Hep diyoruz ya, “Farklı olan yalnız biziz!” diye. İşte sebebi…

Saygıdeğer Arkadaşlarım;
Hep ne diyoruz biz?
Farklı olan yalnız biziz!
Nereden kaynaklanıyor bu?
Şu temel tespitimizden; 1950’den itibaren Türkiye, Amerika’nın yarısömürgesi durumuna düşürülmüştür. O tarihten itibaren kesin olarak diyebiliriz ki; Türkiye’yi Türkiye yönetmiyor, ABD Emperyalist Haydudu yönetiyor.
23 Şubat 1945’te, Kuvayimilliye kahramanımız İsmet Paşa’yı da ABD Emperyalist Haydutları ne yazık ki eğip büktüler. Amerika’yla ilk antlaşma yapıldı, ardından 12 Temmuz 1947’de “Askeri Yardım Antlaşması” yapıldı Amerika’yla.
Amerika, vereceği sadaka babında birkaç milyon doların, sadece askeri alanlarda kullanılmasını emretti ve; “Bu paranın nerede, ne zaman, ne kadarının kullanıldığına dair bize devamlı rapor vereceksiniz”, dedi. “Ve biz denetleyeceğiz bunu”, dedi. Böylece Türkiye’de askeri birliklerimizi denetleme, onlardan hesap sorma yetkisini ele geçirmiş oldu.
Buna ilaveten 1949’da, yine bu Emperyalist Haydutla “Kültür Anlaşması” yaptı İnönü Hükümeti.
Bu anlaşmaya göre; Amerikan kültürünün önündeki bütün engeller kaldırılmakla kalmayacak; o, bizim medyada, radyoda, gazetelerde devamlı övülecek, propagandası yapılacaktı. Böylece de Amerikan filmleri furya halinde akın ettiler, sinemamızı ele geçirdiler. Amerikan müziği, Amerikan kültürü, Amerikan yaşam tarzı Türkiye’de hep övüldü. Ve bunu öven özel mecmualar çıkarıldı. Mesela “Hayat Mecmuası”, bunların aklımda kalan önde gelenlerinden biridir. Amerikalı yarı sapık, yarı sarhoş Hollywood ünlülerinin hayatları, cilalandırarak, allandırılıp ballandırılarak anlatılıyordu bu dergilerde ve halkımızın, gençliğimizin onlara hayranlık duyması sağlanıyordu.
1950’de Bayar-Menderes Çetesi iktidara geldi. Meclise bile danışmadan, Kore’ye, dünyada Amerika’dan sonra ilk asker gönderen ülke oldu Türkiye. 4500 kişilik bir tugayı bir anda gemilere doldurup Kore’ye gönderdi. Ve resmi kayıtlara göre, 850 vatan evladı, Amerikan Emperyalist Haydutlarının çıkarı uğruna orada hayatını kaybetti. Kaldı ki orada kayıplarımız 1350’ye kadar çıkarılıyor bazı hesaplara göre.
1952 18 Şubat’ında da NATO’ya yani ABD Emperyalist Haydudunun “Kuzey Atlantik Örgütü” dediği NATO’ya Türkiye’yi soktu Bayar-Menderes Çetesi.
Ve onun güzünde de, hatırladığım kadarıyla Eylül’ünde ya da Ekim’inde de, Türkiye’de Süper NATO yani Gladio ya da Kontrgerilla denen CIA şeflerinin yönetimindeki kahredici birlik getirilip Ankara’da askeri birliğimizin ortasına üslendirildi. İşte ondan sonra tüm siyasi olayları, bu Kontrgerilla denen, ABD-CIA ajanları tarafından yönetilen bu hain örgüt düzenledi.
Onun dışında MİT yani Türkiye’nin istihbarat örgütü Amerikalıların emrine devredildi.
Ve bütün Bakanlıklara ABD’li Uzmanlar yani ajanlar yerleştirildi. Böylece resmi Bakanlar kukla birer memur olmaktan öte yetkilerini kullanamaz oldular, yetki sahibi olamaz oldular. Esas kararları bu ABD’li “Uzman” denen ajanlar verir oldu.
Tıpkı bugünkü Tayyipgiller iktidarı gibi, baştan ayağa Amerikan yapımı olan Bayar-Menderes Çetesinin Demokrat Parti iktidarı da 1954’de, Amerika’yla yeni bir “Ortaklık Anlaşması” imzaladı.
Bu anlaşmaya göre; Türkiye’nin her tarafı Amerikan toprağı sayıldı bir anlamda. Amerika gerekli gördüğü her bölgeye üs ve tesis kurma hakkı elde etti. İşte böylesine hain siyasiler eliyle yönetildi 1950’den bu yana bu ülke.
Bu Tayyipgiller iktidarını da kimin nasıl kurduğunu Merkez Parti Başkanı Hukuk Profesörü Abdurrahim Karslı Tele1’de Merdan Yanardağ’la yaptığı bir programda “AKP Aslında Nasıl Kuruldu?” adını taşıyan bir programda somut, canlı tanıkları ve kanıtlarıyla ortaya koyar.
Tayyip’in nasıl ABD-CIA şefleri tarafından devşirildiğini, partileştirildiğini, onunla ne gibi anlaşmalar yapıldığını, onun BOP görevlisi kılındığını, onun İsrail’in Ortadoğu’daki düşmanlarının ortadan kaldırılmasında Amerika’nın kendisine verdiği her görevi sadakatle yapacağına dair söz verdiğini, bütün somut belgeleriyle ortaya koyar.
Sadece Abdurrahim Karslı anlatmaz bunu. Tayyipgiller’e devamlı yancılık yapmış olan dinci yazar Abdurrahman Dilipak da o toplantılara katılır. O da; “evet aynen öyle oldu” diye köşesindeki bir yazıyla tasdik eder Abdurrahim Karslı’nın anlattıklarını.
Ali Bulaç da o toplantılarda vardır. O da; “aynen böyle oldu” diye tasdik eder.
Demek ki, Tayyipgiller de ABD devşirmesi, ABD yapımı ve ABD kuklasıdır.
ABD sadece iktidarı oynatmaz, muhalefeti de oynatır, onları da devşirir.
Evet, böylece ülke bütünüyle ekonomisinden siyasetine, eğitiminden kültürüne, askeriyesinden istihbaratına bütünüyle ABD Emperyalist Haydudunun emrine terk edilmiş olur.
İşte bu kahredici gerçek yüzünden ülkemiz, halkımız bugünkü karanlık girdaplara sürüklendi, bugünkü acılar denizine atıldı, düşürüldü.
İşte o yüzden Muaviye-Yezid dini, eğitimde; bilimimin, tekniğin, aklın, mantığın yerini aldı. Bütün okullarımız İmam Hatipleştirildi. 30 tarikat, yüzlerce cemaat, binlerce Kur’an Kursu, 4500 İmam Hatip Okulu, 98 İlahiyat Fakültesi, 211 bin kişilik Diyanet Kadrosu, hep bu Muaviye-Yezid dininin afyonunu satarak gençlerimizi, yavrularımızı, insanlarımızı zehirlemekte, narkozlamaktadır. Bunlar hep Amerikalı ajanların buyruğu üzerine gerçekleştirildi.
Ne diyordu CIA’nın Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller?
“Kemalizm miadını doldurdu, onu terk edeceksin. Onun yerine size liberal siyasal İslam lazım”, diyordu.
Aynen onu gerçekleştirdiler Türkiye’de.
Hadi, bütün okulları Peşaver Medreselerine döndürelim, nereye gider Türkiye o zaman?
Taliban Afganistan’ına gider.
O da neresidir?
1400 yıl öncesinin Medine Köleci Toplumunun kokmuş karanlıklar düzenidir.
İşte Türkiye’yi oraya götürüp, oraya hapsetmek istiyorlar ve bu arada da BOP çerçevesinde üç parçaya bölmek istiyorlar Türkiye’yi. ABD Emperyalist Haydudunun nihai amacı bu.
İşte biz bunu netçe gördüğümüz için hep ne diyoruz?
“Katil Amerika ülkemizden ve Ortadoğu’dan defol! diyemeyen her siyasi, her aydın, her akademisyen, her televizyoncu, her gazeteci ya gafildir ya korkaktır ya haindir.”
Bizim bu tespitimiz matematiksel bir kesinliği ifade eder.
Bir de sahte Atatürkçüler var değil mi?
Daraldıkları zaman Atatürkçülüğü oynarlar ve Atatürk’e, Mustafa Kemal’e sahip çıktıklarını söylerler. Evet, 10 Kasım’larda Anıtkabir’e giderler, Anı Defterine övücü cümleler yazarlar. Ama bunların hepsi kuru laftan ve düzenbazlıktan ibarettir.
Biz 1967’den bu yana ne diyoruz?
Mustafa Kemal’i gerçekten anlayanlar varsa Türkiye’de, sadece biz gerçek devrimcileriz, diyoruz.
Mustafa Kemal’in en önemli özelliği nedir?
Tam Bağımsızlık İlkesidir.
Evet, kendi cümlelerinden okuyalım;
“Biz; yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz.
“(…)
“İstiklali tam denildiği zaman (yani tam bağımsızlık denildiği zaman), tabiî ki siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve her hususta istiklali tam demektir. Bu saydıklarımdan herhangi birinde istiklalden mahrumiyet, millet ve memleketin hakiki manasıyla bütün istiklalinden mahrumiyeti demektir.”
Bu kadar açık ve net. Demek ki bu alanların tümünde tam bağımsız olacakmış ülkemiz.
Bir bölüm daha okuyayım Mustafa Kemal’in cümlelerinden;
“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkıyla dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevi, hususi ve resmi hayatımın her safhasını yakından bilenlerce bu aşkım malumdur. Bence bir millette, şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara çok ehemmiyet veririm ve vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir.
“(…)
“Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun istiklalden mahrum bir millet, medeni insanlık karşında uşak olmak mevkinden yüksek bir muameleye layık olamaz.
“Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.”
Evet, işte 1950’den beri Türkiye, kendisini yönetmesi için ABD Emperyalist Haydudunu başına getirdi.
Peki bu Emperyalist Haydut Türkiye’ye dost mudur düşman mıdır?
Bir tek kişi çıkabilir mi, namuslu olmak kaydıyla, dosttur diyebilen?
Hayır. Onlarca belgesinde vardır ABD Emperyalist Haydudunun, resmî belgesinde; Türkiye’nin gelişmesine müsaade etmeyelim. Türkiye’ye yapacağımız yardımlar sadece askeri düzeyde olsun. Eğer ekonomik düzeyde yardımlar yapar, ekonomice Türkiye’nin gelişmesine izin verirsek bu Türkiye’nin bağımsızlık isteklerini alevlendirir. Türkiye ekonomice güçlenirse Asya’daki Türk Cumhuriyetleriyle, Türk milletinin kalan bölümüyle birleşir. İşte o zaman karşımıza Hitler Almanya’sından, Stalin Rusya’sından daha büyük bir düşman çıkmış olur. Buna asla izin vermemeliyiz. Türkiye’nin güçlenmesine ne yapıp edip köstek olmalıyız, der.
Ve BOP Haritası meydanda. Ne var o haritada?
Türkiye’yi üç parçaya bölmesi var, bu açık.
O haritanın Irak, Libya ve Suriye bölümleri uygulanmış mı?
Uygulanmış.
Kendileri sıranın İran ve Türkiye’ye geldiğini söylüyorlar mı?
Söylüyorlar.
O zaman, hâlâ Amerika’yla dost ve müttefikiz, NATO’da kalmalıyız diyenler; ya gafildir ya korkaktır ya haindir!
Türkiye’de 40 tane Amerikan üs ve tesisi var. Dört bir tarafından kuşatmış Türkiye’yi bu alçak Emperyalist Haydut. Erzurum’dan Diyarbakır’a, Adana’dan İzmir’e, Sinop’tan Samsun’a, İzmit’e kadar her tarafını kuşatmış Türkiye’nin. Bu üslere Türk yetkililer izinsiz giremezler, oralarda denetleme yapamazlar; oralar sadece Amerikan Emperyalist Haydudunun emri ve denetimi altındadır.
Demek ki yapmamız gereken; bu üslerin tamamını defetmek, NATO’dan acilen çıkmak; Amerikan Emperyalist Haydudunun, tüm Ortadoğu halklarına olduğu gibi, Türkiye’ye de düşman olduğunu ilan etmektir. Avrupa Birliği Emperyalist Haydutlarının aynı düşmanlığı beslediğini görmek gerekir.
Eğer 1945 sonrası, özellikle 1950 sonrası ABD Emperyalist Haydudunun denetimine, hegemonyasına, yarısömürgesi durumuna düşürülmesine izin vermemiş olsaydık, Türkiye dünyanın en güçlü birkaç ülkesinden biri olurdu. Kendi en modern silahlarını yapardı, kendi ordusu dünyanın en güçlü, en önde gelen ordularından biri olurdu, her türlü tekniği geliştirirdik. Bilimde, teknikte en önde gelen birkaç ulustan biri olurduk. Ama bugün sanayi alanında bir tek yerli markamız bile yok.
Emperyalist Haydut ne yazık ki 1945 sonrası ülkemiz hakkında beslediği amaçlara bütünüyle ulaşmış. Bizim ekonomice, sanayice, teknikçe gelişmemize izin vermemiş, pranga vurmuş.
İşte bu prangayı, iktidardaki hain siyasileriyle birlikte söküp atmalıyız. İktidarıyla muhalefetiyle tümüyle söküp atmalıyız. En dincisinden en sosyal demokratı oynayanına kadar, en milliyetçisinden en sağcısına kadar, en sol geçinenine kadar hepsi ABD uşağı, ABD kuklası bu Meclisi dolduran hainler güruhunun. Daha önce de defalarca belirttiğim gibi, oraya hasbelkader girebilmiş namusluların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Bu ihanet çemberini kırmamız gerekir.
Bu; ülkemiz, bölgemiz, dünya hakkındaki net tespitimizden dolayı farklı olan sadece biziz.
Saygıdeğer Halkımız;
Kurtuluşun da bizi anlamana, bilinçlenmene, uyanışına bağlı.
Kalın sağlıcakla…
06 Nisan 2025