Tümü Yüce Divanlık bunların da… Neylersiniz, Yüce Divan diye de bir şey kalmadı ki

15.11.2016
217
A+
A-

Tümü Yüce Divanlık bunların da…

Neylersiniz, Yüce Divan diye de bir şey kalmadı ki

Bunların tamamı, inanın, beklenen Marmara Depreminden bile çok daha tehlikelidir, halklarımız ve vatanımız için.

Beklenen deprem, uzmanların öngördüğü en olumsuz şekliyle gerçekleşse bile, nihayetinde İstanbul ve çevresinde en fazla yüz bin civarında insanın hayatına mal olacak gibi görünüyor. Birkaç yüz bin de ev yıkar nihayetinde…

Fakat Meclisteki bu Amerikancı burjuva partilerinden oluşan Dörtlü Çete ise, ülkemizi Suriyeleştirdi. Vatanı parçalanmanın-Yeni Sevr’in-BOP’un eşiğine getirip dayadı. Öyle görülüyor ki parçalayacaklar memleketi. Bu arada halkları da birbirine karşı kışkırtıp boğazlatacaklar. Efendileri ABD’den öyle emir aldılar çünkü. Onun projesini uyguluyorlar. Onun direktifleriyle hareket ediyorlar. Siyaset yapıyorlar. Daha da açığı, tüm yapıp ettikleri ihanetten başka bir şey değil…

Başında CIA’nın bulunduğu Süper NATO’nun, Türkiye’deki bilinen adıyla Kontrgerilla’nın, devrimcilere, yurtseverlere, anitemperyalistlere ve Mustafa Kemalcilere karşı savaştırmak üzere kurduğu paramiliter devşirmelerden mürekkep bir özel örgütü olan MHP’nin karanlık başkanı Devlet Bahçeli, bakın bugün haber sitelerine düşen açıklamasında ne diyor:

“Geçen hafta Başbakan Binali Yıldırım ile yaptığımız görüşme verimli geçmiştir. Anayasa değişikliği konusundaki düşüncelerini makul ve müspet bulduğumuzu açıklamıştım. Biz bir yol gösteriyoruz milletimizin ağrıyan başına şifa olalım istiyoruz ve yaklaşan tehlikeleri hissedip şimdiden öngörüyoruz. 15 Temmuz’dan sonra bambaşka bir Türkiye vardır. (…) Devlet çarkı ağır aksak dönüyor, yönetimdeki fiili sakatlık bir tek kişiyi sivriltmekle kalmıyor geleceğimizi de rehin altına alıyor.

“(…) Bu süreçte CHP naz etmemeli, kapris yapmamalı geri durmamalıdır. Başbakan’a kapıları açıksa teklifi bir de biz görelim diyorlarsa, buyursunlar kafa kafaya verelim, el ele omuz omuza gönül gönüle fiili açmazı giderelim.” (http://odatv.com/kagit-ustunde-cumhurbaskanligi-1511161200.html)

Görüldüğü gibi, siyasi kaderini AKP ve Kaçak Saraylı Reis’le birleştirmiş olan ve onun koruyup kollamasıyla partisindeki ezici delege çoğunluğunun oluşturduğu muhalefeti bloke ederek başkanlık koltuğunu koruyabilen, faşist partinin lideri Devlet Bahçeli, diyor ki yukarıda; “Binali Yıldırım’ın Anayasa değişikliği konusundaki düşüncelerini makul ve müspet bulduk.”

Mecburen bulacaksın. Çünkü Kaçak Saraylı koruyucu kollarını senin üzerinden çektiği anda tepetaklak gideceksin, partindeki koltuğundan. O yüzden tutsağısın artık onun. İstesen de anlaşacaksın onunla ve her dediğine uyacaksın, istemesen de…

Bir de tabiî bütün burjuva partilerinin yaptığı hokkabazlığı yapmaktan geri kalmıyor. “Milletimizin ağrıyan başına şifa olalım.”, türünden demagojiler geveliyor.

Millet senin ne zamandan beri umurunda oldu bre karanlık faşist!

Türkiye’de hukuk olsa, senin, Kontrgerilla’nın kanlı katliamlarına yani Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı gibi canavarlaşmış kan içicilerinin Bahçelievler Katliamı benzeri işlerine verdiğin fiili destekten dolayı çoktan on yılları bulan cezalara çarptırılmış ve siyasetten men edilmiş olman gerekirdi.

Ne diyor bir de Bahçeli?

“15 Temmuz’dan sonra bambaşka bir Türkiye vardır.”

Kimin ilk kez telaffuz ettiği cümledir bu, arkadaşlar?

Kaçak Saraylı Reis’in.

Gördüğümüz gibi artık ağızları da aynı tekerlemeleri döndürüyor. Kelimesi kelimesine aynı şeyleri söylüyorlar, savunuyorlar gayrı.

Peki “bambaşka” hale kim getirmiştir Türkiye’yi?

Başta Tayyip ve Pensilvanyalı İmam, sonra da siz, değil mi?

10 yıllar boyu tarla sıçanları gibi milim milim kemirerek aşındırıp yıktınız Laik Cumhuriyet’i en sonunda.

Devam ediyor Bahçeli:

“Devlet çarkı ağır aksak dönüyor.”

Ortada normal hukuku olan bir devlet mi bıraktınız ki çarkı dönsün normal biçimde…

Var olan, Kaçak Saraylı Reis’in, namuslu Deniz Feneri Savcısı Abdülvahap Yaren’in söyleyişiyle; “Hırsızlar İmparatorluğu”dur. Ya da Kaçak Saraylı’nın çete hukukuyla yönetilen bir çete devletidir. Yani gayrimeşru bir devlettir. Hukuksuz ve kanunsuz bir devlettir. Her şey Kaçak Saraylı Reis’in iki dudağı arasından çıkacak buyruklarına göre yapılıp edilmektedir.

Bu acı gerçeği faşist şef Bahçeli de şöyle itiraf eder:

“(…) yönetimdeki fiili sakatlık bir tek kişiyi sivriltmekle kalmıyor geleceğimizi de rehin altına alıyor.”

Demek ki, yönetimde bir tek kişi sivriltilmekteymiş. Bu da, “fiili bir sakatlık”tan kaynaklanmaktaymış.

Soralım Bahçeli’ye:

Bu “fiili bir sakatlık”ı yaratan kim?

Kaçak Saraylı Reis, onun koltuk değneği sen ve Meclisteki diğer sizin gibi iki Amerikancı burjuva partisi.

Burada neyi itiraf etmiş oluyor Bahçeli?

Ortada Anayasa, Ceza Yasası, Adalet Sistemi diye bir şeyin kalmadığını.

Yani ortada hukukun mukukun, adaletin, gerçek anlamda mahkemelerin filan kalmadığını. Hepsinin yerini fiiliyatta bir tek kişinin aldığını.

Bahçeli, itirafına devam ediyor, istemeden de olsa:

“(…) kafa kafaya verelim, el ele omuz omuza gönül gönüle fiili açmazı giderelim.”

Dikkat edelim, arkadaşlar. Bu faşist şef, “el ele, omuz omuza” ihanet yolunda on yıllardan beri yürüyerek Türkiye’yi bir “fiili açmaz”ın içine soktuklarını netçe itiraf ediyor. Ve CHP’yi de davet ederek, Türkiye’yi güya açmazdan kurtaralım, diyor.

Netçe ortaya konan itiraf şudur, arkadaşlar:

1- Ortada Anayasa, yasa masa bırakmadık.

2- Dolayısıyla da Laik Cumhuriyet’i yıkarak ortadan kaldırdık.

3- Böylece de, Türkiye’de fiili bir durum yaratmış olduk. Bu durumda artık devlet demek, bir tek kişi demektir. O da Sarayın Sultanıdır.

4- Böylelikle de hepimiz, elbirliğiyle Anayasayı ihlal ve Laik Cumhuriyet’i ortadan kaldırma suçunu işlemiş olduk.

5- CHP de gelsin, Türkiye’yi bu Anayasanın, yasanın filan bulunmadığı kanunsuz durumdan çıkarıp kanunlu hale getirelim.

6- Bunun da yolu şudur: Fiili duruma bir kanun kılıfı giydirelim. Yani, kanunsuzluğu, oluşturacağımız bir kanun maskesiyle gizleyelim. Görünmez kılalım. Bu şekilde de, işlediğimiz ağır suçtan paçamızı kurtarmış olalım.

İşte buna çabalıyor Bahçeli Devlet. Sanıyor ki tarumar ettikleri Laik Cumhuriyet’in enkazı üzerine veya onun yerine kurulmuş bulunan Kaçak Saraylı’nın çete devleti üzerine bir hukuk şalı örtersek, onu hukuklandırmış, böylece de meşruiyete büründürmüş oluruz. Biz de işlemiş olduğumuz ve cezası ağırlaştırılmış müebbet olan suçlarımızdan yırtmış oluruz.

İşte bunu diyor, bütün milleti ahmak, kendisini akıllı sanan zavallı ABD hizmetkârı.

Faşist liderin çağrısınaysa, karşılık veriyor, CHP sözcüsü Özgür Özel:

“Devlet Bahçeli kendi tabanını, kendi üyelerini ve siyasetle ilgilenen herkesi şaşırtmaya devam ediyor.

“Bugün kullandığı dil bir siyaset dili değil. Nazlanmayın, kapris yapmayın bunlar siyaset dili değiller.

“Sayın Devlet Bahçeli 15 Temmuz öncesi veya geçtiğimiz seçim dönemlerinde başkanlık sistemine en sert dille karşı çıkarken AKP naz yapıyordu da bu nazı sonuç verdi, şimdi AKP’ye mi koşuyor ya da kızgın olduğu zamanlar kaprisli oluyor sonra onun kaprisini çözecek bir formül mü buluyor AKP?

“Bu nazdır, kapristir birincisi cinsiyetçi; ikincisi siyaset diline uygun değil, gündelik dile hatta birazcık da argoya kaçan cinsiyetçi bir dil.

“Biz bir kere ülke meselelerine böyle yaklaşmayı hiçbir zaman doğru bulmuyoruz.

“Bugün Sayın Bahçeli’nin geldiği ama kitleleri peşinden sürükleyemediği nokta kendi büyük çelişkisi ile yüzleşmek noktasıdır.

“Bugün eğer adına başkanlık olan yani dört başı mamur bir başkanlık sistemini adını cumhurbaşkanlığı sistemi olarak ülkeye ve kendisine gönül vermiş kişilere yutturabileceğini sanıyorsa sarayın bir hastalığına kapılmıştır. O çok önemsediği hep övgüler yağdırdığı Türk milleti olarak ifade ettiği vatandaşlarımızın aklıyla alay eder noktaya gelmiştir.

“Doğruya doğru eğriye eğri kediye kedi demeye devam etmek lazım.

“Eğer başkanlık sistemini getiriyorsanız, başkanlık sistemiyle ilgili tavizler veriyorsanız, bunun adına cumhurbaşkanlığı sistemi diyerek kendinizi de kandıramazsınız. Size inananları da kandıramazsınız. Bu ülkenin güzel insanlarını da kandıramazsınız.

“MHP’ye resmi yoldan iletilen taslak bize henüz iletilmedi. Zaten biz CHP olarak başkanlık önerilerine nasıl baktığımızı daha önce söylemiştik.

“Bizim buradaki yaklaşımımız hangi siyasi partinin lideri olursa olsun ülkenin içinde bulunduğu durum ülke meseleleriyle ilgili kapımızı çalarsa kapımız açık.

“Bahçeli şunu da bilsin etrafına cumhurbaşkanlığı sistemi deyip son derece albenili bir paketle kendilerine de sunsalar Bahçeli bu paketi kabul ettiği anda MHP binasına MHP ideolojisine, geleneğine bombalı bir paketi kabul etmiş olacak ve bundan en büyük zararı partisi görecektir.” (http://www.abcgazetesi.com/chpden-bahceliye-ilk-yanit-bombali-paketi-kabul-etmis-olacak-34228h.htm)

Gördüğümüz gibi, arkadaşlar, sözcü Özgür Özel, tam bir CHP’lidir. CHP’nin tüm karakteristik vasıflarını temsil etmekte ve sergilemektedir.

Nedir bunların özü?

Boş laf etme üstatlığı…

Başka türlü ifadelendirirsek; hiçbir şey söylememek için konuşmuş olmak becerisi…

Başta Sorosçu Kemal, öncesinde Baykal, hep aynı makamdan çalarlardı, bildiğimiz gibi.

Ne demiş oldu şimdi yukarıda Özgür Özel?

Bahçeli kendilerini davet ederken naz, kapris yapmayın, demiş de; bu, cinsiyetçi bir dil oluyormuş, siyaset dili olmuyormuş…

Peki, bunları demeyip de doğrudan çağırsaymış ne olurmuş?

İşte o zaman siyaset dili kullanmış olurmuş. CHP’nin de kapısı herkese açıkmış. Herkesle de oturur, siyaset jargonuyla ülke meselelerini görüşürler, tartışırlarmış.

İşte bunlar böyle olduğu için Kaçak Saraylı Reis’ten onlarca defa övgü aldılar. Tabiî tersten… Ne demişti Kaçak Saraylı, birçok kez?

“Böyle muhalefet dostlar başına.”

İşte biz, bu yüzden söylüyoruz; CHP bin yıl Meclis olmaktan çıkardıkları Ankara-Bakanlıklar’daki o lüks binanın ceylan derisi kaplı koltuklarında otursa; Kaçak Saraylı Reis, onun AKP’giller’i ve onların benzerleri bin yıl iktidarda kalmaya devam eder.

Halkımızın hangi derdine akıl erdirip derman olabilir bunlar?

Hiç…

İnanın yoldaşlar, bunlar hiç olmasa, yani Mecliste muhalefet diye bir şey olmasa, Kaçak Saraylı Reis bu denli pervasız davranamaz. Bunlar, onun tüm hukuksuzluklarını, kanunsuzluklarını, Laik Cumhuriyet’e karşı işlediği, hepsi de müebbetlik suçlarını maskelemiş, gizlemiş, dolayısıyla da, meşru görünüme kavuşturmuş oluyorlar. Aslında kavuşmaz da, işte halkımıza yutturuyorlar böyle.

Özgür Özel, faşist MHP’yi tevil yoluyla da olsa şöyle övmekten de geri kalmıyor, yukarıdaki açıklamasında:

“Bahçeli şunu da bilsin etrafına cumhurbaşkanlığı sistemi deyip son derece albenili bir paketle kendilerine de sunsalar Bahçeli bu paketi kabul ettiği anda MHP binasına MHP ideolojisine, geleneğine bombalı bir paketi kabul etmiş olacak ve bundan en büyük zararı partisi görecektir.”

Özgür Özel, MHP ideolojisine yaptığı bu övgüyle, halkımıza sırtını dönmekle kalmıyor; MHP’li faşist katillerin katlettiği namuslu bilim insanlarına ve hatta, CHP yöneticilerine de sırtını dönmüş ve onları satmış oluyor. Onlara ihanet etmiş oluyor.

Zamanında ne demişti (bunama sürecindeki Bülent Ecevit, bu faşist partiyle koalisyon kurma işini ortaya attığında eşi) Rahşan Ecevit?

“Eli kanlı katiller.”

Fakat, uzun yaşamanın barındırdığı büyük tehlikenin tuzağına düşen ve ne yaptığını bilmez hale gelen bunak Ecevit, eşinin bu uyarısına kulak asmadığı gibi, baskı yaparak zavallı kadıncağızın da geri adım atmasını sağlamıştı. Ne yazık ki öyleyiz ya: Erkek egemen bir toplumun insanlarıyız…

Sorosçu Kemal’in, TR 705’in ve Çarşafçı Gürsel’in CHP’sinin sözcüsü Özgür Özel, tabiî şefleriyle birlikte, Rahşan Ecevit kadar dürüst, ahlâklı olamıyorlar. Ne acıklı durum…

MHP’nin ideolojisi ne?

Kontrgerilla ideolojisi. Başka hiçbir şey değil.

Devrimci Hareket, antiemperyalist, yurtsever, Kuvayimilliye ve Mustafa Kemal geleneğine sahip bir hareket yükselişe geçti mi, o da Kontrgerilla’nın resmi güçleriyle birlikte “saldırılar”, “katliamlar yapmaya, provokasyonlar yapmaya.”, geçecek. Ayrıca da kundaklamalar yapacak, tıpkı Nazilerin Reichstag Yangını benzeri. Bunun suçunu da, devrimcilerin, namusluların üzerine atacak. Yani namusluları, gerçek yurtseverleri, halkseverleri öldür, katlet, karala.

İşte MHP ideolojisi budur, arkadaşlar özetçe.

CHP Sözcüsü Özgür Özel, dikkat edersek; ne Laik Cumhuriyet’in yıkımından söz ediyor, ne Anayasanın ortadan kaldırılışından. Oradan, sinsice kaçıyor. Bir hırsızın hırsızlık yaptığı yerden kaçışı gibi…

Böylelikle de şu an olmayan Meclisi varmış gibi gösteriyor. Olmayan hukuk devletini varmış gibi gösteriyor. Yani her türlü ihaneti, yıkımı yok sayarak gizliyor. Böylece de, halkı uyutmuş, kandırmış oluyor.

Biz boşuna demiyoruz hep: Bunlar Laik Cumhuriyet’imizi el ele vererek yıktılar. İhanet yollarında birlikte yürüdüler. Hâlâ da yürümeye devam ediyorlar.

Hatırlayalım; CHP, Kaçak Saraylı Reis’in AKP’giller’iyle Anayasa Komisyonlarında hâlâ çalışmalar yapıyor. “Yeni Anayasa” çalışmaları. Şu kadar maddede anlaşıldı filan gibi açıklamaları yansıyor basına zaman zaman.

İhanetin ve yıkımın yol gösterici sırığı muhakkak ki Kaçak Saraylı Reis ve onun AKP’gilleri’dir. İşte CHP, MHP ve HDP de o sırığın geride kalan ucunu tutuyorlar. Böylece de Türkiye’yi ABD’li efendilerinin istediği ve gösterdiği bataklığa, BOP bataklığına sürükleyip götürüyorlar.

Dikkat edelim, CHP’nin Sorosçu Kemal’i, “Biz 1930’ların CHP’si değiliz.”, “CHP, geçmişiyle yüzleşmekten korkmaz.”, türünden açıklamalar yaptı.

Ne demek istiyordu?

Bizi Mustafa Kemal’in, İnönü’nün CHP’siyle karıştırmayın. Biz artık Soros’un, TESEV’in CHP’siyiz…

Keşke bunları netçe söylesen de millet senin CHP’nin ne mal olduğunu iyice görüp tanısa…

Ne yazık ki CHP’ye umut bağlamış içtenlikli insanlarımızdan bir teki de kalkıp sormak basiretini gösteremiyor, Sorosçu Kemal’e:

Peki ulan, 1930’ların CHP’si değilsen nesin sen?

Onu ortaya koy da bilelim.

Neylersiniz ki, alınmasınlar ama, CHP’nin geniş tabanını oluşturan yığınlarda da böylesine bir zihin hasarı oluşmuş durumda. CHP milletvekilleri, milletvekili adayları deseniz, zaten onlar her türden ahlâki değeri bir kenara atmışlar, Sorosçu’nun gözüne girip yüksek makamlara, Meclise, parti yönetimine gelmenin dışında bir şey düşünemez olmuşlardır. Yani onlardan tutarlı, halka yarar, olumlu bir tavır beklemek, saflıktır artık.

HDP deseniz, zaten ABD’ye yaranmanın, onun gözüne girmenin, ona sadakatle hizmet etmenin dışında bir değeri, bir anlayışı temsil etmez olmuştur. ABD’den rol ister. Bunu da açık açık itiraf eder. NATO’yu, Birleşmiş Milletler’i Türkiye’ye davet eder. Gel bize de Irak’taki gibi bir Amerikancı Kürt Devleti kuruver, der.

Bu arada Kaçak Saraylı Reis’e de, Oslo’daki, Dolmabahçe’deki türden masalarda yeniden buluşabilmek için, cila geçmeyi ihmal etmez. HDP’nin Eşbaşkanı Demirtaş, huşu içinde ayakta alkışlar, Kaçak Saraylı’nın “Cumhurbaşkanlığı Yemini etmek için Meclis Kürsüsü”ne çıkışını.

Burada şöyle bir soru akla gelebilir:

İyi de şimdi Demirtaş’la birlikte 10 HDP’li milletvekili tutukludur.

Bu da, ABD’nin yazdığı senaryo gereğidir. Hayatta olduğu gibi, ABD’nin BOP’unda da yollar dümdüz gitmez. Bazen zikzaklar yapar, bazen kısa süreli geriye dönüşler yapar. ABD’nin BOP taşeronları bazen kanki olurlar, “Çözüm Süreci” ortaklıkları ederler, bazen de kapışırlar, kavga ederler, savaş ederler. Ama bu yola da hep devam ederler: Türkiye’nin BOP çukuruna doğru sürüklenişi devam edip gitmektedir ne yazık ki.

Başta da dedik ya; Türkiye’de hukukun, adaletin zerresi olsa, Meclisteki bu Amerikancı Dörtlü Çete’nin tamamının vatana, millete, Türk ve Kürt Halklarına ihanetten dolayı, Laik Cumhuriyet’i Anayasasıyla, bütün yasaları ve kurumlarıyla birlikte ortadan kaldırmaktan dolayı ağırlaştırılmış müebbet suçundan yargılanıp hüküm giymiş olmaları gerekirdi. Neylersiniz ki, ne hukuk kaldı ülkede, ne normal bir devlet… Öyle olunca da bunlar işte hâlâ meydanlarda, kürsülerde hiç utanıp arlanmadan nutuklar atmaya devam ediyorlar, milleti aldatmaya devam ediyorlar.

Faşist MHP Başkanı Bahçeli’nin açıklamaları Odatv’de de yayımlandı. Nitekim biz de oradan aktarımda bulunduk.

O aktarımın altında yorum yapan okuyucular vardı. Öylesine akıllı yorumda bulunanlar vardı ki, ikisini aktarmaktan kendimizi alamadık:

“Cumhuriyet Gücü

“Tüm siyasi hayatı boyunca irticalen konuşma yapamayan tüm konuşmalarını ya kağıttan, ya da camdan okuyarak yapan (bu videoda olduğu gibi), uçağa binemeyen, (…) bu muhteremin şimdi Turump demesini pek yadırgamıyorum. Dilerim ülkemin başına gelen bu ve işbirliği içinde olduğu tüm doğal afetler bir gün geçer. Bu haliyle meclisteki tüm siyasi partiler gerçekten ülkemiz için bir doğal afettir.”

“78’li Nesil

“Fiili açmaz” demek Anayasa İhlal ediliyor, engelleyemiyoruz demektir. Anayasayı İhlaldir, Cezası Müebbet Hapistir. Devlet Bahçeli, Erdoğanı Müebbet Hapisten kurtarmak istiyor. Önerilen anayasa AKP-MHP Anayasası olur. Uzun süre yaşamaz. Erdoğanın Sahte Diplomasını AK-lama Anayasası olur. Alavere-Dalavere ile Anayasanın 101. Maddesini dikkatle izleyin. Recep Tayyib Erdoğan’ın Yüksekokul diploması Sahtedir. Fiili durum dedikleri budur. Tek amaçları onu kaldırmak olacak.” (http://odatv.com/kagit-ustunde-cumhurbaskanligi-1511161200.html)

(Yorumcu arkadaşların Partimizle herhangi bir ilişkisi yoktur. Tanımıyoruz da.)

Dikkat ettiniz mi, arkadaşlar?

Ne kadar net görüyor meseleyi, bu namuslu aydın kardeşlerimiz…

Türker Ertürk Paşa’yı hariç tutmak kaydıyla, Odatv’nin, Türkiye’nin bugün içine düşürüldüğü bu felaket ortamını böylesine açık görebilen bir tek yazarını, gazetecisini, akademisyenini gördünüz mü siz?

Biz görmedik, tanık olmadık.

Üstüne üstlük, Odatv’nin duayeni, kendince Türkiye’nin “ekonomi temelli” tek düşüneni, kallavi gazeteci ne yapıyor 15 Temmuz’dan bu yana?

Halkımızın deyişiyle, Tayyip Erdoğan parlatması. Tayyip Erdoğan’ı antiemperyalist mevziye geldi, diye halkımıza yedirme çabası… Güler misiniz, ağlar mısınız…

Bu da Türkiye’nin bir başka acı gerçekliği. Küçükburjuva aydın savrulması…

Marksizm-Leninizmin abc’sinden bihaber olunca böylesi kallavi aydınların, sınıflarüstü siyaset üretme, sosyal meseleleri tahlil etme maceraları da hüsranla sonuçlanıyor tabiî. Toplumun egemen üretim yordamı içinde dolaysızca ya da dolaylıca rol oynayan sosyal sınıfları netçe görüp kavrayamadınız mı, tabiî ki onların üstyapıdaki siyasi maceralarını da asla anlayamazsınız. O zaman da işte böyle bir uçtan bir uca savrulur durursunuz.

Asla aklımızdan çıkarmayalım ki sosyal, siyasi olay ve onun silahlarla sürdürülen bir bicimi olan savaş, olayda yer alan hareket, parti ya da devletleri belirlendiren sosyal sınıfların çıkarlarını, dünya görüşlerini, amaçlarını, özlemlerini temsil eder, kaçınılmaz bir biçimde. Bu yüzden de olayı kavrayabilmek için olayda yer alan sosyal sınıfların karakteristiklerini esaslıca bilmek gerekir. O bağlam içinde ancak olaydaki faillerin neyi amaçladıklarını ve olayın ne olduğunu görüp kavrayabiliriz.

Biricik gerçek sosyal bilim olan Marksizm-Leninizm bize hayatın ve toplumun özünü oluşturan bu gerçeği öğretir.

Neyse, geçelim…

Ne demiştik, halkımıza verdiğimiz sözde?

Bu Dörtlü Çete, iktidarıyla muhalefetiyle, hesap meydanına çıkarılacak. ABD hizmetkârlıklarının, ihanetlerinin hesabını bir eksiksiz verecekler…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

15 Kasım 2016

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı