Halkın Kurtuluş Partisi, Anayasa Mahkemesine Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığından Alınması İstemiyle Başvuruda Bulundu

24.08.2015
223
A+
A-

Halkın Kurtuluş Partisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın; tarafsız Cumhurbaşkanı olma sıfatını kaybettiğinin ve anayasal düzeni (sistemi) değiştirmeye ve fiili bir rejim kurmaya çalıştığının tespitiyle, bunun önlenmesi yolunda ihtiyati tedbir kararı verilmesini;

Bu tedbire uyulmaması halinde ise, meşruiyetini kaybetmiş olan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumuhrbaşkanlığının sona erdiğinin hüküm altına alınmasına karar verilmesini Anayasa Mahkemesinden talep etti.

HKP’nin AYM’ye başvuru dilekçesi aşağıdadır.

         ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA                                                                                                            ANKARA

 

         Ö Z Ü : İhtiyati tedbir istemli bireysel başvurudur.

 

BAŞVURUCU : HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI

ADRESİ             : Karanfil sok. No:24/15 –Kızılay/ ANKARA

TEMSİLE YETKİLİ

KİŞİ                     : Nurullah ANKUT/ HKP GENEL BAŞKANI

TC.KİMLİK NO:32194696752

 

AVUKATI     : Av. Orhan ÖZER ve vekaletnamede adları yazılı diğer avukatlar.

ADRES            : Şems Mah. M.Babalık Sok. Cihan İşh. Kat:3/305 – Konya

TELEFONU   : İşyeri: 0332 3523525 Cep: 05058858700

E.POSTA            : avozerorhan42@gmail.com

 

II- AÇIKLAMALAR

 

  • Kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların özeti:

 

1- Başvurumuzun özünü; Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın 14 Ağustos 2015 tarihli Rize konuşmasındaki, “ister kabul edilsin ister edilmesin TÜRKİYENİN YÖNETİM SİSTEMİ DEĞİŞMİŞTİR. Şimdi yapılması gereken BU FİİLİ DURUMUN HUKUKİ ÇERÇEVESİNİ OLUŞTURMAKTIR” şeklinde özetlenebilecek ve aşağıda geniş irdelemesini yapacağımız sözleri oluşturmaktadır

Ancak yukarıdaki bu beyan zincirin son halkası olup, çok uzağa gitmeden benzer eylem ve açıklamaların irdelenmesiyle daha net anlaşılacağından, tarih sırasına göre olayları aktarmakta yarar görüyoruz.

 

2- “ Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, laik cumhuriyete,… bağlı kalacağına, görevini tarafsızlıkla yerine getireceğine” dair yemin ederek 10.08.2014 tarihinde Cumhurbaşkanı olarak göreve başlayan Recep Tayip Erdoğan:

a-) AKP’nin 27.08.2014 tarihindeki olağanüstü Kongresine katılarak, kongreyi ve seçimi yönlendirdiği, Genel Seçim boyunca da AKP Genel Başkanı gibi Cumhurbaşkanlığı ve devlet imkanlarını kullanarak seçim çalışması yürüttüğü, böylece yemin ettiği tarafsızlık ilkesini çiğnediği hususu, tüm kamuoyunun, dolayısıyla da Yargının gözleri önünde cereyan etmiştir. Bu konuda hukukun işletilmediğini, buna cesaret edilemediğini gören Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz günlerdeki koalisyon çalışmalarını engelleyerek yeni erken seçime ülkeyi sürüklemekte ve AKP’nin propaganda çalışmalarına hız vermiş bulunmaktadır.

b-) Bu Anayasa ve hukuk tanımaz icraatları eleştiri konusu yapılınca da, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan “ben Anayasayı askıya aldım” diyebilme cesaretini göstermiştir.

Anayasal kurallarla seçilen bir Cumhurbaşkanı, “ben Anayasayı askıya aldım” diyebiliyorsa, buna karşı AYM ve Yargı kuruluşları sesini çıkaramıyorsa, ortada artık bir sivil darbe var demektir. Cumhurbaşkanının Rize konuşması da bunun teyidinden başka bir şey değildir.

Cumhurbaşkanının o tarihteki “Anayasayı askıya aldım” sözleri karşısında, diğer Siyasi Partiler YSK dan bunun önlenmesini istemişler, tabii sonuç alamamışlardır. Sadece müvekkil başvurucu HKP, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak;”Cumhurbaşkanının tarafsız Cumhurbaşkanı olma sıfatın kaybettiğinin tespitiyle, anayasal sınırlar içine çekilmesi için ve hatta gerekirse Cumhurbaşkanlığının askıya alınması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini” talep etmiştir. Ancak hiçbir karar verilmemiştir. Bu gün bu talebimizin ne kadar haklı olduğu bir kez daha görülmektedir.

c-) Recep Tayip Erdoğan 7 Haziran seçimlerinin hemen öncesinde, Denizli Anemon Otel’de sivil toplum kuruluşlarına hitaben yaptığı konuşmada aynen şöyle demektedir.

Parlamenter sistem 10 Ağustos’ta bir daha geri dönüşü olmamak üzere MİLLETİMİZ TARAFINDAN BEKLEME ODASINA ALINDI. BU BEKLEME NE KADAR SÜRECEK,..MEVCUT UYGULAMAYA YASAL ZEMİN KAZANDIRILANA KADAR..”

Bu açıklama, sadece kafasındaki Başkanlık sistemi özlemi ile açıklanamaz. Zira Başkanlık sisteminde de Parlamentonun varlığı açıktır. Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, kimsenin kendisinden hesap soramayacağı, kendisinin başkanlığında totaliter din devleti, hilafet istemektedir. Burnu da gizlememektedir. Her defasında da Anayasa’yı, Anayasal kurumları milli irade dışı göstererek, kendi halifeliğine zemin oluşturmaya çalışmaktadır. Asıl dava konusu Rize konuşması da bunun uç noktasıdır.

d-) Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın, Anayasayı hiçe sayan ve işine geldiği gibi yorumlayan bu anlayışı; AKP’nin kabine üyelerince aynen benimsenmiştir. Onlar için; Demokrasi, Anayasa ve Anayasanın düzenlediği çoğulcu Parlamenter sistem bir araçtır. Asıl amaçları, totaliter din devletini, halifeliği kurmaktır. Bu amaçlarını da gizlememekte, sık sık Anayasaya ve Anayasal düzene saldırmaktadırlar.

Bu konuda eski İÇİŞLERİ BAKANI Efkan ALA’nın, 02.Mart.2015 tarihinde BMM Genel Kurulunda, kürsüden yaptığı konuşması dikkat çekicidir. Şefinin görüşlerinin tekrarıdır. Aynen şöyle diyor eski Bakan:

Bu Anayasanın kötü bir Anayasa olduğunu söylememize gerek yok. Olsa da TANIMIYORUZ.

“ HİÇ BİR ANAYASAL KURUM MİLLET EGEMENLİĞİ KULLANMA YETKİSİNE SAHİP DEĞİLDİR. TANIMIYORUM”

Daha ne desin adamcağız. Hakkında verilen gensoru nedeniyle “Ben hiçbir Anayasal ve Hukuksal denetimi tanımıyorum. Bana millet yetki verdi. Dolayısıyla istediğim gibi yürütürüm” diyor. Bunlar gelişigüzel açıklamalar değildir. Yemin ettikleri “Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma” sözleri onlar için bir takiyyedir. Utanmadan söylenebilen bu demeç, Anayasa’yı ve Anayasal düzenlemeleri, milletin iradesinin gaspı olarak nitelendirebilmektedir.

Bu olay nedeniyle müvekkil HKP adına Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Ne yazık ki bu olayın soruşturması da kapatılmıştır. Olsun. Biz tarihe not düşmeye devam edeceğiz.

 

3- Gelelim Cumhurbaşkanının Rize konuşmasına, Aynen şöyle diyor:

       “ Beyler, Türkiye 10 Ağustos 2014 tarihinde, milletin doğrudan Cumhurbaşkanını seçmesiyle yeni bir döneme girmiştir. Artık ülkede sembolik değil fiili gücü olan bir cumhurbaşkanı var. İster kabul edilsin ister edilmesin; TÜRKİYENİN YÖNETİM SİSTEMİ BU ANLAMDA DEĞİŞMİŞTİR. Şimdi yapılması gereken, BU FİİLİ DURUMUN HUKUKİ ÇERÇEVESİNİ KESİNLEŞTİRMEKTİR.”

Bu artık hukuk tanımazlığın zirvesidir. TÜRKİYENİN ANAYASAL DÜZENİ FİİLEN DEĞİŞMİŞTİR diyor. Hem de bunu Anayasa çerçevesinde seçilen Cumhurbaşkanı söylüyor. Anayasal düzene, Yargıya ve Kamuoyuna meydan okuyarak söyleyebiliyor. Kimse bana karışamaz diyor. BU SÖZLER ANAYASAYA GÖRE SEÇİLEN CUMHURBAŞKANININ SİVİL DARBE YAPIP KENDİ DİKTATÖRLÜĞÜNÜ İLAN ETTİĞİNİN AÇIK BİR İTİRAFIDIR. Ne yazık ki muhalefet partilerinden gelen bir iki naif eleştirinin dışında, ne Yargıdan ne de kamuoyundan çıt çıkmıyor. Birilerinin bunu Yargıya taşıması ve olayın vahametini göstermesi gerekirdi. Müvekkil HKP,si her olayda olduğu gibi, bu olayda da, Anayasal hakları çerçevesinde Yargıyı harekete geçirmeyi görev saymıştır. Önce Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş, ardından da, AYM.ne iş bu başvurusuyla tedbir istemli davasını açmıştır. Biz görevimizi yapıyoruz. Karar sizindir. Hukuki gerekçelerimiz, forma uygun olarak aşağıdaki (B) bendinde açıklanmaktadır.

 

B- Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenlerle ihlal edildiğine ilişkin gerekçeler ve delillerle ilgili açıklamalar :

Yukarıda çok özet olarak açıkladığımız, zincirleme devam eden olaylar, eylemler ve açıklamalar, Anayasanın fiilen ilgası niteliğindeki kastı ortaya koyan eylem ve açıklamalardır. Bunlar öyle irticalen, laf olsun diye yapılan açıklamalar değildir. Belli bir plan çerçevesinde, adım adım uygulamaya konan ve son aşamasında fiili darbe niteliğine bürünmüş, “Anayasal düzeni yıktım”la sonuçlanmış bir eylemler bütünüdür söz konusu olan. Artık yorumun ve sözün bittiği yerdir gelinen nokta. Yine de başvuru formuna uygun olarak Anayasal ve yasal hak ihlallerini başlıklar halinde aşağıda sunuyoruz.  

  • Cumhurbaşkanı bu beyan ve icraatlarıyla, Anayasa hükmü olan yemini

tutmamış, çiğnemiştir. Anayasal suç işemektedir.

  • Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı, “Ben sistemi değiştirdim

Tarafsız olamam” diyerek ve uygulayarak yine Anayasal suç işlemektedir.

3-   Anayasanın 2. maddesinde öngörülen Çumhuriyetin “ demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olma özelliği ile yine Anayasanın 4. maddesinde düzenlenen “ bu niteliklerin değiştirilemeyeceği, değişmesinin teklif edilemeyeceği” amir düzenlemelerini hiçe sayarak, hem Anayasal bir suç işlemekte, hem de fiili darbe yaptığın çekinmeden açıklayabilmektedir.

4- Anayasanın 6. maddesindeki “ hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamaz” amir düzenlemesine aykırı olarak Cumhurbaşkanın, fiilen Anayasal sistemi değiştirdiğini ilan ederek, bilerek ve isteyerek Anayasa dışı yetkiler kullanmak suretiyle Anayasal suç işlediği hususu da tartışmasızdır.

5- Cumhurbaşkanı ANEMON OTEL konuşmasıyla da, Anayasada düzenlenen parlamenter Sistemi de, Bekleme odasına alarak, ortadan kaldıracağını açıkca ilan etmişti. Son Rize konusmasıyla da fiilen bitirdiğini ilan ederek, sivil darbe yaptığını açıkca beyan ve itiraf etmiştir. Bize göre VATANA İHANET SUÇU TÜM UNSURLARIYLA OLUŞMUŞTUR.

         Cumhurbaşkanının tüm bu eylemleri YÜCE DİVANLIKTIR. Ancak sayın Mahkemenize bu yönde bir dava açılmadığı, daha doğrusu açılmaya cesaret edilemediği için, müvekkil HKP si, kamuoyunun ve ülkenin geleceğini karartacak bu uygulamaların tedbiren durdurulması için bireysel başvuruyu zorunlu görmüştür.

           Kamunun ve Halkın Anayasal haklarının ihlali, en büyük hak ihlalidir. Bireysel hakların hep önündedir. Öncelikle ele alınması gerekir. Müvekkil HKP si de bu bilinçle iş bu başvuruyu yapmaktadır.

 

           C- Başvurucunun güncel ve temel hakkının zedelendiği iddiası:

Başvurucu Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Anayasal kurallara uygun, Çoğulcu parlamenter demokrasi kuralları gereği kurulmuş yasal bir partidir. Tüm Anayasal ve yasal koşulları tamamlayarak son seçimlere katılmış ve sistemin ve bağlı yayın kuruluşlarının böyle bir parti yokmuş gibi “susuş kumkumalarına” rağmen, 60 binin üzerinde oy almış ve gelecekte iktidara aday iddialı bir partidir.

Müvekkil siyasi parti, Cumhurbaşkanının davaya konu açıklamasını, Anayasal düzeni yıkma (sivil darbe) eylemi olarak gördüğünden bu başvuruyu yapmaktadır. Cumhurbaşkanının açıkladığı sivil darbe gerçekleşirse, hiçbir siyasi partinin yaşama şansı da olmayacaktır. Kaldı ki sadece siyasi partilerin değil, TÜM KAMUNUN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN DE GASP EDİLECEĞİ AÇIKTIR. Kamunun ve Halkın haklarını savunan müvekkil siyasi partinin hem kendi haklarının, hemde kamunun ve Halkımızın hak ve özgürlüklerinin gasp edileceği böyle bir olayda, işbu davayı açma hakkı vardır. Halkın Kurtuluşu Mücadelesini veren bir partinin, bu olaylar karşısında susması beklenemez.

Anayasada Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri sayılmıştır. Ancak bir Cumhurbaşkanının Anayasa’da belirtilen görev yetkilerini hiçe sayarak, “Ben Anayasayı askıya aldım”, “Sistemi değiştirdim” diyebileceği öngörülmediği için, bu tür eylemlere karşı yasal başvuru yolları Anayasada düzenlenmemiştir. Ancak Türk Hukuk Sistemi içinde, Cumhurbaşkanı Recep tayip Erdoğan’ın yukarıda özetlediğimiz eylemleri ve işlediği Anayasal suçlarla ilgili, Anayasa Mahkemesinden başka bir Yargı merci bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, Anayasanın ihlali ilgili davaların tek merciidir. Anayasal düzeni kollayıp korumak bu mahkemenin görevidir.Şekli kalıplara takılmadan bu başvurumuzla ilgili karar verilmesi, kuruluş yasanızın gereğidir.

 

SONUÇ TALEBİMİZ         :

           CUMHURBAŞKANI SEÇİLDİĞİNDEN BU YANA, TARAFSIZ BİR CUMHURBAŞKANI OLMAK YERİNE, AKP’ NİN 1. GENEL BAŞKANI GİBİ, SİYASİ PROPOGANDA VE POLEMİK ÜSLUBUYLA HER KONUDA TARAF OLACAK ŞEKİLDE İCRAATLARDA BULUNAN, SON OLARAK DA”ANAYASAL SİSTEMİ FİİLEN DEĞİŞTİRDİM” DİYEBİLECEK KADAR PERVASIZLAŞAN, ANAYASA VE HUKUKU TANIMADIĞINI AÇIKLAYAN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN, BU TEHLİKELİ VE HUKUK DIŞI AMAÇ VE EYLEMLERİNİN DURDURULMASI GEREKMEKTEDİR. ASLINDA KONUYLA İLGİLİ İLLA BİR BAŞVURUNUN GEREKMEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ. ANCAK KONUNUN GÜNDEME ALINMASI İÇİN İŞ BU BAŞVURUYU YAPIYORUZ.

           TALEBİMİZ         : CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN; TARAFSIZ CUMHURBAŞKANI OLMA SIFATINI KAYBETTİĞİNİN VE ANAYASAL DÜZENİ (SİSTEMİ) DEĞİŞTİRMEYE VE FİİLİ BİR REJİM KURMAYA ÇALIŞTIĞININ TESPİTİYLE, BUNUN ÖNLENMESİ YOLUNDA İHTİYATİ TEDBİR KARARI VERİLMESİNE;

         BU TEDBİRE UYULMAMASI HALİNDE İSE, MEŞRUİYETİNİ KAYBETMİŞ OLAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN CUMUHRBAŞKANLIĞININ SONA ERDİĞİNİN HÜKÜM ALTINA ALINMASINA KARAR VERİLMESİNİ, vekili olduğum HKP si adına talep ediyorum.

                                                      24.08.2015

                                                      Başvurucu

                                       Halkın Kurtuluş Partisi (HKP)

                                                      Vekili

                                             Av. Orhan ÖZER