Türkiye Halklarının Emperyalist Yedi Düvele ve Osmanlı Tefeci-Bezirgânlığına karşı savunma kalesi olarak kurulan Cumhuriyet 95 yaşında!

28.10.2018
35
A+
A-
Türkiye Halklarının Emperyalist Yedi Düvele ve Osmanlı Tefeci-Bezirgânlığına karşı savunma kalesi olarak kurulan Cumhuriyet 95 yaşında!

29 Ekim 1923; Mazlum Halklarımızın emperyalizme ve onların yerli işbirlikçilerine karşı verdiği Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın zaferle taçlandığı gündür.

Laik Cumhuriyet’in ilanı; sömürüye karşı başkaldırmış bir ulusa önderlik eden Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının, Türkiye Halkları ile bütünleşerek, Emperyalistlerin boynumuza takmak istedikleri Sevr adlı esaret zincirini Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’yla yırtıp paçavraya çevirdikleri, her günü bir destan olan dört yıllık bir mücadelenin zaferle taçlandığının bütün dünyaya ilanıdır.

Bu zafer; Dünya genelinde emperyalizmin boyunduruğunda inim inim inleyen mazlum halkların ulusal kurtuluş mücadeleleri için örnek ve umut olmuş bir zaferdir.

Bu zaferin doğuşunu, Cumhuriyet’in ilanını, 17 yaşında Köyceğiz Kuvayimilliye Komutanı olan, Partimizin ilk Genel Başkanı Hikmet Kıvılcımlı şu sözlerle açıklar;

“Cumhuriyet emperyalizme, yani Cihan Finans-Kapitalizmine ve Saltanat’a, yani Osmanlı Tefeci-Bezirgânlığına karşı savaşarak doğdu.” (H.Kıvılcımlı, Cumhuriyet Bayramı Nedir?)

Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının karşısında; Vatanı fiili olarak işgal eden Emperyalist haydutlarla kendi çıkarlarını ve kurtuluşlarını Emperyalizmin boyunduruğuna girmekte bulan Antika Tarih artığı Tefeci-Bezirgân Sınıfı da bulunuyordu. Serbest rekabet aşamasını geride bırakarak Tekelci aşamaya giren Kapitalizm ile Tefeci-Bezirgân Sınıfının derebeylik biçimi Saltanat domuz topu gibi birbirlerine bağlanmışlardı. Anadolu Halklarını Kuvayimilliye çatısı altında örgütlemeye çalışan Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa etmelerinin önündeki iki büyük engeldi Saltanat ve Emperyalizm. Saltanatın kaldırılması ve emperyalist haydutların Vatan toprağından kovulmasının üzerine inşa edilecekti Cumhuriyet. Bu nedenle; “Türkiye’de Cumhuriyet demek, Türk Milletinin bağrına oturmuş olan Emperyalizmle Saltanat’a karşı kurduğu bir savunma kalesi demektir.” (H.Kıvılcımlı, Cumhuriyet Bayramı Nedir?)

Ne yazık ki, bu savunma kalesi 95 yılın sonunda yerle yeksan olmuş durumdadır. Biz devrimciler adımız gibi biliyoruz ki Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri, toplumsal kurtuluşla yani Sosyalizmle taçlanmadığı sürece emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin yörüngesine girmek zorundadır. Birinci Kuvayimilliyeciliğimizin denize döktüğü Yunan maskeli emperyalist çakallar önce Ekonomi temelini ellerine alıp, buna bağlı olarak da tüm üstyapı ilişkilerini kontrollerine geçirdiler. Ekonomi, Din, Ahlâk, Siyaset ülke topraklarında Emperyalistlerden sorulur hale gelmiştir. İktidara kimin geleceğini, kimin muhalefette kalacağını, çiftçinin neyi ekip biçeceğini, İşçi Sınıfımıza verilecek asgari ücreti ve CIA İslamı’na göre Halklarımızın inanç yapısının nasıl şekilleneceğine kadar her şeyi çıkarları doğrultusunda yönlendiriyor emperyalist çakallar.

Bununla da yetinmezler insan soyunun en büyük düşmanları; mazlum halkların önünde örnek ve umut olan Birinci Kuvayimilliyeciliğimizin her zerresine düşmanlar ve de Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını ortadan kaldırmak için yeminlidirler. Tıpkı Ulusal Kurtuluş Mücadelesi öncesi olduğu gibi AB-D Emperyalistleri tek başlarına değiller. Doğaları gereği en gerici sınıfla ittifak halindeler. AB-D Emperyalistleri ülkenin en gerici unsurları olan, Tefeci-Bezirgân Sermayenin bugünkü temsilcileri AKP’giller ile domuz topu gibi kaynaşmış durumdalar. AB-D Emperyalistleri ve iktidara taşıdıkları AKP’giller, Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını ortadan kaldırmak için bir an olsun durmadan insanlık dışı politikalarını uygulamaktadırlar.

1952 yılında Celal Bayar-Adnan Menderes eliyle NATO’ya teslim edilen Jön Türk Gelenekli Ordu Gençliğimiz buna rağmen emperyalistlerin ve yerli İşbirlikçilerinin önündeki en büyük engeldi. Mustafa Kemal’ci Orduyu, Siyasal İslam’ın Ordusu haline getirip Vatanı, kendileri için dikensiz gül bahçesi haline getirmek istediler. Aynı anadan doğma Kaçak Saraylı ve Pensilvanyalı İmam’ın yargıdaki, emniyetteki ve MİT’teki kadroları sayesinde uydurma iddianameler hazırlayıp Ergenekon ve Balyoz adlı CIA operasyonlarıyla Mustafa Kemalci Subay ve Komutanları Silivri zindanlarına tıktırdılar. Boşalan kadrolara Pensilvanyalı İblis’in molla komutanları yerleştirildi. Ordu; ABD Emperyalistlerinin tezgâhladığı 15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşı sonrası AB-D Emperyalistlerinin ve AKP’giller’in önünde engel olmaktan çıkartıldı. Bu durumu fırsat bilen Kaçak Saraylı Reis de askeri okul ve askeri hastaneleri kapattı.

Dün olduğu gibi bugün de emperyalist haydutlar durmaksızın tüm insanlık dışı politikalarını ülkemizde ve Ortadoğu coğrafyasında uygulamaya devam ediyor. Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızla örnek olduğumuz, umut olduğumuz mazlum Ortadoğu Halkları BOP, GOP Projeleri ile paramparça edilmiş durumda. Bununla da yetinmeyip kendi çıkarları doğrultusunda Vatanımızı en az üç parçaya bölüp Ortaçağcı Din devletine dönüştürmek istiyorlar. Birinci Kuvayimilliyeciliğimizin yırtıp attığı Sevr Antlaşması’nı yeniden dayatıyorlar. AB-D Emperyalistleri “bin ülkeli bir dünya” yaratıp mazlum halkları daha kolay ve rahat sömürebilmenin hayalindeler. Bu hayaller doğrultusunda ülkeleri parçalıyorlar, liderlerini katlediyorlar, kardeş halkları düşmanlaştırıyorlar, yerli satılmışlar aracılığıyla Halklara eza çektiriyorlar.

20 Ekim 1927 tarihinde yayınlanan Gençliğe Hitabe’de Mustafa Kemal’e kulak verelim;

“Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.”

Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız öncesinde de, günümüzde de okunsa her iki zaman dilimi için de ülke gerçekliğimizi gözler önüne seriyor, Gençliğe Hitabe.

Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının kapıdan kovdukları, geldikleri gibi inlerine gönderdikleri emperyalistler ve onların gemilerine sığınmış yerli satılmışlar 95 yıl sonra, bu sefer hainler cephesini daha da genişleterek, aziz vatanın, bütün kalelerini zapt etmiş durumdadırlar. Ve yerli işbirlikçileri Tayyipgiller avenesi hıyanet içinde olup şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit ediyorlar.

AB-D Emperyalistleri Ortadoğu’yu babalarının çiftliği gibi görüp pervasızca talana, sömürüye, insanlık suçlarına devam ediyor olabilirler. Yerli satılmışlar ülkemizi babalarının çiftliği gibi görüp, efendileri AB-D Emperyalistlerinin önüne ülkemizin bütün kaynaklarını sermiş, bu toprakları dünya malı uğruna onlara peşkeş çekmiş olabilirler.

Ancak Birinci Kurtuluş Savaşı’mızda emperyalistler ve yerli satılmışların başına ne geldiyse; eninde sonunda Biz İkinci Kuvayimilliyecilerin önderliğinde verilecek İkinci Kurtuluş Savaşı’mızın sonunda da AB-D Emperyalistlerinin ve günümüzün Vahdettin’leri, Damat Ferit’leri, Nemrut Mustafa Paşa’ları, Ali Kemal’leri olan AKP’giller’in başına da aynısı gelecek, bu sefer bir daha gelmemek üzere inlerine gönderileceklerdir.

Kimsenin şüphesi olmasın ki;

Bin yıldır kardeşçe yaşayan Türk ve Kürt Halkının arasına nifak tohumları ekenler,

Ortadoğu’yu kan gölüne çevirenler,

Ege’de bize ait olan Adaları Yunanlılara peşkeş çekenler,

Birinci Kuvayimilliyeciliğimizin Önderlerine “ölmüş inek”, “iki ayyaş” diyenler,

Gerçek İslam ile uzaktan yakından ilgisi olmayan CIA İslamı ile Halkların beynini uyuşturanlar,

Kamu mallarını talan edip Kaçak-Haram Saraylarda yaşayanlar,

Vatan Toprağını parsel parsel satanlar,

BİZ İKİNCİ KUVAYİMİLLİYECİLER SALTANATINIZI YIKACAĞIZ!

Son söz olarak Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’ya kulak verelim

“Birinci Kuvayimilliyecilik: SİLÂHLI, askercil, sıcak savaştı. Bu savaşın bütün yokluklarına rağmen cephesi açıkça belirliydi. Stratejisi ve taktiği az çok genel kurallara göre basitti. Hedefi ise olağanüstü kolay anlaşılırdı.

“İkinci Kuvayimilliyecilikte, cephe ne denli baş döndürücü, strateji ve taktik ne denli karmakarışık, hedef ne denli güç anlaşılır olursa olsun, Birinci Kuvayimilliyeciliğin devrimci, kutsal Mustafa Kemal gelenekli CUMHURİYET BAYRAĞI başımızdadır.” (H.Kıvılcımlı, Cumhuriyet Bayramı Nedir?)

Yaşasın 29 Ekim!

Halkız, Haklıyız, Kazanacağız!

29 Ekim 2018

HKP Genel Merkezi