Genel Başkan’ımız Nurullah Efe-Ankut’un “Kedi Davaları” devam ediyor

Genel Başkan’ımız Nurullah Efe-Ankut’un “Kedi Davaları” devam ediyor

Genel Başkan’ımız ve kendisi gibi emekli öğretmen olan melek eşi Hacer Ankut Yoldaş’ımız hakkında, kedilere ve sokak hayvanlarına baktıkları için, hayvan, ağaç, doğa ve insan sevgisinden nasibini almamış, siyasi olarak da AKP’giller’den olan bazı komşularının düzmece şikâyetleri üzerine açılan davalardan biri daha bugün görüldü.

Bu sefer sadece Genel Başkanımız hakkında, hakaret ve bıçakla yaralamaya teşebbüs suç isnadıyla açılan ve İstanbul Anadolu 39. Asliye Ceza Mahkemesinde bugün ilk duruşması yapılan davada, Genel Başkan’ımızın ve şikayetçinin beyanlarından sonra şikayetçinin eşi, kızı ve bir komşularından oluşan yalancı tanıklar dinlendi.

Müşteki ve ikisi müştekinin yakını, biri de bir şekilde kurgulanmış komşusu, Genel Başkan’ımızın müştekiye hakaret ettiği ve bıçakla üzerine yürüdüğü şeklinde iftiralarda bulundular.

Yalancı tanıkların beyanları bizzat kendilerinin dosya sunduğu, müştekinin kızı tarafından çekilen cep telefonu kamerası kayıtları ile gene aynı güruhtan bir kadın müvekkilin eşiyle yaptığı telefon görüşmesinin kayıtlarını içeren tapelerle çelişmekteydi. Tapelerde Genel Başkan’ımızın hakaretamiz tek sözcüğü bile yoktu.

Bıçak işine gelirsek: Genel Başkan’ımızın sürekli çantasında taşıdığı, evine giderken gene çantasında bulunan salamı sokak hayvanlarına doğradığı bıçak olup, o esnada da kedilere salam doğradığı için elinde bulunmaktaydı. İstese idi bıçakla yaralama işini teşebbüs aşamasında bırakmayıp çok rahat nihayete erdirebilirdi.

Duruşmada da sadece tapelerle değil, birbirleriyle de bizzat kendi ifadelerinde de sürekli çeliştiler.

Ezeli hayvan, bitki düşmanı bu güruh bu sefer akılları sıra tam tekmil ve tam teçhizatlı hazırlık yapmışlardı. Müştekinin kızı evlerinin penceresine yerleştirilmiş cep telefonuyla çekim yaparak kurgulanmış olay anını görüntülüyordu. Aynı güruhtan komşuları, komşularının kardeşi ve birkaç akraba avanesi de ellerinde demir çubuk ve sopalarla olay yerine anında yetişmişlerdi.

Müştekinin kızının suç teşkil eden kamera kaydı ve gene aynı güruhtan bir kadının suç teşkil eden telefon kaydı ters tepmiş, Genel Başkan’ımız lehine delil teşkil etmişti. Tüm hazırlıkları boşa çıkmıştı.

Dosyayı incelemeden duruşmaya çıkan hakim derhal beraat talebimize itibar etmeyerek duruşmayı 20/02/2020 tarihine erteledi.

Ama bu zavallılar, bu insan müsveddeleri bile olamayan; insan, hayvan, bitki dışında Dördüncü Tür olan yaratıklar bilmiyorlar ki yüreği insan, hayvan, doğa, ağaç sevgisiyle dolu Genel Başkan’ımız ve eşinin yargılandığı bu davalar onları zerre kadar geriletmemekte, tersine daha çok bilemektedir.

Ne yaparlarsa yapsınlar! AKP’giller’in mahkemeleri ne kararlar verirse versin, eninde sonunda kazanan, yenen biz olacağız, insanlık olacak, hayvanseverlik, ağaçseverlik, doğaseverlik olacaktır.

26 Eylül 2019

Kurtuluş Partili Hukukçular

***

Bugün görülen duruşma üzerine HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un yaptığı açıklama

Bazı anlayışlara göre Cehennem bu dünyadadır…

Altı bin yıldan bu yana süregelen Sınıflı Toplumlar Tarihini baz alırsak, yanlış da sayılmaz bu tespit…

Hele de hayvanlar açısından baktığımızda olaya, bu tespit gerçeğin ta kendisini ifade etmektedir…

Hayvanlar için zalimlikler, acımasızlıklar, acılar ve işkenceler dünyasıdır bu dünya…

 

“Bu evin bir köpeği vardı;

“Kıvır kıvırdı, adı Cincon’du, öldü.

“Bir de kedisi vardi: Maviş,

“Kayboldu.

“Evin kızı gelin oldu,

“Küçük bey sınıfı geçti.

“Daha böyle acı, tatlı

“Neler oldu bir yıl içinde!

“Oldu ya, olanların hepsi böyle..

“Hayat böyle zaten!..”

                                     Orhan Veli Kanık

 

Duruşmanın hukuki yönleriyle ilgili açıklamayı avukat yoldaşlarımız yaptılar. O sebeple biz, işin o yönüne girmeyelim.

Ben, hayvansever yoldaşlara, kardeşlere, arkadaşlara, evimizin yanıbaşında bulunan gecekonduda baktığımız sevimli köpeciklerimizin acıklı hikayesini anlatayım, isterseniz.

Aşağıda resimlerini gördüğümüz bu sevimli ve yürekleri sevgi dolu kızlarımız, on kardeştiler, altı ay kadar önce anneleri dünyaya getirdiğinde.

Anneleri Sarıkız, ne yapsın? Yavrulayabilecekleri bir yer bırakmadılar ki mahallede. Eskiden barındıkları, evimizin yakınındaki ormanlık alanı talan etti AKP’giller. Oranın bir bölümüne o güzelim çam ağaçlarını keserek bir cami diktiler betondan. Ve camiye her yönden ulaşılabilmesi için de tıpkı ODTÜ Ormanı’nın içinden geçirdikleri yol gibi, o ormanlık alanın da dörtte üçlük kısmını talan ederek yol yaptılar oraya.

Hayvanların saklanıp yaşayabilecekleri ne orman bıraktılar ne mekan…

Sarıkız da gelip, hemen tamamı da hayvan düşmanlarından oluşan yan apartmanın kullanılmayan, metruk kömürlüğüne doğurmuş bebeciklerini. Eşim Hacer Hoca Hanım haberdar oldu tabiî olaydan. Olur olmaz da hayvanlara bir zarar vermesinler diye kimsenin göremeyeceği saatlerde gidip yiyecek ve su vermeye başladı onlara.

Fakat yavrucuklar biraz büyüyüp ses çıkarmaya başlayınca usul usul, vızıldanma şeklinde; hemen haberleri olmuş zalimlerin. Ve aramışlar Belediyeyi. Ekip hemen geldi Belediyeden.

Fakat nerede olduğunu tam kestirememişler hayvanların. Hacer Hoca Hanım da hemen yanlarına inip sorunca niye geldiklerini, anlatmışlar şikayetin olduğunu. Hacer Hoca Hanım yanlarında olunca Belediyecilerin, zalimler de gelip ihbarlarını yapamamışlar, hayvanların olduğu yeri gösterememişler, bizden çekindikleri için.

Ekip o sefer eli boş geri dönmüş. Sonra bir kez daha şikayette bulunmuşlar, ikincisinde de elleri boş dönmüşler, alamamışlar hayvancıkları, bulamadıklarından dolayı.

Eşimle birbirimize dedik ki, bunlara, bu hayvancıklara bunca zalimden birileri bir kötülük yapar bizim haberimiz olmadan. Alıp götürür Belediyeciler, öldürürler bir barınakta hepsini. İyisi mi biz bunları evimizin alt kısmındaki metruk gecekondunun, odunluk olarak yapılmış ve tahta parçaları ve kalaslarla dolu bölümüne götürelim.

Taşıdık oraya hayvancıkları. Bu arada biri öldü köpeciklerin, sebebini bilemediğimiz bir şekilde. Kaldılar dokuz tane…

Onlara bakıp büyüttük. Hepsi de topuz gibi, çok güzel hayvancıklar oldular. İkisi erkek, yedisi kız…

O arada hasta bir köpek de gelip metruk gecekondunun bir yerlerinde yatıyordu. Bizim verdiğimiz yiyeceklerle besleniyordu o da. Sonra gelmez oldu nedense. Fakat mantar varmış hayvanda. Köpeciklerimize de bulaştı bu lanet hastalık. O güzelim tüyleri yer yer dökülmeye, açılmaya başladı.

Kızımın iş güvenliği uzmanı olarak çalıştığı fabrikada (o fabrikanın ve çevresindeki fabrikalardaki köpeklerin beslenmesi ve sağlıklarıyla ilgili sorunlarla da kızım Deniz ilgilenir) köpeklerle ilgilenen bir veteriner, oradaki mantarlı hayvanları tedavi etmişti. Ona ilaç ısmarladı kızım, bulup getirdi veteriner.

Biz hayvanların yiyeceklerine koyup yedirdk hepsine on beş gün kadar. İyileşmeye başlamışlardı hayvanlar. Ama tam geçmemişti lanet hastalık. Bitmeye yakın ilaçtan tekrar aldıralım, tedaviye devam edelim, diye düşünüyorduk ki; bugünkü duruşmada yalancı tanıklık yapan zalimlerden biri olan Hatice Arıcıoğlu, mahalledeki zalimlerden oluşan Ortaçağcı ekip arkadaşlarıyla birlikte Belediyeyi arayıp şikayetçi olmuşlar.

Bir gün öğleye doğru gördük ki evimizin hemen alt tarafındaki metruk gecekondunun önüne Belediyenin hayvan toplamada kullandığı bir minübüsü durdu ve içinden özel giysili Belediye çalışanları indi. Hacer Hoca Hanım’la ben hemen aşağıya inip onlara bizim baktığımızı, kimseye bir zararlarının olmadığını, büyüyünce zaten dağılıp gideceklerini, 5199’a göre de onların mekanının burası olduğunu ve burada yaşamaya hakları bulunduğunu belirttik.

Tartışmalardan sonra, hayvanların tedavisini yapıp tekrar getireceklerine dair tekrar tekrar kesin söz verdiler. Biz iğne tedavisi yapacağız, kesin iyileşecekler, dediler. Tedavi sonrası getirip buraya bırakacağız, dediler.

Biz de bunun üzerine izin verdik götürmelerine. Hatta onlar haşin davranıp hayvanlarımızı hırpalamasınlar diye teker teker kucaklayıp koyduk arabanın bir bölmesine.

Dört ayı bitirmişlerdi. Erkeklerden kardeşlerin en irisi olan biri yakalanmamak için çok direndi bize. On beş dakikalık uğraştan sonra yakalayabildik. Götürdüler…

Tabiî biz o andan itibaren Üsküdar Belediyesinin Hekimbaşı tarafında bulunan barınak sorumlusu veterinerlerle irtibata geçtik. Hacer Hoca Hanım zaten hepsini şahsen tanıyordu. Üsküdar Belediyesinin bitişiğindeki Veterinerlik İşleri Bölümünde çalışan veterinerlerle de, ki hepsini tanıyoruz eşim de ben de şahsen, irtibata geçtik ve hayvanlarımızın tedavilerinin bitiminde getirilmeleri için ısrarcı olduk, onların bu konuda bize yardımcı olmalarını talep ettik.

Yirmi gün sonra hayvanları getirdiler. Fakat üç tanesi ölmüştü. Barınaktaki bulaşıcı hastalıklar, hepsini etkilemişti. Zaten bulundukları demir parmaklıklı, gün güneş görmeyen beton dehlizler de hayvanların hastalanması için yeterli bir sebepti tek başına.

Bu arada eşim ziyaret etmişti bir kere hayvanları. O zaman iyi görünüyorlardı.

Zorlukla yakaladığımız erkek, ölenler arasındaydı. Öbür erkek de ölmüştü. Hayvan demek ki ölüme gideceğini sezmiş de yakalanmamak için direnmiş diye eşim de, ben de gözyaşı döktük arkasından. Gelenlerin de tamamı hastaydı, öksürüyorlardı, solunum yolu enfeksiyonu geçiren insanlar gibi.

Azitromisin tedavisine başladık hayvanların iyileşmesi için. Bu antibiyotiğe hassas çıktı hastalık yapan bakteri genelde. Fakat iki köpecik kendisini toparlayamadı, öldü. Kaldı dört köpecik…

Bu arada üçü de kayboldu birden bire. Önce biri, sonra ikisi…

Sanıyoruz mahalledeki alçak zalimlerden biri peşine takıp götürmüştü hayvanları mahalle dışına. Bir hafta kadar sonra köpeciklerden biri her nasılsa yolu bulup geri geldi. Resimde görülen o Sarı Bebek. Ama diğer ikisi gelmediler, gelemediler…

Mahalledeki bazı ikiyüzlü zalim alçaklardan şüphelendik, bunlar bu kötülüğü yapmış olabilir diye. Ama elimizde kesin kanıtımız bulunmadığı için bir şey yapamadık.

Nihayetinde işte geriye bu sevimli iki kızımız kaldı: Biri Karamel, biri Sarı Bebek…

Beni Partiden eve her dönüşte karşılarlar, sevinçten etrafımda dört dönerek. Şaha kalkıp ön paticikleriyle kucaklarlar beni. Üstümü başımı toz toprak ederler ama hiç aldırmam buna. Kucaklarlar, öperler, yalarlar yüzümü. Öylesine sevecen, öylesine tatlılar ki, o güzelliğin ve sevgi dolu yüreklerinin farkında olmayan insanlar boşuna yaşamış olurlar bir anlamıyla. Hani ünlü düşünürün de dediği gibi, onların ruhlarının bir bölümü hep uyur kalır.

İşte bugünkü duruşmayla ilgili olarak da bu hüzün dolu tarafı ağır basan, mutlu edici yönü az olan, bu Parababaları düzenindeki hemen her şey gibi olan bu hikayemizi anlatmış olalım…

Sevgi ve sağlıcakla…

26 Eylül 2019

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı