Türbanı da, Ortaçağcı Siyasal İslamı da, Tayyipgiller’i de, Kontrgerilla’nın Özel Örgütü MHP’yi de Bu Milletin Başına Saran AB-D Emperyalistleridir

19.11.2012
232
A+
A-

Türbanı da, Ortaçağcı Siyasal İslamı da, Tayyipgiller’i de, Kontrgerilla’nın Özel Örgütü MHP’yi de Bu Milletin Başına Saran AB-D Emperyalistleridir

 

Bunların tümü AB-D yapımıdır. CIA’nın Ortadoğu ve Türkiye Masası şefleri olan Paul Henze ve Graham Fuller, Mustafa Kemal’in Tam Bağımsızlık ve laiklik ilkesinin artık demode olduğunu, “Türkiye için en iyisinin Ilımlı İslam” olduğunu yıllarca önce çok açık olarak ifade etmişlerdir.

Graham Fuller, Vatan Gazatesinden Devrim Sevimay’a verdiği bir röportajda; Siyasal İslâmın yaratıcısının da AB-D olduğunu itiraf ediyordu:

“Peki bu cihatçılar sorununu başımıza ABD açmadı mı? Hatta CIA’nın Ortadoğu Masası Şefi olarak sorumlusu bizzat siz değil misiniz?

“Efendim, zannederim radikal İslam’ı, siyasal İslam’ı ilk olarak biz yaratmadık. Biz icat etmedik. Ayrıca bütün dünya radikal İslam’ı Sovyetlere karşı kullanmak istedi. Sadece ABD değil. Bütün Arap dünyası, Avrupalılar, herkes Sovyetler bir hezimete uğrasın diye yardım ettiler. Parayla, silahla… Her şekilde…

“Yeşil Kuşak ilk kimin fikriydi peki? ABD’nin değil mi?

“Soğuk Savaş zamanında Sovyetler’in güneye doğru yayılmasını önlemek içindi. Fikir herhalde bizimdi. Ama o zamanlar bütün İslam devletleri de komünizme karşı Müslümanlığın çok güçlü bir duvar olduğunu anlamışlardı.

“Türkiye’de bu fikrin en ateşli savunucusu olarak siz biliniyorsunuz?..

“Benim için şeref sayılabilir ama ben kabul etmiyorum. Tek bir kişi olarak bunu sahiplenemem. Suudi Arabistan’ın da büyük katkısı vardı. Herhalde babası ben değildim. Ama babasını kim bilir?

“CIA’nin Ortadoğu Masası Şefi sizdiniz. En azından büyük katkı size ait değil mi?

“Oldu tabii, belki bu kavram hakkında en çok konuşan bendim. Çok da haklı bir tezdi. Çok çok doğruydu. Komünizme karşı gerçek bir duvar oluyordu İslam.

“Bu yüzden siz de bölgede sürekli radikal İslam’ı pompaladınız?..

“Pompalamadık. Bizden evvel Suudi Arabistan yaptı bunu. ABD’nin Afganistan üzerindeki rolü daha büyüktü.

“Peki Türkiye’yi niye kattınız bu kuşağın içine? Tam da Türkiye’de laik bir reform oturtulmaya çalışılırken?..

“Çünkü Türkiye’de çok kuvvetli bir sol vardı. Aynı şekilde İran’da da… Hem 1950, 1960’larda hem 70’lerde… Komünizm hareketi çok kuvvetliydi. Ve Türkiye’de İslam komünizme karşı çok efektif değildi. İslam zayıf ama solculuk güçlüydü.”

Devrim Sevimay, şimdi böyle röportajlar yapmıyor. Aydın Doğan, onun ruhunu da satın alarak “Milliyet”e transfer ettikten sonra, Cem Yılmaz ya da Beyaz Şovda olduğu gibi, “laf olsun küpümüz dolsun, kerizler de uyusun” türünden laklakalar yapıyor konuştuğu kişilerle…

Ah, namussuz Para Tanrısı, sen nelere kadirsin!.. Tayyipgiller’in de, TÜSİAD, MÜSİAD, TİSK, TOBB’cuların da Tanrısı, Para Tanrısıdır. Ve bu Tanrı yanında, başka hiçbir Tanrının varlığına tahammül etmez…

Satılmış entel fahişeler medyasının dönekliğinin kitabını yazmış ya da henüz yazmamış yazarçizerleri de, Vakıf Üniversiteleri’nin AB-D ajanı holding profesörleri de bu Tanrının inananları-tapınanlarıdır.

Siyasal İslam, Sovyetler Birliği’ni yumuşak alt karnından kuşatmak için AB-D tarafından yaratılan-oluşturulan “Yeşil Kuşak Projesi”nin bir ürünüdür.

Bu emperyalist proje, hem Sovyetler’i alttan kuşatmak hem de Ortadoğu ve Asya ülkelerindeki devrimci, ilerici ve yurtsever, antiemperyalist hareketleri boğmak, engellemek, bu ülkeler halklarını ideolojice karantinaya almak için oluşturulmuş ve uygulamaya konulmuştu.

İkinci Emperyalist paylaşım ve talan savaşı sonrasında yaratılan bu projenin gereği olarak Türkiye de, sayısı 600’e yaklaşan İHL’yle, on bine yaklaşan resmi ve gayrıresmi Kur’an Kurslarıyla ve hepsi de özbeöz Ortaçağ kurumu olan sürüsepet Tarikatlarla donatıldı. Bu çağdışı kurumlar, bir kanserin metastaz urları gibi en ücra köylerimize dek uzanarak, oralardaki yoksul, cahil, saf insanlarımızı temiz din duygularını sömürerek ağları üzerine düşürdü. Onları Ortaçağın ideolojisiyle doktrine ederek, bilime, laikliğe, demokrasiye ve her türden ilerlemeye düşman hale getirdi. Bu bilinçsiz kara halk yığınları, Ortaçağ düzenine dönmenin ya da toplumu Ortaçağa götürmenin en büyük dinî erdem olduğu yolunda şartlandırıldılar. Bir anlamda Mecnunlaştırılmış bu zavallı, yoksul halk yığınlarımız artık cenneti özleye özleye ölümü düşünmekten başka bir şey düşünemez hale getirilmiştir.

Tabiî Tayyipgiller’i bu halk yığınlarından kesinlikle ayrı tutmak, bu insanlarla karıştırmamak gerekir. Bu halk yığınları, AB-D Emperyalistleri ve onların Türkiye’deki yerli ortakları olan Finans-Kapitalistlerin ve Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının, Ortaçağcı saldırısının kurbanları-mağdurlarıdır. Yerli yabancı sömürgenler, 60 yıldan beri bu kara halk yığınlarına Ortaçağcı psikolojik ve ideolojik harekât uygulamaktadır. Tüm halkımızın, yoksulluğunun, işsizlik ve pahalılık cehenneminde kıvranmasının, doktorsuzluğunun, eğitimsizliğinin sebebi ve baş sorumlusu da bu alçak yerli yabancı sömürgenler çetesidir…

Tayyipgiller, AB-D Emperyalistlerinin işbirlikçisidir. Vatan satıcıdır. Halk düşmanı yerli sömürgenler haydut çetesinin siyasi plandaki temsilcileridir. Bunlar AB-D Emperyalistleriyle elele vererek ülkemizi yeni Sevr’e, halkımızı Ortaçağın karanlıklarına götürmek istemektedirler.

Tayyipgiller’in AKP’sini kurduran ABD’dir bilindiği gibi. Tayyip’in Maması Cüneyt Zapsu ve Ruşen Çakır’dır. Bunlar Tayyip’i daha İstanbul Belediye Başkanıyken ABD Büyükelçisi Norton Abromowitz’e, Boğaz’da C. Zapsu’nun yalısında pazarlamışlardır. AKP’nin temelleri tâ o zaman atılmıştır. Bunlar, basında yazıldı çizildi, kitaplaştırıldı, bilindiği gibi… Tabiî Tayyip’i ve şürekâsını seçen AB-D’dir…

Zaten 1950’den beri Türkiye’de kimin, kimlerin iktidar olacağını, iktidarların ne zaman bozulup yıkılacağına karar veren tek seçici AB-D’dir. Tayyip de bunu iyi bilmektedir. Ve bu yüzden, C. Zapsu ve Şaban Dişli’yi ABD’ye göndererek, onların aracılığıyla, “Beni kanalizasyon deliğinden aşağı süpürmeyin, kullanın!” diye yalvarmaktadır ABD Emperyalistleri önünde diz çökerek…

Noel’lerde, Irak’ta Müslüman kanı döken, insanlık dışı işkenceler uygulayan, ülkeyi cehenneme çeviren ve Müslüman kadınların ırzlarına geçen sapık, sarhoş ABD askerlerini kastederek; “Ben kahraman Amerikan askerlerinin sağ salim vatanlarına dönmeleri için Allahıma dua ediyorum” diye ABD medyasına demeçler vermektedir. Böylece de sıfır numara ABD hizmetkârı olduğunu, ABD’nin vereceği her işi yapmaya hazır olduğunu dile getirmiş olmaktadır.

Hatırlanacaktır Abdullah Gül’ün de benzer açıklamaları vardı… Tek bir örnekle yetinelim:

 “Dünya barışı için, barışı korumak, barışı yapmak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir.” (Takvim, 15 Mayıs 2006)

A. Gül, Ortaçağcı, Mustafa Kemal, laiklik ve Cumhuriyet düşmanı, Amerikancı Necip Fazıl Kısakürek tarafından, lise yıllarındayken alınıp eğitimden geçirilmiş, laiklik ve Mustafa Kemal düşmanı hale getirilmiş, Ortaçağcılaştırılmış, ABD’cileştirilmiştir. Yine AB-D ajanı Prof. Sabahattin Zaim tarafından da emperyalistlere pazarlanmış, İngiltere’deki ajan yetiştiren “Excellent University”de okutularak iyice AB-D’cileştirilmiştir. Yani Türkiye’nin değil, AB-D Emperyalistlerinin çıkarlarını öncelikle düşünür, gözetir ve ona göre davranır hale getirilmiştir…

Tayyipgiller’in K. Unakıtan, İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek, Hüseyin Çelik, Ali Babacan, Ömer Dinçer, C. Zapsu ve tüm bileşenleri benzer durumdadır: Vurguncu, AB-D’ci ve vatan satıcı, halk düşmanıdır…

Bunların halka ve ülkemize düşmanlıktan, kötülükten başka verebileceği hiçbir şey yoktur…

Doksan bin imamın tamamına yakını, Ortaçağcı ideolojinin-Siyasal İslam’ın profesyonel-devletten maaşlı militanı durumundadır. Bunların anlattığının veya bildiklerinin, Hz. Muhammed’in, Dört Halife’nin özellikle de Hz. Ali’nin savunduğu İlkel Sosyalizm gelenekli, çağının şartları içinde çok insancıl olan Müslümanlıkla-İslamla hiç ilgisi yoktur. “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olanıdır. İslamiyet güzel ahlâktan ibarettir” diyen, kuru hasır üstünde yatan, öldüğünde bir ibriği ve bir hırkasından başka mal-mülk bırakmayan, yine öldüğünde, zırhı bir Yahudi Bezirgânda, doksan kilo arpa karşılığında rehin bırakılmış olan Hz. Muhammed’le bunların yani Tayyipgiller’in hiç ilgisi yoktur, benzerliği yoktur. Bunlar, pis canlarını kurtarmak için Mekke’nin fethinden bir gün önce Müslüman olan Ebu Sufyan ve oğlu Muaviye’nin ve Muaviye oğlu Yezid’in benzeridir, onların devamcısıdır. Bunlar da, Firavun ve Nemrut kadar mal mülk düşkünüdürler ve servet sahibidirler…

Her yıl İHL’lerden Ortaçağcı-Siyasal İslam’la doktrine edilmiş 54.000 genç mezun olmaktadır. Kur’an Kursları yine aynı ideolojiyle şartlandırılmış 900.000 civarında yoksul çocuğumuzu mezun edip topluma salmaktadır. Bunlar da AB-D mamulâtı Ortaçağcı Siyasal İslam’ın gönüllü militanı durumundadırlar. Hemen tümü de ABD güdümünde olan Tarikatlar da taşra şehirlerimizin varoşlarına kadar tüm Türkiye’yi örümcek ağları gibi sarmış durumdadır. Bunlar da AB-D’ci ve Ortaçağcılığın savunusunu yapmaktadır ve cahil bilinçsiz insanlarımızı o doğrultuda şartlandırmaktadır.

Antika ve Modern Parababaları örgütleri olan TÜSİAD, TİSK, MÜSİAD ve TOBB’la satılmış dönekler Medyasının AB-D uşağı insan sefaleti yazarçizerleri de yıllardan beri Tayyipgiller’i savunmaktadır. Patrik Mutafyan, Agos Gazetesi sorumlusu Etyen Mahçupyan, C. Talabani, M. Barzani ve Türkiye’deki Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi de, bağımsız aday çıkarmadığı yerlerde Tayyipgiller’in AKP’sini desteklemiştir, ona oy verdirmiştir, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerinde… Tüm bunlara rağmen AKP, son nüfus sayımının da ortaya çıkardığı verilere göre, oy kullanma yaşındaki (seçmen olma yaşındaki) insanlarımızın yalnızca yüzde 34’ünün oyunu alabilmiştir. Bu durumda halkımızın sağduyusunu takdir etmek gerekir. Tabiî zekâsını da… Anarşist Aziz Nesin’in iddia ettiği gibi halkımız geri zekâlı değil tam tersine zeki ve sağduyu sahibidir.

Halkımızın, gerici, halk düşmanı, AB-D uşağı partilere oy veriyor olması 60 yıldan beri kendisine uygulanan ekonomik, ideolojik, siyasi ve psikolojik harekâttan dolayıdır. Bir anlamda yerli-yabancı Parababaları çetesinin sürek avına alınmış durumdadır halkımız. Ona pozitif bilimler ve devrimci ideolojiler gösterilmedi ki, onları benimsesin. Doğumundan itibaren mağarada tutulan insanın güneş ışığını ve gökyüzünü bilmemesi gibi, halkımız da mağara benzeri bir ideolojik karantina altında tutulduğu için çağdaş doğa bilimlerini ve devrimci düşünceleri bilememekte ve bu nedenle de benimseyememektedir. Bundan dolayı halkımızı değil, onu bu mağara karanlığında, işsizlik ve pahalılık cehenneminde yaşatan AB-D Emperyalistlerini ve onlarla ortaklık-çıkar birliği kurmuş bulunan yerli vatan ve halk düşmanı satılmışlar cephesini suçlamak gerekir. Bunlardan gün gelecek yaptıkları hainliğin ve alçaklığın hesabını da soracağız… Bizde zaman aşımı yoktur…

MHP’ye gelince… Bu faşist parti merkezi ABD’de olan Kontrgerilla’nın ya da diğer adıyla “Süper NATO”nun özel örgütüdür. CIA ideologu David Galula; “Ayaklanmalara Karşı Koyma-Teori Ve Pratik” adlı kitabında, devrimci, yurtsever, antiemperyalist hareketlerin önlenmesi için faşist darbeler yapılmasını gerekli gördüğü Türkiye gibi ülkelerde böyle bir partinin kurdurtulmasını da gerekli hatta zorunlu görür. Bu parti Kontrgerilla’nın sivil ayağını oluşturarak, karşıdevrimci yarı askeri güçler örgütleyecek, yetiştirecektir. Nitekim MHP, 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Darbeleri öncesinde, onlara kılıf-zemin-gerekçe hazırlamak için yapılması öngörülen cinayet, katliam ve sabotajlarda etkin biçimde rol alarak, CIA’ca kendine verilen bu halk düşmanı, zalimane ve caniyane görevini başarıyla yerine getirmiştir.

Bu partinin “Başbuğ”u Alpaslan Türkeş, bilindiği gibi ABD’nin Panama’daki Kontrgerilla Okulunda, 1950 öncesi eğitimden geçirilen ilk kişilerden biridir. Ömrü boyunca ABD’nin ve CIA’nın-Kontrgerilla’nın kendine verdiği görevleri yapmıştır. O doğrultuda siyasi faaliyette bulunmuştur. ABD’ye karşı tek bir söz çıkmamıştır ağzından, tüm yaşamı boyunca…

Hatta, ABD’nin, 12 Mart Faşist Nihat Erim Hükümetine koydurttuğu afyon ekim yasağını, 1974’te Bülent Ecevit’in kaldırması üzerine; “Bu yasağı kaldırmakla ABD’yi kızdırmış oluruz. Bunu yapmayalım” demiştir. Böylece de Türk köylüsünü-çiftçisini düşünmediğini, ABD’li efendilerini düşündüğünü çok açık olarak itiraf etmiştir.

Tayyipgiller’in halkımızın temiz, saf dinî inançlarını sömürdüğü gibi faşist MHP de yine halkımızın yurtseverlik ve millî duygularını sömürmektedir. Yoksa bu partinin halkçılıkla da ulusçulukla da uzaktan yakından ilgisi yoktur.

Partinin şimdiki Genel Başkanı Devlet Bahçeli de “Başbuğ”u gibi tam bir Amerikancıdır.

Hatırlanacağı gibi Tayyip öncesi Koalisyon Hükümeti’nde ortakken Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz’ü, IMF emirlerini uygulamakta ayak sürüdüğü için, bakanlıktan almakla kalmadı; partisinden de uzaklaştırdı. Enis Öksüz, ulaşımda demiryolunu savunuyordu. Telekom’un özelleştirilmesine, hele hele yabancılara satılmasına karşıyım, böyle bir karara da imza atmam diyordu. İşte Bahçeli, Enis Öksüz’ü böyle namuslu bir tutum sergilediği için MHP’den attı.

Bahçeli, Ülkü Ocakları Genel Başkanı Alişan Satılmış’ı, “Irak’taki Türkmen Katliamı” üzerine, Ankara’da “Kahrolsun ABD Emperyalizmi” ibareli afişler astırdığı için, ABD Büyükelçiliğinin talebi üzerine hemen görevden almıştır. Şimdi sormak gerekmez mi: Bahçeli kimin milliyetçisidir? diye. ABD’nin değil mi?..

Yine aynı Bahçeli, Datça, Fethiye ve Dalaman Ülkü Ocağı Başkanlarını da geçen yıl apar topar görevden almıştır. Bunların suçu ne miydi? Marmaris Limanı’na demirleyen ABD savaş gemilerini ve kıyı şehirlerimize çıkan Irak’ı işgal eden, katliamlar yapan, kadınların ırzına geçen Amerikan askerlerini protesto etmek. Bu askerler ne için çıkıyor şehirlerimize? Dolar vererek apış arası sorunlarını çözmek için. Bu emperyalist çakalları protesto etmek, her onurlu insanımızın boynuna borçtur. Bahçeli, işte buna karşı çıkıyor. Bırakın ABD’liler işlerini görsün, diyor. Niye dalgalarına taş atıyorsunuz ABD’lilerin, diyor. O, işte böyle milliyetçi… Yine hatırlanacağı gibi Bahçeli, 22 Temmuz seçimleri öncesinde “ABD stratejik müttefikimizdir” açıklamasını yaparak, ABD’li efendilerine saygılarını sunmaktan geri kalmamıştır.

Ve yine aynı Bahçeli, MHP Polatlı İlçe Teşkilatı’nı da, ABD Büyükelçiliğinin ziyaret talebine olumsuz yanıt verdikleri için anında görevden alır. İşte böylesine sadık bir ABD hizmetkârıdır ve ABD milliyetçisidir, D. Bahçeli.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Bahçeli ve MHP yöneticilerinin milliyetçilik söylemi, sadece saf, bilinçsiz insanlarımızın, özellikle de gençliğimizin yurtseverlik ve milli duygularını sömürmeye yöneliktir. Bir kandırmacadır. Tıpkı Tayyipgiller’in İslamcılığı gibi… Siyasi araçtır onlar için bu değerler. Ün, poz, koltuk-makam sahibi olmak için kullanılan malzemelerdir.

İşte, şimdi bu iki parti, din alıp satmada da birbirleriyle yarışmaktadırlar. Türbanı, sarığı, cübbeyi kamucul hayatımızın her kesimine adım adım sokarak ülkemizi, Afganistan, Suudi Arabistan, İran vb. teokratik ülkelere benzetme yarışına girmiş durumdadırlar. Yani ülkemizi Ortaçağın karanlıklarına götürmek için yarışmaktadırlar. Tabiî ABD’den aldıkları emir üzerine… Dedik ya Paul Henze ve Graham Fuller, Türkiye için Siyasal İslamcı bir rejim önermektedirler diye.

Türban, kadının özgürlüğü değil, esaretidir. Afganistan’da, İran’da, Suudi Arabistan’da, Arap Emirliklerinde kadınlar, bu Ortaçağcı cehennemden kurtulabilmek için çabalamaktadırlar. Çünkü o cehennemin ateşiyle kavrulmakta, acılarını tâ yüreklerinin derinliklerinde duymaktadırlar. Yaşadıkları için Ortaçağcı düzenin ne olduğunu çok iyi bilmektedirler. Bizde ise ne yazık ki tam tersine bir tutumla genç kızlarımız, o cehennemi özler bir tavır sergilemektedirler. Çünkü onlar, Ortaçağcı ideolojiyle doktrine edilmişlerdir. Kendilerinin götürülmeye çalışıldığı cehennemi cennet sanmaktadırlar. Bilmiyorlar ki, bu gidişin sonunda kendilerinin kara çarşaf ve peçeye büründürülmesi ve bir erkeğin 4 eşinden biri olması, hatta sayısız cariyelerinden biri olması da var. Yanlarında bir erkek olmadan sokağa çıkmalarının yasaklanması da var. Düşünün Afganistan’da kadınlar doktor yüzü göremiyor. Çünkü erkek doktorun kadın hastaya bakması yasak… Kadınların da okuması, doktor olması yasak… İşte böylesine yürek parçalayıcı bir Ortaçağ karanlığına mahkûm edilmiş durumdadır, Afganistan’da kadın.

Küçücük, saf, masum kız çocuklarımızı, saçının bir tek telini gösterirsen sadece o tel için 70 yıl cehennemde yanacaksın diye şartlandırırsak, elbette o çocuk türbana sarılacaktır. Onu kurtuluşu sanacaktır. Oysa bu çocuklara gerçekten laik ve demokratik bir eğitim verebilsek hiçbiri türbana itibar etmeyecektir.

Bu kızlarımız bilmiyorlar ki, bugün okullara, üniversitelere gidebiliyorlarsa, bu Mustafa Kemal’in önderliğinde gerçekleştirilen Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşımızın getirdiği, eksik gedik de olsa, laikliğin eseridir. O nedenle laikliğe herkesten fazla kadınlarımızın sahip çıkması gerekir. Laiklik ve devrimci demokratlık, kadına bir cinsel obje olarak değil, bir insan olarak bakılmasını gerekli kılar. Böyle olunca da türbana, çarşafa, peçeye ihtiyaç duyulmaz.

Başta da söylediğimiz gibi AKP, MHP, ANAP, DP vb. gerici burjuva partiler, halkımızın, kadınlarımızın din duygularını, yurtseverlik duygularını sömürerek siyaset yapmaktadırlar. Bunların başkaca bir marifetleri yoktur. Ama bu işte de çok ustadırlar. Ne yazık ki, 60 yıldan beri masum insanlarımızı aldatmakta ve sömürmektedirler. ABD’ye de kölece hizmet etmektedirler. Bunların efendileri ABD emperyalistleridir. Bunlar, kendi akıllarıyla bir şey yapmazlar. Bunlar, sadece efendilerinin emrettiğini yaparlar. Efendilerinin düşünce kuruluşları, bunlar adına da düşünür, bunlar da o doğrultuda davranır. Onların bir dediğini iki etmez. Karşılığında da küplerini doldururlar, milletvekili, bakan, başbakan, hatta devlet başkanı olurlar. Ne alışveriş değil mi?..

Ortaçağcı gericiliğin karşısında laikliği savunan iki örgütlü güç vardı. Bunlar Osmanlı’nın devletini yöneten 4 sınıfından ikisiydi: Seyfiye-Kılıçlılar yani Ordu ve İlmiye-Bilim İnsanları yani şimdiki üniversite ve laik aydınlar. Osmanlı’nın diğer iki sınıfı Mülkiye ve Kalemiye, devrimci geleneğini Osmanlı’nın derebeyleşme aşamasında Tefeci-Bezirgân Sermaye sınıfıyla kaynaşarak zaman içinde yitirmişti. Fakat Ordu’nun ve Bilim İnsanlarının Tefeci-Bezirgân Sermaye sınıfıyla bir alışverişleri olmadığı için Osmanlı’nın ilk kuruluşundaki İlkel Komuna geleneklerini zaman içinde azalmış olmakla birlikte yine de korumaktadırlar. Ordu’nun, generaller dışında kalan, Ordu Gençliği dediğimiz bölümüdür bu geleneği bugün de yaşatan. İlmiye’miz de bu geleneği önemli bir bölümüyle bugün de yaşatmaktadır. Nitekim evvelki yıl Danıştay İkinci Daire Üyesi Mustafa Yücel Özbilgin laikliği koruma uğruna hayatını vermiştir. Bu namuslu bilim insanı laiklik şehidimizdir. Üniversitemizin namuslu bilim insanları bugün de laikliği savunmak için güçlerinin yettiği oranda mücadele vermektedirler. Bundan sonra da vereceklerdir.

Ortaçağcı hareketin karşısında caydırıcı bir rol oynayabilen örgütlü güç Ordu’ydu. Fakat geçen yaz A. Gül’ün, AB-D’nin isteği doğrultusunda, devlet başkanı yapılması sürecinde, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ve kurmay heyeti, Mustafa Kemal’e de, O’nun devrimlerine de, laikliğe de ve Ordu Gençliği’ne de ihanet ederek; Tayyipgillerle Boğaziçi’nde anlaştı. Tabiî ABD öyle istediği için… Hatırlanacağı gibi, Büyükanıt da ABD liyakat madalyalıdır. Bu anlaşmayla o madalyanın hakkını vermiş oldu. ABD’lileri utandırmadı. Ama Ordu Gençliği’ni utandırdı. İşi, “amuda kalkma” numaralarına döktü, yaptığı anlaşmayı ve ihaneti gözden kaçırabilmek için. Bu anlaşmayla Büyükanıt 12 Nisan’da yapmış olduğu konuşmayı da, 27 Nisan Muhtırası’yla ortaya konan laik prensipleri de yalayıp yuttu. Yani bir anlamda Ortaçağcıların önünde diz çöktü. Zaten o sayede A. Gül devlet başkanı olabildi. Bugün de Tayyipgiller ve MHP, buradan aldıkları cesaretle laikliğe daha yaman bir şekilde saldırabilmektedirler. Ne yazık ki, daha uzunca bir süre bu saldırıları durmayacaktır. Ve yeni mevziler ele geçireceklerdir.

Fakat hayâsızca gidişe sürgit devam edemeyecekler… Eninde sonunda halkımız, bu hayâsızca gidiş karşısında uyanacak ve Birinci Kuvayimilliye’de olduğu gibi davranışa geçecektir. Tabiî buna biz gerçek devrimciler öncülük ve önderlik edeceğiz. Alınteriyle geçim sağlayan çalışan ve ezilen halkımızı uyandıracağız ve örgütleyeceğiz. Halkımızla, onun bir parçası olan Bilim İnsanlarımızla, Ordu Gençliğimiz’le ve bin yıldan beri birlikte yaşadığımız Kürt kardeşlerimizle omuz omuza vererek AB-D uşağı bu hainler cephesini yenilgiye uğratacağız. Demokratik Halk Devrimini gerçekleştireceğiz. Ve Demokratik Halk İktidarını kuracağız. Bu hainlerden de ihanetlerinin hesabını soracağız. Yaptıkları yanlarına kalmayacak. 31 Ocak 2008

 

HALKIZ, HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ!..

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ

GENEL MERKEZİ