Aydın Çürümesi Aydınların Kaçak Saraylı’nın Önünde Hazin Diz Çöküşü

13.10.2016
205
A+
A-

Aydın Çürümesi

Aydınların Kaçak Saraylı’nın Önünde Hazin Diz Çöküşü

Kaçak Saraylı Reis ferman buyuruyor: “Bundan böyle tüm üst düzey kamu yöneticileri sarayıma gelecekler, önümde diz çökecekler, biatlarını sunacaklar. Ve ancak ondan sonra görev yerlerine dönüp, emrettiğim şekilde çalışacaklar.” diye.

Şu acıklı hale bakın ki, bu laik cumhuriyet kanunlarını, Anayasayı ve de her şeyi hiçe sayıp ayaklar altına alan ferman karşısında herkes iki büklüm olmuş vaziyette teslimiyetini sunuyor. Tamam, diyor, bundan böyle adli yıl açılışları da burada Reis’in huzurunda yapılacaktır. Yani sultanımızın fermanı aynen uygulanacaktır. Böyle diyor yüksek yargı organları, sözcüleri. Ve bunu üniversitelerin, YÖK’ün vs.nin yetkilileri takip ediyor. Onlarla aynı şekilde teslimiyetlerini, biatlarını sunuyorlar Kaçak Saraylı Sultan’a. Emrin olur sultanım, diyorlar, bundan böyle üniversitelerin açılış yılı töreni tek bir merkezde yapılacaktır. Bu merkez de tabiî ki sizin sarayınız olacaktır. Ve sizin huzurunuzda gerçekleştirilecektir bu tören.

Bu acıklı biatların, bu hazin diz çöküşlerin, teslimiyetlerin hemen ardından Reis’in önde gelen adamlarından Bekir Bozdağ, “Uluslararası Hukuk Kongresi”nde kürsüye çıkıyor ve açıklamasını patlatıyor:

“Bu işin adını koymamız kadar doğru ne olabilir. CHP farklı düşünüyor. Siz farklı düşündüğünüzde durum değişiyor mu? Türkiye’de bugün Sayın Bahçeli’nin dediği gibi fiili başkanlık durumu yok mu? İstediğiniz kadar yok deyin, var. Gerçek çok açık ortada. Öyleyse bizim bu gerçekle yüzleşmekten kaçmamızın ülkemize ne faydası var? ( http://www.abcgazetesi.com/bekir-bozdag-zaten-fiili-baskanlik-sistemi-yok-mu-30798h.htm – 13.10.2016 )

Adam bir de Uluslararası Hukuk Kongresi’nde konuşuyor. Hukuku, anayasa başta gelmek üzere, ayaklar altına aldıklarını ve kendi istedikleri şekilde fiili bir başkanlık sistemi kurduklarını açık açık itiraf ediyor ve bununla da övünüyor. “Siz ne derseniz deyin, ama gerçek durum bu”, diyor. “İster kabullenin, ister görmezlikten gelin. Biz buyuz”, diyor. Yani adam açıkçası; “Biz yersen lokantası açtık, gerisi sizin keyfinize kalmış. İster yiyin, ister arkanızı dönüp ufak ufak yol alın”, diyor.

Biz yıllardan bu yana boşuna feryat etmiyoruz. Bunlar Laik Cumhuriyeti yıkıyorlar ve adım adım Ortaçağcı bir Şeriat Devleti kurmaya gidiyorlar, diye.

Ne ortada yasal bir meclis var, ne yargı var, ne hukuk var, ne mecliste meşru siyasi partiler var, ne de ortada kanunlarla çalışan bir devlet var.

Ortada bir çete hukuku ve o hukuka uygun günbegün oluşturulan faşist bir çete devleti var. Bu devleti oluşturanların, yani başta Kaçak Saraylı Reis gelmek üzere, AKP’giller’in tamamı anayasa ve kanunlar dışına düşmüş mücrimler topluluğudur. Bunlar laik cumhuriyet yıkıcılarıdır, halk düşmanlarıdır, vatan ve millet düşmanlarıdır. Arkalarında insan soyunun başdüşmanı ABD Emperyalistleri olmasaydı, tabiî bütün bu kötülükleri, bu ihanetleri yapamazlardı, bu suçları işleyemezlerdi. O bakımdan bunlar vatana ihanetten, Anayasayı ortadan kaldırmaktan, trilyonlarca dolarlık kamu malını aşırmaktan ve Yeni Sevr demek olan BOP’u, ABD’nin emirleri doğrultusunda pratiğe geçirmekten dolayı en ağır ihanetleri etmişler ve suçları işlemişlerdir. Tüm bu suçlardan dolayı yargılanmaları gerekmektedir; hukuka uygun, bağımsız, gerçek savcı ve yargıçlardan oluşan mahkemeler önünde.

Onlar bütün bu suçları işlerken, bu ihanetleri ederken, ne yazık ki ülkenin tüm aydınları dillerini yutmuş, dilsizmişler gibi sessiz kalmışlardır ve de bir tepki ortaya koyamamışlardır. Biz buna aydın çürümesi diyoruz.

AKP’giller’in bu ihanet yolunun başında biz, bunların ne olduğunu ve amaçlarının nasıl felaketlerle dolu bir çıkmaz olduğunu iki ciltlik kitabımızla ortaya koyduk, göstermeye çalıştık. “Tayyipgiller Kökeni ve Sınıf Yapısı” adını taşıyordu bu kitaplarımız. İkinci baskısını yaptı. Üçüncüsü ise hazırlanıyor.

Arkadaşların bildiği gibi 2002’den bu yana AKP’giller’in bu ihanet sürecine karşı elimizdeki tüm imkanlarla ve tüm gücümüzle en açık şekilde, yalnızca biz mücadele ettik.

İşte 15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşı sonrasında da onlarla en açık biçimde biz mücadele ediyoruz. Onların bu hainane gidişlerini biz ortaya koyuyoruz ve halkımızı, insanlarımızı uyarmaya çalışıyoruz.

Bizim hukukçu yoldaşlarımızın ve namuslu hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun dışında hukukçu kalmamış görünmektedir şu anda Türkiye’de.

Yüksek yargı organlarının yetkilileri ve sözcüleri zaten çoktan Kaçak Saraylı Reis’in önünde diz çöküp, onun hizmetine girmiş bulunmaktadırlar. Barolar Birliği Başkanlığı makamını dolduran Metin Feyzioğlu da aynı durumdadır.

Barolardan, üniversitelerin hukuk fakültelerinden, onların doçent, prof ünvanlı ve yüzlerce hatta bin küsür sayfayı bulan hukuk ders kitapları yazmış bulunan hocalarından tek kelimecik olsun ses çıkmamaktadır. Hepsi arazi olmuş vaziyettedirler.

Yine sayısı 181’e ulaşmış üniversitelerin sözde bilim insanlarından, aydınlarından da tek ses çıkmamaktadır. Hepsi ölü numarasına yatmış durumdadır.

Yahu Laik Cumhuriyet elden gitmiş, bugüne dek Türk Ceza Kanunu’nda yazılı hemen hemen bütün suçları defalarca işlemiş, tepeden tırnağa suça batmış, vatan topraklarını satma ve vatana ihanet dahil akla gelebilecek bütün suçları işlemiş Kaçak Saraylı Reis ve AKP’giller Tayyibistan Din Devleti’ni tuğla tuğla kurarlarken, bu insanlar; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” özdeyişinin kapsamı içinde kalarak ses çıkarmamayı seçmiş bulunmaktadırlar.

İnsanda aydın namusu olur, insancıl ahlâk olur, dürüstlük olur yahu. Bunlar insana sorumluluk yükler çünkü. Bu halk bizleri okutmak, eğitmek için her birimize yüzbinlerce liralık masrafta bulundu. Bizim bu halka, bu ülkeye, bu vatana karşı borcumuz var, sorumluluğumuz var. Bunu yerine getirmezsek bırakalım aydın olmayı, insan bile sayılamayız biz.

Ülkemiz Yeni Sevr’in, parçalanmanın eşiğinde. Her gün onlarca insanımız genç yaşında hayatını yitirmekte. Ordumuz parça parça edilmiş, kışlaları boşaltılmış, hastaneleri, okulları kapatılmış, darmaduman olmuş vaziyettedir. Ortada bağımsız yargı diye bir şey kalmamıştır. Tüm yargı organları, Kaçak Saraylı Reis’in ve onun AKP’giller’inin hukuk bürolarına dönüştürülmüştür.

Ortada milli eğitim diye de bir şey kalmamıştır. Bunlar artık faşist din devletinin medreseleri konumuna sokulmaktadır adım adım. Ne laiklik kalmıştır bu okullarda, ne bilimsel eğitim. Buralarda ne insan sevgisi öğretilmektedir, ne hayvan ne de doğa sevgisi. Buralar bundan böyle Muaviye-Yezid dinini öğretecektir gencecik evlatlarımıza. Ve bunun sonucunda da oralardan geçirilen insanlarımızın El-Kaide, El-Nusra, ÖSO ve IŞİD taraftarı meczuplardan bir farkı kalmayacaktık. Böylece de ülkemiz çağdaş dünyadan koparılıp, Ortaçağ’ın karanlıklar diyarına çekilip götürülecektir. Tabiî bu arada da, hiç kuşkunuz olmasın, ülkemiz üç parçaya bölünmüş olacaktır. Çünkü büyük patron ABD’nin hazırladığı BOP haritası bunu öngörmektedir. Ve bu haritayı uygulamayı kabul ettirdikten sonra, başka türlü ifadelendirirsek, bu haritanın hayata geçirilmesinde taşeronluk etmeyi kabul ettirdikten sonra Tayyip’in önünü açmış, AKP’giller’i örgütlemiş ve onları iktidara taşımıştır. 14 yıldan bu yana da bu ihanet yolunda yürüdükleri ve bu görevi yaptıkları için onları iktidarda tutmuştur, hâlâ da tutmaktadır.

15 Temmuz’da Pensilvanyalı İmam’la giriştikleri ganimet paylaşım savaşından da, onlara vermiş olduğu bu görevi tamamlasınlar diye galip çıkarmıştır AKP’giller’i.

Görmek isteyen gözler için aslında olay bu kadar açıktır, nettir. Ama onu önce görebilecek zihne sahip olmak gerekir. Yani diyalektik mantık ve metodla işleyen bir zihne sahip olmak gerekir. Tabiî sadece görmek yetmez, gördüğünü açıkça ortaya koyacak ve ona karşı mücadeleye girişecek bir cesaret ve namusa da sahip olmak gerekir. İşte bunu sadece biz yaptık.

Biz daha önce de belirttiğimiz gibi 1920’den bu yana Türkiye’nin tek gerçek devrimci hareketiyiz. Her dönemde gerçekleri biz ortaya koyduk ve halkımızın, ülkemizin çıkarlarını savunmak için biz gerçek devrimci hatta, kavgaya girdik. Bugün de aynı doğrultuda kavgamızı sürdürmekteyiz.

Ne diyoruz biz?

FETÖ’nün Türkiye’deki bir numaralı yardım ve yatakçısı Kaçak Saraylı Reis ve onun AKP’giller’idir. FETÖ’cülerle aynı suçu işlemiştir bunlar. Bu sebeple de aynı mahkemelerde, aynı kanunlar mucibince yargılanmaları gerekir.

Bunu bizim dışımızda diyebilen başka bir hareket var mıdır?

Hayır. Bu öngörüye, bu bilince, bu kararlılığa ve bu cesarete sahip ne yazık ki başka bir hareket yoktur.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu gerçeği ortaya koyan bizim hukukçu arkadaşlarımızın ve Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun dışında başka bir hukukçu da yoktur. Üniversitelerimizin sosyal bilimler konusunda hocaları olan aydınlar da yoktur.

İşte bu sebepten meydan Kaçak Saraylı’ya ve onun AKP’giller’ine kalmış durumdadır.

Ey aydınlar!

Aydın olmak, namuslu olmayı ve cesur olmayı gerektirir; eğer gerçekten aydınsak.

Ülkemizi kasıp kavuran Kaçak Saraylı Sultan ve onun AKP’giller’i Laik Cumhuriyeti yerle bir edip enkaz yığınına çevirirken, Tayyibistan Faşist Din Devleti’ni günbegün kurarken ve vatanımızı Yeni Sevr’in uçurumuna itmeye hazırlanırken daha ne güne kadar susacaksınız? Hiç mi cesaretiniz kalmadı?

Ayıptır yahu, yazıktır, günahtır.

Tarihteki bütün despotlar gibi, bütün zulümkârlar gibi, bütün hainler gibi bunların da sonları gelecek; bu karanlık günler de geçecek.

Ve bugünlerden geriye sadece bu zulme karşı, bu ihanete karşı yiğitçe, mertçe, kelle koltukta direnenler kalacak, savaşanlar kalacak…

13 Ekim 2016

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

HKP Genel Başkanı

Nurullah Ankut