Üç Lawrence…

22.05.2017
310
A+
A-

Üç Lawrence…

Biri İngiliz. Biri Suudi. Biri de Potomyalı Gürcü.

İngiliz olanı, 1 yüzyıl önce yaşadı, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı yıllarında. Osmanlı’ya karşı, başta Mekke Şerifi Şerif Hüseyin olmak üzere, önemli miktarda Arap aşiretini örgütleyip savaştırdı. Hem de cephe gerisinden, arkadan vurdurarak…

Batılı Emperyalist düşmana karşı mevzilenmiş, harp yorgunu Mehmetçikleri gece yarıları düzenlettiği baskınlarla gafil avlattı. Esir düşenlerin bile boğazlarını “cenbiye” denen eğri Arap hançeriyle kestirerek katlettirdi.

Müslüman Halkla kaynaşabilmek için, İngiliz giysilerini atıp, Arap kıyafetine büründü. “Arabistanlı Lawrence” adıyla ünlendi. Bu da, zamanın İngiliz Emperyalizmi sözcüleri gibi, yani Lord Curzon, Lloyd George, Winston Churchill gibi, kafayı Türk düşmanlığıyla bozmuş, emperyalist canilerdendi.

Yılmaz Özdil’in bir köşe yazısından öğrendiğimize göre, Suudi Kralı, bu alçak emperyalist ajanın kaldığı evi restore ettirip müzeye çevirtmiş. İsterseniz, 17 Aralık 2013 tarihli söz konusu yazıdan aktaralım durumu:

“(…) Suudileri örgütleyen John Philby, Irak’ın örgütlenmesi işini Gertrude Bell isimli bi kadınla yürütüyordu.

“Oxford mezunu Gertrude, casustu. Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe dahil, şakır şakır yedi lisan biliyordu. Çok güzeldi. Kızıl saçlı, yeşil gözlü, narin yapılıydı. Gören, çarpılıyordu. Etrafına ışık saçıyordu. Arkeolog ayaklarıyla Mezopotamya’yı karış karış gezdi, aşiretleri örgütledi. 1919’da Paris Konferansı’na delege olarak katıldı, haritaladı, Kürt, Arap, Türkmen bölgelerine ayırdı, bugünkü Irak’ın sınırlarını elleriyle çizdi. 1924’te Türkiye’yle İngiltere arasında imzalanan Irak sınırı, onun eseriydi. Bi de kral buldu… John Philby’nin kankası Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı, kukla olarak Irak tahtına oturttu.

“(…)

“Dedim ya, hiç evlenmemişti ama, anne sayılırdı. Çünkü “manevi oğlum” dediği biri vardı. Yarbay Thomas Edward Lawrence… Namı diğer, Arabistanlı Lawrence! Evlat yetiştirir gibi yetiştirmişti onu, yol gösterdi, akıl hocalığını yaptı, nüfuzlu kişilerle tanıştırdı. Arabistanlı Lawrence, kendisinden 20 yaş büyük olan bu kadın için “annemden farksız, bildiğim her şeyi ondan öğrendim” diyordu.

“Mekke’deki Osmanlı kalesi Ecyad’ı yıkıp, otel yapan… Bizim cumhurbaşkanıyla başbakanı, kendi kaldığı otele, ayağına getirtip madalya takan Suudi Kralı… Bu Arabistanlı Lawrence’ın Cidde’de yaşadığı evi restore etti, kapısına da kocaman harflerle “bu ev, Türklere karşı savaş vermemize yardımcı olan Lawrence’ın karargâhıdır” plaketi astı!” (http://www.hurriyet.com.tr/arabistanli-lawrence-25376685)

İkincisi, hain, Türk ve İslam düşmanı Suudi Hanedanı’dır, onun alçak krallarıdır. İşte biri de Lawrence’ın evini müzeleştiren şerefsizdir.

Dikkat edelim; bu alçaklar da Siyonist İsrail’le bir anlaşma yapmışlardır, Türkiye’nin üçe parçalanması konusunda işbirliği yapmalarını öngören. İsterseniz görelim anlaşmalarını:

“Barzani’nin S. Arabistan ziyareti

“Barzani Körfez ülkeleri ziyareti kapsamında önce Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’ni sonrasında ise S. Arabistan’ı ziyaret etti. Barzani’nin S. Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz Al Suud ile yaptığı görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada görüşmelerde bölgesel sorunlar, IŞİD’le mücadele ve Suudi Arabistan – Kürdistan Bölgesi ilişkilerinin ele alındığı bildirildi. Ancak medyaya yansıyan görüntüler ve haberler Suudi Kral’ın Barzani’yi devlet başkanı statüsüyle karşıladığını çok kalabalık bir devlet heyetinin görüşmelere katıldığını, elele dolaşarak çok samimi görüntüler sergilediğini ve Kral’ın Barzani’ye her türlü siyasi ve ekonomik desteği vaat ettiği yönünde. Hatta Barzani’nin heyetindeki Kürt yetkililer görüşme sonrasında verdikleri röportajlarda “Barzani’nin Kral’a Kürt devletinden bahsettiğini, Kral’ın da Kürt devletinin kurulmasına karşı çıkmayacağını”  söylediler.

“Bu gelişme ve açıklamalar Haziran 2015 başında deşifre olan bir konuyu hatırlattı. O tarihte Washington’daki ünlü düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi-CFR S. Arabistan ve İsrail’den önemli birer konuşmacıyı aynı konferansta ağırlamıştı. İsrail’den gelen İsrail Dışişleri bakanlığı Müsteşarı iken S. Arabistan’dan gelen kişi Enver Macid Eşki ise emekli general, eski S. Arabistan’ın Washington büyükelçisi ve S. Arabistan istihbarat servisi başkanı danışmanı, şu anda S. Arabistan’da bir düşünce kuruluşu başkanıydı. Konuşmacılar açıklamalarıyla 2014 yılı başından bu yana İsrail ile S. Arabistan arasındaki gizli görüşmelerin resmen açığa çıkarıyorlardı. Bilindiği üzere İsrail ve S. Arabistan birbirlerini diplomatik olarak tanımadığı gibi S. Arabistan İsrail’in var olma hakkını bile tanımıyor. Ama kendi bekalarına en büyük tehdit gördükleri İran’ın bertaraf edilmesi amacı ile son 17 ayda değişik ülkelerde 5 kez görüşmüşler. Bu gizli görüşmelerde sözde Ortadoğu barışına yönelik 7 maddelik bir planda anlaşmışlar. Bu 7 maddeden biri ise Türkiye’den de toprak koparılarak kurulması öngörülen büyük Kürdistan’ın kurulmasıydı.

“İşte sadece bu iki gelişmeyi bile üst üste koyduğumuzda Türkiye’deki iktidarın Ortadoğu’da kendisine stratejik ortak olarak gördüğü Suudi yönetiminin Türkiye’nin arkasından ne dolaplar çevirdiğini görebiliyoruz. Diğer taraftan memurlarının maaşlarını bile ödeyemeyip Türkiye’nin verdiği nakit paralarla ekonomisini döndürebilen Türkiye’deki iktidarın diğer stratejik ortağı Barzani de nihai hedefleri olan büyük Kürdistan için son ziyaretinde Suudi Kral’ından bir kez daha destek almış gibi gözüküyor.” (http://ankaenstitusu.com/barzaninin-s-arabistan-ve-turkiye-ziyareti-ne-anlama-geliyor/)

Görüldüğü gibi, Suudi Generalle İsrailli yetkilinin ortak konferans düzenlemesini organize eden, CIA’nın üç çekirdek örgütünden biri olan CFR-Dış İlişkiler Konseyi’dir. Demek ki CIA da doğrudan işin içinde. Daha açığı; bunları oynatan CIA. Hani “üst akıl” denir ya; işte o…

Peki, bu aynı İslam ve Türk düşmanı Suudi Krallığı Türkiye tarafından nasıl karşılanmaktadır?

Tayyipgiller’in Ortadoğu’daki kankasıdır, Suudi Krallığı. Katar’la birlikte en önemli müttefikidir. Ölen Suudi Kralı için Tayyipgiller Türkiye’de yas ilan ederler.

Hatırlanacaktır; daha öncesinde de (2007’de) otelde Kraliyet forsu ve aksesuarlarıyla donattığı odasına davet edip görüşmüştü, Kraliçe’nin Gül’ü ve Morton Abromowitz’in devşirmesi Kaçak Saraylı Tayyip’le. İşte de fotoğrafı:

Bilinmektedir, sanırız; bu şerefsiz Suudiler Mustafa Kemal’e de onulmaz biçimde düşman oldukları için, protokol kuralı olmasına rağmen Anıtkabir’e gitmezler.

300 yıllık tarihi Osmanlı Kışlası Ecyad’ı yıktırıp, yok ederler, yerine lüks otel yaparlar. Zengin hacıları Kâbe manzaralı bu otellerinde ağırlarlar. Tabiî fahiş ücretle…

Yani bunlar, Arabistan’daki Osmanlı’nın izini tozunu silip yok etmişlerdir. Böylesine Türklere düşmandırlar…

Aynı zamanda da haindir bu alçaklar. Arap Halkına ve tüm Müslüman Dünyası halklarına da düşmandırlar.

İktidarlarını Amerikan Emperyalistleri sayesinde ayakta tutmaktadırlar bugün. Bu nedenle de, ABD’nin her emrini Tanrı buyruğu sayarlar ve süratle uygulamaya koyarlar.

Bilindiği gibi, Trump göreve geldikten sonra ilk dış gezisini geçen günlerde Suudi Arabistan’a yapmıştı. Hemen 110 milyar dolarlık bölümü silah olmak üzere 350 Milyar dolarlık bir işbirliği anlaşması imzalanmış, Suudi Arabistan ve ABD arasında. Daha açığı; Suudiler 110 milyar dolarlık silah alacaklarmış ABD’den. Petrodolarlar, Amerikan silah tekellerinin kasasına akıtılacak böylece. Milyar dolarların diğer bölümü de farklı kılıflar içinde ABD kasalarına akıtılacak besbelli ki. İşte haberi:

“ABD Başkanı Donald Trump, göreve geldikten sonraki ilk dış gezisini gerçekleştirdiği Suudi Arabistan’da yaklaşık 350 milyar doları bulan ikili anlaşmalara imza attı. Bunun 110 milyar dolarlık kısmını silah ve askeri mühimmat anlaşmaları oluştururken, yatırımların 10 senelik bir süreyi kapsadığı bildirildi. Trump, bu karlı Riyad zaferini şu sözlerle yorumladı:

“Bu muazzam bir gün. Herkese teşekkür etmek istiyorum. ABD’ye inanılmaz yatırım söz konusu ve askeri yetkililerimiz de çok mutlu.” (http://tr.euronews.com/2017/05/20/abd-ile-suudi-arabistan-arasinda-350-milyar-dolarlik-imzalar-atildi)

ABD haydutunun da zaten böylesi hain, kukla devletleri desteklemesi ve onları koruyucu kalkanı altına alması bu sebeptendir.

Hatırlayalım; 1990 yılındaki Birinci Körfez Savaşı’nda 650 bin kişilik ABD ve AB Emperyalist Haydut Devletleri askerlerinden oluşan emperyalist ordu, Suudi Arabistan topraklarında mevzilenmişti. Ve oradan saldırmıştı Irak’a, savaşın tamamı boyunca.

İkinci Körfez Savaşı sırasında da benzer bir durum gerçekleşmişti. Tabiî o zaman Kuveyt de aynı tutumu almıştı.

Emperyalist haydutların Libya ve Suriye saldırılarında da, Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar’la birlikte emperyalistlere uşaklık etmekte başı çekmişti. Ürdün bile, bu üçlünün gerisinden gelmişti.

Yani, arkadaşlar; 1990’dan bu yana Ortadoğu’da ABD ve AB Emperyalist haydutlarının katlettiği, katlettirdiği 10 milyon civarındaki masum Müslüman Halkın katilleri arasındadır, Suudi Arabistan. Tabiî Tayyipgiller’in de aynı oranda elleri kanlıdır.

Emperyalist haydutların suç ortaklarıdır bunlar…

Gelelim üçüncüsüne. Potomyalı Lawrence’a…

Bunun da devşiricisi CIA Şefi Morton Abromowitz’dir. Tâ 1995’e gider devşirilmesi. Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanıdır o zamanlar. CIA Şefi, bundaki ihanet potansiyelinin yüksekliğini görüp mimlemiş ve devşirmiştir bunu. İşte 2002’den bu yana da Türkiye’nin başına bela etmiştir.

Bu da ABD Emperyalist haydutlarının bir dediğini iki etmeyen hizmetkârlarındandır. BOP’un Irak, Libya ve Suriye ayağının hayata geçirilmesinde en aktif şekilde görev yapmıştır.

Hepimizin bildiği gibi 5 yıldan bu yana meydanlarda, kürsülerde, ekranlarda “Zalim Esed, Zalim Esed” diye höykürüp durmaktadır.

Bu da, birinci ve ikincisi gibi Mustafa Kemal’in en azgın düşmanları arasındadır. Mustafa Kemal’e karşı Çökkün Osmanlı’nın kendisi gibi tepeden tırnağa ihanete batmış Padişahı Vahdettin’i savunur. Onun aynı derecede hain olan Şeyhülislam’ı Dürrizade’yi savunur.

Hatırlayalım isterseniz, bu hainlerin Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızı başlatan Mustafa Kemal hakkında yayınladıkları idam fermanını:

“Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek, şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile eski Vaşington elçisi Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu doktor Adnan Bey ile üniversite Batı edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi unvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla mallarının haczedilmesine dair, gıyaben verilen hüküm ve karar tasdik edilmiştir. Bu Padişah Buyruğu’nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.”

“Vahdettin tarafından Mustafa Kemal hakkında çıkarılan idam fermanı…
19 Mayıs aslında budur.
(Yılmaz Özdil, http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/19-mayis-3-1857833/)

Bu alçakça fermanı Dürrizade Abdullah Efendi nam Yezid İslamcısı fetvaya çevirir. Şöyle der:

“Dünyanın düzenini sağlayan ve kâinat gününe kadar İslam’ın varlığını sağlayacak olan Halife hazretlerinin yönetimi altında bulunan İslam beldelerinde bazı kötü niyetli insanlar, anlaşarak ve birleşerek ve kendilerine başkan seçerek, Padişah’ın sadık tebaasını uydurdukları yalanlarla aldatarak ve Padişah’ın emirlerine aykırı olarak, isyan ederek, asker toplayarak, görünüşte askerlere yiyecek ve teçhizat temin etmek için, gerçekte maddi çıkar sağlamak amacıyla, dini emirlere aykırı olarak bazı vergiler koyarak, kulların mallarını ve eşyasını gasp ederek, çapul ve yağma ile halka zulmederek ve Osmanlı ülkesinin bazı beldelerine saldırarak, yıkarak ve tahrip ederek, Padişah’ın masum kullarını katlederek, kanlarını akıtarak ve Halife tarafından görevlendirilmiş ve ona sadık nice sivil ve asker memur ile din görevlilerini makamlarından zorla azlederek ve kendi yandaşlarını bu görevlere getirerek ve Hilafet merkezi olan İstanbul ile her türlü ulaşım, nakil ve haberleşme yollarını keserek ve devletin gönderdiği emirlerin uygulanmasını engelleyerek ve devlet merkezini memleketin diğer bölgelerinden ayırarak ve Hilafet makamının gücünü zayıflatmaya çalışarak, Halife’nin emirlerini dinlemeyerek Yüce İslam Hilafetine isyan ederek, Osmanlı devletinin dirlik ve düzenini ve memleketin asayişini bozmak amacıyla yalan ve uydurmalarla halkı isyana teşvik eden, bozguncu oldukları açık ve kesin olan bu bozguncu reislerinin ve yandaşlarının dağılmaları hakkında Padişah tarafından verilen emirleri dinlemeyerek, inat ve fesatlarında ısrar ederler ise, bozgunculukları ve kötülükleri kesin olup, İslam’ın yüce kuralları gereğince öldürülmeleri meşru ve farz olur mu? Beyan buyurula.

“Cevap: Allah bilir ki, olur.

“Bu suretle, Yüce İslam Hilafetinin yetkilerini elinde bulunduran Müslümanların adaletli imamı Halifemiz Sultan Vahdettin Han Hazretlerinin etrafında toplanıp, savaşmak amacıyla gönderilmiş olan yüce emre uymak ve bu isyancılarla savaşmak vacip olur mu? Beyan buyurula.

“Cevap: Allah bilir ki, olur.

“Bu suretle, Yüce İslam Halifesi tarafından isyancılarla savaşmak için görevlendirilmiş olan askerler savaşmaz ve firar ederlerse, büyük günah ve suç işlemiş olup, dünyada şiddetli cezayı ve ahirette büyük azabı hak etmiş olurlar mı? Beyan buyurula.

“Cevap: Allah bilir ki, olurlar.

“Bu suretle, isyancılarla savaşma hakkında verilmiş olan Padişah’ın yüce emrine uymayan bütün Müslümanlar suç işlemiş olup, şiddetli cezayı hak etmiş olurlar mı? Beyan buyurula.

“Cevap: Allah bilir ki, olurlar.”

“Vatan haini Mustafa Sabri efendi tarafından yazılan, vatan haini şeyhülislam Dürrizade Abdullah efendi tarafından onaylanan, vatan haini sadrazam Damat Ferid tarafından imzalanan, Vahdettin tarafından yürürlüğe konulan, işgalci İngiliz ve Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya havadan yağdırılan, Mustafa Kemal hakkında çıkarılan idam fetvası…

“30 Ağustos aslında budur.” (agy)

İşte, Osmanlı’nın çökkün son döneminin Padişahı ve onun emrindeki din adamları böyle… Yani emperyalizmin kulları olmuştur bu alçaklar.

Üçüncü Lawrence de bunlara hayrandır. Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve silah arkadaşlarına ise aynen bunlar gibi düşmandır. Çünkü aynı yolun yolcusudurlar ve aynı efendilerin hizmetkârıdırlar.

Ne der Tayyip, Mustafa Kemal için?

“Ölmüş inek”, der değil mi?

“İki Ayyaş”, der.

Adını kaldırır, değişik bahanelerle devlet kurumlarından, paraların üzerinden. Yani adım adım her türden izini silmeye girişir.

Bu da, çünkü, Türklüğün ve Gerçek Müslüman Halkın düşmanıdır, birinci ve ikinciler gibi.

Şimdi de neye oynamaktadır bu?

Yeni Sevr’in hayata geçirilmesine. Yani BOP’un Türkiye bölümünün uygulamaya koyulmasına. Zaten iktidarı öncesinde böyle bir anlaşma yapmamış mıydı, ABD ve İngiltere ve İsrail’le?

Yapmıştı, değil mi?

Geçenlerde de aktardık ya; bunun şu anki Kaçak Saray’da bulunan Başdanışmanlarından bir tanesi de açıkça dile getirmişti, Levent Gültekin’e.

Ne demişti?

“Tayyip Erdoğan yanlış yapmıyor. Yaptığı her şeyi bilinçlice yapıyor. O, Türkiye’nin parçalanmasına çalışıyor. Ve de o, birilerine hizmet ediyor. Birilerine çalışıyor.”

Evet, aynen böyle.

Birinci Lawrence’ın kendini gizlemek için İngiliz giysilerini atıp Arap kıyafetine bürünmesi ve kendini Müslüman göstermesi gibi, Suudi Krallarının kendilerini Müslüman diye satmaları gibi, Tayyip de kendini Osmanlı torunu Müslüman diye pazarlıyor. Ne yazık ki de, Halkımızın önemli bir bölümüne yutturuyor bu yalanını.

Fakat aynı Tayyip Gürcistan’da ne diyor, Ergun Poyraz’ın aktarımına göre, durduk yerde, kendisine hiç böyle bir soru sorulmadığı halde?

“Ben Gürcüyüm, eşim de Siirtli Arap.”

Evet, öylesin sen, Tayyip…

Bunu er ya da geç Halkımızın ezici çoğunluğu da anlayacak. Senin de ilk iki Lawrence gibi, üçüncü bir Lawrence olduğunu görecek. Türk ve Gerçek İslam’ın düşmanı olduğunu netçe kavrayacak. BOP’un, ABD Emperyalist Haydut Devletinin hizmetinde olduğunu görüp anlayacak.

Zaten bunu, açıkça itiraf etmiştin sen de, değil mi?

“Biz Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin Eşbaşkanlarından bir tanesiyiz. Ve bu görevi yapıyoruz.”, diye…

Aynen öyle, Tayyip!

Bu görevi yapıyorsun sen. Ve bu yaptığından dolayı da vatana ihanetten yargılanacaksın, er veya geç…

Hiç kaçıp kurtulurum diye kuruntulara girme. Boş teselliler arama. Eninde sonunda, bugünkü yasalar mucibince, hukuka bağlı savcılar ve yargıçlardan oluşan mahkeme karşısında bulacaksın kendini…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

22 Mayıs 2017

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı