Kıbrıs Meselesi: Yeni Sahte TKP’nin, AB-D Emperyalistlerinin tezlerini sol sos altında savunması

Kıbrıs Meselesi: Yeni Sahte TKP’nin, AB-D Emperyalistlerinin tezlerini sol sos altında savunması

Yeni Sahte KP’nin Kültür Merkezi Komünistliği Üzerine 10 

Kıbrıs Meselesi

Yeni Sahte TKP’nin, AB-D Emperyalistlerinin tezlerini sol sos altında savunması

Daha önceki konuşmalarımızda, yazılarımızda Yeni Sahte TKP’nin pek çok konuda olduğu gibi Kıbrıs Meselesi’nde de kendine özgü bir tezinin olmadığını söylemiştik. Aşağıda göreceğimiz ve eleştireceğimiz tez, aslında doğrudan AB-D Emperyalistlerinin on yıllardan bu yana, özellikle de 1991’de Sosyalist Kamp’ın çöküşünden bu yana hararetle ve kararlılıkla savundukları tezdir. Yeni Sahte TKP, bunun üzerine domatesli, kırmızı biberli, yağlı, tuzlu bir kırmızı renkli sol sos dökerek onu savunur. Üstelik de, kendisinin sahteliğini henüz bilmeyen ve onu gerçekten TKP sanan, kültür merkezlerine yeni takılmaya başlayan ergenlere, öğrenci gençlere kendi teziymiş gibi satmaya çalışır. Görelim ne dediklerini.

Bir önceki yazımızda da aktarma yaptığımız Sahte TKP’nin 2006’daki “Yurtseverler Kurultayı”nda Kıbrıs Konusu’na ilişkin de şunlar söylenir, Sahte TKP Şefi’nce:

“Kıbrıs’ta bölünmeye karşı durulmalı

“YKP’li konuğun ardından Kıbrıs konusunda bir konuşma yapmak üzere kürsüye gelen TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan Kıbrısla Kürt meselesi arasında bağlantı kurdu. Okuyan, emperyalistlerin politikaları nedeniyle bugün adanın kuzeyinde ve özellikle güneyinde birleşme talebinin giderek geri plana düştüğüne dikkat çekti. Okuyan, bugün emperyalizmin politikaları da dikkate alındığında sınırların değişmezliğini savunmanın hayati olduğunu belirten Okuyan (…)” (http://arsiv.sol.org.tr/index.php?yazino=1299)

Yine 2013 tarihli sol.org’da “TKP, Kıbrıs sorununda nasıl bir tutum alıyor?” başlıklı bir yazı yer alır. Burada şöyle denir:

“TKP, Rum veya Türk Kıbrıslıların çoğunluğunun arzuladığı gibi birleşik bir Kıbrıs’tan yanadır. Bu doğrultuda yabancı askerler çekilmeli, Britanya üsleri kapatılmalı, adaletin ve eşitliğin hüküm süreceği bir ülke yeniden kurulmalıdır.

“Ada halkının bunu gerçekleştirebilmesi için Türkiye ve Yunanistan’ın ilerici, anti-emperyalist, halkların kardeşliğinden yana güçlerinin el ele vermeleri, Kıbrıslıları desteklemeleri, dış müdahale ve provokasyonlara duvar örmeleri gerektiği açıktır.” (http://www.tkp.org.tr/soru/tkp-kibris-sorununda-nasil-bir-tutum-aliyor-0)

Yine, 2004 tarihli “TKP Konferans Raporu” adlı yazılarında konuya ilişkin şunlar söylenir:

“Sonuç olarak, başta komünist partiler olmak üzere, Türkiye ve Yunanistan’ın ilerici güçlerinin, Kıbrıs’ın kendi kaderini tayin hakkı adına kendilerini sürecin yabancısı olarak hissetmelerine kesin bir son verilmelidir. Kıbrıs, bugün bu iki ülkenin halklarından başlayarak Akdeniz ve Ortadoğu halklarının ortak sorunu haline gelmiştir ve anti-emperyalist bir çözümün olanaklı hale getirilmesi için Kıbrıslı emekçilere ideolojik ve siyasi bir güç aktarılması son derece önemlidir. Zaten, Kıbrıslı bir çözüm, Kıbrıs’taki emperyalist ve gerici dış müdahaleyi bertaraf edecek aktif bir politik tutumun parçası olmamıza bağlıdır.

“Adanın bütün yabancı silahlı güçlerden arındırılması, emperyalist üslerin kapatılması, AB üyeliğinin iptali, Kıbrıs’ın birliğinin sağlanması, başta ABD olmak üzere, emperyalizmin yönlendiriciliği ve himayesinde sahte çözüm yollarının kapatılması talep ve hedefleri geçerliliğini korumaktadır. Kuşkusuz bu yönde tutarlı bir çizgi yalnızca komünistlerin öncülüğünde ve birleşik sosyalist Kıbrıs hedefiyle üretilebilecektir.” (http://www.tkp.org.tr/tkp-2004-konferans-raporu-40)

Görüldüğü gibi, Yeni Sahte TKP’nin bütün belgelerinde aynı şey sürekli tekrarlanır.

Nedir bu?

Bağımsız, Birleşik Kıbrıs, dolayısıyla da adanın bölünmüşlüğüne son verilmesi, bütün yabancı askerlerin adadan çekilmesi, Kıbrıs’ın kendi kaderini kendisinin tayin etmesi. Yani her türlü dış etkenden arındırılması.

Sahte TKP, tümü de ABD ve AB Emperyalistlerinin tezleri olan bu görüşleri kendine mal ederken bunların üzerini sosyalizm şalıyla örter.

Ne diyor yukarıda?

“Birleşik Bağımsız Sosyalist Kıbrıs…”

Emperyalizmin tezlerine sosyalizm kılıfı giydiriverince, onlara göre solculuk yapılmış oluyor. Onların anlayışı, kavrayışı bu kadar zavallıca işte.

Yeni Sahte TKP’nin Kıbrıs Tezleri Emperyalistlerin tezleridir

Bu tezlerin tamamı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın adından kaynaklanan ve “Annan Planı” diye anılan plan da, Sahte TKP’nin eklediği sosyalizm sosunu bir kenara bırakırsak, aynen bu tezleri savunmaktaydı. Bu planın da hazırlayıcılarının geri planda ABD Emperyalistleri olduğu bilinmektedir. ABD, bizzat olaya müdahil görünmemek için kendisinin seçtirdiği ve kendisinin yönlendirdiği yani kendisine bağlı BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ı öne sürmüştü. Güya planı Annan ve ekibi hazırlamıştı.

Hatırlanacağı gibi bu plan, CIA’nın, AB ülkeleri istihbarat örgürtlerinin ve Soros ekibinin yoğun çalışmaları sonucunda Kıbrıs’ın Türk bölgesinde kabul edildi, 2004’te yüzde 65 evet oyuyla. Güneydeki Rum bölgesinde ise tam tersi olarak yüzde 75 red oyuyla reddedildi. Çünkü Rumlar, Kıbrıs’ın tamamında bütünüyle kendilerinin egemen olmasını, Türklerinse sadece bir azınlık olarak bulunmasını istiyorlardı. O nedenle reddettiler planı. Bu reddedişte, zamanın Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un ve ona bağlı hareketin belirleyici etkisi olduğu kuşkusuzdur. Papadopulos açıktan Enosis’çidir. Yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakıdır ömür boyu yaptığı mücadelenin amacı. Ve azgın bir Türk düşmanıdır. Türklerin Kıbrıs’tan tümüyle sürülmesini, yok edilmesini istemektedir. Yani ona göre Kıbrıs hepten bir Yunan Adasıdır.

Sahte TKP şeflerinin bu yazılarını okuyunca sanırsınız ki ABD ve AB Emperyalistleri Kıbrıs’ın parçalanıp Türkiye ve Yunanistan arasında Taksim edilmesini istemektedir. O bakımdan da; Türkiye’yi 1974’te Kıbrıs’a saldırtmışlar, Kıbrıs’ı idari yönden bölmüşler, Türk askerinin oraya yerleşmesini sağlamışlardır.

Bu Sahte TKP şefleri de kendilerince; emperyalizmin bu taksim planına karşı Kıbrıs’ın birliğini, bütünlüğünü, bağımsızlığını savunmaktadır. Gerçeği tam tersyüz etmektedir bu Hafızlar. Gariban ergenler de ne bilsinler, Kıbrıs’ın geçmişinin ve bugününün siyasi, sosyal olaylarını… Bunların söylediğini doğru sanırlar.

Bu arada şunu da söylemiş olalım: Bu Hafızların hep savunageldikleri ve şu anda savundukları tezlerin aynısını Bin Kalıplılar, yani Doğu Perinçek ve Avanesi de 40 yıl önce aynı hararette savunmaktaydı. Demek ki bu zavallılar Doğu Perinçek’i 40 yıl geriden takip ediyorlar. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyen arkadaşlar “Bin Kalıplılar” kitabımızdan ilgili bölüme bakabilirler.

Bazı arkadaşlar hatırlayacaktır; 1963’te İsmet İnönü, Türklere yönelik Rum katliamları sonrasında Kıbrıs’a, Türkleri korumak amacıyla bir askeri müdahaleye niyetlenince, zamanın ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’dan diplomasi kurallarını hiçe sayan çok ağır bir üslup ve içeriğe sahip mektup almış ve zınk diye duruvermişti. Müdahale lafını bir daha hiç ağzına almamıştı artık.

Türk-Amerikan ilişkileri siyasi tarihinde “Johnson Mektubu” diye anılan bu mektubun çok önemli bir yeri vardır.

Johnson bu mektubunda, İnönü’ye neredeyse rest çeker. “NATO çerçevesinde yani NATO amaçları doğrultusunda kullanılmak üzere size verdiğimiz silahları bu amaç dışında-Kıbrıs’ta kullanamazsınız”, der. “Eğer böyle bir şey yapmaya kalkışırsanız NATO’nun sizi Sovyetler Birliği’ne karşı koruma gibi bir yükümlülüğü ortadan kalkmış olur”, der. Yani açıkça “Sizi NATO’dan atarız böyle bir davranışınız olursa”, demeye getirir Johnson.

1974 Temmuzu’ndaki Kıbrıs Harekâtı sonrasında da hatırlanacağı gibi ABD, Türkiye’ye silah ambargosu uygular. Türk savaş uçakları ABD’den gelen yedek parçalardan yoksun bırakılınca, bırakalım savaşmayı, havalanamaz hale gelir.

ABD’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında ıskartaya çıkarıp Türkiye’ye NATO Askeri Yardımı adı altında verdiği hurda tanklar için de aynı durum söz konusudur. Onlar da ABD’den gelecek yedek parçalar olmadığı için işlevsiz kalırlar.

Joe Biden ve Tayyip Erdoğan da Yeni Sahte TKP Şefleriyle aynı şeyi savunur

ABD Emperyalistleri bugün de aynı görüşlere sahiptir. Şu günlerin en çok konuşulan ismi olan ABD Emperyalistlerinin Obama’dan sonraki temsilcisi Joe Biden bu konuda 2014’te şunları der aynen:

“Ben kariyerim boyunca Kıbrıs konusuna Kongre’de geriye kalan herkesten daha çok derinden dahil olmuş biriyim. Arkadaşlarım Joe Bidenopolis derler. Şaka değil. Yasadışı işgalden beri bu konuyu tutkuyla takip ediyorum. Ama mesele şu arkadaşlar. Dediğim gibi dünya değişiyor. Üç şey oldu. Birincisi, Türkiye Kıbrıs’ta askerinin olmasının kendisine bir menfaat sağlamadığını tam olarak anlamış durumda. İkincisi, Erdoğan işgali önemseyen tek kesimle bir kırılma yaşadı. Bu da (TSK) orduydu. Üçüncüsü, daha yeni (Erdoğan ile) bir tur görüştük ve iki şeyi yapıp yapamayacağımızı anlamak için Ankara’da beni yeniden görme taahhüdünde bulundu.” (http://onedio.com/haber/turk-askeri-kktc-den-cekiliyor-mu–381436)

Avrupa Birliği ise, ABD ile aynı görüştedir. Gösterelim. Avrupa Parlamentosu bu konuda pek çok karar almıştır. İşte birkaçı:

“- Avrupa Parlamentosu Kararı: Türk hükümetinden, özellikle Kıbrıs’tan işgalci askeri güçlerin geri çekilmesini ister. (19.09.1996)

“- Avrupa Parlamentosu Kararı: Türkiye’den, Ada’nın askersizleştirilmesini sağlamak amacıyla Kıbrıs’taki askeri güçlerini çekmesini ister. (17.09.1998)

“- Avrupa Parlamentosu Kararı: Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının yüzde 37’sini yasadışı bir biçimde işgal etmektedir. (10.02.2000)

“- Avrupa Parlamentosu Kararı: Türk hükümetine, Kuzey Kıbrıs’taki işgal güçlerini geri çekme çağrısında bulunur. (15.11.2000)” (http://www.atonet.org.tr/yeni/index.php?p=139&l=1)

Yeni Sahte TKP Şefleri Kıbrıs Konusundaki karşı devrimci tezleriyle kimlerin safında yer alır?

Hatırlanacağı gibi, Avrupa Birliği’nin eski (1999-2002 yılları arasındaki) Türkiye Temsilcisi Karen Fogg, Kıbrıs’ta Denktaş’ı ve onun çevresindeki güçleri etkisizleştirmek için yoğun bir mücadele yürütür bu görev süresi içinde.

Bu mücadelede Karen Fogg’un medyadaki en büyük destekçileri ve işbirlikçileri de, önde gelenleriyle şunlardır:

Cengiz Çandar, Şahin Alpay, M. Ali Birand, Cüneyt Ülsever, Ferai Tınç, Oral Çalışlar, Sami Kohen, Semih İdiz, Lale Sarıibrahimoğlu, Zeynep Göğüş, Mithat Melen, Mehmet Altan, Metin Münir, Emine Uşaklıgil…

Bu saydığımız devşirilmiş, vatan millet düşmanı, halk düşmanı sözde gazeteciler de Kıbrıs konusunda Sahte TKP şefleriyle aynı görüşü savunurlar. Bunlar da Rauf Denktaş’a ve Kıbrıs’taki, Türk yurtseverlere düşmandırlar.

Dikkat edersek; bu satılık gazetecilerin önemli bir bölümü dönektir. Yani haindir. O sebeple de iflah olmaları olası değildir.

Rahmetli Rauf Denktaş bunlara ve böylelerine “Karen Fogg’un Çocukları”, derdi. Denktaş’ın bu terimiyle ilgili bir de yaşanmış olay anlatılır. Şudur o da:

“Mehmet Ali Birand: Efendim, bize Karen Fogg’un çocukları diyorsunuz. Çok gücümüze gidiyor. Sanki o. çocukları diyorsunuz gibi geliyor.

“Rauf Denktaş: İyi ya Mehmet Ali Bey, biz de zaten öyle diyemediğimiz için Karen Fogg’un çocukları diyoruz. Anladığın için tebrik ederim.

“Denktaş ile Birand arasındaki bu konuşma, uluslararası bir toplantı sırasında geçmiş. Bu konuşma sonrası Mehmet Ali Birand her zamanki pişkinliği ile gülerek ‘ilahi Sayın Denktaş, sizinle hiç kimse baş edemez vallahi’ diyerek çekip gitmiş.” (https://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=34300)

Karen Fogg’un da, belirttiğimiz gibi, en büyük düşmanı Rauf Denktaş’tı. E-postalarında ondan “Kıbrıs’ta Türklerin sesi”, olarak söz eder. Ve Şahin Alpay’a attığı bir e-postada şöyle der:

“Bana göre bundan sonra izlenecek yol, Kuzey Kıbrıs’ta Türklerin sesi olan Denktaş’ın itibarını azaltmak ve onun Ankara’daki hiyerarşi ile askeri temsil ettiğini AB’ye göstermektir.”

Sahte TKP şefleri de tıpkı Karen Fogg gibi, ABD Emperyalistlerinin sözcüleri gibi Denktaş’tan nefret ederler.

Emperyalistlerin bütün amacı Kıbrıs’ta Türklerin etkisini sıfırlamaktır. Adayı bir Rum Adası haline dönüştürmek, sonra da Yunanistan’a bağlamaktır. Yani ABD Emperyalistleriyle, AB Emperyalistleriyle Kıbrıs Rumları amaç birliği içindedir.

Sahte TKP, emperyalistlerin bu tezlerini, yukarıda da belirttiğimiz gibi, sol lafazanlıkla süsleyip bilinçsiz gençlere satmaya çalışmaktadır. Bunun devrimcilikle de sosyalistlikle de bir ilgisi yoktur.

Kıbrıs Rum Yönetimi şu anda zaten Avrupa Birliği içindedir. Yani emperyalist bir örgütlenmenin, birliğin yapısı içindedir. Birleşik Kıbrıs demek, Kıbrıs Türk Bölgesinin de Avrupa Birliği yapısı içine sokulması demektir. Sahte TKP bu teziyle dolaylı yoldan Avrupa Birlikçiliği yapmaktadır.

Kıbrıs Sorunu’nun devrimci çözümü nedir?

Peki Kıbrıs’ta devrimci tutum nedir?

Kıbrıs Sorununun devrimci çözümü nasıl olmalıdır?

Bu sorunun yanıtını Parti Progamı’mızdan verelim. Programımızın “Özel Konular” başlıklı bölümünde bu konuya ilişkin çözüm önerimiz şu şekilde açıkça ortaya konur:

“KIBRIS SORUNU

“Partimiz, Türkiye’nin ve Kıbrıs Halkının çıkarına olan tek çözümün TAKSİM olduğunu görmekte, bunu savunmaktadır. Halk İktidarını kurunca da bunu gerçekleştirecektir.

“ABD ve AB Emperyalistleri, Arap milletini, Latin Amerika’yı, Yugoslavya’yı, Irak’ı parça parça bölerken ve bölünmüşlüğü ısrarla savunurken, Kıbrıs’ta iki ayrı Ulus’un birer bölüğünün ya da halkının iki ayrı devlet altında yaşadığı Kıbrıs’ı neden birleştirmek için durmaksızın çalışıyorlar?

“Türkiye’nin Kıbrıs’taki bölümünün siyasi varlığını ortadan kaldırmak, onu Rum devletine yamamak ortadan kaldırmak, onun eline teslim etmek için.

“Tabiî bu yaptıklarının bedelini o devletten alacaklar; üsleriyle, tekelci şirketleriyle Ada’yı bir anlamda işgal edeceklerdir.

“Bunun sonucunda da Türkiye’nin, güneyden Akdeniz’e açılan kapısını kapamış-tıkamış olacaklardır. Eski Cumhurbaşkanlarından ve komutanlardan İsmet İnönü ve Fahri Korutürk de bu gerçeği, daha doğrusu Türkiye’ye karşı kurulmak istenen bu tuzağı, on yıllar önce görmüşler ve dile getirmişlerdi.

“Demek ki bizim için Kıbrıs sorunu, sadece orada yaşayan 200 bin Türkün sorunu değil, tüm Türkiye’nin sorunudur.” (https://hkp.org.tr/program/)

Devrimci çözüm budur işte, yoldaşlar. Açık, net, kesin… Ve her iki halkın da gerçek çıkarını temsil eden bir çözümdür bu. Hakkaniyetli ve onurlu bir çözümdür.

Sahte TKP şeflerine gelirsek; bugüne dek ele aldığımız konuların hemen tamamında olduğu gibi bu konuda da sarıldıkları görüşlerin devrimcilikle, demokratlıkla, ilericilikle bir ilgisi yoktur.

Yukarıda görüldüğü üzere onlar, Joe Biden’ın, Avrupa Parlamentosu’nun, Karen Fogg’un görüşlerini sol maske altında savunmaktadırlar. Zavallıdır onlar aslında. Acınacak durumdadırlar.

Yazık ki düzelmezler de. Yardım da edemeyiz onlara. Neylersiniz… 30.01.2016

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı