19 Ağustos 2015’te HKP’nin Çağlayan Adliyesinde polisin engelleme girişimlerine rağmen yaptığı eylemin tapesi

21.08.2015
195
A+
A-

Partimiz Genel Başkanı Nurullah Ankut Çağlayan Adliyesi önünde Efkan Ala şahsında Tayyipgiller’e meydan okudu

(…)

Av. Ayhan Erkan: Verilen bu talimat yasal değil.

Polis: O sizin kendi görüşünüz.

Av. Ayhan Erkan: İşte burada açıklama yapacaklar. İşte bu kadar.

Polis: Ben buraya bariyer çektim.

Av. Ayhan Erkan: Yani biz burada ne yapacağız?

Polis: Ben buraya bariyer çektim.

Av. Ayhan Erkan: Yapacağınız zor kullanma nedir?

En fazla hepimizi gözaltına aldırmaktır.

Polis: Ben buraya bariyer çektim.

Av. Ayhan Erkan: Bunun dışında bizim bir sorumunuz yok. Silahımız yok, sopamız yok.

Polis: İşi yokuşa sürüyorsunuz.

Nurullah Ankut: Arkadaş, ben Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanıyım. Burada açıklama yapacağım. Yetkin varsa al beni. Al. Al içeriye o zaman. Tamam, o yetkin de var al hadi. Bu kanunsuz emri veren amirine söyle al hepimizi. Bu ne ya? Adliyenin önünde bir siyasi parti açıklama yapıyor, izin vermiyorsunuz.

Polis: Ben size zorluk çıkarmak istemiyorum.

Nurullah Ankut: Zorluk çıkarıyorsun.

Polis: Hayır.

Nurullah Ankut: Başka hiçbir anlamı yok bunun. Hiçbir anlamı yok başka!

Polis: Bağırma. Bağırmanıza gerek yok.

Nurullah Ankut: Tamam al o zaman arkadaş.

Av. Ayhan Erkan: Karşınızda siyasi bir partinin genel başkanı var. Yasal bir parti var.

Polis: Herkes bir ağızdan konuşmasın. Ben kanun adına konuşuyorum.

Av. Pınar Akbina: Kişiye özel bir şey yok. Sizin kişiliğinize bir şey denmiyor.

Nurullah Ankut: Kanunlar çerçevesinde oynayacaksınız!

Polis: Böyle bağıramazsınız. Siyasi Parti Genel Başkanıysanız beyefendi gibi konuşun.

Nurullah Ankut: Beyefendi gibi konuşuyorum ben. Kimse bana beyefendiliği öğretemez.

Polis: Elinizi aşağıya indirin.

Nurullah Ankut: Sen de indir elini aşağıya.

Polis: Elini aşağıya indir.

Nurullah Ankut: Sen indir.

Polis: Yakışmıyor.

Nurullah Ankut: Sana yakışmıyor. Yaptığınız ne yani?

Halil Arabulan: Uygulamaya tepki gösteriyoruz.

Polis: Siz buradan ayrılmayın, ben sizden rica ettim. Ayrılmamakta direniyorsanız ben gerekli yasal haklarımı kullanacağım.

Nurullah Ankut: Kullan. Tamam. Direniyoruz.

Polis: O zaman bu sizin bileceğiniz bir şey.

Av. Ali Serdar Çıngı: Bizim eylemimiz basın açıklamasıdır. Açıklamadan sonra dağılacağız. Olay bu.

Polis: Ben basın açıklamasına karşı değilim.

Av. Pınar Akbina: Yeniden bir görüşün.

Polis: Ben basın açıklamasına karşı değilim. Yasal bir hakkınız. Ama ben burayı güvenlik bölgesi ilan ettiysem, burada güvenlik amacıyla polis bekliyorsa…

Av. Ali Serdar Çıngı: Burada güvensizlik yaratan bir yapı yok, anlayış yok, eylem yok.

Polis: Bu sizin kendi görüşünüz.

Av. Ali Serdar Çıngı: Güvensizlik yaratacak hiçbir ortam yok.

Nurullah Ankut: Keyfi güvenlik bölgesi ilan edilmez. Kanuna uymak zorundasınız siz de biz de.

Polis: Ben buraya bariyer çektim. Kapattım burayı.

Nurullah Ankut: Kanunlar çerçevesinde yaparsınız bunu.

Polis: Yaparım.

Av. Ali Serdar Çıngı: Siz kanun adamısınız, biz de kanun adamıyız. Kamu görevi yapıyoruz.

Slogan: Gün Gelecek Devran Dönecek Tayyipgiller Halka Hesap Verecek…

Halil Arabulan:

Saygı değer basın emekçileri ve Halkın kurtuluş Partililer,

İnsan soyunun başdüşmanı ABD-AB Emperyalistlerine uşaklık etmede, halklarımıza zulüm yapmada, hırsızlıkta, yolsuzlukta, vurgunculukta sınır tanımayan ve bugün Ortadoğu’da emperyalizme karşı antiemperyalist bir savaş veren Esad ve Suriye Halkına karşı şeriatçı güçlere destek veren Tayyipgiller savaş suçu işlemekte.

Onunla ilgili suç duyurusunda bulunduk. Dayanamadığı için, korktuğu için Genel Başkanımız ve Partimiz hakkında dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala suç duyurunda bulundu, bizler onunla ilgili buradayız. Biz yolumuzdan dönmeyiz.

Konuyla ilgili basın açıklamasını yapmak üzere HKP İstanbul İl Başkanı Av. Pınar Akbina’ya sözü veriyorum.

Slogan: Kahrolsun ABD-AB Emperyalizmi.

Malum MİT tırları herkesin hatırındadır. İçi silah ve mühimmat dolu tırları ulusal ve uluslararası hukuku çiğneyerek Suriye’ye gönderen, önce “yardım” gönderiyoruz yalanına başvurup foyaları çıkınca da sahte külhanbeylikleriyle ev sahibini bastıran yavuzlar, bir de bu konuda tırları durdurarak soruşturma yürüten savcıları, askerleri sürdüler, tutuklattılar ve kendi suçlarını bu yolla örttüler bilindiği gibi.

Mayıs 2015’de ise, Cumhuriyet gazetesinin ve Odatv’nin yayımladığı haberlerde bu savaş suçu konusunda hem yeni görüntüler, hem de yeni tanıklıklar ortaya çıkmıştı. Bizatihi AKP Dış ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, durdurulan Mit tırlarının ÖSO’ya gittiğini söylemişti.

ABD-AB Emperyalistlerinin ve onların talimatıyla AKP iktidarının Suriye halkına ve Suriye hükümetine karşı giriştikleri uluslararası yağma-talan savaşına ve kurdurdukları Ortaçağcı örgütler eliyle gerçekleştirilen terör saldırılarına karşı, partimiz her düzeyde mücadele yürütmüştür. Bu mücadelenin bir ayağı da, hukuk mücadelesi olmuştur.

Temelinde Büyük Ortadoğu Projesi olan bu hainane süreç boyunca, kardeş Suriye halkı aleyhine yasa dışı olarak asker toplanması, Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Türkiye’den gönderildiği anlaşılan ÖSO gruplarının gerçekleştirdiği saldırılar, Türkiye’deki kamplarda bu çetelerin fiilen örgütlenmesi-desteklenmesi, Eğit-Donat projesi ve Kampları, “4 adam gönderirim, 8 füze attırırım” provakasyonları, ve son olarak Mit tırları ile ÖSO denilen alçak örgüte silah taşınması üzerine, partimiz onlarca eylem, onlarca suç duyurusu yapmıştır.

Bir dönem cemaatin, sonrasında ise Tayyipgiller’in Hukuk Bürosuna dönüşen Türk Yargısında, tüm bu başvurularımız sonuçsuz kalmıştır, tüm bu eylemler açıkça Türk Ceza Kanunu’nda “yabancı devlet aleyhine işlenen suçlar” şeklinde düzenlenmiş olmasına rağmen. Elbette ki siyasal iktidar ile yargı iktidarının böylesine kaynaşıklaştığı bir dönemde başka türlüsü şaşırtıcı olurdu.

Gelinen noktada, Yasin Aktay’ın da itirafları üzerine, AKP’nin Suriye karşıtı tüm eylemleri, Birleşmiş Milletler Sözleşmelerinde, Terörün Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’de ve Roma Şartı’nda açıkça SAVAŞ SUÇU, ya da ULUSLARARASI TERÖR SUÇU olarak tanımlandığından, bu suçları yargılamakla görevli Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne AKP önde gelenlerini şikayet ettik. Başvuruyu partimiz avukatları aracılığıyla gerçekleştirdik. Her ne kadar Türkiye henüz bu mahkemenin yargılama yetkisini tanımamakta ise de, UCM, sözleşme tarafı olmayan Uganda ve Sudan aleyhine yargılamalar yapabilmiştir.

İşte bu başvurumuzda, “4 adam-8 füze” toplantısının hazirunlarından, AKP’nin sınangalı savaş suçlusu Efkan Ala şikayet ettiğimiz kişilerdendi. Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Hakan Fidan ile birlikte… Öyle olacak ki, kurulacak muhtemel koalisyondaki yerini garantileyememiş olan Efkan Ala, açıkta kalabileceği bir ikbalsizlik korkusuyla olsa gerek, bu başvurumuz sebebiyle “Hakaret, İftira ve Suç Uydurma” iddiasıyla şikayetçi olmuştur, partimiz Genel Başkanı Nurullah ANKUT hakkında.

Ankara Cumhuriyet savcılığı da konuyla ilgili derhal soruşturma başlatmış, ifadeye çağırmıştır Genel Başkanımızı.

Komşu ülkenin meşru hükümetine karşı, şekli de olsa bir meclis kararı bile olmaksızın, illegal güçler eğiten, donatan, onlara yasa dışı yollarla silah gönderenler hakkında tek bir işlem yapamayan Ankara Başsavcılığının, buna isyan eden, buna karşı ulusal ve uluslararası alanda siyasal ve hukuksal mücadele edenler hakkında soruşturma açılmasına şaşırdık mı? HAYIR!

Böylece savaş suçu işleyenlerin aklanmaya çalışılmasına ve bunların üzerlerine gidenlere “aman verilmesin” mesajına şaşırdık mı? Buna da HAYIR!

Lakin müşteki savaş suçlusu Efkan Ala’nın buradan açılacağına emin olduğumuz davaya bizzat katılmasını bekliyoruz. Türk Ceza Kanunu’nun Hakaret suçunu düzenleyen 125. Maddesi, “bir olgu isnadı”nı suç olarak tayin etmiş, devamındaki düzenlemeler ise isnat edilen fiilin ispatı halinde fiil isnat edene ceza verilmeyeceğini hükme bağlamıştır. Ancak bu nitelemeyi yapanın iddiasını ispat talebine müştekinin rıza göstermesi gerekmektedir, gene düzenlemeye göre.

Yani partimiz Genel Başkanı ve avukatlarımız, şayet Efkan Ala’nın savaş suçlusu olduğunu bizzat mahkemede ispat edebilirlerse, bu durumda kendisine karşı kullanılan bu söz ve nitelemeler asla hakaret olarak adlandırılamayacaktır. Ancak Efkan Ala’nın, bu iddiamızı ispata rıza göstermesi gereklidir.

Ey Efkan Ala, biz haklılığımızı insanlığın ileriye doğru giden tarihinden, Halkların Kardeşliğinin geçmişinden, bugününden, geleceğinden alıyoruz… Kendine ve gücüne bu kadar güveniyorsan, gel senin savaş suçlusu olduğunu mahkemede ispat etmemize rıza göster. Savcılığa başvurundan sonra buna rıza göstermezsen, zaten haksızsın ve savaş suçlusu olduğunu zımnen ikrar ediyorsun demektir. Dolayısıyla gel, tümüyle seni kayıracak bir ceza muhakemesi rejiminde, üstelik de sanık olmamıza rağmen, gerçekleri ortaya koyalım, suçunu ispata girişelim, başaramazsak da aklanmış ol, bugünkü burjuva mahkemelerinde de olsa. Yok bundan imtina edersen, tarihen bir daha nedamet getirme şansın olmaz, her halükarda mahkum olursun.

Halkların bilincinde verilecek hüküm bellidir, mahkemelerinizden ne karar çıkarsa çıksın. Bunda hiçbir tereddütümüz yok. Lakin biz bugünkü hukuk düzeninizde, sizin düzeninizde bile hesaplaşmaya varız. Siz var mısınız? Korkmayın, korkunun ecele faydası yok!

 Halil Arabulan: Şimdi sözü Genel Başkan’ımıza veriyorum.

Nurullah Ankut:

Saygıdeğer arkadaşlar,

ABD-AB Emperyalistleri 1990’dan bu yana Ortadoğu’da tamamı Müslüman halkından olan 6 milyon insanı katletmişlerdir. Tüm Ortadoğu ülkelerini ve 20 Temmuz’dan bu yana da ülkemizi cehenneme çevirmişlerdir. Ölüm tarlalarına çevirmişlerdir. Bunların milyonlarca masum insanın kanına bulanmış cellat ellerini yıkamaya kalksanız okyanuslar kırmızıya boyanır.

İşte 2002’den bu yana Tayyipgiller’in AKP iktidarı da bu emperyalist haydutlara suç ortaklığı etmektedir.

Dostumuz Libya’ya saldırmıştır. Hâlbuki bir sene önce Kaddafi’nin elinden insan hakları ödülü almıştı. Buna rağmen 14 ay sonra Libya’ya saldırdı, ABD Emperyalistleri ve bizim Tayyipgiller.

Yine aynı şekilde ardından Suriye’ye saldırdılar. Oysa bir sene önce, “Beşşar Esad’la kardeşten de yakınız”, demişti Tayyip Erdoğan.

Efendisinden aldığı bir emir üzerine Suriye’yi düşman ilan etti ve Suriye Halkına karşı bir savaş başlattı. Tapelerden öğrendiğimize göre 2 bin TIR dolusu silahı Suriye’nin meşru hükümetine, Beşşar Esad hükümetine karşı savaşan Ortaçağcı teröristlere nakletti ve Suriye Mazlum Halkının 300 bin civarında insanını yok yere öldürttü. 6 milyon masum Suriye insanı vatanını terk etmek zorunda kaldı. Bu insanların 3 milyonu bizim şehirlerimizi, köylerimizi, kasabalarımızı doldurdu. Her gün onlarcası, yüzlercesi Akdeniz’de, Ege’de Batı’ya geçmek isterken boğulup hayatını kaybetmektedir. İşte bu cehennemin ve felaketin suçlusu Tayyipgiller’dir.

Biz Meclisteki Amerikancı, çapsız, yalandan muhalefete benzemeyiz. Bu süre içinde Tayyipgiler’in bu suçlarına karşı onlarca dava açtık. Fakat Tayyipgiller bildiğimiz gibi ne hukuk bıraktılar, ne adliye bıraktılar, ne şehirleri, ne gölleri, ne ırmaklarımızı bıraktılar. Her şeyi talan ettiler. Yağma, rant alanına çevirdiler.

Geçen günlerin bir haberi; İstanbul’da, deprem bekleyen İstanbul’da, halkın kaçıp sığınabileceği 480 meydanın 360’ını gasp etmişler; gökdelenler dikmişler, AVM’ler yapmışlardır oralara.

Yani onların ne insanlık, ne onur, ne namus hiçbir şey umurunda değildir. Vurgundan, gasptan, küp doldurmaktan ve ABD’ye hizmetkarlıktan ve halka ihanetten başka hiçbir şey düşünmemektedir bunlar. Son çare olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurduk ve mahkeme bizim başvurumuzu incelemeye aldı. Bu başvurumuz üzerine bizi korkutmak, sindirmek için benim aleyhimde hukuki soruşturma başlattılar. Sanıyorlar ki bizi korkutacaklar.

Hayır! Efkan Ala’ya buradan davetimizdir. Yalnız gelme. AKP’nin büyük patronunu da, küçük patronunu da, MİT başkanınızı da al gel. Biz hepinizi birden dava ettik. Yalnız başına gelme. Gelsinler ki ömürlerinde ilk defa “Onur Yaşamdan Önemlidir” şiarını en büyük erdem bellemiş insanlarla yüz yüze gelsinler ve insan görsünler, bu insanlarla tanışabilsinler. Yiğitliğin, mertliğin, cesaretin, fedakârlığın, halk sevgisinin ne demek olduğunu gelsinler ki bizlerde görsünler. Öğrenirler demiyorum, sadece görebilsinler… Yoksa şikâyetlerini cami avlusuna bırakılan bebekler gibi bırakıp sıvışıp gitmesinler. Onların mahkemesinde, onların savcıları ve yargıçları karşısında onlarla hesaplaşmaya hazırız.

Davetimizimdir. Ve bu davetten kaçan namerttir!

Bize iftira attı, diyorlar. Neyin iftirası bu?

2 bin TIR dolusu silahın işte bu CD’de görüntüleri var. TIR dolu silahların görüntüleri. Mahkemeye sunacağız bunları. İşte burada fotoğrafları var. Göster Halil Yoldaş birer birer hepsini.

Neyin iftirasını yapmışız biz?

Biz hayatta hiç kimseye iftira atmayız, hiç kimseye haksızlık yapmayız düşmanımız bile olsa.

Bu, herkesin bildiği, ayla güneş kadar kesin, kimsenin şüphe duymadığı gerçekleri inkâra kalkışıyorlar. Yalanlarla Türkiye’yi 13 yıldan bu yana uyuttukları gibi hâlâ uyutabileceklerini sanıyorlar. Hayır!

Bunu yapamayacaklar, halkımıza sözümüzdür. Vurguncular, halk düşmanları, Amerikan işbirlikçisi hainler ve bunların Hırsızlar İmparatorluğu eninde sonunda yıkılacak. Yıkacağız.

Ve bunlar nereye giderlerse gitsinler, nereye çıkarlarsa çıksınlar sonunda mutlaka çelik bilezikle tanışacaklardır.

Halkız haklıyız yeneceğiz!

(Alkışlar… Slogan… Halkız haklıyız kazanacağız…)

Halil Arabulan: Biz yolumuza devam edeceğiz. Biz Halkın Kurtuluş Partisi’nin davası halkların kurtuluş davasıdır. ABD-AB Emperyalistleri ve yerli uşaklar cephesini yıkıp, demokratik halk iktidarını kurma mücadelesini sonuna kadar büyüteceğiz.

(Slogan… Davamız Halkların Kurtuluş Davasıdır…)