“Süresiz Nafaka” Yalanı, Medeni Kanun’u Tasfiye Etme, Şer’i Hukuku Getirme ve Ortaçağcı Faşist Din Devleti İnşasının Kadın Düşmanı Hamlesidir!

06.06.2026
4
A+
A-

Süresiz Nafaka” Yalanı, Medeni Kanun’u Tasfiye Etme, Şer’i Hukuku Getirme ve Ortaçağcı Faşist Din Devleti İnşasının Kadın Düşmanı Hamlesidir!

AKP’giller kadını toplumsal hayattan tamamen silerek köleleştirme projesini adım adım hayata geçiriyor. Ülkemizde bir süredir tahakkümlerine aldıkları medya aracılığı ile koro halinde “süresiz nafaka mağduriyeti” adı altında nafaka hakkının tamamen kaldırılmasına yönelik çalışma yürütüyorlar.
En son AKP’giller’in hukuk bürosu ve operasyon silahı haline getirdikleri yargı birimi olan Anayasa Mahkemesi (AYM), Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin başvurusu üzerine, boşanan eşlere verilen yoksulluk nafakasının “süresiz” uygulanmasına ilişkin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etmiştir.
Bu karar, Laik Cumhuriyet düşmanı AKP’giller’in, Meclise taşıdıkları Ortaçağcı ortaklarıyla birlikte yürüttükleri algı operasyonlarının yargı eliyle tescillenmesidir. Bu karar, Laikliğin kırıntılarını da ortadan kaldırarak yerine Kadın Düşmanı Ortaçağcı Faşist Din Devleti’ni inşa etme projesinin en azılı adımlarından biridir!

Nafakayı sadece erkekler mi ödüyor?
Öncelikle Nafakanın “erkekleri ömür boyu yoksullaştıran bir mekanizma” olduğu koca bir yalandır!
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi aynen şu şekildedir: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”
Görüldüğü gibi yasada nafaka sadece erkeğin ödeyeceği bir para değildir. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf ödeyecektir.
Tekrar açıklayalım: Sağır ve vicdansız kulaklar duysun.

Ne demekmiş?

Erkek de yoksulluğa düşerse mali gücü yeterli olan kadından nafaka isteme hakkına sahiptir.

Nafaka gerçekten süresiz mi?

Türk Medeni Kanunu Madde 176/3, 176/4’e göre; “Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla nafaka ORTADAN KALKMAKTADIR!
Yani ortada bir erkek mağduriyeti ya da “ömür boyu süren mutlak bir ceza” yoktur; kadının boşanarak mutlak sefalete, açlığa ve yoksulluk cehennemine mahkum edilmesini engelleyen asgari bir yasal düzenleme vardır. Ancak gerçekleri çarpıtmak, bu Ortaçağcı gerici güruhun en büyük silahıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 176’ncı maddesi turnusol kağıdı gibi ortadadır!

Nafaka miktarı Açlık Sınırının Yanına Bile Yaklaşamıyor!
Türkiye’de mahkemelerin hükmettiği yoksulluk nafakalarının çok büyük bir bölümü aylık 500 TL ile 1.500 TL arasında komik rakamlardan ibarettir. Ülkedeki açlık sınırının on binlerce lirayı bulduğu, kiralara ve mutfak masraflarına yetişilemediği bu pahalılık cehenneminde, mahkemelerin reva gördüğü bu rakamlar bir kadının değil bir aylık, üç günlük mutfak masrafını bile karşılamaktan uzaktır.
Mahkemeler nafaka miktarını belirlerken ülkenin asgari geçim endekslerini, enflasyonu veya açlık sınırını değil; yalnızca “beyan edilen resmi geliri” baz almaktadır. Ancak erkekler kendilerini sigortasız göstererek, gelirlerini gizleyerek veya mal kaçırarak resmi gelirlerini sıfıra yakın gösterdiğinde, mahkeme doğrudan açlık sınırının çok altında, komik “sadaka” miktarlarına hükmetmektedir.

Sembolik Nafakaların Yüzde 70’inden Fazlası ÖDENMEMEKTEDİR!
Araştırmalara göre; hükmedilen nafakaların %70 ila %80’i erkekler tarafından ya hiç ödenmemekte ya da ilk birkaç aydan sonra kesilmektedir. Sırf kadına bu hakkı vermemek için kendilerini sigortasız göstermekte, mal varlıklarını akrabalarının üzerine kaçırmakta ve mahkemelere yalan beyanlarda bulunmaktadırlar.
İcra takipleri çoğunlukla “erkeğin üzerine kayıtlı mal veya resmi gelir bulunamaması” gerekçesiyle sonuçsuz kalmaktadır. Zaten yoksulluğa düşmüş olan kadın, ödenmeyen nafakayı tahsil edebilmek için icra masrafı, avukatlık ücreti ve tebligat giderleri altında ezilmektedir.
Kanunen nafaka ödememenin cezası 3 aya kadar tazyik hapsidir. Kadının bu cezayı aldırabilmesi için her ay yeniden icra takiplerini kesinleştirmesi gerekmektedir. Ancak Nafaka Kaçağı erkekler ya adreslerini gizleyerek tebligatlardan kaçmakta ya da hapse girmemek için son gün komik bir taksit yatırarak bu cezadan kolayca sıyrılmaktadır!

Asıl Amaç Kadının Ekonomik Bağımsızlığını Kaldırmaktır!
Ortaçağcı Gerici güruhun nafakayı ortadan kaldırmak için yürüttüğü bu organize kampanyanın arkasında yatan asıl neden kadının ekonomik olarak erkekten bağımsızlaşmasını, erkeğe boyun eğmeden tek başına ayakta kalabilmesini engellemektir! Onların idealindeki toplum düzeninde kadın; evde erkeğin kulu kölesi olan, her türlü şiddete, aşağılanmaya ve baskıya ses çıkaramayan, biat etmiş bir eşyadır! Nafaka hakkı, kadına bu cehennemden çıkabilmesi, boşanma cesaretini gösterebilmesi için verilen asgari bir güvencedir. İşte bu gerici taarruz, o asgari güvenceyi de yok ederek kadını çaresiz bırakmayı, boşanmaları imkansız hale getirmeyi ve kadını ev içine, mutfak ile yatak odası arasına zincirlemeyi hedeflemektedir.
İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı kararnamesiyle hukuksuz şekilde çıkan, gözünü 6284 sayılı kanuna diken Ortaçağcı Gerici zihniyet, nafakayı da gasp ederek kadınlara şu gerici dayatmayı yapmaktadır: “Ya evdeki erkek şiddetine, baskısına ve Ortaçağ karanlığına boyun eğeceksin ya da boşanıp sokakta açlıktan öleceksin!”
Zaten Kadın Meselesinin temelinde de ekonomik gücün erkeğin eline geçmesi ve kadının zamanla köleleştirilmesi yatar.
Ustamız Hikmet Kıvılcımlı’nın “Kadın Sosyal Sınıfımız” eserinde tarihsel ve bilimsel olarak tahlil ettiği gibi; Kadın, Anacıl (Ataerkil olmayan, Komün) toplumda üretimin ve toplumsal hayatın tam merkezindeydi. Soy kadından yürür mülkiyet bilinmezdi, kadın kutsal kabul edilir ve toplumu eşitçe yönetirdi. Kadının köleleştirilmesi, üretim araçlarının ve ekonomik gücün erkeğin eline geçmesiyle başlamıştır. Kadın üretimden dışlanmış, tarihin ilk ezilen “sosyal sınıfı” haline getirilerek ev içine hapsedilmiştir!

Bugün de yapılmak istenen aynıdır; kadının elindeki kırıntı niteliğindeki ekonomik haklar da gasp edilerek kadın tam bir ekonomik çaresizliğe ve köleliğe mahkum edilmek istenmektedir. Oysa ki kadının ekonomik gücü varsa hiç kimseye ve hiçbir şeye boyun eğmez, nafaka da istemez!
Genel Başkanımız Nurullah Efe’nin “Din üzerine ahlâk inşa edilemez!” tespitiyle kitaplarında Bilimsel Sosyalizmin ışığında ortaya koyduğu gibi; kadın sorunu bu sömürü düzeni ortadan kalkmadan ve gerçek bir Demokratik Halk İktidarı kurulmadan çözülemez ve KADININ KURTULUŞU İŞÇİ SINIFININ KURTULUŞUNDAN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR!
Bizler, HKP’li Kadınlar olarak Kadınlarımızı bundan 1400 yıl geriye, Taliban Afganistan’ının ya da AKP’giller’in Ortaçağ karanlığına götürüp hapsetmenize, köleleştirmenize izin vermeyeceğiz! Programındaki “Yarımız olan kadını ön safta görmek” ilkesini şiar edinen partimizde, tüm emekçi kadınlarımızı örgütlenmeye, kazanılmış haklarımızı savunmaya ve bu lanet sömürü düzenini yıkmaya çağırıyoruz!
Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşımız’ın önderi Mustafa Kemal’in kurduğu Laik Cumhuriyet’in kırıntılarını da çökertip yerine “Kadın düşmanı Ortaçağcı Faşist Din Devleti” kurmak isteyenlerin bu hain emellerine geçit vermeyeceğiz!
Bugüne kadar elde ettiğimiz haklar kadınların her türlü haksızlığa karşı mücadele mirasıdır!
Ne nafaka hakkımızdan ne 6284’ten ne de Laiklikten vazgeçmeyeceğiz. Kadınlarımızı ev içi köleliğe, güvencesizliğe ve yoksulluğa mahkum etmek isteyen Emperyalistlere ve onların yerli uşakları AKP’giller’e karşı hem hukuki hem de sınıfsal mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!

Nafaka Hakkı Gasp Edilemez!
Laiklik Kadının Özgürlüğüdür!
Çifte Sömürüye Son!
Kadın Erkek El Ele Kurtuluş Partisine!

6 Haziran 2026

HKP Kadın ve Çocuk Komitesi