Oral Çalışlar Yalan Söylemeye Hâlâ Devam Ediyor

09.10.2013
222
A+
A-

Geçtiğimiz günlerde Oral Çalışlar’ın, 12 Eylül Faşist Darbesini ABD’den aldığı emirle gerçekleştiren halk düşmanı Kenan Evren’e 17.09.1980 tarihinde gönderdiği bir mektup medyada yer buldu. Aslında dönemin tanıkları ve PDA-Aydınlık-İP çizgisinin gerçek niteliğini bilenlerce malum olan bu mektup, Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay’ın anılarını anlattığı “Hoşana’nın Son Sözü” isimli kitabıyla birlikte geniş kitleler tarafından bilinir hale geldi.

Oral Çalışlar o dönemde Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeniydi. Dolayısıyla PDA-Aydınlık denilen, şimdi de İP olarak varlığını sürdüren paçavra siyasetin önde gelen isimlerindendi. Döneme tanıklık etmiş gerçek devrimcilerin ve Türkiye Devrimci Hareketi’nin 12 Eylül öncesi ve sonrası tarihini objektif bir gözle değerlendiren dürüst insanlarımızın çok iyi bildiği gibi, bu paçavra siyasetin en bariz niteliği sol siyaset maskesi altında ABD Emperyalizmine ve onların 12 Eylül’ü gerçekleştiren faşist yerli işbirlikçilerine hizmet etmektir.

Oral Çalışlar’ın medyada yer alan mektubunda da açıkça ifade ettiği gibi bu halk düşmanı siyaset 12 Eylül Faşist Darbesini açıktan savunmuştur. Çalışlar mektubunda Faşist Kenan Evren’e şunları yazmaktadır:

“(…) Bunun ötesinde Aydınlık, yaptığı birçok yayınla Sıkıyönetim Komutanlıklarının, terör ve zorbalık odaklarına karşı başarı kazanmasına yardımcı olmuştur.

“Aydınlık Gazetesi, bugüne kadarki yayını ve mücadelesi ile Milli Güvenlik Konseyinin ilan ettiği bu amaçların gerçekleşmesine basın alanında destek olmak için ‘hayatını dahi seve seve feda etmeye hazır’ olduğunu kanıtlamıştır.”

Her yerinden ihanet, halk düşmanlığı, Amerikan uşaklığı akan bu ifadelerin sahibi Çalışlar kendisinin de geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajında belirttiği gibi bu yazıyı bireysel olarak kaleme almamıştır. Bu ihanet dolu ifadeler o zamanki Aydınlık çizgisinin ürünüdür. Bunlar, adını andığımız paçavra siyasetin o günkü ideolojik çizgisiyle birebir örtüşmektedir. Hatırlanacağı ve bilindiği gibi o zamanın Aydınlık çizgisi 12 Eylül Faşizmini açıktan desteklemiştir. Desteklemekle kalmamış, yukarıda da itiraf edildiği gibi devrimcilerin 12 Eylül Faşizmince ezilmesi için ihbarlar yapmışlardır, devrimcilerin evlerinin, bulundukları yerlerin krokilerini paçavra yayın organlarında yayımlamışlar ve Hanefi Avcı’nın söylediği gibi halk düşmanı, antikomünist resmi-sivil faşist kadrolar devrimcileri Aydınlık Gazetesini takip ederek yakalamış, onlara işkence etmiş, onları katletmiştir. Yani 12 Eylül’de katledilen, işkence gören, insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılan halk çocuklarının vebali ABD Emperyalistleri ve Yerli Faşist işbirlikçilerle birlikte bu paçavra siyasetin de üzerindedir.

Zavallı Oral Çalışlar bahsettiğimiz mektubun medyada yayımlanmasından sonra o döneme ilişkin halk düşmanı çizgilerini daha da net ortaya koyuyor. Radikal Gazetesindeki köşesinde konuyla ilgili değerlendirmenin yer aldığı yazısında aynı zamanda şunları söylüyor:

“Asıl düşman tanımı, Sovyetler Birliği olunca ABD’ye daha yakın pozitif bakış kaçınılmazlaşıyordu. Bu nedenle 12 Eylül 1980 askeri darbesine, ilk başlarda ‘Sovyetler’e karşı milli bir duruş’ gözüyle baktık. Aydınlık kapatılınca, ‘Neden bizi kapattınız, biz zaten anarşi ve teröre karşıydık, siz de karşısınız’ şeklinde trajik bir tepki gösterdik.”

PDA-Aydınlık siyasetinin ABD Emperyalizmiyle birebir uyum halinde ve işbirliği içinde bulunduğunu kanıtlayan bundan daha net ifadeler olabilir mi? Bu siyaset, “Sovyet Sosyal Emperyalizmi” saçmalamasıyla bütün zaaflarına rağmen dünya halklarının sigortası olan Sovyetler Birliği’ni düşman bilmiş ve ABD Emperyalizminin yanında yer aldığını açıkça ortaya koymuş, yayınlarında yazmıştır. Böylece CIA’nın Sovyetler Birliği’nin yıkmak için sarf ettiği çabalara ortak olmuş, ABD Emperyalizmine omuz vermiştir. Bundan dolayıdır ki Perinçek o dönemin çeşitli dergilerinde “ABD’nin Solcu Müttefiki” sıfatını kazanmıştır.

