İşçi düşmanları, Emekçi düşmanları, Halk düşmanları

Saygıdeğer Arkadaşlarım;
Geçen çarşamba günü Mecliste toplanmış ve bu tamamı da Amerikan yapımı, Amerikan kuklası, Amerikan hizmetkârı partilerin milletvekilleri, Meclisten halk düşmanı, İşçi Sınıfımızın düşmanı, zalimce, insanlık dışı bir yasa geçirdiler sözüm ona, değil mi?
Turizm Bakanlığından, Turizm İşletmesi Ruhsatı almış işyerlerinde çalışan İşçi Sınıfımızın evlatları artık bundan böyle 10 gün çalışıp 11’inci gün 24 saatliğine bir tatil yapabileceklermiş.
Eskiden nasıldı?
Biliyorsunuz, bütün işyerlerinde dünya standartlarına yani Uluslararası Çalışma Örgütü’ne, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne, Anayasa’ya, Türkiye’deki İş Kanununa, onun 149’uncu Maddesine göre 6 gün çalışılır, 7’inci gün tatil yapılırdı. Yani haftanın bir günü, 24 saatlik dinlenme süresi olarak belirlenmişti. Şimdi artık 11 günde bir gün dinlenebilecek bu işçi kardeşlerimiz.
Şuraya bakın yahu!
Şu zalimliğe bakın yahu!
Şu kanunsuzluğa, şu vicdansızlığa, şu acımasızlığa, şu halk düşmanlığına bakın!
Ama biz size hep, belki onlarca kez tekrarladık; bu Mecliste yer almış olan sözüm ona 600 Milletvekilinin bir elin parmakları kadarını hariç tutmak üzere, 595’i Amerikan hizmetkârıdır, Amerikan işbirlikçisidir, halk düşmanıdır, vatan millet düşmanıdır, diye.
Şuraya bakın yahu!
11 günde bir tek gün tatil yapacakmış işçiler!
Ve bu kanunsuzluğun, bu zalimliğin kapsamı da genişletilebilirmiş… Mesela; inşaat işkolundaki vurguncu Parababaları da kuyruk titretip duruyorlarmış; “bu yasa bizi de kapsasın”, diye.
Bu Tayyipgiller, bu durup dinlenmeden din alıp satarak insanlarımızı Allah’la aldatanlar, söze geldi mi bunların imamları, ulemaları, Ali Erbaş’ları ve bilmem neleri, siyasileri Hz. Muhammed’den hadis aktarırlar.
Ne derler?
“İşçinin hakkını alın teri kurumadan verin. İşte böylece İslam, çalışana değer verir onun hakkını savunur” derler.
Ama iş pratiğe geldi miydi ne din iman kalır ne vicdan merhamet kalır ne hadis kalır ne Kur’an kalır ne Allah kalır ne de kitap kalır…
Neye odaklanırlar?
Sadece Para Tanrı’sına. Onun önünde diz çökerler, onun önünde secde ederler. Durup dinlenmeden küp doldurmak isterler bunlar. Bazı cahil, içtenlikli insanlarımızın ulusal duygularını, millî duygularını sömüren Kontrgerilla’nın, Gladyo’nun, Süper NATO’nun siyasi parti formundaki paramiliter örgütü MHP de evvel ezel işçi düşmanıdır, halk düşmanıdır. Bunlar bir zamanlar gazetelere ilan veriyorlardı, Parababalarına; “bizler sizin yanınızdayız”, diye 1970’li yıllarda.
Yine canlı tanıklığım vardır; 1970’li yılların ikinci yarısı Kartal, İstanbul Kartal Cevizli’deki Diktaş Tekstil Fabrikası’nda, işçilerimiz fabrikadaki ağır çalışma şartlarından ve düşük ücretten dolayı Direnişe geçtiler. Türkeş’in MHP’sinin kandırdığı, “komando” adını verdiği cahil, zavallı insanlar tarafından, Direnişçi İşçilere karşı patronun parasız, boğaz tokluğuna militanlığını ve grev kırıcılığı yapan halk düşmanları tarafından dolduruldu Diktaş Tekstil Fabrikası.
Bunlar Amerikan Milliyetçisidir, CIA Milliyetçisidir kesinlikle. Türklükle, Türk Milliyetçiliğiyle, Türkiye Cumhuriyeti’yle zerre miktarda ilgileri yoktur. Vatanımızla da ilgileri yoktur. Bütün söylemleri kandırmacadır, hiledir, düzendir, tuzaktır.
İşte geçen Çarşamba, Meclisten geçen bu halk düşmanı yasada da aynı şey görülüyor. AKP Milletvekilleri, MHP Milletvekilleri ve bir de bunlarla devamlı aynı yörüngede oynayan Bağımsız bir Milletvekili var. Herhalde Tayyip’le pazarlığı, satış pazarlığını tam sonuçlandıramadığı için şimdilik bunlarla birlikte oynuyor ama Tayyip’in resmen safına geçmiş görünmüyor.
Peki, muhalefet ne yaptı?
Onlar da yandan çarklı destek verdi, maalesef. İşte tabloyu görelim Meclisteki bu oylama aritmetiğini gösteren tablo, işte;

Tayyip’ten 229 Milletvekili “Evet” demiş bu insanlık dışı, halk düşmanı, vatan, millet, vicdan düşmanı yasaya. MHP’den de 17 Milletvekili “Evet” demiş. Tayyip’ten 43 Vekil katılmamış,. MHP’den de 30 Vekil katılmamış, “Ret” yok tabiî. Bir de Bağımsız “Evet” vermiş.
Gelelim CHP’ye… 84 Milletvekili katılmamış. Sadece 51’i “Ret” vermiş. Demek ki büyük bir sayıda milletvekili katılmayarak yandan çarklı destek veriyor. Müsavat’ın İYİ Partisi’nden 20 Milletvekili katılmıyor, sadece 8’i “Ret” veriyor. O da işte yandan çarklı desteğini atmış oluyor Parababalarına. Yeni Yol’dan 6 Milletvekili katılmıyor, 16 Milletvekili “Ret” veriyor. Gelecek’ten 2 Milletvekili “Ret” veriyor. Saadet Partisi’nden 1 Milletvekili katılmıyor. DEM’den desteğe bakın; 49 Milletvekili katılmıyor sadece 7’si “Ret” veriyor. Ve gelelim Mecliste solcuyu, sosyalistti oynayanların hal-i pür-melâline, içler acısı rezil durumuna: TİP: 3 Milletvekili var, 3’ü de katılmıyor. EMEP: 2 Milletvekili var, 2’si de katılmıyor. Yine Demokratik Bölgeler Partisi: 2 Milletvekili var, 2’si de katılmıyor. Böylece desteklerini atmış oluyorlar. Bunlar bir de sol oynarlar utanıp sıkılmadan, utanıp arlanmadan, yüzleri kızarmadan…
Ama biz boşuna demedik bunlara:
“Sevrci Soytarı Sahte Sol”, diye.
Bunlar ciddiyetsiz, alayı Sevrci. Bunların alayı şimdi PKK’nin, DEM’in yörüngesinde dolaşır. DEM’den, PKK’den farklı bir görüşleri yok bunların hiçbir konuda. Bu bakımdan Sevrcidirler. Ciddiyetsizdirler çünkü solcu değildirler; sahtekârlık yaparak solcuyu oynamaktadırlar. Yani biz bunlara “CIA Solu” diyoruz. CIA Sosyalizmi yapmaktadır bunlar, aynen PKK’nin, DEM’in olduğu gibi. MHP’nin, AKP’nin CIA partileri, NATO partileri, Amerika partileri olduğu gibi.
Evet, eğer bunlar ciddiyetli olsalar yasanın geçişini engelleyebilirlerdi. Muhalefeti temsil edenlerden 178 Milletvekili katılmamış oylamaya. 85 Milletvekili de “Ret” vermiş. İkisini toplasak, kabul oylarını geçer. Sadece 247 oyla kabul edilmiş bu insanlık dışı, vicdan dışı, ahlâk dışı, işçi düşmanı, halk düşmanı yasa. Ama işte bunların muhalefetçiliği de sahtekârlıktan ibaret.
Ne diyoruz biz bunlara?
“Üretilmiş muhalefet.”
Ve CIA Şefi Nelson Letsky boşuna demiyor; “Biz Türkiye’de Meclisin her yerindeyiz”, diye.
İlkokulu bitirdik 1958 yılında. 1945 doğumlu olduğumuza göre 13 yaşının içindeyiz. Konya’da en kaliteli kiremit ve tuğlaları üreten Karaciğan Tuğla ve Kiremit Fabrikası’nda iş aradık, iş başvurusu yaptık ve işe girdik.
1958 yılında çocuk işçi olarak yevmiyemiz 175 kuruştu.
Öğle yemeğimizi de azık olarak kendimiz götürürdük genelde, bazen de oradaki bakkaldan alırdık; 50 gram Peynir, 50 gram Helva, bazen de 50 gram Zeytin ve yarım Ekmek. Bakkal sarıp verirdi bir gazete parçasına, fabrikanın bir köşesine bağdaş kurup oturur, öğle yemeğimizi yerdik.
1959 senesinde yine yaz tatilimizde, ortaokul birinci sınıf öğrencisiyiz, aynı fabrikada işe başvuruda bulunduk ve işe alındık. İşte o yıl sigortalılığımız da başlamış, biz bilmiyoruz tabiî. Yani bizim sigortalılığımızın başlama tarihi: 1959 yazı. O yıl yevmiyemiz, 225 kuruşa çıkmış. Ve cumartesi günü iş bitimi sonunda kuyruğa girer, kurulan bir masada patronun maliyecileri yevmiyemizi dağıtırlardı, haftalık olarak.
Ailemizden hiç kimse bize, “çalış” diye bir öneride bulunmazdı. Ama biz, kendi harçlığımızı çıkarabilmek için, kendi alınterimizin akıtılmasını ve onun sonucu bir gelir elde etmemizi isterdik. Bu bizi mutlu ederdi.
İşte o zamanlar Simit 10 kuruştu, Çay da 10 ya da 15 kuruştu aynı şekilde. Daha sonraları, biraz daha büyüyüp ergenleşince, inşaatlarda çalışmaya başladık, amale olarak. Ve yevmiyemiz bir anda 10 liraya çıktı. İnşaat işçiliği ağır iş tabiî. Ve yaz tatillerinde inşaatlarda çalışma sürecimiz, liseyi bitirinceye kadar sürdü. Lise son sınıftaki şubat ayına rastlanan sömestr yani ara yıl tatilinde de yine 15 gün inşaatta çalıştık. Konya İstasyon Caddesi’nde eski Atatürk Stadyumu’nun tam karşısında olan 20 dairelik bir sitede, Hazım Toydemir adlı bir patronun inşaatında çalıştık. O zaman yevmiyemiz: 12 lira olmuştu.
Yani İşçi Sınıfımızla yan yana çalışmak, alınteri akıtmak, aynı kaderi paylaşmak, aynı acıları yaşamak, aynı dertlerle dertlenmek, bize yorucu olduğu kadar mutluluk ve gönül ferahlığı veriyordu. Halkımızın en ezilen, en yoksul, en helâl kazanç elde eden kesimi İşçi Sınıfımızın bir mensubu olmak, gurur veriyordu bize.
1967 güzünde üniversiteye, İstanbul Üniversitesine gelip başlayınca eğitimimize, Bilimcil Sosyalizmle tanıştık yani Marksizm-Leninizmle tanıştık. Ve İşçi Sınıfı kültürü, maddi yaşamdan kaynaklanan somut bir veri olarak zihnimize yerleştiği için bir anda benimsedik büyük bir hayranlıkla ve coşkuyla.
Ve o yıllardan beri de hayatımızı bu davaya vakfettik. Ezilenlerin, sömürülenlerin, acı çekenlerin davasına ve kurtuluşuna vakfettik kendimizi.
Tabiî halkımızla birlikte canlılar âleminin bir parçası olan hayvanları da bizim bir parçamız olarak düşündük, kardeşlerimiz olarak düşündük ve onları da sahiplendik, onları da sevdik o yüzden hayvansever olduk. Onlar için de kavgalara girdik, belalara atlayıp gittik ve o sebepten de ayağımız prangalı, elektronik prangalı ev hapsindeyiz.
Doğayı da canlılar âleminin bir parçası olarak sevdik. Denizlerimizi, ırmaklarımızı, ağaçlarımızı, yeşili de sevdik.
İşte bunları korumak, gözetmek, sevmek, bunların iyiliği için, mutluluğu için mücadele etmeyi hayata en değerli, en yüce anlam veren bir yaşama biçimi saydık. Bu yüzden gururla diyoruz ki; insanlığın doruklarında yaşadık biz. Kendi özel hayatımızı hep parantez içine aldık. Kendimizi hep en son düşündük. Ve bu da mutluluk verdi bize, bu da gurur verdi.
Evet, işte bu yasa çıkınca yüreğimiz yandı bizim…
10 gün hiç dinlenmeden çalışacak ağır şartlarda bu turizm işletmesi denen, genelinin patronu da mafyalaşmış, vurguncu işverenlerin zulmü altında. Ondan sonra ancak 24 saat dinlenebilecek, yeniden 10 gün daha çalışmaya mecbur bırakılacak.
İnsanım diyen kimin yüreğini yakmaz böyle bir zulüm?
Bu halk düşmanlarından, bu zulümlerin hesabı mutlaka sorulacak. Hırsızlıklarının, yolsuzluklarının, vurgunlarının, soygunlarının, trilyonlarca dolarlık aşırdıkları kamu malının hesabı sorulacağı gibi vatan ve halk satıcılıklarının da hesabı sorulacak.
Ne diyor Tayyip geçenlerde, büyük bir yalan söyleyerek?
“Bir karış toprağımızı kimseye vermeyiz”, filan diyor değil mi?
Ege’de 20 Ada’mızı ve 2 Kayalığımızı kendi elinizle Yunanistan’a peşkeş çektiniz.
Kendin de itiraf ettin bunu; “Ege’de işgal ettiğiniz adalar bizi bağlamaz”, diye.
Ne oldu?
Kendi elinle teslim ettin onları.
Vatan satıcısınız siz!
Onun hesabı da sorulacak!
O 20 Ada’mız ve 2 Kayalığımız da Yunanistan’a terk edilmeyecek. Türk ve Türkiye düşmanlığıyla kafayı bozmuş, ulusal kimliğini bu düşmanlık üzerine inşa etmiş Yunan devleti de bunun hesabını verecek.
Evet, halka öylesine zulüm uyguladılar ki artık illâllah diyor halkımız. Şu zalimlerden bir kurtulsak diyor, inliyor, feryat figan haykırıyor.
Kitle tabanını kaybedince ne yaptı bu Tayyip ve Bohçalı?
Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi PKK’nin, DEM’in, PYD’nin, YPG’nin kollarına atladı. Abdullah Öcalan’ın kollarına atladı; “bizi kurtar”, diye. Şimdi Öcalan’ın emrine girdiler. Tabiî Öcalan’ı da bunları da oynatan Amerikan Emperyalistleri. Tom Barrack, Türkiye’deki uygulayıcıları, bizzat, rejisör rolünde hepsini oynatıyor. Suriye’dekileri de oynatıyor bizdekileri de oynatıyor, Amerikan Büyükelçisi. Ara sıra yukarıdan da bazı yöneticiler işin içine giriyor, Trump dahil…
Demek ki ortak payda aynı bunlarda. Ve adım adım Türkiye’yi aynı anda BOP’a götürüyorlar, BOP çerçevesinde Türkiye’nin parçalanmasına götürüyorlar. Bunlar onlarca kez söylediğimiz gibi; Türkiye’ye çalışmıyor. Amerikan kuklası, Amerikan hizmetkârı ve Amerika’ya çalışıyor bu iktidar.
Saygıdeğer Halkımız;
Her şey senin uyanmana, uyanışına, bu ihanet sürecini, bu kara, zulüm, ihanet dolu, kötülük dolu günleri görüp, anlayıp, kavrayıp bilince çıkarmana kaldı.
Mustafa Kemal’in dediği gibi; “Milletin istikbalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır”.
İşte bir kez daha aynı durum söz konusu.
Her şey senin uyanışına bağlı…
İşte bu sebepten biz oy moy derdinde olmadık hiçbir zaman.
Ne dedik?
Bir tek şey istiyoruz Saygıdeğer Halkımız senden: Anlaşılmak, dedik.
Kalın sağlıcakla…
13 Temmuz 2025