12 Eylül Faşist Darbesinden hesabı Demokratik Halk İktidarı sorar

11.09.2012
196
A+
A-

Antiemperyalist bir mücadeleydi Birinci Kuvayimilliyecilerin önderliğinde verilen Ulusal Kurtuluş Savaşı. Sadece emperyalistlere karşı değil, emperyalistlerle etle tırnak gibi kaynaşmış yerli satılmış Ortaçağcı gericilere, Vahdettin’ler, Damat Ferit’ler, Ali Kemal’ler, Nemrut Mustafa Paşa’lara karşı da verildi.

Bu topraklarda bin yıldır birlikte mücadele vermiş, mücadeleyle birlikte kardeşleşmiş halkların ortak zaferiydi Ulusal Kurtuluş Savaşı. Bir ilkti. Çünkü dünyada ilk kez, bir Ulusal Kurtuluş Savaşı zaferle taçlanmıştı. Bu zaferin coşkusu sadece bu topraklara kalamazdı. Kalmadı da. Mazlum Halkların ulusal kurtuluş savaşlarına da örnek oldu, yol gösterdi, yollarını aydınlattı Ulusal Kurtuluş Savaşı’mız. Mazlum Halklara kurtuluş mücadelelerinde moral olurken, emperyalist saldırganların moralsizlik kaynağıydı Mustafa Kemal Önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı.

O yüzden Emperyalistler ve yerli ortakları açısından ne yapıp edilmeli süreç tersine döndürülmeliydi. Emperyalistler yeniden moral üstünlüğü ele geçirmeliydiler ki sömürülerine rahatlıkla devam edebilsinler. Mazlum Halkların örnek aldığı mücadele yok edilmeli, örnek olmaktan çıkarılmalıydı. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın, Sosyal Kurtuluşla taçlanmasının önü kapatılmalıydı. Oya işler gibi örülmeli, halklarımıza hissettirilmeden kotarılmalıydı karşıdevrim. Uyandırılmamalıydı halklar.

Ve emperyalistler Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın izini tozunu silmek için başladılar aşağılık çalışmalarına. Mustafa Kemal’in sağlığında, önce O’nun etrafını ördüler, yaşamdan kopardılar ama O’nun varlığı fazla yol katettirmedi emperyalistlere ve yerli satılmışlara. Mustafa Kemal’in ölümüyle birlikte geriye gidiş hız aldı ve halk düşmanı Demokrat Parti’nin iktidara getirilmesiyle birlikte artık iktidarını ilan etmiş oldu emperyalistlere göbekten bağlı Finans-Kapitalistler ve Tefeci-Bezirgânlar.

Bu topraklarda ileri olan her şey Ordudan, özellikle de Ordu Gençliği’nden gelmişti. DP’nin 1950’den 1960’a 10 yıl boyunca bu toplumu geriye götürme, Birinci Kuvayimilliye’nin bütün kazanımlarını ortadan kaldırma girişimlerine, halk düşmanı politikalarına Ordu Gençliği daha fazla tahammül edemedi ve 27 Mayıs’ta Politik bir Devrimle bu halk düşmanı iktidarı alaşağı etti. Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı Usta’mız da 28 Mayıs sabahı, Türk Ordusu’na yayınladığı Açık Mektup’la, 38 genç subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi’ni kutladı ve mücadelelerinde başarılar diledi. Yazdığı ikinci mektupla da onlara Türkiye’nin toplumsal devrime-kurtuluşa doğru gidişinin çıkış yolunu gösterdi.

27 Mayıs Politik Devrimi’nin “(…) en büyük eseri 1961 Anayasası’dır. Bu anayasa, dinci ve muhafazakâr parti ve kişiler ile tarikat, cemaat ve aşiret mensupları hariç, herkesin ittifakla kabul ettiği en demokratik anayasadır.” (Sami Küçük,  “Rumeli’den 27 Mayıs’a-İhtilalin Kaderini Belirleyen Köşk Harekâtı, s. 138)

Halkımıza sınırlı da olsa özgürlükler getirmişti 1961 Anayasası. Halkımızın büyük çoğunluğu benimsedi bu özgürlükçü anayasayı. Marksist-Leninist klasikler basılmaya, geniş kitleler tarafından okunmaya, sosyalist düşünceler yayılmaya başladı. Emperyalistler ve yerli satılmışlar açısından gidişat tehlikeliydi, önüne geçilmeliydi.  27 Mayıs’la ara vermek zorunda kaldıkları çalışmalarına yeniden başladı emperyalistler ve onların güdümündeki “dinci ve muhafazakâr parti ve kişiler ile tarikat, cemaat ve aşiret mensupları”.

