HKP, AKP’giller’in Büyük Reisi’nin Suriye’de savaş suçu işledikleri itirafını yargıya taşıdı

02.12.2016
252
A+
A-

HKP, AKP’giller’in Büyük Reisi’nin Suriye’de savaş suçu işledikleri itirafını yargıya taşıdı

AKP’giller’in büyük Reis’i Recep Tayyip ERDOĞAN 29 Kasım 2016 tarihinde İstanbul Yeşilköy’de bir otelde düzenlenen “Parlamentolar Arası Kudüs Platformu Kudüs ve Sürecin Problemleri Sempozyomu” nda işlenen savaş suçunu itiraf etmiştir.

Yazılı ve görsel basında yer alan itirafında :“(…) Zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için oraya girdik… Biz ‘sabır sabır’ dedik, en sonunda dayanamadık ve Suriye’ye ÖSO ile beraber girmek zorunda kaldık. Niçin girdik ? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprakların gerçek sahipleri topraklarına sahip olsunlar, bunu sağlamak için, yani orada bir adaletin tesisi için varız. Devlet terörü estiren, zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için biz oraya girdik. Başka bir şey için değil…” demiştir.

Yine Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt; Mısır TV’ye verdiği mülakatta AKP’giller’in işlediği suçu ifşa etmiştir. Haber basında şu biçimde yer aldı:

“Arap Birliği: ‘Ankara Esad’ı devirmek için IŞİD’i büyüttü!’

“Arap Birliği Genel Sekreteri, Türkiye’nin Esad yönetiminin düşmesi için terör örgütü IŞİD’i büyüttüğünü savundu.

“Arap Birliğihükümet ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında sert sözler sarf etti.

‘Ankara Esad’ı devirmek için IŞİD’in yükselişini kolaylaştırdı’

“Genel Sekreter, iktidarın ve muhalefetin bir araya geldiği bir birlik hükümeti kurulması çağrısı yaparken, uçuşa yasak bölge isteklerini reddetti.

“Arap Birliği Genel Sekreteri, Türkiye’ye yönelikse ağır sözler sarf etti.

“Türkiye’nin binlerce Batılı gencin Irak ve Suriye’de savaşmasına izin verdiğini ve IŞİD’in sınırdan petrol satışı ile gelirlerini artırmasını sağladığını söyleyen Gayt, Ankara’nın Esad’ı devirmek için IŞİD’in yükselişini kolaylaştırdığını da iddia etti.”

AKP’gillerin Büyük Reisi’nin açık itirafı ve Arap Birliği Genel Sekreteri’nin ifşası üzerine harekete geçen Halkın Kurtuluş Partisi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

Suç duyurusu dilekçesi aşağıdadır.

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA 

BAŞVURUDA BULUNAN.: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Karanfil Sokak No: 24/15 Kızılay/ANKARA

V E K İ L L E R İ……….: Av. Orhan ÖZER, Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN,

Av. Ali Serdar ÇINGI, Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN,

Av. Ayça OKUR, Av. Halil AĞIRGÖL, Av. Pınar AKBİNA,

Av. Doğan ERKAN, Av. Ferit CÖHCE

Adres: Sezenler Cad. No: 4/15 Sıhhiye/ANKARA

Ş Ü P H E L İ L E R….…..: 1- Recep Tayyip Erdoğan (Cumhurbaşkanı)

2- Kendisine bu suçu işlemesinde yardım eden bütün iktidar ortakları

S U Ç………………………:Anayasa’nın “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Görev ve

Yetkileri”ni düzenleyen 87. Maddesi ile “Savaş Hali ve Silahlı Kuvvet Kullanılmasına İzin Verme”yi düzenleyen 92. Maddesine ve Uluslararası Hukuka açıkça aykırı olarak, meclis kararı olmadan ülkemizin komşu Suriye Devleti ile savaş haline getirilmesi ve 5237 Sayılı TCK’nun 304. maddesinde öngörülen “Devlete karşı savaşa tahrik” ve 306.maddesinde düzenlenen “Komşu devlete karşı hasmane hareket”suçları.