İnsan bir kere insani, siyasi namusundan vazgeçmeye görsün. Dönek Oral Çalışlar hâlâ yalan söylemekte, olayları çarpıtmakta, işlediği günahları yok saymaya çalışmaktadır. Şöyle yazmaktadır bahsettiğimiz köşe yazısında:

“Soldan ve sağdan gelen şiddeti mahkûm eden bir yayın çizgisi izledik. Bu elbette, “Asıl tehlike Sovyetler Birliği” saptamamızla çelişen bir durumdu. Kontrgerilla adını verdiğimiz ‘Özel Harp Dairesi’nin sağı ve solu kışkırtarak bir darbe hazırladığını hissediyor ve bu bağlamda ‘siyasette uzlaşma’yı, partiler arasında milli birlik hükümeti kurulmasını savunuyorduk. Solun, şiddet sarmalının içine çekilmesine karşı duruyorduk.”

Çalışlar yalan söylüyor. Kendisinin de içinde yer aldığı Aydınlık siyaseti Özel Harp Dairesi’ni de savunmuştur. Genel Başkan’ımız 24 Şubat 2013’te Parti Kongremizde yaptığı ve daha sonra da “Heba Edilen Devrim Yüklü Yıllar” ismiyle kitaplaştırdığımız konuşmasında bu noktayı açıkça dile getirmiştir. Sözünü ettiğimiz konuşmada Genel Başkan’ımızın yaptığı değerlendirme şöyledir:

 

“İP bildiğimiz gibi, hep söylediğimiz gibi, CIA Sosyalizmi diye adlandırdığımız bir hareket. 1970’ten beri, arkadaşlar. Usta’mıza karşı ilk saldırıyı başlatan bir hareket. Haksız, namussuzca saldırıyı başlatan bir hareket. İşte Kaypakkaya o zaman bu hareketin içindeydi. Siyasi kanıtları olmadığı için yani Usta’mıza karşı herhangi bir haklı siyasi eleştiri yöneltmelerine imkan bulunmadığı için Usta’mıza yani o zaman kendi takvim yaşı kadar cezaevinde, zindanda yatmış bir insana, kendi babasının yaşından daha uzun süre siyasi kıdeme sahip bir insana hiç acımadan, düşünmeden, insafsızca…

Ayhan Yoldaş: Mesnetsizce, dayanaksızca…

Nurullah Ankut Yoldaş: Evet. Hayâsızca diyelim, Deccal diye saldırıyordu, arkadaşlar. Tetikçi olarak kullanıyordu Kaypakkaya’yı, Doğu Perinçek. Deccal… Yani kötülük simgesi… Dinlerde ahir zamanda ortaya çıkacağına, insanları yalan ve düzenlerle kandırıp toplumda fitne fesat çıkaracağına inanılan kişi. Tabiî sonradan bu hareket Sosyalist Sovyetler’e karşı, yıkılıncaya kadar mücadele etti. 1991’e kadar saldırdı, mücadele etti. NATO’yu savundu. 12 Eylül Faşist Diktatörlüğünü savundu. Faşist saldırılara karşı, Kontrgerilla’nın örgütlediği saldırılara karşı nefis savunması yapan devrimci gençleri ihbar etti. Onların isimlerini, adreslerini krokilerle tek tek çizerek Parababalarına, CIA’ya, MİT’e ihbarda bulundu. Böyle bir hareketti. Yani Usta’mızın tespiti son derece haklı, yerindeydi; ondan sonra hayatın akışı da bunu gösterdi.

12 Eylül Faşizminin hemen sonrasında Doğu Perinçek, o günlerde “ara güç” diye adlandırarak savundukları 12 Eylül polis ve savcılarına açıkça Özel Harp Dairesi’ni yani Gladio’yu-Süper NATO’yu desteklediklerini beyan eder. Görelim:

“Özellikle şunu belirtelim: Partimiz “Özel Harbi” dış tehdide karşı son derece gerekli gördüğünü defalarca belirtmiştir. Biz bunun önemini çok derinden kavramış bir partiyiz. Bu nedenle Özel Harp Dairesinin yasal kuruluş amacına ve yasal gördüğümüz bu anlamdaki faaliyetlerine karşı çıkmadık, hatta bunları gerekli gördük.” (Türkiye İşçi Köylü Partisi İddianame ve Sorgu, s. 132-133, Sahibi: Av. Hüseyin Gökçearslan, Derleyen: Selim Arıkdal, Av. Hüseyin Gökçearslan’ın Önsöz’ünün yazım tarihi: 31.08.1981)

CIA’yla kaynaşık Özel Harp Dairesi Halka ve devrimcilere karşı sayısız katliam gerçekleştirmiştir

Özel Harp Dairesinin “dış tehdide karşı” değil, tam tersine ülke içindeki komünist, sosyalist, demokrat, antiemperyalist, yurtsever, namuslu güçlere karşı savaşmak üzere kurulmuş bir NATO örgütlenmesi olduğunu; antikomünist bir cinayet, katliam ve provokasyonlar, provokatörler örgütü olduğunu her namuslu aydın bilir, söyler ve yazar.

Türkiye’nin 1952’de NATO’ya girişinden 6 ay sonra kurulan “Seferberlik Tetkik Kurulu”nun 1965’te ad değiştirerek “Özel Harp Dairesi” adını aldığını, 1990’da da yeniden ad değişikliğine gittiğini ve “Özel Kuvvetler Komutanlığı” olduğunu yine bu namuslu aydınlar bilir, yazar.

Ve ayrıca da bu katliam örgütünün uluslararası planda “Süper NATO”, “Gladio” olarak bilinen ve tüm NATO ülkelerinde birer şubesi bulunan CIA yönetimindeki örgütlenmenin Türkiye’deki ayağı ya da şubesi olduğu da bilinir, söylenir, yazılır.

Bu ABD ya da CIA kuruluşu olan örgütün 25 yıl boyunca maddi giderlerini ABD karşılamıştır. Hatta barınmasını bile ABD, CIA sağlamıştır. Merkezi de JUSMAT’ın (Joint US Military Mission for Aid to Turkey, “Türkiye’ye Yardım için Ortak ABD Askeri Kurulu”)’nun Ankara Bahçelievler’de bulunan karargâhının içindedir. Düşünebiliyor musunuz yani CIA görevlisi ABD askerleriyle iç içedir, Türkiye’nin Özel Harpçileri ve onların Dairesi. Etle tırnak gibi kaynaşıktırlar. Bu alçak, insanlık düşmanı örgüt, 1 Mayıs 1977, Çorum, Maraş ve benzeri onlarca katliamı planlayıp uygulamış ve binlerce namuslu, yiğit, yurtsever genç devrimcinin canına kıymıştır.

İşte nitekim 30 Mart 1972’de Kızıldere’de Mahirler’i, Cihanlar’ı özetçe On Yiğit Devrimci Yoldaş’ımızı canavarca katleden de bu örgüttür.

Cihan’ın Ablası Nuran Alptekin Kepenek kardeşimizin “Oy Cihan, Bizum Cihan” adlı, Cihan’a, Mahirler’e ve Denizler’e bir ağıt niteliğindeki, aynı zamanda da bir belgesel güvenilirliğindeki kitabından şu satırları okuyalım:

“İngilizleri kaçırma planı, ince ince hazırlanacaktır. Kaçıra­cakları İngilizler tanıdık bir avukatın bürosunun üstünde oturmaktadırlar. Bir yandan da Ünye ve Fatsa’da arandıkları haberleri gelmektedir. Araştırma işlerini, aranmayan arkadaş­larına yaptırarak kaçırma işine son şeklini verirler. Aranmala­rı işlerini oldukça güçleştiriyordu. Onları sadece polisin ve askerin aradıklarını sanıyorlar. Oysaki onları arayanlar asıl olarak Özel Harp Dairesi’ne bağlı çelik yelekli vurucu timler­dir. Kenan Evren, yıllar sonra bu gerçeği açıklayacaktır. Kızıldere operasyonunu Özel Harp Dairesi gerçekleştirmiştir. Çünkü düşman, yani bir avuç yurtsever, akıllı, bir o kadar da insan gençler, çok çok tehlikelidir. Yani silah kullanmayı zo­runlu olmadıkça asla düşünmeyen, gerçekte silaha karşı, on genç vardır karşılarında.” (Nuran Alptekin Kepenek, age, s. 154)

Doğu Perinçek ve TKİP, NATO’yu savununca onun bir alt kuruluşu olan “Süper NATO”yu da savunacaktır tabiî. Onlar için zor olmaz böyle aşağılık işler. İşin enteresanı bu adam ve avanesi her ihanetine, her düzenbazlığına bir kılıf bulup hâlâ Tarih bilincinden yoksun, saf insanlarımızı kandırabilmektedir, onlara kendini ihanet ettiği davanın mağdur kahramanı olarak satabilmektedir…

İşte bu adam ve avanesi ne yazık ki şu anda da Türkiye’de sol maske altında siyaset yapabilmektedir. İnsanın böyleleriyle karşılaşınca midesi bulanır, dili kilitlenir. Hiçbir söze kadir olamaz insan. Hani denir ya “sözün bittiği yer” diye; işte öyle bir yerdir bunların mevcudiyeti ve durumları.

Ne diyeceksin? Yine NEYLERSİN deyip geçelim…”

Tarih elbet hükmünü verecek ve herkes layığını bulacaktır.

Halkın Kurtuluş Partisi

Genel Merkezi