Çıkar Amaçlı bir Suç Örgütünden başka bir şey olmayan Kaçak Saray İktidarını bizim dışımızda gerçek anlamda yerle bir etmek isteyen yoktur…

29.03.2022
80
A+
A-

Türkiye’nin bir numaralı politik sorunu, Tayyip’in Diplomasızlığıdır.

Fakat bunu bizim dışımızda sürekli gündemde tutan var mı?

Var, sadece iki kişi:

1- Yazar Ergun Poyraz,

2- YARSAV Kurucu Genel Başkanı, namuslu hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu.

Başka?..

Başka yok…

Üniversiteler, Barolar?..

Onlar arazi… Onların böyle bir derdi yok… Onlarda yürek Selanik… Onlar; “Şöyle geçinip gidiyoruz, aman başımıza bir şey gelmesin, hadi kendimiz neyse de evde çoluk çocuk, eş var. Nasılsa geçecek bugünler de”, diye düşünüyor.

Peki ya siyasiler?

Mecliste muhalifi oynayan sağcısından solcusuna Amerikancı Partiler?

Onlar da arazi… Onlarınki Sarı Muhalefetçiliktir. Amerika’nın çizdiği sınırlar-belirlediği çerçeve içinde oynar onlar oyunlarını… Bu bakımdan yaptıkları kayıkçı kavgasıdır. Veya bir tiyatrodur. Tabiî senaryonun yazarlığını da oyunun yönetmenliğini de ABD Emperyalistleri ve onların casus örgütleri yapar…

“Ya medya?”, denecektir…

Medya da onlardan farklı bir tutum sergilemiyor. Çünkü onlar da özgür değil. Kuşatılmış, esir alınmış durumdadır…

Ve tabiî önemli bir bölümü de paraya boğulmuş, açıkçası satın alınmış bulunmaktadır…

Bırakalım “Havuz Medyası”nı, Atatürkçü bilinen pek çok kallavi yazarın bile dolar milyoneri olduğunu yazıyor Sabahattin Önkibar ve Yılmaz Dikbaş. Bunlar da aradan aylar, yıllar geçmesine rağmen çıkıp; “hayır, biz öyle değiliz”, diyememektedir…

E, durum bu olunca, bu siyasiler ve bu gazeteciler için bu kahrolası düzen bir cennet. Tayyipgiller iktidarının yakıp yıkıp harabeye çevirdiği; halkımız için, içinde yanıp yakıldığı, kavrulduğu bir cehenneme çevirdiği bu düzen, onlar için bir cennet oluşturmaktadır. Adamlar “Okumuş Çocuklar”, kafaları çalışıyor yani, niye riske girsinler, tatlı hayatlarını-Dolce Vita- tehlikeye atsınlar…

O yüzden elbette ki Geyik Çevirip kayıkçı kavgası yapacaklardır. Bunda anlaşılmayan bir şey yok. Adamlar ar dünyasında değil kâr dünyasında yaşamaktadırlar…

Ama işte biz de varız bu hayatta… Hiçbir zulmün-en İblisçe işkencelerin, tepemizde sallandırılan yağlı urganların, kalleş namluların yaylım ateşlerinin korkutamadığı bizler varız. Dün de vardık, yarın da olacağız. Ve bizim gibiler hep olacak…

Biz diyoruz ki bu hainler haini, bu zalimler zalimi, bu hırsızlar hırsızı iktidarın yıkılması aslında çok kolay:

Günümüzden 2500 yıl önce yaşamış Çinli ünlü Savaş Kuramcısı Sun Tzu’dan beri tüm stratejistler der ki: “Askeri savaşta düşmanın en zayıf noktasına vurulur.”

Bu altın değerindeki kural spor karşılaşmalarında bile aynen geçerlidir. Teknik adamlar, rakip takımın ya da sporcunun yapmış olduğu karşılaşmaları, ekibiyle birlikte defalarca izleyerek hasmın zayıf ve güçlü yönlerini belirler. Ve bunun üzerine bir maç stratejisi oluşturur. Demek ki her türden kapışmanın vazgeçilmez bir kuralıdır bu.

Tayyipgiller, yirmi yıldır söyleyegeldiğimiz gibi normal bir sermaye partisi değildir. Düpedüz Çıkar Amaçlı Organize bir Suç Örgütüdür. Ve bütün propagandalarını “Din alıp satmak” yani “İnsanları Allah’la aldatmak” üzerine oturtan bir Ortaçağcı örgüttür. Geçmişteki Muaviye, Yezid iktidarlarının tıpatıp benzeri olan iktidardır bu partinin iktidarı. Ve arkasında Amerika’yla AB devletleri vardır…

Bu yön, onların güçlü yanıdır. Zira halkı yoksul bırakılmış, her biri birer Ortaçağcı Din Derebeyliği olan Tarikatlar ve Cemaatler tarafından zihin hasarına uğratılmış bir ülkede bu aşağılık kandırmaca kolayca yapılabilirdi. Öyle de oldu.

Peki, zayıf yönü nedir bu iktidarın?

Şu:

Bütün mafya örgütlenmelerinde Şef-Lider her şeydir. Şef yıkıldı mıydı, ardından bütün yapı gümbür gümbür yıkılır…

Öyleyse Kaçak Saraylı Hafız’ın ölümcül zaafları nelerdir?

Şunlar:

1- Diplomasızlığı,

2- 17-25 Aralık kayıtları ve tapeleri,

3- FETÖ’cülüğü. FETÖ’cülük, yapının tümünün ölümcül bir hastalığıdır.

4- 16 Nisan 2017 tarihindeki Referandumda, apaçık biçimde yasanın ayaklar altına alınarak Sandık Kurulunun mührünü taşımayan 2,5 milyon Sahte Oyun, Tayyipgiller Örgütünün bir yan kuruluşu durumuna getirilerek onların emri altına giren YSK tarafından geçerli sayılıp kaybedilen seçimin kazananı ilan edilmeleri.

5- Yaptıkları akıl almaz hırsızlıklar, yolsuzluklar, kanunsuzluklar.

6- Ege’de 20 Ada ve İki Kayalığımızın 2004’ten itibaren Yunanistan’a, ABD ve AB’li efendileri tarafından öyle emredildiği için kendi elleriyle teslim edilmesi. Yani Vatan Satıcılık…

7- Ülkemizi, Suriye bataklığına sokarak 600 civarında insanımızın hayatının yitirilmesine sebep olunması.

Ülkeyi 200 milyar dolar zarara sokmaları.

8- Sekiz milyon civarında Suriyeli ve Afgan’ı Türkiye’ye toplayıp vatandaş yaparak ülkemizin demografik yapısını değiştirmeye kalkışması.

9- Laik Cumhuriyet’i yıkarak Ortaçağcı bir Din Devleti inşa etmeye çalışmaları…

10- Ahlâkı da Adaleti de yok etmeleri.

11- İnsanlarımızı Dinci ve Laik olarak ikiye bölerek birbirlerine karşı kin ve nefret duygularıyla doldurması ve birbirlerine düşmanlaştırmaları…

12- Tarım ve hayvancılığı çökerterek halkımızı samana ve soğana muhtaç hale düşürmeleri.

13- Ülkemizin, halkımızın trilyonlarca dolarını çalıp çırpıp heba etmeleri…

 

Onlar tepeden tırnağa suça bulaşmışlardır. Kötülüğe dönüşmüşlerdir… Bu nedenle saymakla bitmez suçları. Mükemmel bir suç makinesine dönüşmüştür onlar…

Fakat bunların içinde, onların kriminal iktidarını tek vuruşta indirecek olan nedir?

Tayyip’in diplomasızlığı ve buna bağlı olarak onun “Resmi Evrakta Sahtecilik” ve “Nitelikli Dolandırıcılık” suçlarını işlemiş bulunması.

Onun yüksekokul diplomasının olmadığı matematiksel bir kesinliğe sahiptir. Bu kesinlik, “Türkiye Noterler Birliği”nin kararıyla da kesin hükme kavuşmuştur.

Eee, Anayasanın 101’inci maddesi açıktır, hem de hiçbir yoruma yer bırakmayacak biçimde…

Ne diyor bu madde?

“Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir.”

Bu durumda Tayyip’in Cumhurbaşkanlığı meşru değildir, yasal değildir. Anayasa ihlalidir onun Cumhurbaşkanlığı. O bir işgalcidir, sahtecidir: CB Makamını işgal etmiştir, gayrimeşru bir yolla…

Meclisteki muhalefeti oynayan Amerikancı burjuva partileri sadece bu konuda anlaşıp bu konuyu gündemde tutsalar bile Tayyipgiller çatırdar ve çöker. “Sen meşru bir CB değilsin, seni tanımıyoruz ve asla tanımayacağız”, deseler kesin sonuç alınır…

Tayyip aslında sahte yüksekokul diploması düzenlemekle kendini bir kapana sokmuştur. Oradan çıkmasına olanak yoktur. Eninde sonunda o suçlarından da yargılanacak, diğer işlemiş olduğu binbir suçun yanı sıra…

Tayyip’in 1981’den beri attığı bütün imzalar (tabiî kamu kurumlarına kendini tanıtırken) yok hükmündedir…

Askerliğini Er olarak yeniden yapmak mecburiyetindedir.

İstanbul Belediye Başkanlığı, Milletvekilliği, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinde attığı bütün imzalar boştur, çöptür, yok hükmündedir…

Yani verdiği bütün ihaleler de, kurduğu bütün hükümetler de, atadığı tüm bürokratlar da gayri meşrudur. Resmi, yasal bir kimliğe, sıfata, statüye sahip değildir.

Çıkardığı bütün KHK’ler de, ki bunların tamamı birer Sultan Fermanından zerre farklı değildir, yok hükmündedir…

Gün gelecek, devran dönecek; yeniden hukuk, kanun, kanuna ve vicdana göre hüküm kuran bağımsız ve tarafsız mahkemeler egemen olacak. İşte o zaman bu saydıklarımızın hepsi gerçek olacak…

Şunu da belirtmeden geçmeyelim ki, Tayyipgiller şu anki TCK hükümlerince cezalandırılacaklar…

Zalimin bir zulmünü sineye çekerseniz, hiç kuşkunuz olmasın ki, bir süre sonra daha büyük bir zulümle karşınıza dikilecektir. Ve bunların sonu gelmeyecektir…

Bu sebeple daha ilk zulmünde, bununla savaşa girişilmelidir.

Zalimi durdurmanın ve sonunda onu alaşağı etmenin tek yolu budur.

Merkez üssü Kaçak Saray olan bu Cürüm İktidarına karşı, ilk günden itibaren cepheden yiğitçe ve mertçe mücadele eden tek Siyasi Parti biziz.

Bizim dışımızdaki tüm yapılar cesaretleri, akılları, fikirleri, bilimleri, bilinçleri yetmediğinden ve ABD yörüngesinde olduklarından, özgür olmadıklarından dolayı Tayyipgiller’le gerçek bir savaşa giremiyorlar. Yaptıkları yalandan, numaradan muhalefet oluyor…

Biz girdik mi bir halk düşmanıyla, vatan satıcıyla savaşa; ölümüne gireriz…

Mustafa Suphi ve Onbeşler’in, Denizler’in, Mahirler’in, Kıvılcımlı’nın ve bütün Devrim Şehitlerinin Ruhları bizim bedenimizde, bilincimizdedir. Bizimle birlikte savaşıyorlar. Şehitlerimizin sorumluluğunu da taşıyoruz. İşte bu sebepten Kavgayı yavaşlatmak bile Şehitlerimize ihanet olur. Böyle bir duruma düşmektense, bin kere ölmeyi tercih ederiz…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

30 Mart 2022

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı