Yargının yerle bir edildiğini gösteren son örnekler

24.08.2018
202
A+
A-

Eee, Kaçak Saraylı Hafız?

Tüy kadar bile suçu günahı olmayan Enis Berberoğlu’nu, üstelik de milletvekili olmasına rağmen, zindanında tutarsın; ama Alman Casus Örgütü BND’nin ajanı Deniz Yücel’i; “Hadi, senin için hazırlanan özel uçağa bin, uç git memleketine”, diye salıverirsin, değil mi?

Papaz maskesi ardındaki ABD eski Özel Kuvvetler mensubu Andrew Brunson’ı, efendin ABD’nin baskısı üzerine “ev hapsi”ne çıkarıp evine gönderirsin.

Üstelik de bu şahsın CIA Ajanı olduğu ve hem Güneydoğu’da hem de İzmir’de FETÖ dahil tüm karanlık güçlerle iç içe, BOP Haritası’nı hayata geçirmek için çalıştığını bilmene rağmen…

Ayrıca da, iki ayrı ağır suçtan 35 yıllık ceza istemiyle yargılanıyor olmasına rağmen…

Rezalet bunlarla da sınırlı değil ki…

Brunson nam Papaz’ı tümden serbest bırakıp ABD’ye de gönderme sözü vermişsin üstelik. Bu konuda açık ve kesin biçimde anlaşmışsınız o Emperyalist Çakal Devletle.

Fakat sen son anda anlaşma dışı yeni taleplerde bulunmuşsun ABD’den. Halk Bankası eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın da Türkiye’ye gönderilmesini ve Halk Bank hakkında sürdürülmekte olan ve çok ağır bir maddi tazminatla sonuçlanacağı söylenen davanın düşürülmesini ya da geri çekilmesini istemişsin…

Bu taleplerin kabul edilmemiş, Bunak Faşist Trump tarafından. Üstelik de onun küplere binmesine yol açmış. O da herkesin malumu olan ve Türk Lirasını mahv u perişan edip pula döndüren o twitlerini atmış.

Türkiye Cumhuriyeti Yargısı, adı var kendi yok bir yapıya dönüştü sayenizde be Tayyip…

Ne içeride, ne dışarıda saygınlık diye bir şey bırakmadın yargıda. Daha doğrusu, gerçek anlamda bir devlet yargısı bırakmadın.

O yargıyı yerle bir ettin…

Onun yerine de AKP’giller’in hukuk bürosuna dönüşmüş bir parti yargısı ikame ettin.

Yargının bu duruma düşürüldüğünü bilince de, emperyalist Almanya, ABD sana istedikleri fermanı uygulatabiliyorlar.

Alman ajanı Deniz Yücel’in serbest bırakılışını ele alalım:

İşi bağlıyorsunuz yukarıda Alman Devleti yetkilileriyle ve ajanın serbest bırakılacağı resmileşmiş oluyor. Anında Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Almanya’nın İstanbul Konsolosuna şu buyruğu veriyor: “Derhal tatilini kes ve İstanbul’a dön! Deniz Yücel tahliye edilecek, onu özel uçakla al ve buraya getir.”

Bu buyruk 14 Şubat’ta veriliyor. Deniz Yücel’se 16 Şubat’ta tahliye ediliyor. Yani Alman Dışişleri Bakanı, mahkemenin kararını açıklamasından iki gün önce, ajanlarının tahliye edileceğini biliyor ve ona göre hazırlıklarını yapıyor.

Yani mahkeme henüz ajan hakkında tahliye kararı vermeden, Almanya her türden hazırlığını yapıp tamamlamış oluyor.

Sonrasında ajan serbest bırakılıyor, güya mahkeme tarafından, doğruca evine gidip eşyalarını topluyor ve hızla uçağına koşuyor. Atlayıp uçağına ver elini Almanya, diyor…

Orada da boş durmuyor, twitler atıyor sana be Tayyip…

Adamların mutlak okumuştur onları ama belki öfke patlamaları yaşarsın diye sana söylememişlerdir. Bak, ne diyor bir twitinde:

“Sayın İnce, bugünün Türkiye’si, başkalarının şantajına maruz kalan bir devlet değil, başka ülkelerin vatandaşlarını rehin alarak onlara şantaj yapmaya çalışan bir çete devletidir. Belki bir gün farkı anlar, CHP için doğru dersleri çıkarırsınız.”

Biz, gazeteci kisvesindeki bu şahsın ajan olduğunu Alman Devleti’nin ona verdiği önemden anlıyoruz.

Gelelim ABD’li Papaz olayına…

Zaten bu şahsın da suretine baktığınız zaman, ona sıradan, masum bir rahipliğin, halkımızın deyişiyle soksanız bile geçmeyeceğini görürsünüz.

Adamın duruşu tam bir katliamcı, ABD Özel Kuvvetler Mensubu olduğunu gösteriyor…

Bu konuda Halit Kakınç’ın da bir yazısı çıktı, Odatv’de. Şöyle diyor:

***

İnançların hepsine saygım var. Ama bu ülkenin aleyhine casusluksa konu… Dur derim… Ve sorarım o zaman: Kırk katır mı, kırk satır mı?

Epey bir süre bu Rahip Andrew Brunson’a farklı baktım. Konunun gereğinden fazla abartıldığını düşündüm.

Yahu, bir garip din adamı işte… Salın gitsin, ne yazar… Cirmi kadar yer yakar” diye hafife aldım.

Evanjelistkatolikmiş”, bana ne bundan diye gülüp geçtim… Ne .ok olursa olsun…

Dedim ki kendi kendime: “İsterse Şeytan’a Tapanlar Kilisesi’nin propagandistliğini yapsın… Kimin umurunda!..”

Misyonermiş…

“Canım, bizden de yurt dışında İslâm’ı öğretmek, yaymak için çabalayanlar çıkmıyor mu, çıkıyor. Bizden de çıkar, onlardan da çıkar…Bizimkilere izin vermedikleri zaman, kızmıyor muyuz… Biz de onlara toleranslı davranalım” diye bağladım kafamda.

Doğru veya yanlış, bu devirde herkes kendi yolunda yürür… Kendisi gibi üç tane gerzek bulsun… Alsın götürsün… Temizlik olsun.”

Keşke her şey bu kadar basit olsaymış.

Fakat bir de gördüm ki, bu herif-i nâşerif, masum bir misyoner değil, bir casusmuş.

BİR SAHTEKÂR

Mutlaka, siz de değişik kaynaklarda rastladınız, okudunuz. Yediği haltların bir kısmını şöyle bir hatırlayalım mı…

FETÖ sözde Ege bölge imamı firari sanık Bekir Baz ile aralarında 293 kez GSM sinyali tespit edilmiş.

ABD Özel Kuvvetleri’nden rahipliğe geçiş yapmış. Meğer rahiplik, tebdil-i kıyafeti; yani, asıl işinin maskesi imiş.

HTS, yani bilgi işlem kayıtlarına göre, Güneydoğu’da ayak basmadığı yer kalmamış bizim rahip hazretlerinin. Sadece Suruç’ta, cep telefonundan alınan sinyal sayısı, (1306) imiş. Suruç’ta 50 kişinin öldüğü bombalı saldırıdan önce, 750.000 Dolar dağıttığı da tespit edilmiş.

Bölgede muhtelif yerlerde kiliseler açarak bölge insanını dönüştürmeye çalışmış. Bu kiliseleri kurarken, hükümetten bölgedeki FETÖ’cü bürokratlardan destek almış.

İzmir’de kiliseleri açmak için desteği de yine FETÖ’nün Ege İmamı’ndan sağlamış.

İNANÇ BAŞKA ŞEY…  CASUSLUK BAŞKA…

İzmir ve Muğla’daki bütün akaryakıt istasyonlarının coğrafî konumlarını, kapasitelerini, birbirlerine olan mesafelerini, çevrelerindeki köylerde yaşayan insanların sosyal ve dinsel yapılarını (söz gelimi Alevî-Sünnî olup olmadıklarını ve hangi partiye yakınlık duyduklarını), bu istasyonlardaki personel sayılarını ve parti sempatilerini tespit etmiş.

Ayrıca, bu bölgedeki bütün DDY istasyonlarını, konumlarını, kapasitelerini, yükleme-boşaltmaya uygun olup olmadıklarını ve bu tip ekipmanlara sahip olup olmadıklarını,.. Trenlerin makinistlerinin politik görüşlerini, mezheplerini… İtinalı bir şekilde birebir listelemiş.

Dostlar…

İnançların hepsine saygım var.

Ama bu ülkenin aleyhine casusluksa konu…

Dur derim… Ve sorarım o zaman:

Kırk katır mı, kırk satır mı?

Halit Kakınç

Odatv.com (https://odatv.com/inanclarin-hepsine-saygim-var-ama-bu-ulkenin-aleyhine-casusluksa-konu…-14081809.html)

***

Bu CIA Ajanını da serbest bırakma konusunda ABD ile kesin anlaşmaya vardığını, Türkiye’de CIA’ya çalışan gazetecilerden biri olan Aslı Aydıntaşbaş yazdı köşesinde.

Aydıntaşbaş, selefi Yasemin Çongar’ın görevini yürütmektedir şu anda. O, Milliyet’te yazardı, CIA’nın sesi olarak, bu ise Cumhuriyet’te.

Şöyle yazdı:

“Tutuklu bulunan ABD’li rahip Andrew Brunson’un durumuyla ilgili Washington ve Ankara arasında birkaç aydır devam eden pazarlıklara geçen yazımda değinmiştim. Nedendir bilmiyoruz, iki başkent prensipte anlaşmışken son dakikada iş yattı. Anlaşma, Andrew Brunson’un serbest kalarak ülkesine dönmesi karşılığında New York’taki davada ceza alan Halkbank yetkilisi Hakan Atilla’nın Türkiye’ye iadesiydi. Ama olmadı. Ankara, ABD’nin adım atmadığını, Washington ise son dakikada Türkiye’nin ek taleplerle geldiğini iddia ediyor.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1040059/Brunson_la_takas_fikri_kimden_cikti.html)

“Geçen aylarda Türkiye ve ABD arasında çeşitli kanallardan yapılan pazarlıklarda, Brunson’ın bırakılması konusunda anlaşılmıştı. Brunson karşılığında Hakan Atilla, ‘cezasının kalan bölümünü çekmek’ için Türkiye’ye gönderilecekti. Türkiye ve ABD arasında buna imkân veren bir ‘tutuklu iadesi’ anlaşması var. Ankara, Washington’a Brunson’un ‘Seçimden sonra’ salıverilebileceğinin sinyalini verdi. Ancak Bloomberg’e göre, son dakikada yeni bir konu gündeme geldi. Halkbank’a yönelik ikinci bir iddianame ihtimali vardı. Ankara, Brunson karşılığında bu konuda da garanti istedi. Trump yönetimi, ‘Veremeyiz’ dedi. Pazarlıklar sarpa sardı.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1043524/Brunson_yaptirimlari_ve_devam_eden_pazarliklar.html)

Görüşmenin ve anlaşmanın ayrıntılarına varıncaya dek, içeriğini bütünüyle bildiğini görüyoruz Aslı Hanım’ın, arkadaşlar…

Sonunda dolaylı anlatımı bıraktı, ABD Derin Devleti. Ve kendisi açıkladı bu anlaşma olayını:

“Türkiye’de 2 yıl tutukluluktan sonra evhapsine çıkarılan ABD’li rahip Andrew Brunson’ın serbest bırakılmaması gerekçesiyle yaptırım uygulamaya başlayan ABD Başkanı Donald Trump’ın, Ankara’nın bu konudaki pazarlıklara Halkbank’ı karıştırmasına karşı çıktığına dair yeni bir haber geldi.

“WSJ’ye konuşan Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Ankara’dan “Halkbank hakkındaki soruşturmayı düşürün, rahibi serbest bırakalım” teklifi geldiğini söyledi.

“Buna göre teklif, ‘Brunson hakkındaki terör suçlamalarının düşürülmesi karşılığı ABD Hazine Bakanlığı’nın Halkbank’a getirdiği milyarlarca dolarlık cezanın geri çekilmesi’ talebini içeriyordu.

“TÜRKİYE GERÇEK MÜTTEFİK DEĞİL’

“Teklifin reddedildiğini aktaran Beyaz Saray’dan üst düzey yetkili, “Gerçek bir NATO müttefiki, zaten Brunson’ı tutuklamazdı” dedi.

“Trump yönetimi teklifi reddederek Türkiye’ye karşı yeni yaptırımların da önünü açtı.” (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1060628/Beyaz_Saray__Wall_Street_Journal_a_sizdirdi__Turkiye__Brunson_karsiliginda_Halkbank_cezasinin_kaldirilmasini_istedi_.html)

Açıkça görüldüğü gibi, arkadaşlar, ortada hukuka bağlı, kanunlara göre çalışan bir yargı filan yok…

Olan ne?

Tayyipgiller’in hukuk bürosu…

“Tut”, diyor Kaçak Saray avanesi o büroya, tutuyor. “Serbest bırak”, diyor, bırakıyor…

Bunun adı da yargı oluyor, adalet oluyor, arkadaşlar…

Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunu Tarihi boyunca hiçbir iktidar böylesine çiğnetmemişti.

Bu ne böyle yahu…

Gerçi bu Tayyipgiller’i yetiştiren de, devşiren de, bir araya getirip partileştiren de, iktidara taşıyan da ve 16 yıldan bu yana iktidardan tutan da; özetçe, Türkiye’nin başına bela eden de ABD Emperyalist Haydudunun ta kendisidir.

Ve BOP görevlisi olarak belirlemiştir ABD, Tayyipgiller’i. Onlar da 16 yıldan bu yana bu hainane görevlerini yapmaktadırlar.

Ama dışarıdan yabancı ülke halkları tarafından işin bu içyüzü ya da gerçeği görülemeyebilir. Onlar sanır ki, Tayyipgiller Türkiye’yi temsil ediyorlar.

Hayır, kesinlikle!

Onlar, yapımcıları ve efendileri ABD Emperyalist Haydut Devletinin görevlisidirler, onları temsil ederler, onlar tarafından da Türkiye’yi BOP çerçevesinde üç parçaya bölerek batırmakla görevlendirilmişlerdir.

Papaz olayına dönersek; Papaz cüppeli Özel Kuvvetler mensubu ajanını da çekip alacaktır ABD…

Kaçak Saray avanesi şimdi bu hezimetlerine uygun bir kılıf üretme çabasındadırlar. Yıllardan bu yana Allah’la aldattıkları meczuplaştırılmış taraftarlarının yutabileceği bir mazeret, bir gerekçe yaratma telaşındadırlar…

Tabiî bu arada, olan, alınteriyle geçim sağlayan halkımıza oldu. Akaryakıt ve yüksek teknoloji ürünü mallar başta gelmek üzere, iğneden ipliğe zam yağacaktır artık halkımızın başına. Zaten akaryakıta geldi, bildiğimiz gibi, yüksek oranda bir zam. Artarak tüm geçim araçlarına gelecektir zamlar.

Bu ihanet ve zulüm düzeninde ne yazık ki halkımızın payına hep böyle zehir zıkkım şeyler düşüyor. Ülkemiz ABD Emperyalist Haydutlarının tahakkümünden kurtulmadığı müddetçe ve onların hain, işbirlikçi iktidarları devrilmediği sürece çekilecektir bu acılar.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

24 Ağustos 2018

 Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı