Tüm devrimci, demokrat, ilerici değerlere düşman bir Amerikan devşirmesi: Selahattin Demirtaş

Saygıdeğer Arkadaşlarım;
Bohçalıgiller ve Tayyipgiller; “Terörsüz Türkiye”, “barış”, “demokrasi”, “kardeşlik” vs. kavramlarla, sözcüklerle allayıp pullayıp, süsleyip, maskeleyip millete yedirmeye çalıştıkları BOP Açılımını kimle yürütüyordu?
ABD Ankara Büyükelçisi Thomas Barrack’la ve Abdullah Öcalan’la değil mi?
Selahattin Demirtaş devre dışındaydı. Yani pek kale alınmamış, ciddiye alınmamış ya da devre dışı bırakılmış bir figür konumundaydı. O da şimdi sahneye daldı. Hani Yeni CHP’nin Başkanı Özgür Özel el yükseltti ya, “dozu arttırıyoruz” dedi Meclisteki bu BOP Komisyonunda. Aslında AKP de MHP de ayak sürüyor, daha hızlandırmamız gerekiyor, dedi.
Aynen o gibi Demirtaş da Edirne’den açıklattığı, gönderdiği bir mesajıyla el yükseltti. O da Meclisteki bu Komisyon aslında boşa vakit geçiriyor, diyor. Anlamsız, dinlemelerle filan uğraşıyor. Bunların yerine mesela Alparslan Türkeş’in mezarını ziyaret edebilirler, diyor. Ehmedê Xanî’nin mezarını ziyaret edebilirler, diyor. Adnan Menderes’in mezarını ziyaret edebilirler, diyor. Oradan da Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gelebilirler, diyor.
Bu Demirtaş’ta herhangi bir sınıf bakışı yok. Bunun solculukla, ilericilikle, devrimcilikle zinhar ilgisi yok.
Ama Menderes’i, Türkeş’i niye sempatik buluyor?
Menderes bildiğimiz gibi sıfır numara Amerikancı. 14 Mayıs 1950 seçimleriyle iktidara gelir gelmez Amerika’nın kucağına atlamış ve bütünüyle ülke yönetimini Amerika’ya, onun ajanlarına devretmiş bir iktidarın Başbakanı. Meclise bile danışmadan 4 bin 5 yüz kişilik bir Türk Tugayını, Kore’ye, ABD Emperyalist Haydut Devletinin emrine ve onun sapık, sarhoş generallerinin emrine sunmuş, binlerce Türk evladının yok yere hayatını orada Amerikan Emperyalist Haydudunun çıkarları için kaybetmesine sebep olmuş. Böylesine bir halk düşmanı. Azılı Kuvayimilliye, Mustafa Kemal düşmanı. Aynen Mustafa Kemal’e de “sarhoş” diyen saldıran bir gerici, tarikatlarla cemaatlerle iç içe geçmiş; “siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz” diyebilen bir gerici. Kanun manun dinleyen biri değil. Mecliste araştırma komisyonu kuruyor, tüm muhaliflerini itirazı mümkün olmamak üzere cezalandırıyor, cezaevine atıyor. Yani kendi özel mahkemesini kuruyor Mecliste; “Tahkikat Komisyonu” diye. Ceza vererek zindana dolduruyor ve o karara da; “ kimsenin itiraz etme hakkı yok”, diyor. Böylesine bir kanunsuz…
Türkeş ise; 1940’lı yılların ikinci yarısında Amerika’da Kontrgerilla eğitiminden geçirilmiş, orada Ruzi Nazar ve Fuat Doğu’yla beraber CIA’ya bağlanmış, sıfır numara bir CIA uşağı, Kontrgerilla görevlisi.
Türkiye’ye döndükten sonra, 1965’de, Osman Bölükbaşı’nın CKMP adlı partisini yani “Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi”ni ele geçirmiş, 1969’da bu partinin adını Adana Kongresinde MHP olarak değiştirmiş ve devrimci hareketin karşısına “Komandolar” diye, Kontrgerilla tarafından yönetilen devşirmeleri çıkarmıştır. O zamanlar Murat Bayrak adında MHP’li bir faşist vardı, bunun “Sancak Tül” adında büyük bir tekstil şirketi vardı. Ege’de büyük arazileri vardı. O arazilerde Amerikalılarla beraber Kontrgerilla eğitiminden geçirildi bu MHP’li gençler. Devrimci gençlere karşı pusu kurmayı, katliam yapmayı, her türlü savaşı öğrenmeyi, gerilla savaşı yapmayı öğretti Kontrgerilla elemanları bunlara.
Ve Türkeş’in emrinde “Komandolar” adı verilen bu katiller sürüsü, devrimcileri katletmeye başladı. Üç bin devrimci gencin kanına girdi bu Türkeş. Kitlesel katliamlar yapıldı; Maraş, Çorum, Sivas, Balgat, Bahçelievler, 16 Mart İstanbul Üniversitesinin önü Beyazıt katliamlarını yaptırdı. Yığınla namuslu aydınımızı, akademisyenimizi, sendikacımızı katlettirdi, Kemal Türkler gibi sendikacılarımızı. İnsanımızın, gençlerimizin, kanını içmeye doymayan bir katil. Bunun mezarını ziyaret edecekmiş Komisyon. Şuna bak yahu. İşte bunlar böylesine aşağılık insanlar.
Bu Demirtaş kendisini bir de solcu diye yutturur. Ulan sen sıfır numara gericisin ya! Emperyalizmin uşağısın sen, kuklasısın sen. Aynen sen de ABD’de devşirilmişsin. Türkeş’i sempatik bulman oradan geliyor senin, Menderes’i sempatik bulman.
Ne dediler bunlar?
ABD’ye gittiler. 3 Mayıs 2012 tarihinde; Demirtaş, Gülten Kışanak ve Ahmet Türk. ABD’ye gidiyor dolaşıyorlar; “Suriye’de biz sizin hizmetinize hazırız, bize görev verin, o görevi yapalım”, diyorlar. Ve aynen itiraf ediyorlar orada yaptıkları bir açıklamada bakın:
“Amerika’dan Suriye’de bize rol vermesini istedik.”
Amerikan uşaklığı daha nasıl yapılır?
Amerika da rol verdi, değil mi?
İşte o rol üzerine,bugün Kuzeydoğu Suriye’de Suriye topraklarının yüzde 25’ini kapsayan bir coğrafyada Pekekistan’ı kurdular, Amerika’yla beraber. Orada 22 tane de Amerikan Üssü var, Conilerle iç içeler orada. Böyle bir adam bu Demirtaş.
Ve Gezi İsyanı’mızda; Cumhuriyet tarihinin en kitlesel, en meşru, en doğal taleplerle ortaya çıkmış olan Gezi İsyanı’mızda, 15 milyon insanın katıldığı isyanımızda, bunlar ihanet ettiler, arkadan vurdular namuslu insanlarımızı. Tayyipgiller’le yan yana saf tuttular; Demirtaş, Ahmet Türk ve diğer HDP yöneticileri.
İşte videosu Demirtaş’ın itirafı:
***
Videonun Çözümü
Selahattin Demirtaş: Ama şöylesine bir hareket içerisine de girildi. Yani buradan hükümeti devirecek, darbeye doğru götürecek bir halk hareketi çıkarabilir miyiz veya bu halk hareketini buraya kanalize edebilir miyiz diye bir arayış da oldu, olmadı değil. Yani bunu biz sokaktaki gözlemlerimizle, arkadaşımızın tespit ettiği bazı şeylerle rahatlıkla ifade edebiliriz. Bu bir spekülasyon değil. Biz bu kısmına şiddetle karşı çıktık. O nedenle bir mesafe koyduk yani buradan bir darbe çıkarmaya çalışanlarla birlikte olmayız, dedik.
***
Öcalan da zaten bunu açıkça söyler; “gezide devriliyordu biz kurtardık”, diyor AKP’yi. “17-25 Aralık’ta devriliyordu biz kurtardık”, diyor. İmralı tutanaklarında açıkça ortaya koyar; okunur bu, Öcalan’ın ağzından dökülmüş bu sözler.
Yani nerede ilerici, demokrat, devrimci bir hareket var, arkadan vurur bunlar ya da yörüngelerine çekerek işte bugün; TİP, EMEP, SODAP vb. gibi, ESP gibi, onları da Amerikancı yapar, Amerika’nın yörüngesine sokar, Amerikan uşağı yapar, sol’luktan çıkarır.
Şimdi bu Demirtaş’ı nasıl devşirdiklerini ABD Adana Konsolosu ve ABD Ankara Büyükelçiliği de açıkça Dışişleri Bakanlığına gönderdiği kriptolarda ortaya koyuyor.
WikiLeaks Belgelerinde ortaya çıktı bu, 14 Ekim 2005 tarihli WikiLeaks Belgesi:
Belgenin bir yığın üstte numarası var, simgeleri var, kodları var…
“KÜRTLERE YÖNELİK POLİTİKA
“(U) Ankara Büyükelçiliği tarafından hazırlanmıştır. A/DCM Thomas Goldberger, E.O. 12958, gerekçeler 1.4 (b) ve (d).
“1. (U) Bu mesaj Adana Konsolosluğundandır.”
Yani Adana Konsolosluğundan gelen bir mesajı, Ankara Büyükelçiliği aynen ABD Dışişleri Bakanlığına gönderiyor, kriptoluyor.
“(…)
“Yorum: Geçen ay boyunca Türkiye’nin güneydoğusuna yaptığımız çoklu ziyaretlerde dinlediğimiz birçok kişi içerisinde, bölgeyi saran sorunlara yönelik yaklaşımlar bağlamında Demirtaş’ın en anlayışlı ve makul olanlardan biri olduğunu düşünüyoruz.”
Görüyor musunuz, bize en yakın, diyor. Kullanabileceğimiz en anlayışlı, en makul insanlardan biri olduğunu düşünüyoruz, diyor.
“3. (C) 27 Eylül’de Konsolosluk Bürosuyla gerçekleştirilen bir toplantı sırasında, avukat ve Diyarbakır İnsan Hakları Derneği Başkanı Selahattin Demirtaş, Türkiye’nin güneydoğusunda artan PKK eylemleriyle ilgili, bölgedeki diğer konsolosluk bağlantılarımızın görüşlerini yansıttı.”
Demek ki durup dinlenmeden, ajanları Kürt illerinde dolaşıyorlar, orada bağlantıları var. Oralardan devamlı bilgi alıyorlar, o bilgileri ABD’ye akıtıyorlar.
“(…)
“10. (C) Biyografik not: Zazaca konuşan ve Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı’nın (ILVP) eski bir katılımcısı olan Demirtaş’ın 1 yaşında bir oğlu var. Eşi Diyarbakır kırsalında öğretmenlik yapıyor. Zorunlu askerlik görevini bu yıl yapabilir. 14.10.2005
Demek ki “Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı”nın eski bir katılımcısı, diyor. Bu üç haftalık programlarda devşirdikleri kişileri, Amerika’nın değişik CIA kurumlarına gönderip, orada doktrine edip, doldurup, uşaklaştırıp, kuklalaştırıp, bağlantılarını kurup Türkiye’ye gönderiyorlar. Bu programın içeriği, görevi, kapsamı bu. Onun eski bir katılımcısı, diyor. Yani bizim ajanlaştırdığımız sadık kuklalarımızdan biri, diyor.
Bu Demirtaş’ın bırakalım ilericiliğini, bunlar Said-i Nursi hayranı. Sinemacı Sırrı Süreyya da Demirtaş da diğer HDP Şefleri de DEM Şefleri de.
Oda TV’de yayımlanan 26 Ekim 2015 tarihli bir yazı.
Ne diyor bu Demirtaş?
Aktarma yapıyor Said-i Nursi’den:
“Sevdası büyük insanların imtihanı da büyük olur.”
Yani cilalı parlak, ama içi boş bir laf. Ama bunlara cazip geliyor.
Yine, Demirtaş:
“Bediüzzaman’ın külliyatını okudum diyemem.”
Bakın, Bediüzzaman, diyor bu Said-i Nursi düzenbazına, din cambazına, din sahtekârına. Yani zamanın en iyisi, zamanın harikası, çağın harikası anlamına geliyor Bediüzzaman. O sıfatı kullanıyor bu da.
“Bediüzzaman’ın külliyatını okudum diyemem ama ilgiliyim, bir sürü şeyini okudum. Çok net bir duruşu vardır. Etkileyici bir yaşam tarzı var. Yazdıklarından çok yaşamı, mücadeleci kişiliği mirastır.”
Said-i Nursi, Ortaçağcı Faşist Din Devleti kurmak istiyor. Bugün HÜDA PAR neyse o da onu yapmak istiyor; Taliban Mollaları neyse aynı kafa yapısına sahip. Bunlar, işte bu kişiyi övüyorlar. Bunlarda ilericilik, demokratlık, aydınlık, insanlık zerre miktarda yok.
Sadece bu değil, bunlar Said-i Nursi seminerleri yaparlar biliyorsunuz, panelleri yaparlar, Mevlit okuturlar Said-i Nursi adına.
“2015 Mayıs ayında Şanlıurfa HDP Karaköprü ilçe teşkilatı Said-i Nursi Paneli ve Mevlit’i düzenlemiş, o etkinlikte söz alan İlçe Başkanı Ferzan Topla ise onunla ilgili şu değerlendirmelerde bulunmuştur: ‘Doğruların ve hakikatin ışığında baskı ve zulme boyun eğmeyen Said-i Nursi için Urfa’nın ayrı bir yeri olmuştur. Said-i Nursi, Urfa’ya bir emanet bırakmıştır ama faşist cunta mezarına bile tahammül edememiştir.’”
Yine HDP’li Altan Tan, 2014 yılında Said-i Nursi için yapılan bir Mevlit’te şu sözleri ifade etmiştir:
“Bediüzzaman Said-i Nursi asrın en önemli alimlerindendir. Bütün bir hayatı boyunca kendi bildiği doğrularla ve inancıyla yaşadı. Yaşantısıyla bizlere ışık tutacak birisidir.”
Sırrı Süreyya Önder ise şöyle anlatmıştır Said-i Nursi’yi:
“Said Nursi’nin bende çağrıştırdığı en belirgin husus, dinden devlete kadar hayatın her alanında egemenlerin ve muktedirlerin statükosuna bir gün bile baş eğmeyen ve onu veri kabul etmeyen bir dava adamı olmasıdır.”
Yine röportajında ne diyordu?
“Külliyatını kitaplığımın başköşesinde bulundururum, okurum”, diyordu Sinemacı Sırrı Süreyya.
Bu Said-i Nursi, öylesine düzenbaz ki; “geçmişteki bütün peygamber dahil, din evliyalarını gider ziyaret ederim, onlarla konuşurum”, diyor. “Onlardan görevler alırım, onları yerine getiririm”, diyor. İnsanları böylesine kandırıyor, düzenbazın teki, meczup bunlar. “Abdülkâdir Geylânî’yle konuştum”, diyor, “bana görevler verdi”, diyor, “o görevleri yapıyorum ben”, diyor.
Bu, yüzyıllar önce hayatını kaybetmiş böylesi tarikat kurucularıyla görüşüyor sözümona.
Bu Said-i Nursi’nin düzenbazlıklarını, sahtekârlıklarını, hilekârlıklarını, merhum ilahiyatçı Zekeriya Beyaz, bununla ilgili bir kitabında açıkça ortaya koyar; bundan aktarmalar yaparak akıl, fikir, mantık, bilim dışı saçmalıklarını teşhir eder. İlgi duyanlar okuyabilirler.
Bunların ilericilikle, devrimcilikle, demokratlıkla ilgileri yok. Bunlar da Tayyipgiller kadroları gibi, HÜDA PAR kadroları gibi, MHP kadroları gibi en ağulu gericiler taifesinden. Sıfır numara da Amerikancı hepsi, Amerikan kuklası.
İşte ne yazık ki bunlar da kendilerini; biz ilericiyiz, barışçıyız, halkçıyız filan diye satabiliyorlar, bilinçsiz insanlarımızı kandırabiliyorlar. Oysa hepsi düzenbaz bunların.
Kalın sağlıcakla…
01 Kasım 2025