İzmir’de coşkulu 9 Eylül Yürüyüşü…

11.09.2014
193
A+
A-

İzmir’in Emperyalist işgalden kurtuluşunun 92’nci yılında da İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından her yıl olduğu gibi bir yürüyüş düzenlendi. Batılı Emperyalistler 92 yıl önce işgallerine İzmir’den başlayarak Sevr planlarını hayata geçirmek istediler. Ancak 9 Eylül 1922’de denize döküldüler ve planları suya düştü.

92 yıl sonra bugün İzmir Halkı bu emperyalist işgalden kurtuluşun simgelerinden olan 9 Eylül gününü coşkuyla kutladı. 9 Eylül Salı günü saat 09.00’da Basmane Karakolu önünden başlayan Anafartalar Caddesi’nden Cumhuriyet Meydanı’na kadar devam eden yürüyüşe İzmir Halkının yoğun katılımı oldu.

HKP İzmir İl Örgütü olarak ellerimizde “Bağımsızlık Benim Karakterimdir” yazılı Mustafa Kemal flamalarıyla katılarak destek verdik ve 9 Eylül’ün önemiyle ilgili bildirimizi dağıttık.

Dağıtılan bildiri aşağıdadır:

 9 Eylül 1922; Emperyalistler Geldikleri Gibi Gönderildiler

9 Eylül 2014; Yeni Sevrciler Geldikleri Gibi Gidecekler!

Batılı Emperyalistler, bu yüzyılın başında Paris Konferansı’nda aldıkları karar üzerine topraklarımızı işgal ettiler. Güzel yurdumuzu kendi aralarında parsel parsel taksim edip, yüzlerine taktıkları Yunan maskeleri ile ilk işgali bu topraklarda başlattılar. Emperyalistler aynı Konferans’ta Yunanlılara da Ermenilere de ülkemizdeki yağmadan pay vermeyi kararlaştırmıştı.

Ancak evdeki (Paris’teki) hesapları çarşıya (Cephe’ye) uymadı… Mustafa Kemal önderliğindeki Türkiye Halkları, yaklaşık dört yıl süren Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Batılı Emperyalistleri dize getirdi. Zamanın yerli satılmışları olan Osmanlı’ya kabul ettirdikleri Sevr Antlaşması suratlarında patlatıldı, 9 Eylül 1922’de güzel İzmir’imizden denize dökülerek hevesleri kursaklarında bırakıldı.

Dünyada emperyalizme karşı başarı ile sonuçlanmış ilk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı zafere ulaştıran atalarımız, o zamana kadar emperyalist boyunduruk altında inletilen tüm Mazlum Halklara da umut kaynağı oldular.

Tabiî bu zaferde, Lenin önderliğinde Rus Çarlığını devirerek Sovyetler Birliği’ni kuran Ekim Devrimi yöneticilerinin para, silah, cephane vb. yardımlarını da unutmamamız gerekir. Partimiz, işte bunun için Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Önderi ile En Büyük Müttefikini tek pankartta bir araya getirmiştir.

Fakat kapıdan kovduğumuz emperyalistler bacadan tekrar içimize girmişler, IMF’leri, Dünya Bankaları, DTÖ’leri, NATO’ları, CENTO’ları ile ülkemizin ekonomisine, politikasına, kültürüne, sanatına vb. hâkim oldular.

Batılı Emperyalistler, aradan geçen 92 yılda hiçbir zaman Sevr hayallerinden vazgeçmediler. Öyle ya onlara göre “Türkiye, Türklere bırakılmayacak kadar değerli” idi…

Bu nedenle günümüzde de Yeni Sevr’i bizlere dayatıyorlar. İçimizdeki yerli satılmış eliyle de hızla yol almaktalar. Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın intikamını bugün almak istiyorlar. Ülkemizin yıllardır yer altı-yerüstü kaynaklarını sömürerek yarısömürge yaptıkları yetmiyormuş gibi, vatan topraklarımızı da en az üç parçaya bölmek istemekteler. Bin yıldır kardeşçe bir arada yaşamış, Türk ve Kürt Halklarını birbirine kırdırma planları ile bu bölünmeyi hızlandırmak istemekteler. Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızla elde ettiğimiz bağımsızlığımızı, Cumhuriyetin değerlerini, Laiklik ilkesini ortadan kaldırıyorlar. Böylece ülkemizi kendilerine bağlı bir “Ilımlı İslam” devletine dönüştürmek istemekteler.

Bugün ülkemiz, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı günlerdeki kadar karanlık günler yaşıyor. Ortaçağcı Tayyipgiller, Şeriatçı örgütler, yılan yuvası Tarikatlar, en ücra köylere, büyük şehirlerin neredeyse bütün mahallelerine kadar halkımızı kıskaca almıştır.

Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyerek, yolsuzluk ve vurgun batağına gırtlağına kadar batmış olanlar, yandaşlarına peşkeş çektikleri devasa “rezidans” inşaatlarında, kömür ocaklarında onlarca-yüzlerce işçi kardeşimizin katledilmesinden sorumlu olanlar, sanki hiçbir şey olmamış gibi iktidar koltuklarını işgal etmekteler.

Bütün bu vurgunları, ihanetleri yapabilmek için de başta Anayasa gelmek üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kanunlarını çiğnemekteler, yok saymaktalar. Kendileri hakkında kovuşturma yapan, fezleke yazan, dava açan bütün polisleri, savcıları, mahkemeleri dağıtmaktalar, personellerini oradan oraya sürmekteler, bir kısmını da tutuklamaktalar.

Çıkardıkları “Torba Kanun”larla Okullarda, Hastanelerde, Mahkemelerde ve diğer Devlet dairelerinde kadrolaşmanın önünü açmaktalar. Anayasa Mahkemesi’ne, Mahkemelere, HSYK’ne, Barolar Birliği’ne fırça atmaktalar, savcılara emir vererek yolsuzluk soruşturmalarını kapattırmaktalar. Yani bugün Anayasayı da, diğer tüm yasaları da kendisi için tek maddeye indirgeyen, benim her yaptığım kanunidir, buna karşı çıkan herkes de suçludur, diyen bir Tayyip diktatörlüğü altındadır ülkemiz.

Tıpkı Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabe’sinde söylediği gibi, bugün: “Cebren ve hile ile aziz vatanın” cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, meclis başkanlığı, yargı kurumları, üniversite kürsüleri, okulları, hastanaleri yani “bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları” (“Ergenekon Davası”, “Balyoz Davası” saldırılarıyla yurtsever, Mustafa Kemalci unsurlar bertaraf edilerek) “dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş”tir. Hatta “Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet” değil ama külliyen “hıyanet içinde”dirler. “Millet, fakr ü zaruret (fakirlik ve sıkıntı-çok sıkıntılı günler) içinde harap ve bîtap düşmüş”tür.

Sonuç olarak; bugünün Vahdettin’leri, Damat Ferit’leri, Ali Kemal’leri, Nemrut Mustafa Paşa’ları, arkalarına 92 yıl önce bu topraklardan kovduğumuz Emperyalist 7 Düveli alarak toplumu hızla Ortaçağın karanlığına götürmekteler. Birinci Kuvayimilliyecilerin uğruna canlarını feda ederek bize emanet ettiği vatanı koruyamadık.

Peki, yenilgiler kaderimiz midir? Kalmadı mı zaferden, kurtuluştan yana bir umudumuz?

Asla! Kaderimiz değildir bu karanlık günler. Umutsuzluğa düşmedik. Düşmeyeceğiz de!

Evet, içinde bulunduğumuz dönem çok karanlık. Ortaçağın karanlığına doğru sürükleniyoruz AB-D Emperyalistleri ve yerli satılmışlar tarafından. Ama şu da bir gerçektir ki, karanlığın en yoğun anıdır şafak vakti ve bu an aydınlığa en yakın olduğumuz andır.

Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız karanlığın en yoğun olduğu günlerde başlamadı mı? Yenilgilerin, kaybedilen toprak parçalarının arkasından gelmedi mi Mazlum Halklara örnek zaferimiz? Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda Osmanlı’nın aldığı yenilginin arkasından patlamadı mı isyan? Bu toprakların dört bir yanını Emperyalist Haydutlar işgal ettiği günlerde çakılmadı mı ilk kıvılcım? İstanbul işgal altındayken, ülkenin bütün limanlarına, tersanelerine girildiği günlerde Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere çıkmadı mı Mustafa Kemal Samsun’a? Öldü ölecek diye bakılan “Hasta Adam” Osmanlı’dan, halkta umutların tükendiği, Amerikan Mandacılığının kurtuluşumuz sanıldığı günlerde küllerinden yeniden doğmadı mı Türkiye Cumhuriyeti? Yeniden dirilmedi mi?

Daha bir yıl önce, umudun tükendiği, Tayyipgiller’in karanlığının tüm ülkeyi kapladığı, yurtsever insanlarımızın karamsarlığa büründüğü günlerde patlamadı mı şanlı Gezi İsyanı’mız.

Birinci Kuvayimilliyeciler başardı, yenilgilerden dersler çıkardı, bin yıllık geçmişe sahip Türk ve Kürt Halkını örgütleyerek, 30 Ağustos 1922’de zaferle taçlandırdılar Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızı.

Bu ülkenin İkinci Kurtuluş Savaşçıları da başaracak. Yenilgiler öğreticidir dersler çıkarmasını bilene. Birlikten, derlenip toparlanmaktan geçiyor zaferin yolu. Örgütlü Gezi İsyanı’ndan geçiyor zalimin zulmünün ortadan kaldırılması. Artık 92 yıl önce Birinci Kuvayimilliyeci atalarımızın zaferini sosyal kurtuluşla taçlandırmanın zamanı. Omuzlarımıza yüklenen kutsal görev bu.

Başaracağız. Halkız, haklıyız, yeneceğiz, kazanacağız. Demokratik Halk İktidarını kurup kanımızı emen Emperyalist ve Ortaçağcı sülükleri atacağız üzerimizden. 09.09.2014

 

Halkın Kurtuluş Partisi

İzmir İl Örgütü