ABD’nin, adını Terörsüz Türkiye koyduğu İhanet Açılımının Türkiye’deki bazı Taşeronları

Saygıdeğer Arkadaşlarım;

Bizim özellikle son günlerdeki paylaşımlarımızın altına yoğun eleştirel yorumlar yapılıyor. Tabiî bazı ne diyelim kalitesiz yani cahil, ahlâken düşük seviyeli insanlar işi hakaret boyutuna götürüyorlar da onlar bizim muhatabımız değil. Ama kendince fikir beyan edenler de oluyor. Değişik kesimlerden oluyor bunlar:

Bir; bizim Sevrci Soytarı Sahte Sol dediğimiz yani 1991 sonrası Sosyalist Kamp’ın yıkılışıyla birlikte dümeni Atlantik’e kırıp Miami Sahillerine demir atan Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi PKK’nin, PYD’nin, YPG’nin, DEM’in yörüngesinde dolaşan hareketler bunlar. Daha önce de söyledik; PKK bunları sopa ve havuç taktiğiyle diz çöktürüp, yörüngesine çekti. İşte şimdiki sözcülerinin en önde gelenlerinden Tülay Hatimoğulları da bu yörüngedeki sözüm ona “sol” oynayan gruplardan. Bunlar bize değişik açılardan eleştiri yöneltiyorlar. Bir kısmı diyor ki; “Doğu Perinçek’in yanına yaklaştın, oraya savruldun”, bir kısmı; “topal Perinçek’in yanını gittin”, gibi yani daha da düşük bir seviye gösteriyorlar. Biz hatırlanacağı gibi hiç kimsenin engeliyle ilgili bir beyanda bulunmayız. Biz sadece insanların iradi seçimleriyle, yapıp ettikleriyle ilgileniriz. İnsanların engeli irade dışında, onların da istemediği bir durum oluşturur o yüzden onların o yönlerine biz hep saygıyla yaklaşırız.

Evet, gelirsek Doğu Perinçek’in kim olduğuna…

Bizim bu Sevrci Soytarı Sahte Sol dediğimiz hareketlerin tamamının kart babasıdır, Doğu Perinçek. Biz, önderimiz Hikmet Kıvılcımlı 1970 yılında bu Perinçek’in CIA Sosyalizmi yaptığını belirleyip onun alnına bu damgayı vurduğu günden bu yana bu hareketi hep CIA Sosyalizmi olarak değerlendirmişizdir; yaşanan bütün olaylar da önderimiz Kılvılcımlı’nın bu tespitin doğrulamıştır. Sanıyorum Günaydın Gazetesinin, bir zamanlar yayımlanıyordu, en son çıkan sayısında yer alır bu haber, Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir haberi, bir sözünü yayımlar o günkü gazete. 70’li yıllarda tabiî ki Maocudur Doğu Perinçek. Hatta 69’dan itibaren dümeni Çin’e Pekin’e kırar; bütünüyle onun hizmetine girer, ÇKP’nin hizmetine girer. Fakat o günlerde, o yıllarda çıkardığı günlük Aydınlık Gazetesi, azılı antikomünist Kemal Ilıcak’ın Tercüman Gazetesinin matbaasında basılır. Enteresan değil mi? Muhsin Yazıcıoğlu, karşılaştıklarında sorar Kemal Ilıcak’a der ki; “Bu Maocunun gazetesini niye basıyorsun Kemal Bey?” Ilıcak’ın verdiği cevap aynen şudur: “Ben iş adamıyım ve aynı zamanda ticaret yapıyorum. Bu gazetenin günlük basım giderini Amerikan Büyükelçiliği karşılıyor, ben oradan paramı alıp işime bakıyorum”, der. Düşünebiliyor musunuz Maocu keskin komünist geçinen Doğu Perinçek’in Aydınlık Gazetesinin basım giderlerini Amerikan Büyükelçiliği karşılıyor ve o gazeteyi kim basıyor? Türkiye’de en önde gelen antikomünizm propagandası yapmakla ünlü Tercüman Gazetesi basıyor. Biliyorsunuz Kemal Ilıcak’ın eşi Nazlı Ilıcak’tır. Bütün azılı antikomünistleri, Ortaçağcısından milliyetçi geçinenine kadar hemen hemen hepsine köşe vermiştir o gazete. O yıllarda da köşelerde onlar antikomünizmlerini sürdürmekte, kusmaktadır.

Yine bunların Almanya temsilcisi vardı; Yıldırım Dağyeli. O da ÇKP’den Avrupa’ya gelen paraları alıyor, orada bunlara hizmet etsin, bunların çalışmalarında kullanılsın diye ÇKP’nin yani Çin’in gönderdiği paraları iç ediyor büyük oranda. Bunu kim itiraf etti, yazdı? O yıllarda Doğu Perinçek’in sağ kolu olan Gün Zileli. Ve gün Zileli bir itirafta daha bulundu; ÇKP yani Çin Halk Cumhuriyeti o yıllarda Aydınlık’ın her günkü nüshasının 500’ünü satın almış gibi parasını ödüyor bunlara. Ve günlük 500 gazetenin parasının bir yıllık tutarını da başta peşin olarak ödüyor.

İşte bu vatandaş, böyle bir yani ne diyelim, ağza alınmaya, değerlendirmeye bile şu an artık bizim değer bulmadığımız bir hareket ve bunun şefi. Biz bununla ilgili 2014 yılında 617 sayfalık, büyük boy, ders kitabı ebadında kitap yazdık. “Bin Kalıplılar. Doğu Perinçek ve PDA Avenesi’nin İhanete Karmış Hazin Siyasi Serüvenine Dair”. Bu serüveninden kesitler sunuyoruz. 12 Eylül Faşist Diktatörlüğünü açıktan desteklemeleri, onun yanında Demirel’i desteklemeleri daha bilumum gericileri desteklemeleri ve Abdullah Öcalan’la da Bekaa’da gülleşmeleri, sarmaş dolaş olmuş görüntüleri var kitabımızın kapağında. Yani bu adam kalıptan kalıba girer. “Bin Kalıplılar” demişiz de o günden bu yana defalarda kalıp değiştirmeye devam etti, kalıp değiştirdi. Yeni baskısında yeni bir ad önermeyi düşünüyoruz; “Binbir Kalıplılar” diye çünkü bin kalıbı bile geçti girip çıktığı kalıplar.

Şimdi yeniden Öcalan-DEM ve sinemacı Sırrı Süreyya güzellemeleri yapıyor; haberleri izleyenler için malum olduğu üzere. Bize bu eleştiriyi yönelten cahiller, haber de izlemiyorlar; olup bitenlerden de ilgili ve bilgili değiller. Cahil bunlar, eyyam efendisi. Usta’mız “Meyhane Sosyalizmi” olarak adlandırırdı bunların yaptığı sosyalizmi. Ve böylelerine de “Meyhane Sosyalisti” derdi. Sosyalizmin de pek çok çeşidi var; meyhane sosyalizmi, kerhane sosyalizmi, asistan sosyalizmi, profesör sosyalizmi, burjuva sosyalizmi. Bunların hepsi sahte sosyalizmdir.

Biz neyi savunuyoruz?

Gerçek sosyalizmi.

Nedir o?

Marksizm’i-Leninizm’i teorik rehber edinen Proletarya Sosyalizmidir bizim 1967’den bu yana yaptığımız sosyalizm ve verdiğimiz savaş. Maddeci, materyalist mantık ve metodumuzun ışığında olayları değerlendiririz, onun şaşmaz prensipleriyle bakarız değerlendiririz olayları ve o mantık ve metotla düşünüp hükümler kurduğumuz için de tespitlerimiz hep doğru olur.

Yani bu vatandaşlar, şu anda yeniden Doğu Perinçek’le yan yanadırlar. Hepsi Bohçalı, Tayyip, Öcalan, MİT, Dışişleri Bakanlığı, Bülent Arınç ve benzerlerinin ve hatta Tele 1 patronu Salıncak Merdan’ın savunduğu açılımı desteklemektedir, Doğu Perinçek’le birlikte şimdi. Bundan da haberleri yok o zavallıların. Doğu Perinçek’in Kürt Meselesi konusunda, bu kitabımızda hepsini gösterdik, dört kez gelgiti vardır. Kürt Meselesini savunur, sonra karşısına geçer düşmanı olur; sonra tekrar savunur, sonra tekrar düşmanı olmuştu. Şimdi yeniden Abdullah Öcalan ve sinemacı Sırrı Süreyya safındadır; onların açılımının hararetli, heveskâr bir destekleyicisidir. Televizyonlardaki, haber sitelerindeki bunun konuşmalarını izlerseniz, buna tanık olursunuz.

Ve ne demiştir bir de bu Perinçek?

“Sinemacı Sırrı Süreyya hastalanmadan birkaç saat önce partimize geldi ve bizi ziyaret etti ve biz onunla dost sohbeti yaptık”, demiştir.

Gördüğümüz gibi bize bu eleştirileri yönelten zavallılar artık aynı saftadırlar Doğu Perinçek’le bir kez daha. Ama biz, 1970’ten bu yana bu hareketi hep CIA Sosyalizmi olarak değerlendirmişiz.

Bu açılımı da CIA yönetmektedir, ABD Emperyalizmi ve CIA yönetmektedir.

İşte PKK, kongresini yapmış; bugünün haberi. Öcalan da telefonla o kongrede yer almış. DEM Parti açıklama yapıyor, sekiz maddelik bir açıklama yapıyor. Ama orada söylediği bir tek şey var, ne diyor?

“Meclis bu işin içine dahil olsun. Ana muhalefet partisi CHP ile birlikte Meclis bu açılımın içine girsin” diyor.

Ve kime teşekkür ediyor orada?

Devlet Bahçeli’ye, Tayyip Erdoğan’a ve ana muhalefet lideri Özgür Özel’e teşekkür ediyor DEM. Evet, demek ki açılımın en büyük yük taşıyıcıları bunlar. Tabiî bir de başta Öcalan’a teşekkür ediyor.

Demek ki bu açılımı kim yürütüyormuş?

Öcalan, Bahçeli, Erdoğan, Özgür Özel ve tabiî Silivri’den ona anında büyük bir iştahla katılan İmamın Oğlu Ekrem. Ve diğer avane tabiî; Doğu Perinçek’i, başka ne diyelim EMEP’i, SODAP’ı, TİP’i vs. yani.

Hiç kimse boş hayallere kapılmasın. Bu açılımı doğrudan Amerika ve CIA yönetmektedir; bizzat onun buyruğuyla başlamıştır bu hareket. Ve Türkiye’de de Kontrgerilla’nın siyasi parti formundaki paramiliter örgütü MHP’nin lideri Devlet Bahçeli ve yine ABD devşirmesi ABD hizmetkârı ABD kuklası Tayyip Erdoğan ve avanelerinin doğrudan bu işi omuzlamalarıyla başlamıştır. Tabiî onların tüm takım taklavatları da dahil olmuştur; MİT Başkanı Kalın İbrahim, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Tayyip’in eski Başbakanı Milyar Ali Yıldırım ve tüm avane artık.

Sonuç nereye varacaktır?

BOP’un Türkiye ayağının hayata geçirilmesine varacaktır. Onun maddi anlamda atılmış ilk adımıdır bu. Tabiî bu, yavaş yavaş, alıştıra alıştıra, halkımıza sindire sindire, hazmettire hazmettire yapılacak bir ihanet sürecidir, ihanet hareketidir.

Nasıl bir ikilemle başlattılar bunu?

“Terör bitsin mi istiyorsun, yoksa sürsün mü istiyorsun?” Yani açılıma karşı olan herkesi terör destekçisi konumuna iterek başlattılar. Yani böylesi düzenbazca, ahlâksızca bir ikilemle insanları bu kapanın içine sokmaya çalıştılar, bu girdaba çekmeye çalıştılar.

Oysa Amerika ne ister?

BOP planı meydanda, harita meydanda, Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları silah zoruyla değiştirilecek, diyor.

NATO’nun envanterine de girmiş mi bu harita?

Girmiş.

Ders olarak okutuluyor mu kolejlerinde?

Okutuluyor.

Irak’ta, Libya’da, Suriye’de hayata geçirilmiş mi?

Geçirilmiş.

O zaman sıra nereye gelmiş?

İran ve Türkiye’ye.

İşte bundan bağımsız düşünmek, zavallıca bir düşünüş şeklidir; hiçbir şey görememektir.

Bize eleştiri yönelten bu Sevrci Soytarı Sahte Solların bir kısmı da ne diyor?

“Sinan Ateş’i savunacak kadar geriye düşmüşsünüz artık”, diyor. Sosyalizmden uzaklaşmışsınız, demek istiyor.

Biz adalet dağıtıcıyız. Ve biz Kuvayimilliye’nin ve onun Başkomutanının, Silah Arkadaşlarının hep savunucusu olageldik. Hem 67’den bu yana savunucusuyuz hem çocukluk yıllarımızdan bu yana savunucusuyuz. Çünkü benim dedem Konya Bozkırlı Hasan Oğlu Mustafa Efe, seferberliğin ilanıyla birlikte silah altına alınıyor ve ancak Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın zaferi sonrası köyümüze dönebiliyor. Ve ben ninemin dizinin dibinde Kuvayimilliye türküleri dinleyerek büyüdüm. Dedem köye döndüğünde babam 7 yaşında. O güne kadar hiç görmemiş; dedem silah altına alındığında ninemin karnında üç aylık babam. Biz o yüzden atadan miras Kuvayimilliyeciyiz, Mustafa Kemal ve Silah Arkadaşlarının savunucusuyuz.

Sinan Ateş neden katledildi?

İşte yazdığımız bu kitapta bizden başka hiç kimse bu kadar açık, net bir şekilde neden katledildiğini ve gerçek katillerini ortaya koyma cesaret, ahlâk ve onurunu gösteremedi.

Ne dedik biz?

“Sinan Ateş Cinayeti Bağlamında Süper NATO, Gladyo, Kontrgerilla, MHP ve Katliamları”

Bu genci kim katletti?

MHP değil mi?

İnfaz emrini kim verdi?

Devlet Bahçeli.

Onu kim uygulattı?

İzzet Ulvi Yönter, Semih Yalçın, Feti Yıldız, Ankara’daki Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım ve Ankara Şube Başkanı. Ve o zamanın Mersin Milletvekili MHP’nin Olcay Kılavuz, Bolu Milletvekili MHP’nin, İstanbul’daki parti yönetimi ve onların iç içe olduğu Kotrgerilla’nın polis içindeki uzantıları, örgütlenmesi. Ve onların tetikçi olarak kullandığı yine Kontrgerilla’nın ve MHP’nin İstanbul Gülsuyu’nda yuvalanmış torbacılar çetesi.

Peki neden katlettiler ve Amerika ve CIA niye katliam emrini verdi?

Çünkü Sinan Ateş MHP’nin Veliaht Prensi’ydi. Tabandaki saf, içtenlikli gençler tarafından efsane olarak görülüyordu. İşte ABD Emperyalist Haydudu Sinan Ateş gibi Kuvayimilliye, Mustafa Kemal hayranı, savunucusu bir vatanseverin Kontrgerilla gibi kendi emrindeki bir örgütün Genel Başkanı olmasını istemedi ve ona izin vermedi.

İşte bizim tâ o günlerde Sinan Ateş’in katlinden beş gün sonra yaptığımız bu tespiti, kitabımızda yer alır bu tespit, Sinan Ateş’in saygıdeğer eşi Ayşe Ateş 7 Mayıs 2025 tarihli tweetiyle aynen şöyle ortaya koyuyor;

“Sinan hayatı boyunca vatanına ve milletine hizmet etti. Görevden hemen alınmadan önce kamuoyunun önünde bir cumhuriyet ve Atatürk düşmanına haddini bildirip sözünü geri aldırdı. Başına ne geldiyse o günden sonra geldi.”

Kimdi bu cumhuriyet ve Mustafa Kemal düşmanı?

Kaşar Ortaçağcı Kuvayimilliye ve Mustafa Kemal düşmanı Tayyipgiller avanesinden Niyazi Birinci. Ve oğlu Mücahit Birinci de yine şu an Tayyipgiller avanesinden ve AKP’nin bir önceki MYK Üyesi.

Devam ediyor Ayşe Ateş tweetinde;

 “Sinan katledildi. Naaşı Ankara’nın göbeğinde sahipsiz bırakıldı. Cenazesine katılmak isteyenler tehdit edildi. Katılanlar aforoz edildi. Sinan’ın ne fotoğrafı sevildi ne de ardından bir baş sağlığı dilendi. Onun yerine kıymetli annesi hedef gösterildi, biricik ablasına saldırı düzenlendi. Ailesi vatan haini, işbirlikçi, kumpasçı ilan edildi. Söyleyeceklerim bu kadar. Takdir kamuoyunun.”

Evet, Ayşe Ateş bütünüyle bizim bu kitabımızda çok net bir şekilde ortaya koyduğumuz gerçeği dile getiriyor bu tweetinde. İşte biz Sinan Ateş’e bu sebepten sahip çıktık. Ama onlar, bize bu eleştirileri yönelten Sevrci Soytarı Sahte Sol’un temsilcileri, Sinan’ın katilleriyle şu anda el ele ve iç içeler. Devlet Bohçalı’yla iç içeler, Tayyip Erdoğan’la, MİT Başkanı İbrahim Kalın’la, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la iç içeler. Ve hatta Kemal Türkler’in katillerinden şu anda MHP Milletvekili, Meclis Başkanvekillerinden biri olan Celal Adan’la iç içeler, Kurtulmuş Numan’la iç içeler, Özgür Özel’le, Ekrem’le iç içeler.

Biz, demek ki hep Kuvayimilliye’yi, Mustafa Kemal’i, Silah Arkadaşlarını ve onları savunanları savunmuşuz. Onlara sahip çıkmışız biz. Vatanı savunanlara sahip çıkmışız. Biz 1967’den bu yana ne söylemişsek her sözümüzün hep arkasında durmuşuz. Bir tek tezimizi yalayıp yutmamışız, ortadan kaldırmamışız. Biz ahlâkın, mertliğin, dürüstlüğün, namusun, tutarlılığın, bilimin, bilincin, Marksizm-Leninizm’in şaşmaz teorisinin prensiplerinin savunucusu olmuşuz hep. Ve hep adalet dağıtıcısı olmuşuz ve vatanın milletin en korkusuz savunucusu olmuşuz.

Saygıdeğer Arkadaşlarım,

İşte gerçeklerin bir bölümü de bu anlattıklarımdır.

Kalın sağlıcakla…

09 Mayıs 2025