınız diyen histerik genç kızlar” diye tanımlarsa…” (agy)

Apaçık biçimde görüldüğü gibi Taksim Gezi İsyanı’mızın bir ön provası olarak değerlendirilebilecek Cumhuriyet Mitinglerini de agorafobili bu zavallı şefler işte böyle Parababaları medyasının bile “liberal aydınlar” diye yaftaladığı Altan Biraderler, Hasan Cemal’ler, Cengiz Çandar’lar ve benzeri sefil, dönek, satılmış aydınların ağzıyla nitelendiriyor.

Cumhuriyet Mitinglerinin daha fazla yayılamamasının ve sönümlenmesinin birinci etkeni, ona önderlik eden Kemalist, CHP’li, çapsız sözde aydınlar olmuştur. Gölgesinden korkan bu parlamentarist aydınlar tabiî böylesi görkemli eylemlere önderlik edemezlerdi, ederlerse de ondan bir sonuç çıkmazdı.

Sözü uzatmayalım. Sahte KP şefleri sokaktan, eylemden öcü gibi korkarlar. Bırakalım bunların bir devrime, isyana önderlik etmesini; silahsız kitlesel eylemlerden, ayaklanmalardan bile bunların ödü patlar. Bunların yapacağı CHP gibi, benzerleri gibi seçimlere girip Parababalarının demokrasicilik oyununda oyuncu olmaktır. Bunlar ufuklarını parlamentarizmin ötesine asla geçiremezler.

O yüzden Aydemir Güler de 1 Kasım sonrası Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yaptığı söyleşide Amerikancı düzen partilerinden ve ABD Emperyalistlerinin ortağı TÜSİAD’cı Parababalarından medet bekliyor. Hani ne diyordu?

Seçim sonuçları açıklandığında CHP, HDP, TÜSİAD tebrik kuyruğuna girmese o akşam başka bir şey olurdu. Bu bir karardır.” (http://haber.sol.org.tr/turkiye/aydemir-guler-secim-sonuclarinda-tek-aydinlik-komunist-partinin-aldigi-oylardir-136997)

Bunlar gayriihtiyari, rastlantısal olarak söylenmiş sözler değildir. Statik bir ruhiyatın gizlenemeyen dışavurumudur.

Ne diyelim bunlara yoldaşlar?

Diyelim ki;

Ey zatı muhteremler, siz bahçe kuşusunuz. Hiç öyle şahinliğe, doğanlığa, kartallığa özenmeyin. Yükseklere, zirvelere çıkmaya çalışmayın. Buna yapınız müsait değil. Doğanıza uymaz bu. Birazcık yükseklere çıkabilseniz bile oralardan düşer kolunuzu bacağınızı kırarsınız yok yere. Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi gibi insanın ömrünü uzatan yerlerde muhabbetinize, geyik çevirmenize bir diyeceğimiz yok.

Fakat, biz komünistiz, hele hele de biz Komünist Partisiyiz, Türkiye Devrimi’ni biz yöneteceğiz gibi laflar etmeye kalkmayın. Hiç inandırıcı olamıyorsunuz, olamazsınız da… 08.12.2015.

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı