Ey Kaçak Saraylı Reis!..

30.01.2017
213
A+
A-

Ey Kaçak Saraylı Reis!
Ey Genelkurmay’da oturan Hulusi Akar nam Tosun Paşa!
Millete bu kötülüğü nasıl yaparsınız, bre yüreksizler!

Hemen hatırlayacaktır arkadaşlar, dün haber sitelerine düşen yürek dağlayıcı felaketi ve Genelkurmay’ın açıklamasını. Görelim hemen, yeniden:

“Hulusi Akar, Kardak krizinin yıldönümünde Kardak Kayalıkları’nı ziyaret etti. Ziyaret sırasında Akar’ın bulunduğu geminin, Yunanistan’a ait bot tarafından engellenmek istendiği belirtildi. Askeri kaynaklar alınan önlemlerin “olağan” olduğunu açıkladı.

“1996 yılında çıkan krizde, Yunan helikopterinin düşmesi sonucu 3 Yunan subayın yaşamını yitirdiği olayın yıldönümünde, Kilim Adası’nda anma törenleri düzenlenirken, bir Yunan botu, Genelkurmay Başkanı Akar’ı taşıyan hücumbotunun önüne geçti.

“YARIM SAATLİK GERGİNLİK

“Yunan botunun, Orgeneral Akar’ın Kardak’a girmesini önlemeye çalışması gergin anların yaşanmasına neden oldu. Yarım saat süren gerginlikten sonra Genelkurmay Başkanı Akar, Bodrum’a geri döndü.

“TSK’DAN AÇIKLAMA

“Genelkurmay başkanlığı Org. Hulusi Akar’ın Kardak ziyareti hakkında açıklama yaptı.

“TSK açıklaması şöyle:

“Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi AKAR, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile birlikte 29 Ocak 2017 tarihinde, Aksaz Deniz Üs Komutanlığı ve Donanma Komutanlığı bağlısı gemilerde inceleme ve denetlemelerde bulunmuştur.

“Ziyaret sırasında Kardak Kayalıkları bölgesinde Deniz Kuvvetlerimize ait iki hücumbot ile seyir icra edilmiştir. Orgeneral AKAR, TSK olarak Ege Denizi’nde icra etmiş olduğumuz tüm faaliyetlerde deniz alaka ve menfaatlerimizin korunmasında daima dostluk ve barışı göz önünde bulundurduğumuzu belirtmiştir.

“İlaveten ülkemizin ve milletimizin hak ve menfaatlerinin karada, denizde ve havada korunması için TSK’nin azim ve kararlılıkla, gayret ve çabalarını artırarak sürdürmekte olduğunu vurgulamıştır.

“Orgeneral AKAR, ayrıca TSK’nin bölgemizde etkin, caydırıcı ve saygın bir güç olduğunu da ifade etmiştir.” (http://www.abcgazetesi.com/hulusi-akarin-kardaki-ziyareti-sirasinda-gerginlik-41666h.htm)

Haberden ve Genelkurmay’ın açıklamasından da açıkça görülmektedir ki, Ege’de tatbikat yapmaya yeltenen Hulusi Akar ve çevresindeki benzerleri, Kardak’a yaklaşınca Yunan botuyla karşılaşıyorlar. Önlerini kesiyor bot. Bunlar da tornistan yapıp topukluyorlar. Tam bir hezimet, tam bir yüreksizlik örneği…

Yunanistan’ın yaptığını da nasıl anlatıyorlar?

“Olağan” buluyorlar…

Yuh be!

İnsanda utanma arlanma olur ya…

Adam sadece senin değil, milletin onurunu da madara etmiş, sen buna “olağan” diyorsun ya…

Hayır, bizim anlamadığımız şu:

Madem böylesine tavşan yüreklisin de, ne diye asker oldun?..

Askerliği niye meslek olarak seçtin?

Bizim öğrendiğimiz askerlik, “yiğitlik yarışı”dır.

Hiç mi biri söylemedi bunu sana? Bırakalım öğrenmeyi de, hiç mi duymadın?

Besbelli ki öyle.

Ardından Yunanistan’ın açıklaması geldi. Tabiî adam kazanmış maçı. Niye açıklamasın ki? Üstelik de sen kaçmışsın meydandan. Maç yapmaya bile yüreğin yetmemiş.

Açıklaması şöyle Yunanistan’ın:

“29 Ocak günü saat 11.00’de bir Türk savaş gemisi ve içinde özel kuvvetlerin olduğu 2 şişme bot İmia adasına yaklaştı ve 7 dakika orada kalarak Yunan karasularını ihlal etti. Yunan tarafı olarak bölgede sahil güvenlik kuvvetlerinin gemileri bulunuyordu. Aynı zamanda Deniz Kuvvetlerinin de bir gemisi Türk gemilerini takip etti. Türk gemileri Yunan karasularına girdikten sonra hemen gerekli tedbirler alındı ve uyarılarda bulunuldu. Türk gemileri bölgeden ayrılarak Bodrum istikametine yöneldi” (http://www.posta.com.tr/yunanistan-dan-kardak-aciklamasi-haberi-1262425)

Görüldüğü gibi, arkadaşlar; hezimet ve bozgun, hiçbir kaçamağa yer bırakmayacak denli açık, net, kesin.

Yunanistan nasıl yapabiliyor bunu?

Neyine güveniyor?

Üstelik de ekonomik iflasın eşiğinde…

Haaa, şuna güveniyor Yunanistan:

Biliyor ki, “Kaçak ve de Haram Saray’da mukim Başkomutan”da yürek Selanik… Defalarca test edildi, görüldü bu.

Yunanistan 2004’ten başlayarak bugüne dek Ege’de, Lozan’da kesince bize verilmiş olan, İngiliz ve Amerikan Haritalarıyla da belgeli 18 Adamızı bir bir işgal etti. Oraları yerleşime açtı. Üstelik de silahlandırdı. Kaçak Saraylı Reis ve avanesi, yani AKP’giller hepten ölü numarasına yattı. Hani nerede kürsü, meydan bulsa hemen öne atılıp “Vay benim başörtülü bacılarıma zulüm yaptılar. Vay bu CEHAPE zihniyeti camileri ahır yaptı. Vay biz okurken İmam Hatiplerde yatakhanelerde ağlardık.” türünden demagojik nutuklar atan Kaçak Saraylı ve avanesi, bugüne dek tık bile diyemedi bu konularda. Onlar, hep söylediğimiz gibi, “kürsü ötülgeni”dir.  İş fiiliyata, göğüs göğüse bir çarpışmaya geldi mi, ara ki bulasınız bunları… Göz açıp kapamadan arazi olmuşlardır.

Yunanistan Milli Savunma Bakanı Panos Kammenos da şöyle meydan okumuştu, Kaçak Saraylı’ya, geçen Aralık başında, iki ay kadar önce, hatırlanacağı gibi:

“Türkiye sürekli şekilde gerçekleştirdiği açıklamalarla ortamı elektriklendirmeye çalışıyor. Bizim cevabımız ulusal egemenliğin savunulması, uluslararası hukuka ve anlaşmalarına saygı çerçevesinde verilmektedir. Erdoğan Lozan Anlaşması’nı feshetmek istiyorsa Sevr Anlaşması’na geri döneceğiz. Hepimizin anlaması gereken bir nokta var. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kayıpları, darbe sonrası gücünü kaybetmesi, Suriye’deki bitmek bilmeyen yenilgileri salakça açıklamalar yapma durumunda bırakmıştır. Bunun sonucuna bu sabah hep beraber tanık olduk. Dizleri üzerine düşen Erdoğan Rus Başkan Putin’den Suriye hakkında yaptığı açıklamalar için özür diledi. Kendisi iç siyaset nedeniyle uluslararası kamuoyunu ve Yunanistan’ı ajite edemeyeceğini anlamalı.” (http://odatv.com/lozani-istemiyorsa-sevre-donelim-0112161200.html)

Demek ki adamlar, Pensilvanyalı İmam’ın cemaatiyle bu Kaçak Saraylı’nın el ele vererek ABD’nin emirleri doğrultusunda Türk Ordusu’nu “Ergenekon Davası” adlı CIA Operasyonuyla mahv-ı perişan ettiklerini çok iyi biliyor. Son kalan bölümlerini de 15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşı sonrasında Kaçak Saraylı’nın tek başına enkaz yığınına döndürdüğünü biliyor.

Onların bu durumunu sadece Yunanistan bilmiyor; İsrail Başbakanı Netanyahu da çok iyi biliyor. Hani ne demişti bir zamanlar Kaçak Saraylı?

“Savaş gemilerimiz eşliğinde göndereceğiz bundan böyle Filistin’e insani yardımı.”

Bu açıklaması üzerine, İsrail Başbakanı Netanyahu ve Dışişleri Bakan Lieberman alaya almışlardı Kaçak Saraylı’yı. Mesela şöyle demişti, Lieberman. Sözü fazla uzatmamak için sadece onunkini aktaralım:

“Halkla ilişkiler konusunda ne yapabileceğimizi sorarsınız, her medya organını satın alıp Erdoğan’a gece gündüz konuşma olanağı veririm. TV’de her konuştuğunda İsrail devleti daha çok destek alıyor.” (http://www.haberler.com/israil-den-erdogan-a-cok-agir-tepki-3019259-haberi/)

Biliyorsunuz, arkadaşlar; Kaçak Saraylı ne savaş gemisi gönderebildi ondan sonra, ne de Filistin’e insani yardım…

Mavi Marmara’daki 9 insan da Kaçak Saraylı’nın gazıyla yok yere ölüp gitti.

Daha sonra ne olmuştu, arkadaşlar?

Kaçak Saraylı İsrail’le anlaşmıştı, Mavi Marmara’yı ve arkasındaki İHH’yi de gözünü bile kırpmadan satıp geçmişti.

Şöyle demişti, o satışta:

“Uluslararası bazda bir adım atıyoruz. Siz kalkıp da Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?” (http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160629_erdogan_ihh)

Bunlar hep böyle işte. Her olayda “tersi ve yüzü” vardır bunların. Duruma göre, yapacakları manevraya göre, bazen yüzü oynarlar, bazen tersi.

Yine hatırlanacaktır; Rus uçağını da düşürdü bunlar. Üstelik de meydan okudular o günlerde Rusya’ya. Tekrar uçurursa yine düşürürüz, diye.

Sonra ne oldu?

Putin, uluslararası basını çağırarak, onların önünde galiz küfürler sıraladı, Kaçak Saraylı’ya. En hafifini aktaralım. Öbürleri hakaret suçlamasına girer:

“NATO’nun etekleri altına saklanan korkak.”

Putin, F-16’ları keklik gibi avlama kapasitesine sahip S-400 Hava Savunma Füzelerini getirdi Suriye’ye.

“Hadi bakalım.”, dedi. “Tekrar gönder uçaklarını da Suriye sınırlarına, bir gör bakalım ne oluyor…”

Ne yaptı Kaçak Saraylı?

Bırakalım Suriye sınırına yaklaşmayı, uçak bile kaldıramadı bölgede.

Sonrasında da özür diledi, değil mi, Putin’den…

Ne dedi kesince?

“İzvinite”.

“Rus basınında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Vladimir Putin’e gönderdiği mektupla ilgili çeşitli bilgiler yer alıyor.

“Rus haber sitelerine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan gönderdiği mektupta “İzvinite” kelimesini kullandı. Bu kelime Rusçada “Özür dilerim” ya da “Beni affedin” demek. Erdoğan ayrıca Rusya’ya ait bir uçağı vurmak gibi bir niyetlerinin hiç olmadığını, durumu düzeltmek istediklerini de bildirdi.” (http://www.habersitesi.com/rus-basinin-iddiasi-erdogan-izvinite-dedi-bu-ruscada-ozur-dilerim-demek-14129h.htm)

Bırakalım Rusya’yı; Irak Başbakanı Haydar El İbadi karşısında bile ilk söylediğini yalayıp yuttu. Ve tersini oynadı Kaçak Saraylı.

Ne demişti başta?

“Şahsıma hakaretler ediyor, sen benim zaten muhatabım değilsin, seviyemde değilsin, kıratımda değilsin, kalitemde değilsin.” (https://tr.sputniknews.com/turkiye/201610111025237379-erdogan-irak-ibadi/)

Birkaç ay sonra ne dedi, aynı Kaçak Saraylı?

Tersini oynayarak aynen şunu:

“Sayın İbadi ile yaptığım telefon görüşmesi ve ziyaretler güzel bir başlangıç oldu.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/657628/_Seviyemde_degilsin__kiratimda_degilsin_ibadi__bugun__sayin__oldu.html)

Şaka gibi, değil mi, arkadaşlar?

Kim ciddiye alır yahu böyle bir adamı?

ABD Emperyalist haydutlarının 1950 sonrası İslam ülkelerinde uygulamaya koyduğu “Yeşil Kuşak Projesi” ürünü, zihin hasarlı, Tarihi, sosyal, siyasi olayları kavramaktan aciz bırakılmış on milyonlarca zavallılar sürüsü, hülooğğ’cular…

Ha, bir de başta Sorosçu Kemal ve avanesi gelmek üzere, Meclisteki Dört Amerikancı Burjuva Partisinin yöneticileri…

Neylersiniz… Türkiye işte böylesi trajik durumlara düşürüldü. Felaketlere sürüklendi.

Daha önce de söylemiştik hani; bir Suudi Arabistan yayın organında bile ne denmişti Kaçak Saraylı için?

“Kuru gürültü.”

İşte bu acı gerçeği tüm yönleriyle biliyor, Yunanistan Devletinin yöneticileri. Ayrıca, onun “sünnet çocuğu” üniformasıyla meydanlarda dolaşan, Tayyip’in mitinglerinde ahlâk fukarası, düzenbaz Cübbeli Ahmet’le el ele, yan yana görüntüler veren Hulusi Akar Paşa’sının da ne olduğunu biliyor. İşte efelenmesi ve bizimkilere yedirmesi buradan kaynaklanmaktadır.

Haydi diyelim ki Kaçak Saraylı’yı ve onun AKP’giller’ini ABD bulup keşfetti, devşirip, eğitip, örgütleyip, partileştirdi, iktidara taşıdı ve Türkiye’nin başına bela etti. Boşuna onu bulup getirmedi, ABD’nin CIA uzmanları. Kendilerinin gönüllerince kullanacağı ihanet potansiyeline fazlasıyla sahip olduğunu kesince görüp bildiklerinden…

Peki, Hulusi Akar’ı kim asker yaptı?

Herhalde ebeveyni.

Ne bilsin o garibanlar da çocuklarının böylesine yürek yoksunu olduğunu… Oğlumuz asker olsun da vatanımızı milletimizi korusun diye gönderdiler askeri okullara. Ama neylersiniz, işte o da böyle çıktı.

Muhakkak ki, Yunanistan’ın meydan okumasını ve restini göremeyip yüzgeri etme kararı veren, sadece Türk Savaş Gemisindeki Hulusi Akar ve çevresindeki subaylar değildi. Bu topuklama işini herhalde Kaçak Saraylı’ya ve onun Savunma Bakanına da sormuşlardı. Kim bilir, belki de onlardan bu yönde bir karar geldi. İşin bu yönünü gerçek biçimiyle kendileri bilir.

Fakat bizce bilinen şu ki; bu ihanet boyutundaki korkaklık sergileme işinde suçlular netçe şunlardır:

Başta Kaçak Saraylı Reis, onun Başbakanı Milyar Ali, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’dır.

Bunlar Türkiye’yi vatana ihanet boyutundaki küçük düşürmelerinden, korkak göstermelerinden dolayı, aynı oranda suçludurlar. Vatana ihanetten hesap vermeleri gerekir. Bu hesabı da er veya geç vereceklerdir. Hiç kimsenin bu milleti böylesine maskara etmeye hakkı ve yetkisi yoktur!

Kendileri alışıktır böyle hezimetleri kolayca hazmetmeye. Ama bu millet yemez bunu. Haberi okuyunca öfkeden deliye döndük biz. Dedik ki; Türkiye’yi temsil eder görünen bu kişilerin, bu milletin bir kuruşunu bile yemeye, harcamaya, o asker üniforması içindekilerinse o üniformanın bir tek düğmesini bile taşımaya, kullanmaya hakları yoktur. Olmamalıdır.

İnsanda onur olur be!

Bırakalım ulusal onuru, milleti temsille yetkili göründüğünüzü, kişicil onuru olur insanın be!

Onu bile koruyamadınız, ayaklar altına aldırdınız. Yazık size…

Daha önce de söylemiştim. Çok sevdiğim Devrimci Yazar Jack London, “Vahşetin Çağrısı” adlı anıt eserinde kızak köpeklerinin bile bir onuru olduğunu ve kızaktaki yerlerinin değiştirilmesine asla göz yummadıklarını anlatır.

Hastalanıp ya da sakatlanıp kızağa koşulamaz duruma düşen köpeklerin, kızaktaki yerlerinden ayrılıp kızağın yanında yürümeyi kesinlikle kabul etmediklerini ve kızaktaki yerlerinde son nefeslerini verene kadar koşmaya, yürümeye, sürüklenmeye razı olduklarını, böyle bir ölümü tercih ettiklerini anlatır.

Bilirsiniz; militan düzeyde hayvanseveriz.

Erkek sokak kedileri karşılaştıkları anda korkutucu çığlıklar atarak meydan okurlar birbirlerine. Eğer biri kendine aşırıca güvenip saldırırsa öbürüne, yaralar alıncaya kadar alt alta üst üste dövüşürler. Ağır pençe ve diş yaraları sonucu biri bitap düşünceye dek sürer kavga.

Fakat bir denklik durumu olduğuna kanaat getirirlerse her ikisi de, bir süre bağırıp meydan okuduktan sonra birbirlerine, susarlar ve çok yavaş hareketlerle birbirlerinden uzaklaşırlar. Asla biri geriye dönüp, bırakalım kaçmayı, normal yürüyüşle bile gitmez. Milim milim geri çekilirler. Sonra da sanki hiç karşılaşmamışlar gibi aheste aheste farklı yönlere giderler. Böylece, her ikisi de onurlarını çiğnetmemiş olurlar. Bir denklik durumu içinde birbirlerinden ayrılmış olurlar. O hayvancıklar bile, şahsi onurlarını korumak için, böylesine duyarlı davranırlar, gözüpek davranırlar.

Evdeki kedilerimden biri spastik. Sağa sola yalpa vurarak yürür. Ayakta bile bazen durmakta zorlandığı olur. Fakat buna rağmen çok gözüpektir. Dolaşırken evin içinde, karşı karşıya gelirlerse başka bir erkekle, kapılardan girip çıkarken mesela, hiçbir şey görmemiş gibi geçip gitmez. Başını öne eğip, kulaklarını kısıp, bakışlarını korkunçlaştırıp çığlık atarak meydan okumaya başlar. Kavga ettiklerinde de ayakta dövüşemeyeceğini bildiği için hemen sırt üstü yatıp dört ayakla birden mücadeleye girer. Asla kaçmaz kavgadan. Zinhar kabul etmez yenilmiş olmayı. O bakımdan da çoğu kez bayağı önemli yaralar alır. Boynundan, boğazından, sırtından parça kopardığı olur öbür kedinin. Ama bunu hiç kaale almaz, spastik durumundan dolayı “Irgın” adını verdiğimiz kedimiz. Özellikle ben çok severim, cesur oluşundan dolayı. Ve kavgadan asla kaçmayıp sonuna kadar direndiğinden dolayı. Biz ayırırız sonunda araya girip. Irgın’ı kucağıma alıp, göğsüme bastırıp sevip okşarım, benim cesur Irgın’ım, diye.

İşte o hayvancık bile böylesine düşkün onuruna.

Ya bunlar ne böyle yahu?

Bunlar ne böyle, saygıdeğer halkımız?..

Daha ne kadar tutacağız bunları o saraylarda, o makamlarda?

Elbet gelecek sonları. Verecekler, her türlü ihanetlerinin ve suçlarının hesabını. Ve bunu da ancak biz Gerçek Devrimciler soracağız. Bizde zamanaşımı yok… Bizi, dünyada hiçbir güç böyle bir duruma düşüremez. Böyle bir duruma düşmektense ölümü bin kez yeğleriz.

İnsan şöyle ya da böyle ölecek. Önemli olan yaşarken asla düşmana sırtını dönmemiş olmak ve ölürken de sırtından vurulmamış olmaktır. Kavga meydanından kaçmak yazmaz bizim kitabımızda.

İşte bu sebepten, bunlarla bizim aramızda gökle yer kadar fark vardır. Hep söylediğimiz gibi, bizler ar dünyasında yaşarız, bunlar kâr.

O yüzden de bir türlü anlayamayız, akıl erdiremeyiz; bunlar milletin, halkın yüzüne nasıl bakabiliyorlar hâlâ, diye. Ve de biz erkeğiz, diyerek eşlerinin yüzüne nasıl bakabiliyorlar? İşte bunu aklımız almıyor bizim.

Demek ki, ABD Emperyalist haydutları boşuna arayıp, bulup, getirmemiş bunları başımıza. Bunlar bizim gibi insanlar değil. Bunlarla aynı canlı türünden değiliz biz…

Yazımızın sonunda, Kardak Kahramanlarından, ayrıca da “Ergenekon Davası” adlı CIA Operasyonunun mağdurlarından Emekli Deniz Kurmay Albay, SAT Komandosu Ali Türkşen’in şu twitlerini de aktarmış olalım, görmüş olalım arkadaşlar:

“Dün başkanlık yokken iki üsteğmen on astsubayla gittiğin kayalığa bugün omzu yıldızlar geçidi general ve amirallerinle gidemiyorsan arıza sistemde değil yönetenlerdedir. Babanın oğlu gelse başkanlığa hayır hayır hayır de…” (http://odatv.com/dun-baskanlik-yokken-iki-ustegmen-on-astsubayla-gittigin-kayaliga-3001171200.html)

İşte insan diye, kahraman diye böyle kişilere deriz biz. Ve de tabiî ki hayır, bu ABD işbirlikçilerinin tüm varlıklarına ve her şeylerine hayır…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

30 Ocak 2017

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı