Orhan Özer Yoldaş bir Ulu Çınardı Kökleri derinde Yeniden yeniden Filizler verecek vatanın her yerinde…

24.02.2018
265
A+
A-

Orhan Özer Yoldaş bir Ulu Çınardı

Kökleri derinde

Yeniden yeniden

Filizler verecek vatanın her yerinde…

“Hiç kimsenin girmeye cesaret edemediği davalarımıza girdi, bizi ipten kurtardı”, deyip geldiler…

“Herkesin yardımına koşardı, garibanların avukatıydı”, deyip geldiler…

“Bize mesleki olarak kattığı çok şey oldu, biz ondan öğrendik Ceza Hukukunu”, deyip geldiler…

“Biz Nakliyat-İş üyesi Ambar İşçilerinin sadece Avukatı değildi O, hepimizin Orhan Babasıydı”, deyip sanki greve çıkıyorlarmış gibi, sanki iş bırakma eylemi yapıyorlarmış gibi işi gücü bırakıp geldiler…

“Gerçek bir solcuydu, gerçek bir devrimciydi”, deyip geldiler…

Ve Orhan Özer’in Yoldaşları, İkinci Kurtuluş Savaşçıları, Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın düşünce kızları, düşünce oğulları, ülkenin neredeyse bütün bölgelerinden, sanki bir mitinge gider gibi aktılar Konya’ya…

Evet, bütün yoldaşları açısından bir felaket, bütün sevenleri açısından üzücü bir haberdi, Orhan Özer Yoldaş’ın atan yüreğinin susması, artık atmayacak olması, bedence bundan sonra aramızda olamayacak olması…

Ama söz konusu; Konya Devrimci Ortamının Ulu Çınarı’ydı.

Söz konusu; Gerçek bir İnsan, Gerçek bir Devrimciydi.

Söz konusu; 20’li yaşlarda girmiş olduğu örgütlü mücadeleden son nefesini verdiği 2018’in 20 Şubatı’na kadar bir an bile kopmamasıydı…

Söz konusu olan; Bilimsel Sosyalizme olan sonsuz bağlılığıyla, Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın teori ve pratiğine olan sarsılmaz inancı ve kararlılığıyla mücadeleden kopmayan bir Kıvılcımdı…

Söz konusu; Orhan Özer’di…

O yüzden Konya en acı günlerinden birini yaşadı böyle bir insanı, böyle bir hukukçuyu ve böyle bir devrimciyi kaybettiği için.

Ama Konya en onurlu ve gururlu bir günlerinden birini yaşadı 22 Şubat Perşembe günü. İnsanların gönüllerine taht kurmuş, saygınlığını kazanmış gerçek bir insan ve devrimci sonsuzluğa uğurlanırken, Orhan Özer Yoldaş’ın kişiliğine ve Devrimci Mücadelesine layık bir tören yapıldığı için. Aslında yapılan bir tören de değildi, tam da Orhan Özer Yoldaş’ımızın da istediği gibi, yapılan bir eylemdi. Bir etkinlikti. Bir konferanstı.

İşte bu insan unutulmaz;

İnsan olarak geldiği bu dünyada, insan olmanın gereği olan İnsanlığın Kurtuluş Mücadelesini hiç terk etmediği için!

Kendisini insanlığın kurtuluş mücadelesine adadığı için!

Onuru yaşamdan değerli kıldığı için!

İnsanlığın tek bir sosyalist aile olması için örgütlü mücadeleden, yoldaşlarından ve önderliğinden hiç kopmadığı, en ufak bir tereddüde düşmediği için unutulmayacak Orhan Özer Yoldaş.

Kanıtıdır unutulmayacağının, yüzlerce kişinin katıldığı son yolculuğa uğurlanış eylemi.

Kanıtıdır unutulmayacağının, cansız bedeni taşınırken yoldaşımızın; yoldaşlarının, sevenlerinin tabutunun ucundan tutabilmek için, mezarına bir toprak atabilmek için mücadele etmeleri.

Kanıtıdır unutulmayacağının, Yoldaşlarına bıraktığı “Mücadelemizi kararlılıkla devam ettirsinler” vasiyeti üzerine Yoldaşlarının, “Bu ülkede İkinci Kurtuluş Savaşını verip Halkın İktidarını kuracağız ve bu kanser düzenini yaratanlardan hesap soracağız” sözünü vermeleri.

Kanıtıdır unutulmayacağının, Parti Bayraklarıyla, sloganlarla, Nakliyat-İş Sendikası’nın flamalarıyla sonsuz yolculuğa uğurlanışı Orhan Özer Yoldaş’ımızın.

Evet, Orhan Özer Yoldaş’a da böyle uğurlanmak yakışırdı. Bir eylemle, bir etkinlikle, sloganlarla, Genel Başkan Yardımcılığını, Merkez Komite ve MYK Üyeliğini yaptığı HKP’nin bayraklarıyla uğurlanmak yakışırdı…

Ve Mezarıbaşında kadim dostu, yarım asırlık mücadele arkadaşı, HKP Genel Başkanı Nurullah Hoca’sının sözleriyle uğurlanmak yakışırdı.

Orhan Özer Yoldaş’ımıza Devrimci Sendikacılığın bu ülkedeki tek temsilcisi Nakliyat-İş’in flamalarıyla uğurlanmak yakışırdı. O’na layık olan buydu ve olan da bu oldu.

Ant Olsun ki Orhan Özer Yoldaş, seni unutmayacağız, unutturmayacağız!

Bedence aramızda olmayacaksın, omuz omuza mücadele edemeyeceğiz, ama senin hayatını adadığın İnsanlığın Kurtuluş Mücadelemizde anıların, mücadelen yolumuzu aydınlatmaya devam edecek!

Ve Orhan Özer Yoldaş’ımız sen, bu en kutsal mücadelede yaşamaya devam edeceksin!

Ve şimdiden Orhan Özer Yoldaş sen, insanlığın unutulmasına izin vermeyeceği büyük devrimciler arasında yerini aldın. Ne mutlu sana…

Orhan Özer Yoldaş Ölümsüzdür!

Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!

(Aşağıda, HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un mezarbaşı konuşmasını yayımlıyoruz.)

***

Sevgi ve saygıdeğer arkadaşlarım,

Orhan Yoldaş’sız ilk siyasi davamız görülmüştü ve hep Orhan’ın yokluğundan söz etmiştik. Ve o günün akşamında felaket haberini aldık.

Biz, Çağdaş Muhammed sağlığında O’nunla tanışma, konuşma ve ortak mücadele şerefine nail olmuş Eneski Kuşak olarak, beş kişiydik; Faruk Yoldaş, Orhan Yoldaş, Mustafa Yoldaş, Metin Yoldaş. Beşimiz aslında tek kişiydik.

Önce Faruk Yoldaş’ı kaybettik. Yüreğimin bir parçası kopup gitti O’nunla.

Belki O’nu anmadığım, aklıma gelmediği tek bir gün bile geçmemiştir o zamandan bu yana.

Şimdi Orhan Yoldaş’ı kaybettik. Yüreğimin bir parçası daha kopup gitti.

Bütün dileğim, diğer iki Yoldaş’ımın da acısını yaşamadan bu düzenler, bu dolaplar dünyasından çekip gidip, sonsuz dinlenişe çekilmek.

Aynı yaştaydık. Aramızda ay farkı vardı sadece. Aynı yıllarda devrimci kavgaya girdik. Aynı gençlik mücadelesini verdik. Okullarımızın arasında birkaç yüz metre mesafe vardı.

Bu, diz boyu bataklık olan dünya bize göre değildi. Bu dünyaya uyum sağlayamazdık. Kabul edemezdik böyle bir dünyada yaşamayı. İnsanı çürüten, çamurlara bulayan, insanlıktan çıkaran bir dünyada yaşamak bize göre olmazdı.

İsyan ettik bu dünyada yaşamaya. Arayışa girdik. Sonunda baktık ki öncüllerimiz var. Çağdaş Musa var: Marks. Çağdaş İsa var: Engels, Lenin Yoldaşlar. Ve Çağdaş Muhammed var: Kıvılcımlı Usta.

Onların yoluna girdik ve onların başlattığı kavganın devamcısı, sürdürücüsü olduk.

Bu dünyayı değiştirmek gerekiyordu. Bu dünyada yaşanamazdı. Başka bir gezegenden gelmişiz gibi ayrıksı, yabancıydık bu dünyaya.

Onlar da bu savaşı başlatmışlardı. O yüzden, bu en kutsal davanın savaşçıları olduk.

Üniversite yıllarında Orhan Yoldaş’ın, devrimciliğe gelgeç olarak bulaşmış arkadaşlardan olan bir çevresi vardı. Önderimizi aynı yıllarda tanımış olmamıza rağmen öğrencilik yıllarında birebir örgütlü mücadelenin içine giremedi.

Ama o denli dürüst ve temiz bir kalbe sahipti ki, bunun acısını hep duydu…

Konya’da devrimci kavgayı sürdürüyoruz. Kastamonu Çatalzeytin’de yedeksubay askerliğini yapıyordu. İzinli geldi. Özel olarak görüştük. Nurullah Arkadaş dedi; öğrencilik yıllarımda örgütlü bir savaşçı olamadım. Bunun acısı yüreğimde hep kaldı, dedi. Bundan sonra böyle yaşamaya asla izin vermeyeceğim, dedi. Şu andan itibaren beni örgütlü mücadelenizin içinde sayın, kaydedin dedi.

Aynen dediği bu.

Ve o yıldan bu yana, Hareketimizin kopmaz bir parçası oldu. İnancında, kararlılığında hiçbir zaman bir esneme, bir gevşeklik olmadı.

İnsanın, her bakımdan güvenebileceği, Hareketimizin en mahrem sırlarına vakıf, en riskli görevleri tereddüt etmeden ve gözünü kırpmadan, duraksamadan kabullenen kaç yoldaşı olabilir hayatta?

İşte Orhan Yoldaş, onlardan biriydi.

Tek bir parçaydık aslında hepimiz bir. Bu bakımdan, felaket haberini duyduğum andan itibaren gözyaşlarıma söz geçiremiyorum.

Sevgili Komünist Şairimiz Arif Damar ne der?

İlle de yaşamak için mi özlenir güzel günler,

Beklemek de güzel.

Biz buna bir ilave yapıyoruz:

Muhakkak ki en güzeli; o güzel günlerin gelmesi için savaşa boylu boyunca dalmaktır.

Ve insanlığı, Usta’mızın da dediği gibi; bu insana yaraşmayan, hayvancıl, insanı çürüten, birer insan sefaletine döndüren bu dünyayı değiştirmek… Hayata, insana yakışan en değerli ve en kutsal anlamını veren de işte böyle bir hayatı seçmiş ve onu gönlünce yaşamış olmaktır, yoldaşlar.

Orhan Yoldaş’ımız öyle bir seçim yaptı ve son soluğunu verene kadar da böyle yaşadı.

Her ne kadar, yenmek için kararlı bir mücadele vermişse de, kendisini tehdit eden doğa kanserinin nasıl bir felaket olduğunu üstün zekâsıyla çok iyi görüp kavrıyordu.

Son aylarında bazı arkadaşların da tanık olduğu gibi, bir Facebook hesabı açmıştı. Aslında bir veda sayfasıydı o…

Kızıma mesaj atmış; benim güzel kızım, demiş seni her türlü mutluluğu yaşamaya layık bir kızsın, demiş.

O da cevap vermiş; benim sevgili amcacığım, seni bütün içtenliğimle kucaklarım. Ne kadar mutlu ettin beni, diye…

İnsan, Hz. Muhammed’in de kıvrak zekâsıyla keşfettiği gibi, dünyaya gelir, gider.

Yine, Modern İran Edebiyatının kurucusu Sadık Hidayet’in dediği gibi; Kimileri yirmi yaşında ölür.

Yirmi yaş gencinin içtenliğiyle, temizliğiyle, cesaretiyle, coşkusuyla yaşar. Ve öyle ölür.

Kimileri de aşağılık, ucuz, sürüngen bir hayatı yaşar, arkasında iğrenç bir leş bırakarak ölür gider. Çeker gider.

Ama Orhan Yoldaş ve bizim dava arkadaşlarımız, arkalarında şanlı bir miras, şanlı bir ömür, örnek bırakarak bu dünyadan ayrılacaklar. Ve davaları, eninde sonunda zafer kazanacak.

Ve biz yoldaşlarının, bu dünyada kaldığımız sürece, hep yüreklerinde yaşamaya devam edecekler, her gün kalplerimizde ve bilinçlerimizde ve kavgamızda olacaklar.

Bizler, şehitlerimizle beraber, yan yana yaşayan bir milletiz arkadaşlar. Ve öyle bir davanın savunucularıyız.

Bu bakımdan, Orhan Yoldaş, tüm devrimci şehitlerimiz gibi ölümsüzdür, yoldaşlar.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

(Sloganlar: Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz… Orhan Yoldaş Ölümsüzdür…)