ŞİKAYETLERİMİZ……..: Şüpheli, yürütmenin başında olmanın verdiği yetkilerini açıkça kötüye kullanarak, gerek yazılı ve görsel medyaya yaptığı açıklamalarla gerekse Anayasa, Türk Ceza Yasası ve Uluslararası Hukuka aykırı uygulamalarıyla suç fiillerini her geçen gün daha da artırmaktadır.

I-ŞÜPHELİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN SURİYE’YE SAVAŞ SUÇU İŞLEMEK İÇİN GİRDİĞİNİ İTİRAF ETMİŞTİR

Şüpheli ve suç ortakları, tamamen AB-D Emperyalistlerinin Ortadoğu’daki çıkarları için ve bu güçlerin kendilerine verdiği desteği kaybetmemek uğruna komşu Suriye’ye karşı ülkemizi “savaş hali” durumuna getirmişlerdir. Bir başka anlatımla iktidarda kalabilmek için Emperyalistlerin taşeronluğuna soyunmuşlardır. İşlenen bu savaş suçu konusunda daha önce defalarca suç duyurusunda bulunmuştuk. Maalesef bugüne kadar Yargı görevini yapmaktan ısrarla kaçınmıştır.

Bu arada yeni bir gelişme olmuştur. Şüpheli Recep Tayyip ERDOĞAN 29 Kasım 2016 tarihinde İstanbul Yeşilköy’de bir otelde düzenlenen Parlamentolar Arası Kudüs Platformu Kudüs ve Sürecin Problemleri Sempozyomu’nda işlenen savaş suçunu itiraf etmiştir. Yazılı ve görsel basında yer alan ilgili haber aynen şöyledir:

“Erdoğan: Zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için oraya girdik

 CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip  Erdoğan, Yeşilköy’de bir otelde düzenlenen Parlamentolar Arası Kudüs Platformu Kudüs ve Sürecin Problemleri Sempozyomu’nda konuştu. Erdoğan, ” Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele, toprakların gerçek sahipleri, topraklarına sahip olsunlar, bunu sağlamak için yani orada bir adaletin tesisi için varız. Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik” dedi.

“BANA GÖRE SURİYE’DE 1 MİLYONA YAKIN İNSAN ÖLDÜ”

BM Güvenlik Konseyinin mevcut yapısına yönelik eleştirilerini sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan, ” Şu andaki haliyle ben BM’den adalet beklemiyorum. Böyle bir adalet oradan çıkmaz, bunu bilin” diye konuştu.

Suriye meselesinde BM Güvenlik Konseyi’nin adım atmadığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’deki ölümlerin 1 milyona ulaştığını söyledi. Erdoğan,” BM’den Suriye’de Irak’ta bir şey görebildiniz mi? Şu anda 600’lü rakamlar konuşuluyor ama hayır bana göre Suriye’de 1 milyona yakın insan öldü. Ve bu ölümler hala devam ediyor. Çocuk, kadın, bebek, ayırım yapmaksızın devam ediyor. Nerde BM ? Ne yapıyor ? Irakta var mı ? Yine yok” diye konuştu.

ESED HÜKÜMRANLIĞINA SON VERMEK İÇİN

Sözü TSK’nın Suriye’deki operasyonuna getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz ‘sabır sabır’ dedik, en sonunda dayanamadık ve Suriye’ye ÖSO ile beraber girmek zorunda kaldık. Niçin girdik ? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprakların gerçek sahipleri topraklarına sahip olsunlar, bunu sağlamak için, yani orada bir adaletin tesisi için varız. Devlet terörü estiren, zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için biz oraya girdik. Başka birşey için değil. Kimse de ırkçı milliyetçilik yapmasın. Bizim asabi bir milliyetçiliğe asla olumlu bakmamız mümkün değildir. Irkçılığı bir kenara bırakacağız. Mezhepçiliği bir kenara bırakacağız. Bizim dinimiz İslam” şeklinde konuştu.( http://www.hurriyet.com.tr/erdogan-zalim-esedin-hukumdarligina-son-verme-40291652)”

II-Yine Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu GAYT; Mısır TV’ye verdiği mülakatta Şüpheli ve suç ortaklarının işlediği suçu ifşa etmiştir. İlgili habere göre:

“Arap Birliği: ‘Ankara Esad’ı devirmek için IŞİD’i büyüttü!’

Arap Birliği Genel Sekreteri, Türkiye’nin Esad yönetiminin düşmesi için terör örgütü IŞİD’i büyüttüğünü savundu.

Arap Birliği, hükümet ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında sert sözler sarf etti.

Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, Mısır TV’ye verdiği mülakatta bölgeye dair önemli açıklamalarda bulundu.

Middle East Eye’da yer alan habere göre Gayt, Suriye halkının gelecekteki seçimlerde Devlet Başkanı Beşar Esad’ı seçmesi durumunun herhangi bir sorun yaratmayacağını söyledi.

‘Bir uzlaşma çerçevesi çizilmeli’

Suriye’de bir ateşkes ilân edilmesi gerektiğini söyleyen Genel Sekreter, bir uzlaşma çerçevesi çizilmesi gerektiğini ve Esad’la birlikte çalışmak istemediğini vurguladı.

Gayt, sorunun muhalefet ve iktidardan oluşan Suriyelilere bırakılması gerektiğini söylerken, “terörist gruplar bu sürecin dışında bırakılmalı” dedi.

Mısırlı Gayt’ın bu sözleri, Arap Birliği’nin ve Arap dünyasının Esad’a bakışında önemli bir değişikliğin ortaya çıktığını gösteriyor.

‘Ankara Esad’ı devirmek için IŞİD’in yükselişini kolaylaştırdı’

Genel Sekreter, iktidarın ve muhalefetin bir araya geldiği bir birlik hükümeti kurulması çağrısı yaparken, uçuşa yasak bölge isteklerini reddetti.

Arap Birliği Genel Sekreteri, Türkiye’ye yönelikse ağır sözler sarf etti.

Türkiye’nin binlerce Batılı gencin Irak ve Suriye’de savaşmasına izin verdiğini ve IŞİD’in sınırdan petrol satışı ile gelirlerini artırmasını sağladığını söyleyen Gayt, Ankara’nın Esad’ı devirmek için IŞİD’in yükselişini kolaylaştırdığını da iddia etti.

(http://www.cagdasses.com/siyaset/56501/arap-birligi-ankara-esadi-devirmek-icin-isidi-buyuttu)

III-ŞÜPHELİ VE SUÇ ORTAKLARININ FİİLLERİ ULUSAL VE ULUSLARARASI HUKUKA AÇIKÇA AYKIRIDIR. SAVAŞ SUÇU KAPSAMINDADIR.

Şüpheli ve ortaklarının haberlerde belirtilen açıklamaların SAVAŞ SUÇU olduğu sabittir. Bu tür faaliyetlerin Devletler Hukuku’na göre suç olduğu sabittir.

Yine bu fiiller, Birleşmiş Milletler Şartı’nın “Amaç ve İlkeler” Bölümünün 2/1. Maddesinde düzenlenen: “Örgüt, tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur.” ilkesi gereğince “egemen eşit” BM üyesi Suriye’ye karşı savaş ilanından başka bir şey değildir.

Oysa aynı BM Şartı’nın 2/4. Maddesinde:“Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.” denilmektedir.

Yine bu eylemlerin; 24 Ekim 1970 tarihinde toplanan 1883. BM Genel Kurulu’nda kabul edilen “BM Antlaşması Doğrultusunda Devletler Arasında Dostça İlişkiler ve İşbirliğine İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Konusunda Bildirge” Ekinde belirtilen; 

“Her devlet uluslararası ilişkilerinde herhangi bir Devletin ülke bütünlüğü ya da siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma tehdidinde bulunma ya da güç kullanmaktan ya da Birleşmiş Milletler’in amaçlarıyla ters düşen herhangi bir biçimde davranmaktan kaçınmak yükümlülüğündedir. Böyle bir güç tehdidi ya da güç kullanımı uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ihlali anlamına gelir ve hiçbir zaman uluslararası sorunların çözümünde bir araç olarak kullanılmamalıdır.

“Saldırıdan kaynaklanan bir savaş, uluslararası hukuka göre sorumluluğu olan, barışa karşı işlenmiş bir suçtur.

“Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkeleri uyarınca Devletlerin, saldırıdan kaynaklanan savaş lehinde propaganda yapmaktan kaçınma yükümlülüğü vardır.

“Her Devletin, başka bir Devletin var olan uluslararası sınırlarını ihlal etmek amacı ile ya da toprak anlaşmazlıkları ve Devletlerin sınırları ile ilgili sorunlar dahil olmak üzere uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde araç olarak güç tehdidi ya da güç kullanımından kaçınma yükümlülüğü vardır.

“Her Devletin, kendisinin taraf olduğu ya da başka bir şekilde saygılı olmak durumunda olduğu uluslararası bir antlaşma ile oluşturulmuş ya da bu antlaşma gereğince ortaya çıkmış ateşkes sınırları gibi uluslararası sınır tayinlerini ihlal etmek amacı ile güç tehdidi ya da güç kullanmaktan kaçınma yükümlülüğü vardır. Yukarıda belirtilenlerin hiçbiri, kendi özel rejimleri altındaki bu gibi sınırların mevcut durum ve etkileri açısından tarafların konumlarına zarar verecek ya da geçici niteliklerini etkileyecek şekilde yorumlanamaz.

“Devletlerin güç kullanımını içeren misilleme hareketlerinden kaçınma konusunda bir yükümlülükleri vardır.

“Her Devlet, eşit haklar ve kendi geleceğini tayin etme ilkelerinin işlenmesi sırasında sözü edilen halkları, kendi geleceklerini tayin etme, özgürlük ve bağımsızlık haklarından yoksun bırakan herhangi bir zora dayalı eylemden kaçınma yükümlülüğüne sahiptir.

“Her Devletin, başka bir Devletin toprağına saldırı amacını taşıyan, ücretli askerler de dahil olmak üzere, düzensiz güçler ya da silahlı grupları örgütlemek veya örgütlenmelerini teşvik etmekten kaçınma yükümlülüğü vardır.

“Her Devlet, bir başka Devletin içindeki sivil mücadele hareketleri ya da terörist hareketleri örgütlemek, kışkırtmak, bunlara yardımda bulunmak ya da bunların içinde yer almaktan ya da bu tür hareketlerin yürütülmesine yönelik olarak kendi toprakları içinde yürütülen örgütlü etkinliklere rıza göstermekten, bu paragrafta sözü edilen hareketler güç tehdidi ya da güç kullanımı içerdiği zaman, kaçınmakla yükümlüdür.

“Bir Devletin toprağı, Antlaşmanın hükümlerine aykırı bir biçimde güç kullanılmasından kaynaklanan askeri işgalin hedefi olmamalıdır. Bir Devletin toprağı, güç tehdidi ya da güç kullanılması sonucunda, bir başka devletin ele geçirme hedefi olmamalıdır. Güç tehdidi ya da güç kullanılması sonucunda sağlanan hiçbir toprak kazanımı yasal olarak kabul edilmeyecektir.” şeklindeki ilkelere aykırı olduğu açıktır. Hemen her gün bir yeni örneği ile karşılaştığımız uygulamalarla, egemen bir devletin (Suriye’nin) toprağına saldırı amacı taşıyan güçlerin ülkemizde örgütlendiklerini hatta bu güçlerin kontrolsüz bir şekilde kendi halkımıza karşı da saldırganlaştıklarını görmekteyiz.

Bir başka anlatımla, 42 yıl önceki BM toplantısında kabul edilen bu ilkelerin bütün üye ülkeleri bağlayıcı hükümleri ortadayken, ne ülkemizde şüphelilerin temsil ettiği yürütme organının ne de başını ABD ve AB Emperyalizminin çektiği Uluslararası Emperyalistlerin kendilerini bu taahhütlerle bağlı hissetmemesi, onların Dünyayı babalarından miras kalan bir çiftlik gibi görmesinden kaynaklanmaktadır.

IV-ŞÜPHELİLER, ULUSAL HUKUKU DA HİÇE SAYMAKTALAR, ANAYASA VE TCK’NA AYKIRI TASARRUFLARDA BULUNMAKTADIRLAR.

Bilindiği gibi Anayasa’nın “TBMM’nin Görev ve Yetkileri”ni düzenleyen 87. Maddesinde; “Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, (…)” hükmüyle ÜLKENİN BAŞKA BİR ÜLKEYE KARŞI SAVAŞ İLANINA KARAR VERME YETKİSİ TBMM’NE BIRAKILMIŞTIR.

“Savaş Hali İlanı ve Silahlı Kuvvet Kullanılmasına İzin Verme”yi düzenleyen 92. Maddede de; “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.” denilmektedir.

Oysa şüpheli ve ortakları, Suriye sorununda ne TBMM’ne ne de halka doğru bilgi vermiştir.Daha önce IŞİD’e karşı savaşmak ve ona karşı savaşan unsurları desteklemek için Suriye’ye girdiklerini açıklarken, şimdi gerçek amaçlarını itiraf etmişlerdir. Dahası açıktan yetki gaspında bulunarak Anayasa ile TBMM’nin görevleri arasında bulunan alanlara müdahale ederek, ülkeyi savaşın içine sürüklemişlerdir.

Yine basın yayın aracılığı ile yaptıkları açıklamaların tamamında, Suriye devletine karşı düşmanca bir dil kullanarak, bir zamanlar “terörist” dedikleri çakal sürülerini “özgürlük savaşçısı” diyerek eğitip silahlandırarak sınırlarımızdan Suriye topraklarını salmaları 5237 Sayılı TCK’nun 304 ve 306. Maddelerinde öngörülen; “Savaşa Tahrik” ve “Komşu Devlete Karşı Hasmane Hareket” suçlarını oluşturmaktadır.

Bilindiği gibi; 5237 Sayılı TCK’nun “Devlete karşı savaşa tahrik” suçunu düzenleyen304. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Tahrik fiilinin basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.” hükmü yer almaktadır. Şüpheli ve suç ortakları, suç fiillerinin tamamını basın yayın yolu ile işledikleri sabit olduğundan cezanın ağırlaştırılmış hadden tayin edilmesi gerekmektedir.

Aynı yasanın “Komşu devlete karşı hasmane hareket” başlıklı 306. Maddesinde ise; “Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, yabancı bir devlete karşı asker toplayan veya hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası verilir” denilmektedir. Dolayısıyla şüpheli ve ortakları hakkında TCK’nun bu maddelerini ihlalden de dava açılması gerekmektedir.

Sonuç olarak;Şüphelilerin yukarıda belirtilen suçlarının sabit olduğu çok açıktır. Bağımsız, objektif ve hukukun üstünlüğüne uygun bir soruşturma yürütüldüğünde, şüphelilerin fiillerinin, altına imza koyduğumuz Birleşmiş Milletler Şartı, Cenevre Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelerin, Anayasa’nın 87 ve 92. maddeleriyle, TCK’nun 304. ve 306. maddelerinin ihlali olduğu kesindir. Bu suçlarından dolayı dokunulmazlık zırhına sığınamazlar, sığınamamalıdırlar.

Ülkemizin bağımsızlığına, hukukun üstünlüğüne, komşu ülkelerle barış içinde bir arada yaşama gerekliliğine inanan savcı ve yargıçların hala bitmediğine inanmak istiyoruz. Bu nedenle suç duyurumuzu Türkiye ve Dünya Halklarına karşı bir sorumluluk olarak görüyor ve tarihe bir not düşmek için Sayın Makamınıza veriyoruz.

SONUÇ ve İSTEM………:Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Şüpheliler hakkında soruşturma başlatılarak anılan maddelerden yargılanmaları ve cezalandırılmaları için kamu davası açılmasını, görev yönünden yüce divanın yargılama alanına giren suçlar açısından dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini vekâleten dileriz. 02/12/2016

 

                               Suç Duyurusunda Bulunan Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Vekilleri

Av. Metin BAYYAR Av. Sait KIRAN   Av. Azime Ayça OKUR  Av. Doğan ERKAN