Cumhuriyet Bayramı’nın gerçek niteliği ve içeriği nedir?

Saygıdeğer Arkadaşlarım;

Bugün Cumhuriyet’imizin 102’nci yıldönümü, değil mi?

Aslında neşeyle, mutlulukla kutlamamız gerekir ama nerede… Hüzünle, acıyla kutluyoruz.

Çünkü ülkenin tepesine çökmüş bulunan, neredeyse çeyrek asırdır Amerika tarafından başımıza bela edilmiş olan bu Tayyipgiller iktidarı; Mustafa Kemal’in izini tozunu, Kuvayimilliyecilerin adını, ismini cismini silmekle uğraşıyorlar ve Laik Cumhuriyet’i yıkıp, ortadan kaldırıp, onun yerine Taliban Afganistan’ındaki gibi bir Ortaçağcı Amerikan yapımı Faşist Din Devleti inşa etmek istiyorlar. 23 yıldan bu yana yapıp ettikleri bütünüyle bu.

İşte en açık kanıtlarından biri:

Bugün Malatya Valiliği, valilik binasına, Türk bayrağının yanına sadece Kaçak ve de Haram Saray’ın Amerikan devşirmesi Sultanı Tayyip’in resmini asıyor, Mustafa Kemal’in resmi yok. Oysa Mustafa Kemal’in yanı başındaki silah arkadaşı İsmet İnönü’nün memleketidir Malatya ve nitekim o valilik binasının önünde de heykeli vardır İnönü’nün, İkinci Cumhurbaşkanı’mızın. İşte resim meydanda görülüyor.

Ama Vali, Tayyipgiller’in damardan bademi. Mustafa Kemal’e o da Tayyip kadar, İsmail Kahraman kadar, Fesli Deli Kadir kadar düşman.

Ve Tayyip ne dedi iki gün önce?

“Bizden önce Türkiye toplu iğne bile yapamıyordu”, dedi, değil mi?

Böylece aklınca Mustafa Kemal’i, silah arkadaşlarını, Kuvayimilliyeci atalarımızı ve Laik Cumhuriyet’i bütünüyle gömmüş oldu. Onun bu söylemi ve o söylemi, ortaya koyan mental yapısı, aslında siyasetin ve sosyolojinin konusu değil, Psikolojinin ve Psikiyatrinin konusu. O yüzden oraya girmeyelim…

O daha önceleri ne demişti?

“İki ayyaş” diye saldırmıştı değil mi, Mustafa Kemal’e ve İnönü’ye?

Bunların alayı böyle…

Daha önce de defalarca dedik; bunlara adlarını öğretirlerken, aynı anda, daha üç yaşlarındayken Mustafa Kemal, İnönü, Kuvayimilliye ve Laik Cumhuriyet düşmanlığı öğretiliyor. Ve o hasara uğratılmış mental yapı, o zihin dünyası, toprağa kadar asla değişmez, öylece devam edip gider. O yüzden bunları ancak toprak ıslah eder diyoruz biz.

Şimdi Cumhuriyet Bayramı nedir?

Yığınla, binlerce, on binlerce kutlayan var bayramımızı ama bunların hepsi, bize göre işin kabuğunu kemirmekle uğraşıyorlar. Olayın gerçeklikte neyse aynen öyle muhtevasını ve biçimini eksiksiz biçimde ortaya koyan ve en özet biçimde ortaya koyan Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın, zamanın Türk Solu Dergisi’nde yayımlanan 29 Ekim 1968 tarihli yazısını okumamız gerekir ve bu kısa yazıyı okumanızı tüm arkadaşlarıma öneririm.

Özetçe; hiç kimsenin anlatamadığı ve hiç kimseden duymadığınız şekilde, Cumhuriyet Bayramı’nın ne olduğu, işte bu iki A4 sayfasını dolduran ve üçüncü A4 sayfasının da ancak dörtte-beşte birini dolduran yazıdan öğrenebilir arkadaşlarımız.

İki paragraf okuyayım özetçe:

“Cumhuriyet Bayramı Nedir?

“Bunu, bize en iyi özetleyen kişi, Cumhuriyet’in ölümsüz kurucusudur.

“Mustafa Kemal, Türkiye’nin yüzyıllardan beri iki büyük kahredici gücü, iki büyük lanetleme gücü ezdiğini haykırdığı gün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gönderine ilk Cumhuriyet bayrağını çekmişti.

“Bu iki kahredici, lanetleme, baş belası güç neydi?

“Mustafa Kemal’e göre; birisi Emperyalizm (Yani ABD ve AB Emperyalizmi netçe Batı Emperyalizmi, – N. Efe) öteki Saltanat’tı.” (Yani çökmüş Osmanlı Derebeyliği ve onun simgesi olan Saltanat’tı, Saray’dı ve onun uzantısı olan İstanbul Hükümetleriydi, – N. Efe)

Emperyalizm neydi?

“Batıda, serbest rekabetçi tasını tarağını toparlamış ve iç çatışmalarını, dünya ölçüsünde kangrenleştirmiş olan, tekelci kapitalizmdi.

Saltanat neydi?

“Kadim Tefeci-Bezirgân Sermayenin, her türlü gelişimi taşlaştırıp dondura koymuş olan derebeylik biçimiydi. (Yani çökkün Osmanlı Derebeyliği, – N. Efe)

“Bu iki güç birbiriyle domuz topu olmuştu. (Bugün de aynen öyle. -N. Efe) Emperyalizmin yeryüzündeki egemenliğini sağlayan yerli avadanlık, geri ve sömürge ülkelerde emperyalizmin teslim aldığı irili ufaklı saltanatlardı.”

Demek ki, bu Emperyalist Haydutlar, bizim gibi geri ülkelerde hep bu Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye denen bu çürümüş, çökkün Derebeyliği saflarına çekiyorlar. İkisi de birbirinden nemalanıyor, menfaatleniyor, çıkar ortaklığına giriyorlar ve Usta’mızın deyimiyle “domuz topu” gibi birleşiyorlar. Bugün de aynen öyle. Yani bunlar; TÜSİAD’cılar ve MÜSİAD’cılar, TOBB’cular ve TİSK’çiler. Bugün de aynen öyle devam edip geldiler, o günden bu yana ne yazık ki…

Yenilgileri sadece üst düzeyde, siyasi planda kaldı. Altta, ekonomi temelinde, varlıklarını sürdürüp, devam ettirip getirdiler. Ve işte o yüzden 1950 ile birlikte Ordunun vesayetinden bütünüyle kurtulup artık kendilerini tamamen emperyalizmin kollarına attılar ve aynen Kuvayimilleye öncesinde olduğu gibi yani Saltanat’la Batı Emperyalizminin yaptığı gibi yine domuz topu gibi kaynaştılar.

Bir de son iki kısa paragrafını okuyayım:

“Birinci Kuvayimilliyecilik: Silahlı, askercil, sıcak savaştı. Bu savaşın bütün yokluklarına rağmen cephesi açıkça belirliydi.”

Yani düşman açıkça karşıda; İngiliz-Fransız donanmalarının, Ege’de, güneyde, İskenderun’da, Mersin’de karaya çıkardığı Yunan ve İngiliz, İtalyan, Fransız Emperyalistleriydi. Tabiî Karadeniz’de de. Ve İstanbul’u bütünüyle ele geçirmişti bu haydutlar. Yani düşman açıkça belli, çizmesiyle, üniformasıyla karşımızdaydı. Ve kan dökerek, ırza geçerek ilerliyordu. Doğu’da 180 bin kişilik Andranik Ozanyan komutasındaki Ermeni Ordusu vardı bir de düşman olarak. Yani cepheler açık, belli, netti.

Stratejisi ve taktiği az çok genel kurallara göre basitti.”

Yani düşman, hedef, cephe belli; ona karşı silahlanacağız, ordulaşacağız ve mevziye girip saldıracağız. Belli ve basit stratejisi de taktiği de.

“Hedefi ise olağanüstü kolay anlaşılırdı.”

Evet, karşımızda apaçık duruyor.

“İkinci Kuvayimilliyecilikte, cephe ne denli baş döndürücü, strateji ve taktik ne denli karmakarışık, hedef ne denli güç anlaşılır olursa olsun…”

Evet, burada cepheler iç içe girmiş. Düşmanla domuz topu gibi kaynaşmış hainler, ona çalışan hainler, kendilerini bizden gösteriyorlar. Din, iman, milliyetçilik maskelerine, paravanlarına bürünüp saklanıyorlar, gizliyorlar kendilerini. Ve böylece cahil, bilinçsiz, yoksul insanlarımızı kandırıyorlar ne yazık ki. İşte o yüzden cepheler karmakarışık, iç içe geçmiş durumda ve strateji ve taktiği de karmakarışık. Yani dostu da düşmanı da görüp, netçe kavrayıp ayırt etmek Birinci Kuvayimilliye’de olduğu gibi kolay değil. Bilim, bilinç gerektirir. Evet, karmakarışık…

“… ne denli güç anlaşılır olursa olsun Birinci Kuvayimilliyeciliğin devrimci, kutsal Mustafa Kemal gelenekli Cumhuriyet Bayrağı başımızdadır.”, diye bitiriyor Usta’mız.

Bu hain, kalleş, alçak düşmana ve hain, alçak işbirlikçilerine karşı netçe bunları görüp, bunlara karşı ordulaşmamız, mevzi tutmamız gerekir, mevzi almamız gerekir. Bunu yapamazsak, ne yazık ki ülkemiz de halkımız da felaketten felakete sürüklenir.

İşte BOP cehennemine doğru sürükleyip götürüyorlar bizi; “barıştı, kardeşlikti, Terörsüz Türkiye” laga-lugalarıyla, kandırmacalarıyla.

Oysa onu kim yönetiyor?

Trump yönetiyor, Tom Barrack yönetiyor, Amerikan CENTCOM komutanı General Cooper yönetiyor, Öcalan yönetiyor, Ferhat Abdi yönetiyor, DEM yönetiyor.

Kuklaları kimler?

Tayyipgiller, Bohçalıgiller ve ne yazık ki onların peşine takılan anamuhalefet rolünü oynayan Yeni CHP.

Bunları netçe görüp bilince çıkarmamız gerekiyor. Bunları bilince çıkarıp kavrarsak, içyüzlerini, ciğerlerini kavrarsak gerisi kolay. Bütün mesele düşmanı görüp tanımakta, onun ruhunu, ciğerini okumakta, niyetini okumakta.

Evet, işte böylesine kara günlerden geçiyoruz ve sözü uzatmadan, ne yazık ki Kuvayimilliyemizin destanını yazan ünlü şairimiz, dünyanın en önlü, Pablo Neruda’yla birlikte, iki şairinden biri olan Nazım Hikmet’in 1959’da yazdığı “Şehitler” şiirini okumakla sözlerimi noktalamak istiyorum.

Ne zaman okusam gözlerim nemlenir, bağışlayın o durumda da beni…

 

ŞEHİTLER

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya’da, İnönü’nde, Afyon’dakiler
Dumlupınar’dakiler de elbet
ve de Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!

Kalın sağlıcakla…

29 Ekim 2025