HKP, MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkından soruşturma izni verilmemesine itiraz etti

10.06.2016
183
A+
A-

TC CUMHURBAŞKANLIĞI’NA

KONU : Milli İstihbarat Müsteşarı Hakan Fidan hakkında Başbakanlıkça verilen 20.05.2016 tarih ve 2016-20/5496 sayılı soruşturma izni verilmemesine dair karara itirazımızdır.

İLGİ : TC Başbakanlık Hukuk Hizmetleri Başkanlığı’nın 20.05.2016 tarih ve 6063933.663.07.2016-20/0003728 sayılı yazısı

İTİRAZ EDEN : Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkalığı

VEKİLLERİ : Av. Metin BAYYAR, Av. Sait KIRAN, Av. Doğan ERKAN

Kızılırmak cad. 7/9 Kavaklıdere/ANKARA

ŞİKAYET EDİLEN : Hakan FİDAN (Mit Müsteşarı)

SUÇ : Devlete Karşı Savaşa Tahrik (TCK 304. Md.)

Yabancı Devlet Aleyhine Asker Toplama (TCK 306. Md.)

Anayasa’yı İhlal (TCK 309. Md.) 

HUKUKİ DURUM : 

Mit Müsteşarı Hakan FİDAN hakkında, aşağıda aktarılan sebeplerle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yapmıştık. Başbakanlığın bu başvurumuzda, ilgili hakkında Soruşturma izni vermediği anlaşılmıştır (EK-1: TC Başbakanlık Hukuk Hizmetleri Başkanlığı’nın 20.05.2016 tarih ve 6063933.663.07.2016-20/0003728 sayılı yazısı).

2937 sayılı kanunda yapılan değişiklik sebebiyle, anılan kanunun 26. Maddesinin göndermesiyle 353 sayılı kanunun 15/A maddesi çerçevesinde itirazımızı inceleme makamı Cumhurbaşkanlığı olduğundan işbu itirazımızı kurumunuza göndeririz.

BEYANLARIMIZ :

Hürriyet gazetesinde, OdaTv haber sitesine atıf yapılarak yapılan bir habere göre:

AK Parti Siirt milletvekili adayı ve AK Parti Dış İlişkiler’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı YASİN AKTAY, Adana ve Hatay’da durdurulan MİT TIR’larının Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) gittiğini söyledi.

“Odatv internet sitesinde yer alan görüntülü habere göre, Siirt’te seçim çalışmalarını sürdüren Aktay, esnaf ziyaretinde tepkiyle karşılaştı. Görüntülere göre Aktay, bu tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kobani ile ilgili geçmişteki açıklamasına ilişkin açıklamalarda bulunuyor.

“Bunun ardından bir vatandaşın “Oraya giden TIR’lar nerede? O TIR’lardan ne çıktı? Silahlar. IŞİD’e giden silahlar” demesi üzerine ise AKTAY’IN, “ÖZGÜR SURİYE ORDUSU’NA GİDİYORDU” DEDİĞİ DUYULUYOR.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/29036154.asp)

Bu gelişmenin hemen ardından “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MİT TIR’larındaki bombaların görüntülerini izlediğini söyledi. Yasin Aktay’ın “O TIR’lar ÖSO’ya gidiyordu” sözlerini doğrulayan Kılıçdaroğlu, “Dolayısıyla bunların gizlenecek bir yanı yok. Onun söylemesiyle de insani yardım olmadığı çıkıyor ortaya” ifadelerini kullandı.

“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak ile birlikte Hürriyet’i ziyaret etti. Kılıçdaroğlu, Hürriyet Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek, Temsilci Yardımcısı Şükrü Küçükşahin ve Uğur Ergan, Haber Müdürü Saffet Korkmaz, CHP muhabiri Okan Konuralp’in sorularını yanıtladı.

“TIR’LARDAKİ SİLAHLARI SEYRETTİM

“Kılıçdaroğlu MİT TIR’ları ile ilgili şunları söyledi:

” Yasadışı yollardan sınır geçişlerine izin vermeyeceğiz. MİT TIR’ları da gidip gelmeyecek. Silah taşımayacaklar. Yani Yasin Aktay doğruyu söylüyor. Filmleri var, kamyonlardaki kasaların nasıl açıldığının, bombaların görüntüleri var. Ben de seyrettim. Dolayısıyla bunların gizlenecek bir yanı yok. Onun söylemesiyle de insani yardım olmadığı çıkıyor ortaya.” (http://odatv.com/n.php?n=o-goruntuleri-ben-de-izledim-2005151200)

ANILAN EYLEMİN ULUSAL MEVZUATTAKİ KARŞILIĞI 

Kardeş ülke Suriye’nin yasal hükümetine karşı AB-D Emperyalistlerinin ve onların yetiştirdiği Ortaçağcı güçlerin bir darbesi niteliğinde olan, ve bu kapsamdaki savaş suçlarının uygulayıcısı IŞİD veya ÖSO’ya terör desteği sunmak anlamına gelen silah yardımı, kabul edilemez bir suçtur.

Esasen IŞİD/ÖSO’ya silah göndermek, yürürlükteki Türk Ceza Mevzuatında açıkça suç tipi olarak düzenlenmiştir. TCK’nun 304. Maddesinde düzenlenen “Yabancı devleti Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı savaş açması için tahrik”, yine TCK’nun 306. Maddesinde düzenlenen “Yabancı Devlete Aleyhine Asker Toplama” suçunun kapsamına girmektedir.

Aynı yasanın “Komşu devlete karşı hasmane hareket” başlıklı 306. Maddesinde ise; “Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, yabancı bir devlete karşı asker toplayan veya hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası verilir” denilmektedir.

Diğer yandan TBMM’nin yetkilerini fiilen yok eden Hakan FİDAN’ın, meşru bir yasal/anayasal dayanak bulunmadan gerçekleştirdiği bu eylemler, Anayasayı İhlal Suçu’na da (TCK 309) vücut vermektedir.

Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 14. Maddesinde şöyle denmektedir: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.”

ANILAN EYLEMİN ULUSLARARASI MEVZUATTAKİ KARŞILIĞI 

Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4. Maddesinde: “Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.” denilmektedir.

Yine bu eylemlerin; 24 Ekim 1970 tarihinde toplanan 1883. BM Genel Kurulu’nda kabul edilen “BM Antlaşması Doğrultusunda Devletler Arasında Dostça İlişkiler ve İşbirliğine İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Konusunda Bildirge” Ekinde belirtilen;

“Her devlet uluslararası ilişkilerinde herhangi bir Devletin ülke bütünlüğü ya da siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma tehdidinde bulunma ya da güç kullanmaktan ya da Birleşmiş Milletler’in amaçlarıyla ters düşen herhangi bir biçimde davranmaktan kaçınmak yükümlülüğündedir. Böyle bir güç tehdidi ya da güç kullanımı uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ihlali anlamına gelir ve hiçbir zaman uluslararası sorunların çözümünde bir araç olarak kullanılmamalıdır.

“Saldırıdan kaynaklanan bir savaş, uluslararası hukuka göre sorumluluğu olan, barışa karşı işlenmiş bir suçtur.

“Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkeleri uyarınca Devletlerin, saldırıdan kaynaklanan savaş lehinde propaganda yapmaktan kaçınma yükümlülüğü vardır.

“Her Devletin, başka bir Devletin var olan uluslararası sınırlarını ihlal etmek amacı ile ya da toprak anlaşmazlıkları ve Devletlerin sınırları ile ilgili sorunlar dahil olmak üzere ULUSLARARASI ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜNDE ARAÇ OLARAK GÜÇ TEHDİDİ YA DA GÜÇ KULLANIMINDAN KAÇINMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ VARDIR.

“Her Devletin, kendisinin taraf olduğu ya da başka bir şekilde saygılı olmak durumunda olduğu uluslararası bir antlaşma ile oluşturulmuş ya da bu antlaşma gereğince ortaya çıkmış ateşkes sınırları gibi uluslararası sınır tayinlerini ihlal etmek amacı ile güç tehdidi ya da güç kullanmaktan kaçınma yükümlülüğü vardır. Yukarıda belirtilenlerin hiçbiri, kendi özel rejimleri altındaki bu gibi sınırların mevcut durum ve etkileri açısından tarafların konumlarına zarar verecek ya da geçici niteliklerini etkileyecek şekilde yorumlanamaz.

“Devletlerin güç kullanımını içeren misilleme hareketlerinden kaçınma konusunda bir yükümlülükleri vardır.

“Her Devlet, eşit haklar ve kendi geleceğini tayin etme ilkelerinin işlenmesi sırasında sözü edilen halkları, kendi geleceklerini tayin etme, özgürlük ve bağımsızlık haklarından yoksun bırakan herhangi bir zora dayalı eylemden kaçınma yükümlülüğüne sahiptir.

“Her Devletin, başka bir Devletin toprağına saldırı amacını taşıyan, ücretli askerler de dahil olmak üzere, düzensiz güçler ya da silahlı grupları örgütlemek veya örgütlenmelerini teşvik etmekten kaçınma yükümlülüğü vardır.

“Her Devlet, bir başka Devletin içindeki sivil mücadele hareketleri ya da terörist hareketleri örgütlemek, kışkırtmak, bunlara yardımda bulunmak ya da bunların içinde yer almaktan ya da bu tür hareketlerin yürütülmesine yönelik olarak kendi toprakları içinde yürütülen örgütlü etkinliklere rıza göstermekten, bu paragrafta sözü edilen hareketler güç tehdidi ya da güç kullanımı içerdiği zaman, kaçınmakla yükümlüdür.

“Bir Devletin toprağı, Antlaşmanın hükümlerine aykırı bir biçimde güç kullanılmasından kaynaklanan askeri işgalin hedefi olmamalıdır. Bir Devletin toprağı, güç tehdidi ya da güç kullanılması sonucunda, bir başka devletin ele geçirme hedefi olmamalıdır. Güç tehdidi ya da güç kullanılması sonucunda sağlanan hiçbir toprak kazanımı yasal olarak kabul edilmeyecektir.” şeklindeki ilkelere aykırı olduğu açıktır. Hemen her gün bir yeni örneği ile karşılaştığımız uygulamalarla, egemen bir devletin (Suriye’nin) toprağına saldırı amacı taşıyan güçlerin ülkemiz sınırları içinde örgütlendiklerini hatta bu güçlerin kontrolsüz bir şekilde kendi halkımıza karşı da saldırganlaştıklarını görmekteyiz.

TERÖRİZMİN FİNANSMANININ ÖNLENMESİNE DAİR ULUSLARARASI SÖZLEŞME

9 Aralık 1994 tarih ve 49/60 Kararı ile uluslararası terörizmin ortadan kaldırılmasını hedefleyen beyannamesini içeren ekinde, Birleşmiş Milletler’e üye Devletlerin, nerede  ve kim tarafından yapıldığına bakılmaksızın devletler ve halklar arasındaki dostane ilişkileri ve Devletlerin güvenliğini ve toprak bütünlüğünü tehlikeye düşürenler de dahil olmak üzere tüm terörist eylem, yöntem ve uygulamaları suç oldukları ve haklı gösterilemeyecekleri gerekçesiyle açık bir şekilde ve teyiden kınadığını keza hatırlatılarak,

“Uluslararası terörizmin ortadan kaldırılmasını hedefleyen tedbirler beyannamesinde, Kurul’un, Devletleri, bu sorunun tüm veçhelerini kapsayacak genel bir yasal çerçevenin mevcudiyetini temin etmek amacıyla, terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle önlenmesi, cezalandırılması ve ortadan kaldırılmasına ilişkin olarak yürürlükte bulunan uluslararası hukuki düzenlemelerin kapsamını acilen gözden geçirmeleri için de teşvik ettiğini not edilerek,

“Terörizmin, finansmanının engellenmesi ve faillerinin kovuşturulması ve cezalandırılması suretiyle tecziyesine yönelik etkili önlemlerin oluşturulması ve benimsenmesi amacıyla devletler arasında uluslararası işbirliğinin geliştirilmesine acilen ihtiyaç duyulduğuna kani olarak” Türkiye Devletinin de taraf olduğu TERÖRİZMİN FİNANSMANININ ÖNLENMESİNE DAİR ULUSLARARASI SÖZLEŞME imzalanmıştır.

Ancak şikayet edilen, Terörist IŞİD ve ÖSO’ya silah göndererek; ve Uluslararası alanda da Terörist sayılan grupları (El Kaide, El Nusra Cephesi, İslami Cephe, Ahrar-us Şam, Ensar, gibi uluslar arası Terörist Grupları) eğiterek, bu gruplara kendi ülkesinden katılımı da sağlayarak ve silah/mühimmat yardımında bulunarak, TERÖRİZMİN FİNANSMANININ ÖNLENMESİNE DAİR ULUSLARARASI SÖZLEŞME hükümlerini ihlal etmektedir.

Cenevre Sözleşmesi

Sivil şahısların harp zamanlarında himayesi için yapılan Cenevre Sözleşmesinin genel prensiplerine de şikayet edilen aykırı davranmıştır. Bir yasal, meşru, açık savaş ilanı olmamasına rağmen Türkiye’den gönderilen mühimmat ve silah yardımları sonucunda taraf olmayan sivil halk IŞİD ve ÖSO tarafından Suriye’de açıkça katledilmiştir.

ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ’nin temel uluslararası hukuksal dayanağı olan ROMA STATÜSÜ’nde ise:

“…Bu yüzyıl süresince milyonlarca çocuk, kadın ve erkeğin, insanlık vicdanını derinden etkilemiş, hayal edilemeyen katliamların kurbanı olduğunu akılda tutarak,

Bu tür ağır suçların, dünyadaki barış, güvenlik ve esenliği tehdit ettiğini kabul ederek,

Uluslararası toplumu bir bütün olarak yakından ilgilendiren, en ciddi suçların cezasız kalmaması ve ulusal düzeyde ve uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi suretiyle, bu suçların etkin bir şekilde kovuşturulmasının, güvence altına alınması gerektiğini teyit ederek,

Bu suçların faillerinin, cezasız kalmasına son verme ve böylece bu tür suçları önleme konusunda kararlı olarak,

Uluslararası suçların sorumluları üzerinde yargı yetkisinin kullanılmasının her devletin görevi olduğunu anımsayarak,

Birleşmiş Milletler Şartı Amaç ve İlkeleri ile özellikle tüm devletlerin, herhangi bir devletin toprak bütünlüğü ve siyasi bağımsızlığına karşı güç veya tehdit kullanmaktan veya Birleşmiş Milletler Amaçlarına uymayan müdahalelerden kaçınmaları gereğini tekrar teyit ederek,

Bu bağlamda Statünün hiçbir maddesinin, HİÇBİR DEVLETE BAŞKA BİR DEVLETİN İÇİŞLERİNE YA DA SİLAHLI ÇATIŞMALARINA KARIŞMA YETKİSİ VERMEDİĞİNİ VURGULAYARAK,

Şimdiki ve gelecek nesillerin iyiliği için, uluslararası toplumu bir bütün olarak ilgilendiren, en ciddi suçlar üzerinde yargı yetkisi olan, Birleşmiş Milletler Sistemi ile ilişki içinde, bağımsız ve daimi bir Uluslararası Ceza Mahkemesi kurulması konusunda kararlı olarak,

Bu Statü altında kurulacak olan Uluslar arası Ceza Mahkemesi’nin, ulusal ceza yargı yetkisinin tamamlayıcısı olduğunu vurgulayarak,

Uluslararası adaletin uygulanacağına ilişkin, sonsuz güveni sağlama konusunda emin olarak,

Aşağıdaki hususlarda mutabık kalmışlardır” denilmiştir.

“Mahkemenin Yargı Yetkisine Giren Suçlar” başlıklı 5. Maddesi ise

“Mahkemenin yargı yetkisi, uluslararası toplumu bir bütün olarak ilgilendiren en ciddi suçlar ile sınırlıdır. Mahkeme, bu Statü’ye uygun olarak, aşağıdaki suçlar hakkında yargı yetkisine sahiptir:

(a) Soykırım suçu;

(b) İnsanlığa karşı suçlar;

(c) SAVAŞ SUÇLARI;

(d) SALDIRI SUÇU.” Şeklindedir.

Roma Statüsü’nün “Saldırı suçu” başlıklı 8. Maddesi ise şöyledir:

“Madde 8: Saldırı Suçu

  1. Bu statünün amacı bakımından “saldırı suçu”, bir Devletin siyasi veya askeri eylemlerini etkili biçimde kontrol edebilme veya yönetebilme konumunda bulunan bir kimse tarafından, karakteri, ağırlığı ve boyutu itibariyle Birleşmiş Milletler Şartı’nı açıkça ihlal eden bir saldırı fiilinin planlanması, hazırlanması, başlatılması veya icrasını ifade eder.
  2. Paragraf 1’in amacı bakımından “saldırı fiili”, bir Devlet tarafından, bir başka Devletin egemenliğine, toprak bütünlüğüne veya bağımsızlığına karşı veya Birleşmiş Milletler Şartı’na aykırı başka şekillerde silahlı kuvvet kullanılmasıdır. Aşağıdaki eylemlerden her biri, SAVAŞ İLAN EDİLMİŞ OLUP OLMAMASINA BAKILMAKSIZIN, BM Genel Kurulu’nun 14 Aralık 1974 tarih ve 3314(XXIX) sayılı kararına uygun olarak saldırı fiili biçiminde değerlendirilir:

(a) Bir Devletin silahlı kuvvetlerince, bir diğer Devletin topraklarına yönelik olarak yapılan istila veya taarruz ya da ne kadar geçici olsa da, bu tür bir istila veya taarruzdan kaynaklanan her hangi bir askeri işgal veya kuvvet kullanarak başka bir Devletin topraklarının tümünün ya da bir bölümünün ilhakı;

(b) Bir Devletin silahlı kuvvetleri tarafından, başka bir Devletin ülkesine karşı yapılan bombardıman veya bir Devlet tarafından diğer Devletin ülkesine karşı gerçekleştirilen herhangi bir silah kullanımı;

(c) Bir başka Devletin silahlı kuvvetleri tarafından, bir Devletin limanlarının veya kıyılarının ablukaya alınması;

(d) Bir Devletin silahlı kuvvetleri tarafından, bir başka Devletin kara, deniz veya hava kuvvetlerine ya da deniz ve hava filolarına saldırı;

(e) Kabul eden Devletle yapılan bir anlaşma uyarınca o Devletin ülkesinde bulunan bir Devletin silahlı kuvvetlerinin, o anlaşmada belirtilen koşullara aykırı olarak kullanılması veya anlaşmanın sona ermesinden sonra da bu topraklardaki varlığını devam ettirmesi;

(f) Topraklarını başka bir Devletin kullanımına tahsis eden bir Devletin, topraklarının diğer Devlet tarafından üçüncü bir Devlete karşı bir saldırı eyleminde kullanımına izin vermesi;

(g) Bir başka Devlete karşı yukarıda sayılan fiiller düzeyinde silahlı kuvvet eylemleri gerçekleştiren silahlı çetelerin, grupların, düzensiz birliklerin veya paralı askerlerin bir Devlet tarafından veya bir Devlet adına gönderilmesi ya da o Devletin bu eylemlere önemli ölçüde katılması.”

Dolayısıyla IŞİD ve/veya ÖSO’ya silah göndermek, açıkça Roma Statüsü’nün “SAVAŞ SUÇU” ve “SALDIRI SUÇU” kapsamında bulunmaktadır.

Şikayet edilenin üstlendiği görev ve makam ne olursa olsun, SAVAŞ SUÇU niteliğindeki bu suçlardan yargılanması gerektiği açıktır. Anılan eylemleri, makamlarının verdiği güç sayesinde işlendiyse de, makamın bir TBMM SAVAŞ KARARI OLMADAN bu eylemlere cevaz vermediği açıktır. Bu yönüyle esasen eylemleri, görevleri kapsamında ya da bir görev suçu olarak görülemez. Hakkında kamu davası açılarak cezalandırılması, ülkemiz ve bölgemiz barışı açısından kaçınılmazdır.

ETKİLİ BAŞVURU HAKKI VE LEKELENMEME HAKI 

AİHS 13 ve Anayasa 26 hükümleri, etkili bir başvuru, şikayet ve sonucunda etkili ve adil bir yargılanmayı gerekli kılar. Bu yargılanma yolunu kapatmak ise, esasen şüphe atfedilen kişinin de aleyhinedir. Zira onunda yargılanıp aklanma hakkı vardır. Buna hukuk teorisinde “lekelenmeme hakkı” denmektedir. Dolayısıyla, eğer şikayet edilen suçsuz ise, yargılanıp beraat etmeli, suçsuzluk hükmüyle aklanmalıdır. Ancak bu yolu kapatmak, hem etkili başvuru ve hak arama hürriyetlerini ihlal etmek, hem de süjenin aklanma hakkının elinden alınması demektir.

Şayet süjenin yargılama sonucunda suçu sabit görülürse, bu da hukukun gereğidir. Aynı yorumla TBMM’deki kimi milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmışsa eğer, bu süreç diğer yargılanma engellerine ve devlet görevlilerine de uygulanmalıdır.

Hiçbir devlet politikasının, suç işlemeyi meşru göstermeyeceği de malumdur. Dolayısıyla ortada suç olup olmadığı, Bağımsız Yargı vasıtasıyla ortaya çıkarılmalıdır.

Bu nedenlerle, Başbakanlığın itiraz konusu kararına itirazımın kabulüyle, kararın kaldırılarak, şikayet edilenin yargılanmasını talep etmekteyiz.

SONUÇ ve İSTEM………:Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Başbakanlıkça verilen 20.05.2016 tarih ve 2016-20/5496 sayılı soruşturma izni verilmemesine dair kararın kaldırılarak, şikayet edilen hakkında soruşturma başlatılmasının sağlanmasını vekâleten talep ederiz. 03/06/2016

İtiraz Eden Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Vekilleri

Avukat Metin BAYYAR Avukat Sait KIRAN    Avukat Doğan ERKAN