AKP’giller’in Şefi Tayyip, Türkiye Cumhuriyeti’ni çökertmek üzere ABD tarafından devşirilmiştir!

Saygıdeğer Arkadaşlarım;

Tayyipgiller avanesi İBB Başkanı İmamın Oğlu Ekrem ve onun ekibinden bazılarıyla Tele1 patronu salıncak Merdan’ı casuslukla suçluyor değil mi, şimdi de?

Ve o yüzden içeriye attırıyor.

Bizse, yıllar yılıdır bu Tayyip’i; ABD Emperyalist Haydudunun, onun ajan örgütü CIA’nın devşirdiğini, partileştirildiğini, iktidara taşıdığını, iktidarda önüne çıkan engelleri opere ettiğini; Türk Ordusu onun vatan satıcı iktidarını rahatsız etmesin diye, Türk Ordusu’na Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk vs. adı altında iğrenç, aşağılık kumpas saldırıları tertiplediğini hep yazdık ve söyledik, defalarca hem de. Hem yazılarımızda hem sözlü paylaşımlarımızda hem de Tayyip’in bizi yargılamaya yeltendiği onun mahkemelerinde, onun avukatlarının, savcılarının, yargıçlarının karşısında söyledik, açıkça, netçe.

İşte burada bir kez daha tekrarlayalım:

Tayyip’in şu anda da safında olan, mamalayıp yanına çektiği, Nasuhi Güngör adlı bir gazeteci yazar vardı, onun “Yenilikçi Hareket” adlı bir kitabı vardı, orada açıkça anlatır bunları; Erdoğan’ın ve onun AKP’sinin Amerika tarafından nasıl devşirilip, partileştirilip, iktidara taşındığını. Sonra Tayyip onu mamaladı, yörüngesine çekti, pek çok kişiye yaptığı gibi. Şimdi yine Tayyip’in amigoluğunu yapıyor bu acınası yaratık. O kadarını söyleyip geçelim…

Mehmet Ali Güller, 27 Ocak 2014 tarihinde yazmış şu yazıyı.

Başlığı:

“AKP’nin Kurucusu Morton Abramowitz”

Morton Abramowitz Ankara Büyükelçisi bir dönemin, ABD’nin Ankara Büyükelçisi, CIA’nın kıdemli kaşar şefi ve Amerikan Derin Devleti’nin üç kuruluşundan biri olan CFR’nin yani Dış İlişkiler Konseyi’nin de kıdemli üyesi, sözcüsü, teorisyeni.

Şöyle diyor Mehmet Ali Güller:

Ancak uyaralım: Abramowtiz herhangi bir büyükelçi değil! Ona ‘Erdoğan’a sahne veren’ adam da diyebiliriz, AKP’nin 1 numaralı kurucusu da…”

Buyurun. Demek ki AKP’nin 1 numaralı kurucusu kimmiş?

CIA’nın şefi, Dış İlişkiler Konseyi’nin teorisyeni ve eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz’miş.

“Abramowitz, Erdoğan daha Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı’yken, 1994 yılında, onu keşfeden (!) kişidir.”

Neye göre keşfediyorlar?

Bunların taşıdığı ihanet potansiyelinin büyüklüğüne göre. Yani her türlü ihaneti yapabilecek kapasitede bir kişiyse, potansiyeli, ihanet potansiyeli ne kadar yüksekse Amerika ve CIA için o kadar makbul adamdır. Hemen onu mimleyip, keşfedip, devşirip yörüngelerine alıyorlar ve önünü açıyorlar.

“Bu keşif operasyonundan hemen sonra Erdoğan ilk kez ABD’ye gider, okyanus ötesiyle tanışır! 17 – 21 Nisan 1995 tarihlerindeki bu siftahı, 17 – 22 Kasım 1996 ve bir ay sonra da 20 – 23 Aralık 1996 tarihli ziyaretler izler!”

Demek ki art arda üç ziyaretle ne yapıyorlar?

Tamamen devşirip, kayda geçirip, doktrine edip, ihanetlerini nasıl edeceğini öğretip Türkiye’ye gönderiyorlar. Kendilerinin bir kuklası artık o kişi. İşte Tayyip’i de o hale getiriyorlar.

“Erdoğan’a Belediye’de ABD Diploması

“Abramowtz’in iki yıl stajyerliğini yapan Erdoğan’ın önü bu üç ABD ziyaretiyle birlikte artık açılmıştır!

“Abramowitz öğrencisine diplomasını 15 Ekim 1996’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak onu ziyaret ettiği gün verir. Bu özel diploma töreninin(!) ayrıntıları basınla paylaşılmaz. Ancak profesyonellerce belirlenmiş şu birer cümle edilir:

“Erdoğan Abramowitz’in ziyaretini ‘sıcak ve olumlu bir mesaj getirdi’ diyerek özetler. (Yani bana diplomamı verdi, madalyamı taktı, der. – N. Efe) Morton Abramowitz’in ise Erdoğan’a şöyle dediği basına yansıtılmıştır bir tek: ‘Siz İstanbul’u yönetip yıldızınızı parlatabildiğinize göre Türkiye için de çok şey yapabilirsiniz.’ (Yani artık sizi Türkiye çapında kullanacağız bunda hem fikiriz, diyor. – N. Efe)

“Bu diploma töreninden bir ay ve iki ay sonra yapılan iki ayrı ABD ziyareti, Erdoğan’ı Erbakan’dan koparma ziyareti olmuştur aynı zamanda.

“(…)

“Abramowitz öğrencisini hazırlarken ve onu Erbakan’dan koparırken, takımından Alan Makovsky ve Ian Lesser de, 18 Temmuz 1996’da Washington Enstitüsü’nde izleyecekleri yolu ilan ediyordu:

“‘İkinci Strateji ise Erbakan’ın etrafındaki yaşlı kadro ile ilgili. Başbakanın etrafındaki bu yaşlı kadroya rağmen partide çok kabiliyetli gençler de bulunuyor. Bunların vasıtasıyla partide bir yenilikçi hareket başlatacağız!’

“Sonrasını hep birlikte yaşadık: Erdoğan Erbakan’ı terk etti. Gül ve Arınç’la birlikte Milli Görüş’ü böldü. (Abdüllatif Şener de var yanlarında tabiî… – N. Efe) Yahudi Cesaret madalyaları alarak önce Başbakan ardından da BOP Eş Başkanı oldu. Sonra ABD’nin Irak’a saldırısına destek verdi. Müslüman katleden Conilerin sağlığına duacı oldu. NATO’nun Libya operasyonlarına katıldı. Komşu Suriye’ye düşmanlık yaptı, El Kaide’lere sınırı açtı…”

İşte kısaca serüvenini böyle anlatıyor Mehmet Ali Güller…

“26 Mart 2003’te Carnegie Endowment adlı kuruluşun Türkiye ve Ortadoğu uzmanı, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi Planlama Dairesi görevlisi ve CIA Türkiye uzmanı Prof. Henry Baker, Utah Üniversitesi’nde verdiği konferansta:

“Avrupa Birliği adaylık sürecinde müzakereler yoluyla AKP lideriyle anlaşarak Türk Ordusu’nu kafesledik” demişti.”

Demek ki, CIA Türk Ordusu’nu kafesleme konusunu da Tayyip’le anlaşmışlar 26 Mart 2003’de diyor bunu.

Ve 4 Temmuz 2003’e gelelim…

“4 Temmuz 2003’de Irak’ın kuzeyinde Süleymaniye kentinde Türk Askeri’nin başına çuval geçirilmişti. Hükümet ve askeri yetkililerin sessiz kaldığı çuval geçirme olayı, ordunun kırılma noktası oldu ve bundan sonra ordu üzerinde oyunlar oynanmaya başlandı. Çuval olayından sonra sürekli Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üzerine gidildi, psikolojik operasyonlarla yıpratıldı ve kıpırdayamaz, hatta sesini çıkaramaz duruma getirildi. Toplumda en güvenilir kurumların başında gelen TSK’yi, bir düşman ordusu olarak görenler TSK’ye olan güveni sarsmak için, yandaş basın ve emperyalist güçler tarafından bilinçli bir şekilde saldırılar planladı.

“7 Ağustos 2003’te ABD Başkanı’nın Güvenlik Danışmanı olan ve daha sonra Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Condoleezza Rice, The Washington Post gazetesinde Fas’tan Çin sınırına dek 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesini amaçladıklarını söylemişti. ABD Ordusunun NATO, Avrupa Müttefik Birlikleri Başkomutanı olarak görev yapan Org. Wesley Clark, 2 Mart 2007’de bir TV konuşmasında şunları söylemişti:

“Beş yıl içinde yedi ülkeyi ele geçireceğiz: Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan, İran”

“Bütün bu emperyalist söylemlerin yanında ABD’li bazı subayların yayınladıkları haritalar da belleklerimizde durmaktadır.”

Evet, bu haritalarda, Türkiye de bu 22 ülkenin içinde gösterilmektedir. Ve Türkiye de o haritada üç parçaya bölünmüş olarak gösterilmektedir. Ve bu harita NATO’nun envanterine sokulmuştur; NATO Kolejlerinde de ders olarak okutulmaktadır, işlenmektedir.

İşte böylesine CIA tarafından devşirilip, ABD’ye götürülüp, defalarca götürülüp, orada doktrine edilen ve Türkiye Cumhuriyeti’ne, vatanına ve halkına nasıl ihanet edeceği, ABD Emperyalist Haydut efendisine nasıl hizmet edeceği en ayrıntısına kadar öğretilmiştir bu Tayyip ve avanesine. Biz boşuna demiyoruz; bunlar hain kere haindirler, diye. Bunların Türkiye’yle, vatanımızla, Laik Türkiye Cumhuriyeti’yle ve halkımızla zerre ilgileri yoktur. Tam tersine düşmanlıkları vardır. BOP Eşbakanıdır bu Tayyip ve 23 yıldan bu yana bu görevi yapmaktadır.

Bu Henry Baker adlı ajanla ilgili aktarımlarımızı da “Vatan Sağ Olsun” başlığı altında Suay Karaman adlı bir vatansever İlk Kurşun Gazetesi’nde yazıyor, 1 Ekim 2012 tarihinde.

Bütün bunlara ilave olarak Merkez Parti Kurucu Başkanı Abdurrahim Karslı’nın televizyoncu Cem Özer’le yaptığı 27 Kasım 2014 tarihli şu programın videosunu bir izleyelim:

***

Cem Özer: Sizin de yukarıda bahsettiğiniz evinize gelen o beş konuktan biri, o sohbeti bir daha burada yineler misiniz sakıncası yoksa ve sıkılmazsanız?

Abdurrahim Karslı: Yo yenileyeyim, Allah’ın bildiğini saklamayacağız dedik ya birbirimize. Yani bir grup gazeteci arkadaşlar…

Cem Özer: O isterse sonra tekzip eder, yok öyle olmadı, der.

Abdurrahim Karslı: Tabiî, tabiî. Hiçbir mahsuru yok.

Cem Özer: Hayır yalan söylüyor, ben onları konuşmadım, der.

Abdurrahim Karslı: Bir grup gazeteci arkadaşlar, bizim de kurucu arkadaşlarımızla birlikte, benim evime ziyarete geldiler; yemek yedik, sohbet ettik. Sohbet esnasında bizim medya ve tanıtımdan sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Şeyda Hanım, Şeyda Açıkkol bir soru sordu. Dedi ki, oradaki gazeteci ve misafir hazırda olan arkadaşlara, dedi ki:

Bir; AK Parti’yle ilgili düşünceniz nedir bu gelinen noktada?

İki; biz yeni bir parti kurduk, Merkez Parti’yle ilgili ne düşünüyorsunuz? diye.

Orada muhtelif arkadaşlar vardı. Demin yukarıda ismini söylediğim AK Parti’ye çok hizmet eden fikir babası, hâlâ içinde olan, çok müdafaa eden gazeteci, yazar, benim de eskiden beri tanıdığım.

Cem Özer: Düşünce insanı olarak.

Abdurrahim Karslı: Evet düşünce insanı olarak bildiğim Abdurrahman Dilipak.

Cem Özer: Düşüncelerini sevin ya da sevmeyin.

Abdurrahim Karslı: Evet, tabiî tabiî. Abdurrahman Dilipak da vardı, hatta yaşça benden büyük olduğu için yani biz, ben ona Abi diye hitap ederim. O da orada vardı, davet edilenlerden. Bu soruya mukabil işte insanlar fikrini söylerken o da fikrini söyledi. Dedi ki;

AK Parti, ben bunu çok da yazdım, dedi, saklamaya da gerek yok, her yerde de bu mevcut, yazılarımda, kitaplarımda. AK Parti bir proje partisidir, dedi.

Ne projesi, dediler millet.

Bir tarihte dedi, 90’lı yıllar, 90’ıncı yılların başından sonra küresel güçler, bu emperyalist güçler bunun içinde ABD, İngiltere, İsrail filan Türkiye’ye gidip gelmeye başladı, bizlerle de görüşmeye başladı. Niye gidip geliyorlardı?

Dediler ki, biz bundan sonra Türkiye’de siyasal İslamcılarla birlikte çalışmak istiyoruz çünkü yükselen trend siyasal İslam. Çünkü Erbakan Hoca ve ekibi gittikçe yükselen trendde dedi, puanlar almaya başlamış. Biz sizinle çalışmak istiyoruz, biz anlaşma yapalım. Yani kendi anlattı orada, bir sürü hazirun, huzurunda.

Cem Özer: Neden, Erbakan Hoca madem yükseliyor, onunla anlaşma yapmıyorlar?

Abdurrahim Karslı: Erbakan Hocaya teklif etmişler. Hatta bunu da söyledi.

Cem Özer: Ne demiş?

Abdurrahim Karslı: O kabul etmedi, dedi.

Yani niye, nasıl bir anlaşma?

Anlaşma şu:

Bir; biz sizi iktidara taşıyalım.

İki; size iktidarda sıkıntı çıkaracak unsurları opere edelim.

Üç; size gerekli finansal destekleri getirelim.

Cem Özer: Yani o zaman kabul ediyor ameliyatı, memleket üzerinde kendinden yana olursa ameliyatı kabul ediyor.

Abdurrahim Karslı: Tabiî…

Cem Özer: Ben memleket üzerinde ameliyat yaptırmam derken?

Abdurrahim Karslı: Demiyor tabiî…

Cem Özer: O zaman yaptırıyor.

Abdurrahim Karslı: Erbakan Hoca bunları kabul etmiyor ama Erbakan Hocanın ekibi, şimdi AK Parti’yi kuranlar bunu kabul ediyor.

Cem Özer: Hı.

Abdurrahim Karslı: Bunun içinde de Tayyip Bey’le ve Abdullah Bey var. Ben de vardım dedi o müzakere ekibinin içinde. Hatta insanlar böyle garip garip bakınca, orada gene huzurda olan Ali Bulaç Bey vardı gazeteci yazar, dedi. Ali Bey’in de bundan haberi var, o da biliyor dedi bu ekibin içinde.

Sonra biz bunları size yapalım, sizden de istediğimiz şu:

Bir; İsrail’in önündeki, İsrail’in güvenliğini arttıracaksınız, önündeki engelleri kaldıracaksınız.

İki; Bu Büyük Ortadoğu Projesi yani sınırların değişmesi.

Üç; İslam’ın yeniden yorumlanmasında da bize yardımcı olacaksınız.

Hatta orada DSP’li bir Bakanımız vardı Aydın Tümen onun da ismini söyleyeyim kızmaz inşallah. Aydın Tümen dönüp bakınca ters ters, dedi ki; kızmanıza gerek yok, sosyal demokratlardan da bu projenin içinde olan vardı. O zaman CHP’nin başında olan Deniz Baykal, ona da çünkü cumhurbaşkanlığını verecektik, dedi. Ama o sıra anlaşma gereği hiç çalışmadı, gitti sırt üstü yattı nasıl olsa anlaştık, diye. Proje bozuldu Abdullah Bey’e teklif ettik, dedi.

Cem Özer: Zaten Deniz Baykal eğer evet demeseydi, siyasi hayatımızda Recep Tayyip Erdoğan daha sonra olacaktı.

Abdurrahim Karslı: Evet. Ben şu kanaatteyim, aslında daha da genişi; bu iktidar bir proje iktidar olduğu gibi, muhalefet de bu iktidarın proje gereği destekçisi. Dediğiniz gibi, Meclise girmesine Tayyip Beyin, Deniz Bey sebeptir ama erken seçimi teklif eden de Devlet Bahçeli’dir.

Cem Özer: Yani bozalım iktidarı.

Abdurrahim Karslı: Bozalım ve yani o ekonomik bunalımdan siyasal bir bunalım çıkardılar. AK Parti iktidarı gerçekten bir projedir.

Cem Özer: Ki tam da çözülmüştü ekonomik bunalım…

Abdurrahim Karslı: Tam da çözülmüştü ekonomi.

Cem Özer: Yani Kemal Derviş geldi, işte çıkma falan filan…

Abdurrahim Karslı: Tabiî, ama birdenbire işler tersine döndü. Bunu millet yaşadı. Ve bunu Abdurrahman Bey, Dilipak ısrarla söyledi; ben bunu kaç defa yazdım. Zaten Türkiye bunu yaşadı.

Neden?

Sonra da daha da çok bakınca, döndü beni de göstererek dedi ki onlara; ya o zaman da ben bu arkadaşa gittim geldim, bir hafta anlattım böyle böyle filan çalışalım diye, bu kabul etmedi, dedi, reddetti beni. Doğru.

Bana göre öyle bir teklif Türkiye’nin bölünmesi, İslam’ın tahrip edilmesi, sırf Türkiye’nin değil Büyük Ortadoğu Projesi, bütün Ortadoğu’daki ülkelerin sınırlarının değiştirilmesi, ekonomik imkânlarının küresel güçlere bağlanması…

Cem Özer: Peki şöyle bir şey yapmıştır iktidar; tamam bunlar bizim oyunumuza gelsin, bizim önümüzü açsınlar, biz sonra bunların dediğini yapmayıveririz biter, gider.

Abdurrahim Karslı: Belki öyle düşünmüş olabilir, ben ne düşündüklerini bilmiyorum.

Cem Özer: Yaptılar mı yapmadılar mı?

Abdurrahim Karslı: Ama şunu söyledi Abdurrahman Bey dedi ki; bu projeyi diğerleri kabul etmedi, biz ve bu projenin içinde evet diyen Abdullah Bey’le, Tayyip Bey evet, dedi. Bu bir projedir. Merkez Parti’nin başarı şansını şimdilik görmüyorum çünkü proje henüz tamamlanmadı, dedi.

Cem Özer: Peki bir şey söyleyeceğim.

Abdurrahim Karslı: Bu şimdi bize bir şey söylüyor.

Cem Özer: Ama yani şimdi İsrail’in önünü açmak, güvenliğini sağlamak diyorsunuz. İsrail’e en çok kafa tutan ekip bu.

Abdurrahim Karslı: Doğru, doğru kafa tuttular.

Cem Özer: Yani takır takır kafa tutuyor.

Abdurrahim Karslı: Doğru takır takır kafa tutuyor o dediğiniz zahiren hal böyle. Ama Numan Kurtulmuş’un da anlattığı bir şey var. Ben de hukukçuyum siz de hukukçusunuz, biz İsrail’e kafa tuttuk ama bütün uluslararasındaki kurum ve kuruluşlardaki engelleri önlerinden kaldırdık.

Cem Özer: Nasıl?

Abdurrahim Karslı: Hukuken kaldırdık. Bir sürü kuruluşlarda, mesela ortak olamayacağı bir sürü şeylerde kurum ve kuruluşlarda biz veto hakkımızı kullanmadık, geldi ortak oldu. İsrail’deki, işte yasak olan silahların üretimi var mıdır yok mudur filan diye biz tetkikini istemedik Türkiye olarak. Ondan da öte biz fiilen de İsrail’in önündeki engelleri kaldırdık.

Cem Özer: Nasıl kaldırdık?

Abdurrahim Karslı: Hamas en büyük engeldi, biz tahrik ettik ettik İsrail Hamas’ı dümdüz etti. Mısır en büyük engeldi.

Cem Özer: Neden? Şimdi siz Hamas yani şimdi…

Abdurrahim Karslı: Efendim akıllı insan ne düşünür?

Şimdi İsrail’e karşı iki tane kuvvet var:

Bir; Filistin Kurtuluş Örgütü,

İki; Hamas.

Cem Özer: Filistin’in…

Abdurrahim Karslı: Filistin Kurtuluş Örgütü, uluslararası camiada meşru organ kabul ediliyor.

Cem Özer: Filistin’in…

Abdurrahim Karslı: Bir de Hamas var. Evet. Bütün uluslararası camiada şunu terör örgütü kabul ediyor. Biz bunu tahrik etmek yerine, madem bizim sözümüzü de dinliyor, biz de kuvvetli bir devletiz, Abiyiz, ne der insan siyaseten?

Siz kendinizi feshedin, nasıl olsa uluslararası illegal bir örgüt kabul ediliyorsunuz, şu Filistin Kurtuluş Örgütüne iştirak edin.

Zaten en sonunda birleştiler. Dolayısıyla buna kuvvet verip, bununla iştirak etse, biz meşru bir organı müdafaa edecektik. Biz öyle yapmadık verdik gazı Hamas’a, Gazze’ye gidiyoruz diye, gidebildik mi?

Üç kişi öldürdüler diye binlerce kişiyi İsraillilere öldürttürdük. Bunu beraber yaşadık.

Yani ağaç meyvesini verdi, diyorum. Biz gidecektik oraya, ambargoyu kaldıracaktık. İşte Mavi Marmara Gemisi’ni gönderdik. İnsanlarımız öldü. Ne oldu sonuca bakmamız lazım. One minute demekle bu işler hallolmuyor.

Ben size müşahhas netice söylüyorum Numan Kurtulmuş’un da ifadesiyle; hukuken önlerini açtık bütün kurum ve kuruluşlarda, önlerindeki engelleri kaldırdık. Dediğim gibi Hamas’ı mahvettik, Mısır’ı darmaduman ettik, en çok kafa tutan Suriye’yi yer ile yeksan ettik. Bunun dışında da Ürdün, Libya hepsi yok şu anda.

Yani İsrail artık elini kolunu sallayarak geziyor, güvenliğini arttırdık. Lütfen AK Parti’nin getirdiği neticeyi özetle dinleyin, ben size söyleyeyim;

İçerde PKK’yı makbul ve mübarek yaptı, Apo, Sayın Öcalan oldu. Dışarıda da İsrail’in önünü açtı. İslam adına da bir sürü terör örgütü icat etti IŞİD gibi.

Biz ne istiyoruz?

Diyoruz ya Cumhuriyet nedir?

Denetimdir, şeffaflıktır.

Bir hükümet düşünün; ister dindar, ister dinsiz olsun, tenkit ettiği Çiller, tenkit ettiği Mesut Yılmaz, kendi ekibinden olan Erbakan Hoca’nın harcadığı örtülü ödeneğin yirmi buçuk katını harcamış. Sorabiliyor musunuz nereye gitti diye?

Yok.

Uluslararası terör örgütlerine gitti, nakit olarak ve silah olarak.

Toplanan paralar için de dindarlar ne diyorlar?

Evet, alıyor filan ama… E? Bir yerlere yardım yapıyordur.

Yani halife-i arz.

Bir hayal uğruna memleketi sıkıntıya soktu. Sünni İslam gelişecekti; biz de One minute dedik diye gidip halife-i arz olacaktık. Böyle bir hayali Osmanlıcılık, hayalcilik olur mu?

Geldiğimiz yer belli. Yine söylüyorum;

İsrail en kuvvetli halini yaşıyor, PKK en güçlü hale geldi. Devletin namusunu güneydoğuda PKK’ye teslim ettik, IŞİD de geldi kapımıza dayandı, tel örgüyü ittirip bu tarafa geçiyor. İşte dindar dinsiz, gelen hal bu…

***

Demek ki neymiş?

Tayyip, Tayyipgiller, Kaçak ve de Haram Saray avanesi, bütünüyle CIA tarafından devşirilip, hizmete alınıp, emir altına alınıp, ABD kuklası haline getirilip, BOP Eşbaşkanlığı görevi verilmiş ve o görevi yapmaktalarmış 23 yıldan bu yana.

İşte biz bunları defalarca; belki on kere, belki yirmi, otuz, kırk kere söyledik ve yazdık.

Ama bu Deniz Baykal sapığının, Sorosçu Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve onun çömezleri İmamın Oğlu Ekrem’in, Özgür Özel’in bir tek kere olsun Tayyipgiller’in bu ABD tarafından, CIA tarafından devşirilip ajanlaştırıldıklarına dair tek bir söz söylediğine tanık oldunuz mu?

Olmadınız, olmadınız…

Ne yazık ki kahredici gerçekliğimiz bu işte. Çünkü bunların hepsini o hain Emperyalist Haydut, insan soyunun baş düşmanı ABD oynatıyor. Muhalefettekiler de Banu Avar’ın deyişiyle “Üretilmiş Muhalefet”.

Saygıdeğer Halkımız;

Biz boşuna demiyoruz; senin gerçek dostun, güvenebileceğin tek dostun, senin dertlerine Kerem misali yanan, yalnız biziz diye.

Kalın sağlıcakla…

30 Ekim 2025