27 Mayıs’ın bütün kazanımları yok edilmeli, özgürlükler daraltılmalı, Ordu Gençliği’nin devrimci, yurtsever, Mustafa Kemalci yönü ortadan kaldırılmalıydı. CIA güdümündeki Kontrgerilla, halka ve devrimcilere yönelik faaliyetlerine hız verdi. Kontrgerilla’nın özel partisi MHP kurduruldu, Kontrgerilla eğitiminden geçen Türkeş’in katilleri piyasaya salınarak halka ve devrimcilere karşı cinayetlerine başlatıldı. Ülke karşılıklı çatışma ortamına ve bir faşist darbeye doğru sürükleniyordu.

“27 Mayıs ama 27 Mayıs’ın getirdiği özgür düşünce, birtakım yerli–yabancı insanların, Türkiye üzerinde emeli olan yabancı devletlerin, Türkiye’yi bir sömürge halinde kullanmaları, diğerlerinin de yabancılarla işbirliği yaparak keselerini doldurma amaçlarıyla diğerlerinin de buna karşı çıkma mücadelesiydi.” (age, s. 226-227)

Bu mücadele, ABD ve AB (AB-D) Emperyalistlerinin satılmış generallerine yaptırdığı 12 Mart Faşist darbesiyle sonuçlandı. Üç fidanımızı Deniz, Yusuf, Hüseyin’i Menderes’lerin intikamını almak için idam ettiler, Mahir ve Yoldaşlarını katlettiler Kızıldere’de.

AB-D Emperyalistleri ve yerli satılmışlar amaçlarına ulaşmışlardı. Faşist darbeyle 27 Mayıs’ın kazanımlarını kısmen budadılar, 1961 Anayasası’nı yaraladılar. Ama bu yetmezdi. Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın dediği gibi “Finans-Kapital kanlı bir öç almak istiyor. 27 Mayıs’ı yaralayanlar onu öldürmek istiyor”du. 12 Mart Faşist Darbesiyle yarım kalan iş tamamlanmalı, Mustafa Kemal’in, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın, 27 Mayıs’ın izi tozu silinmeli, ülke CIA İslamı’na mahkûm edilmeliydi.

Kontrgerilla faaliyetleri yeniden hız kazandı. Halklarımız yeni faşist darbeyi arar hale getirilmeli, faşist generaller kurtarıcı olarak karşılanmalıydı. Ortalık kan gölüne döndürüldü. Aydınlarımız, devrimcilerimiz Kontrgerilla cinayetlerine kurban edildi. İnsanlarımız Maraş’ta, Çorum’da toplu katliamlara uğratıldı. 5 bin insanımız AB-D Emperyalistlerinin ve yerli satılmışların pis çıkarları uğruna kurban edildi.

Ve AB-D Emperyalistlerinin “oğlanları” faşist goriller, Zorti lakaplı Kenan Evren’in önderliğinde 12 Eylül 1980’de 12 Mart’ta yarım bıraktıkları işlerini tamamlamak için faşist darbeyi gerçekleştirdiler. Onlarca devrimciyi idam sehpalarında idam ettiler, yüz binlerce devrimciyi, yurtseveri, aydını, işkence tezgâhlarından geçirdiler, cezaevlerine attılar. Halklarımıza “bol” geldiğini söyledikleri 1961 Anayasası’nı ortadan kaldırdılar, 1982 Anayasası’yla da halklarımızın yaşamını zindana çevirdiler. AB-D Emperyalistleri ve yerli satılmışlar amaçlarına ulaşmışlar, halklarımızın önündeki bütün hak arama yollarını kapamışlardı. Usta’mızın öngörüsü gerçekleşmiş, 12 Mart’ta yaraladıkları 27 Mayıs’ı öldürmeyi başarmışlardı.

Son bir işleri kalmıştı AB-D Emperyalistlerinin; Devrimci Gelenekli, yurtsever, Mustafa Kemalci, antiemperyalist asker ve sivil aydınlara son ölüm vuruşunu yapmak…

Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcisi ve AB-D uşağı Tayyipgiller eliyle bu da kotarıldı. 12 Eylül ile birlikte palazlanan, bugünler için yetiştirilen, sürekli beslenen ve kollanan, CIA İslamı’nın savunucusu Tayyipgiller, Birinci Kuvayimilliyecilerin defettiği atalarının intikamını alıyorlar. Daha doğrusu davul CIA’nın, ABD’nin kucağından dincilik yapan İblis’in elinde, Tayyipgiller sadece tokmakçı. “Ergenekon Davası” adlı, hukuk maskeli saldırılarıyla, Balyoz Operasyonlarıyla, Türk Ordusu’nun Mustafa Kemalci, Yurtsever Subaylarını Silivri’ye, Hasdal’a tıktılar. Bu operasyonlarla birlikte yargı Tayyipgiller’in “hukuk bürosu”na dönüştürüldü, Üniversitelerdeki laik, yurtsever aydınlar, medyadaki ilerici yazarçizerler de cezaevlerine atıldı. Üniversite rektörlerinin çoğunluğu Şeriatın simgesi Türbana selam durmakta. Mustafa Kemal’in mekânında artık Ortaçağcı irticacıların Gül’ü oturmakta. 12 Eylül hukukunu bile aratmakta yapılan uygulamalar. Nemrut Mustafa Paşa divanları yeniden kurulmakta…

“Yurtta sulh” kalmadı artık. Kürt Sorunu’nda Emperyalist çözüm yaşama geçirilmeye çalışılıyor. Bu projenin yaşama geçmesi için de bin yıllık Türk ve Kürt kardeşliği düşmanlığa dönüştürülmekte. “Cihanda sulh” da kalmadı. Ortadoğu Halklarına yönelik Emperyalist Haçlı Ordusunun zangoçluğunu Tayyipgiller yapmakta. Bir zamanlar Ulusal Kurtuluşuna örnek olduğumuz Ortadoğu Halklarıyla olan dostluğumuz, AB-D Emperyalistlerinin çıkarları uğruna düşmanlığa dönüştürülmekte.

Türk Ordusu’nun başına çuval geçirilmekte, çuval geçiren subay misafir gibi ağırlanmakta, CIA başkanları bu toprakları yolgeçen hanına çevirmekte, CIA ajanları bu topraklarda cirit atmakta. Türk Ordusu’nun başında “Özel” yetiştirilme Tombalak paşalar yer almakta.

Bu da yetmezmiş gibi, 12 Eylül’ün ürünü olan AB-D beslemesi Tayyipgiller’in 12 Faşist Darbesinden hesap soracağını sanan “gafil” solcularımız da bu sahnede yerlerini almakta.

12 Eylül Faşistlerinin bile yapamadıklarını yapan Tayyipgiller, nasıl hesap sorabilir 12 Eylülden?

12 Eylülün gerçek mimarları olan AB-D Emperyalistlerinden, AB-D Emperyalistlerinin isterse lağım deliğine süpüreceği, onlardan gelen bütün emirleri itirazsız yerine getiren Tayyipgiller hesap sorabilir mi?

Kısacası AB-D Emperyalistleri ve yerli satılmışlar, Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası başladıkları çalışmalarının ürünlerini alıyorlar. İktidarı dizayn ediyorlar, muhalefeti dizayn ediyorlar, kendilerine Sevrci Sahte Solculardan “demokrasi güçleri” yaratıyorlar.

Devran onların devranı. Tabiî ki şimdilik…

Venezüella Halkının Önderi, AB-D Emperyalistlerinin korkulu rüyası Chavez Yoldaş, “(…) Devrim suya benzer; su gibi kasırgayla kabarır, fırtınayla patlar ve tarihin gidişatında büyük akımlar doğurur” diyor.

Tıpkı Ekim Devrimi’nde olduğu gibi, Küba Devrimi’nde olduğu gibi, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi…

Devam ediyor Chavez Yoldaş; “Bazen bu akım kaybedilir, bazen sular dökülür ve yok olmaya başlar; hatta bazen toprağın altına iner ve yeraltı kaynaklarına karışır (içinde bulunduğumuz durumu anlatıyor sanki Chavez Yoldaş); bazen de buharlaşır ve havaküreye ulaşır. Bazen de su devrim gibi ya da devrim su gibi toprağın altında toplanır, yol alır ve yeniden yatağını bulur. Yağmur yağar, buhar akan suya dönüşür, güce dönüşür ve ilerler, yol açar, yolları belirler.”

Yeraltında biriken sular bu topraklara eninde sonunda geri dönecek!

Simon Bolivar “Birleşelim ve yenilmez olalım” diyor.

Başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere, 1000 yıldır birlikte yaşadığımız Kürt kardeşlerimizle, Devrimci gelenekli Ordu Gençliği’mizle, bilim insanlarımızla, köylümüzle, tüm ezilen-soyulan halkımızla birlikte yenilmez olacağız.

Jose Marti’nin söylediği gibi “yenilmez birlikteliği”, Partimiz öncülüğünde gerçekleştireceğiz.

Biliyoruz ki AB-D Emperyalistlerinin ve yerli satılmışların Aşil Topuğu bu birlikteliktir.

Bu gerçekleşecek ve Çanakkale Zaferi’nde olduğu gibi, Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızda olduğu gibi; Emperyalistleri ve onların yerli uşaklarını bir daha geri dönmemecesine inlerine göndereceğiz. İkinci Kurtuluş Savaşçıları olarak Demokratik Halk İktidarını kuracak ve 12 Mart’ın da, 12 Eylül’ün de hesabını soracağız. 11.09.2012

 

Halkın Kurtuluş Partisi

Genel Merkezi