Terör saldırısı bahane anayasa değişikliğini sessiz sedasız geçirmek şahane…

11.01.2017
200
A+
A-

Terör saldırısı bahane anayasa değişikliğini sessiz sedasız geçirmek şahane…

Ankara Valiliği, 10.01.2017 tarihinde almış olduğu kararla aldığı istihbari bilgilere dayanarak terör saldırısı olacağından bahisle 30 gün süre ile Ankara’da her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşlerini, oyun, temsil, açıklama ve basın açıklamalarını, stantları yasakladı.

Bu kararın alınmasına neden olarak gösterilen terör saldırısı tehdidi aylardır ülkemizde mevcut. Adeta sıraya bindirmiş şekilde bir IŞİD bir TAK her hafta kanlı eylemler düzenlerken, tedbir almayan, istihbari bilgilere dayanmayan Valilik, iş yasaklamaya gelince istihbari bilgilere dayanarak terör saldırılarını gerekçe gösteriyor.

Ne zaman? Tam da, Anayasa değişikliği adı altında Laik Cumhuriyeti resmi olarak yok etme görüşmeleri ve oylamalarının Meclis’te yapıldığı gün. Ankara Valiliği daha doğrusu AKP’giller ve kaçak saray, bu kararı almakla istiyor ki, bu hainane harekete, faşist din devletinin giden yolun aşamalarından Başkanlığa karşı tek bir protesto eylemi olmasın, tek bir basın açıklaması yapılmasın, hatta oyun ve temsiller yapılmasın. Yani AKP’gillerin Valiliği, hiç kimsenin gıkı çıkmasın ki, dikensiz gül bahçesinde istediğimiz gibi at koşturabilelim, demektedirler.

Halkçı Hukukçular olarak AKP’gillerin Valiliğinin bu anti demokratik, fütursuz, Anayasaya, Yasalara, Yargıtay Kararlarına ve Uluslararası sözleşmelere aykırı bu tasarrufuna karşı İdare Mahkemesinde Ankara Valiliğine karşı idari işlemin iptali davası açtık.

Yarınlara bugünlerden gerçek devrimcilerin hukuk alanında da mücadelesi örnek olarak kalsın diye.

Tarihe not düşülsün diye.

AKP’gillerin ensesinde Gerçek Devrimcilerin nefesi hissedilsin diye.

Halkın İktidarı kurulduğunda Halkımız Halk Düşmanlarının hırsızlıklarını, yolsuzluklarını, arsızlıklarını, zulümlerini ortaya çıkarmak için, yoğun işler arasında bir de delil bulmakla uğraşmasınlar diye.

Halkız Haklıyız Yeneceğiz.

 

11.01.2017

Halkçı Hukukçular

Verilen dilekçenin tam metni aşağıdadır:

Yürütmeyi  Durdurma Taleplidir.

ANKARA NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

İPTAL DAVASINI

AÇAN (DAVACI)………: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

V E K İ L L E R İ……….: Av. Orhan ÖZER, Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN,

Av. Ali Serdar ÇINGI, Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Ayça OKUR, Av. Halil AĞIRGÖL, Av. Pınar AKBİNA, Av. Ferit CÖHCE, Av. Doğan ERKAN

Ortak adres: Kızılırmak Cad. No: 7/9 Kavaklıdere Çankaya/ANKARA

KARŞI TARAF (DAVALI) : ANKARA VALİLİĞİ

Ulus/ANKARA

İSTEM : Davalı idarece; 10 Ocak 2017 tarihinde alındığını basın yayın organlarında haricen öğrendiğimiz “Umuma Açık Alanlarda Yapılacak Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerinin Geçici Olarak Yasaklanmasına İlişkin” işleminin/kararının öncelikle YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASI ile sonuçta İPTALİNE karar verilmesi isteminden ibarettir.

 

ÖĞRENME TARİHİ : 10 Ocak 2017 günlü Basın Yayın organları

OLAY VE HUKUKİ DURUM :  I- OLAY:

10 Ocak 2017 tarihli basından öğrendiğimize göre, davalı Ankara Valiliği, 10 Ocak 2017 tarihinde Ankara’da umuma açık alanlarda düzenlenecek; her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin, oyun, temsil, açıklama ve çeşitli şekillerdeki gösteriler ile basın açıklamaları ve stantların, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 11’inci maddesinin verdiği yetkiye istinaden 30 gün süre ile yasaklandığını açıklamıştır.

(http://www.hurriyet.com.tr/ankara-valiliginden-eylem-yasagi-40332068)

Basından öğrendiğimiz bu bilgilerin, davalı valiliğin internet sitesinin “Duyurular” kısmında “Umuma Açık Alanlarda Yapılacak Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerinin Geçici Olarak Yasaklanmasına İlişkin Basın Duyurusu” başlığıyla yer aldığı tarafımızca teyit edilmiştir.

(http://www.ankara.gov.tr/umuma-acik-alanlarda-yapilacak-toplanti-ve-gosteri-yuruyuslerinin-gecici-olarak-yasaklanmasina-iliskin-basin-duyurusu-10012017)

Davalı basın duyurusunda aynen, ”Valiliğimize ulaşan istihbarı bilgilere göre, yasadışı terör örgütlerinin ilimizde eylem arayışı içinde oldukları ve bazı hazırlıklar yaptıkları tespit edilmiştir. Özellikle insanların toplu olarak bulundukları açık ve kapalı alanlarda toplantı, gösteri yürüyüşleri ve benzeri faaliyetlerde eylem yapılmak istendiği tahmin edilmektedir.

“Bu nedenle, can ve mal güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin ve esenliğinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla Ankara il sınırları içinde; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında yol, meydan, cadde, sokak, park gibi umuma açık alanlarda yapılacak her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşleri ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun Ek 1 inci maddesi kapsamında umuma açık alanlarda düzenlenecek oyun, temsil, açıklama ve çeşitli şekillerdeki gösteriler ile basın açıklamaları ve stantlar, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 11 inci maddesinin verdiği yetkiye istinaden 30 gün süre ile yasaklanmıştır.” denilmiş;

Alınan kararın devamında ise, belirtilen emir ve yasaklamalara uyulmaması halinde, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde adli ve idari işlem yapılacağı ifade edilmiştir.

 

II- HUKUKİ DURUM:

Davalı Valiliğin Ankara’da her yerde her şeyi yasaklayan dava konusu kararı; yetki, şekil, sebep, amaç yönlerinden Anayasa’ya, yasalarımıza usule ve etik değerlerimize kökten aykırıdır.

Öncelikle belirtelim ki; temel insan hak ve özgürlükleri Valilik Kararlarıyla, Bakanlık Genelgeleriyle ortadan kaldırılamaz. Olayımızda olduğu gibi, Ankara Valiliğinin kentin bütün insanlarına toplantı ve gösteri yürüyüşlerini, oyun, temsil, açıklama ve çeşitli şekillerdeki gösteriler ile basın açıklamaları ve stantlarını kurma hakkını yasaklayan bir yetkisi bulunmamaktadır.

Davalı idare, sözde bu kararı alırken kentimizin can ve mal güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin ve esenliğinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, hak ve özgürlüklerin korunması”nı amaçlamaktadır. Oysa, kişi ve kurumların düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü kapsamında yapacakları ve her biri birer Uluslararası Sözleşme ve Anayasal, Yasal güvenceye sahip Basın Açıklamaları, Gösteri Yürüyüşleri, Protesto etkinliklerinin bu kararla yasaklanmasının, büyük toplumsal gerilimlerin ve olayların ana nedeni olacağı açıktır.

Özellikle Anayasa’yı değiştirip Başkanlık Rejimi’ne ilişkin tasarının TBMM’de görüşüldüğü şu günlerde yukarıda bahsi edilen etkinlikler hukukun olmazsa olmazlarıdır. Zira toplumun bir kesiminin kendini ifade etmesinin doğal hakkı olan protesto hakkı, ilgili karar ile yasaklanacak, sessiz sedasız-tepkisiz anayasa değişikliğinin geçirilmesi algısının yaratılmasına neden olacaktır. Oysaki Başkanlık Rejimi değişikliğini referanduma, halkın onayına götüreceklerini ifade edenler bizzat bu rejimi getirmeye çalışan politikacılardır. Bu nedenle “istediğim eylemi, davranışı yaptırırım; istemediğimi yaptırmam” anlayışı kabul edilemezdir.

İdarecilerin temel hak ve özgürlükleri hiçe sayan bu uygulamalarından yol yakınken vazgeçmelerini arzu etmekteyiz. Ancak böyle bir beklenti işe yaramayacağından işbu davanın açılması gerekmiştir.

Bu bağlamda:

Davalı idarenin yasakları, temel bir insan hakkı olan “Toplantı ve Gösteri”, “Düşünceyi Açıklama ve Yayma” hakkının kullanım alanına ilişkin olup, öngörülen yasaklamalar, Anayasa, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi gibi üst normlara açıkça aykırıdır. Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşabilmek için öncelikle bu konudaki yasal düzenlemelerin ele alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bir düşünce veya görüşün toplu olarak açıklanmasını ifade eden toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, uluslararası sözleşme ve belgeler ile ulusal hukukta ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin ( İHEB ) 20. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin barışçı toplanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş, Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi”nin 21. maddesinde de; “Barışçıl bir biçimde” toplanma hakkı hukuk tarafından tanınır. Bu hakkın kullanılmasına ulusal güvenliği veya kamu güvenliğini, kamu düzenini (ordre public), sağlık veya ahlakı veya başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma amacı taşıyan, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukuka uygun olarak getirilen sınırlamaların dışında başka hiçbir sınırlama konamayacağı hükmüne yer verilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 11. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkesin asayişi bozmayan toplantılara” katılma hakkına sahip olduğu, 2. fıkrasında ise, bu hakkın demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabileceği belirtilmiştir.

03.10.2001 gün ve 4709 Sayılı Yasanın 13. maddesi ile yeniden düzenlenen Anayasanın 34. maddesinde ise, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi ile örtüşecek şekilde; herkesin, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, bu hakkın ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği ve kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usullerin kanunda gösterileceği öngörülmüştür.

Toplantı ve gösterinin, bu düzenlemeler ve hakkın genel niteliği dikkate alınarak, Devletin müdahale etmemesi gereken bir özgürlük olduğu yorumu yapılabilirse de, Devlet bir yandan geçerli bir neden olmaksızın toplanma özgürlüğünü ihlal etmekten kaçınırken, diğer yandan da bu hakkın kullanılmasını sağlamak için gereken önlemleri de almak zorundadır”

(YARGITAY Ceza Genel Kurulu, E:2004/8-65, K:2004/117, T:11.05.2004 kararı)

Diğer yandan Anayasa’nın 26. Maddesi ile Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir” temel hakkı tanımlanmıştır.

Yine Anayasa 90/5 maddesi ile iç hukuk mevzuatı haline gelen hatta iç hukuk mevzuatı ile çatışması halinde uluslararası mevzuatın geçerli olduğu kabul edilmiş olan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 20/1 maddesinde herkesin barışçı toplanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi’nin 21. maddesi de aynı içeriklidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi de bu içeriktedir.

Tüm ulusal, uluslararası üst normlar, demokratik toplanma ve toplu ifade hakkını böylece düzenlemiş ve Toplanma veya Gösteri Hakkının kriterini uyum halinde BARIŞÇILLIK olarak ifade etmişlerdir. Dolayısıyla, gerçekleşmiş ya da gerçekleşmekte olan Toplantı ya da Gösteri, barışçıl olduğu ve böyle devam ettiği sürece, üst haklardandır. Devletlerin negatif olarak bu hakka müdahale etmeme, ve pozitif olarak hakkın kullanılmasını sağlama yükümü tartışmasızdır.

Konuyla ilgili, AİHS’nin, dolayısıyla Anayasa’dan sonra gelen en üst pozitif hukuk normumuzun uygulama ve içtihadını anlamak için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararları göz önüne alınmalıdır.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin

Ataman v. Türkiye, 74552/01, – 05.12.2006 – kararı şöyledir:

AİHM, devletlerin, sadece toplantı yapma hakkını korumakla kalmayıp, bu hakkı dolaylı yoldan usulsüz bir şekilde sınırlandırmaktan da kaçınmalarının gerektiğini not etmektedir. Son olarak AİHM, 11. madde koruma altındaki hakların kullanılmasında kamu güçlerinin keyfi müdahalelerine karşı kişiyi koruma amacını içeriyorsa, buna ek olarak bu hakların etkili bir şekilde kullanılmasını sağlama pozitif yükümlülüğünü de kapsadığına kanaat getirmektedir (Djavit An)…..

AİHM, ulusal mevzuat hükümlerini gözönünde bulundurarak, halka açık gösterilerin düzenlenmesi için hiçbir izne gerek olmadığını gözlemlemektedir. Olayların meydana geldiği dönemde, yetkili makamlara yapılacak bildirinin olaydan yetmiş iki saat önce yapılması gerekiyordu. İlke olarak benzeri düzenlemeler, AİHS tarafından korunduğu şekliyle TOPLANTI YAPMA ÖZGÜRLÜĞÜNE GIZLI BIR ENGEL OLUSTURMAMALIDIR.

AİHM, özellikle yetkililerin, İnsan Hakları Derneği adına düzenlenen gösteriye son vermekte gösterdikleri sabırsızlığa anlam verememektedir.

AİHM için, göstericilerin şiddet içeren faaliyetlerde bulunmadığında kamu güçlerinin, AİHS’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alındığı şekliyle toplantı özgürlüğünün geçerli olabilmesi için, BAR YANLISI TOPLANMALARA hoşgörüyle yaklaşması önem arz etmektedir.

Sonuç olarak AİHM, bu davada polisin zor kullanarak müdahale etmesinin orantılı olmadığına ve AİHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması için gerekli bir tedbir oluşturmadığına kanaat getirmektedir.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin

Karatepe ve diğerleri davası – 07.04.2009- verdiği karar ise şöyledir:

Halka açık bir alanda gerçekleştirilen her türlü gösteri günlük yaşamın akışına belirli bir ölçüde bozacak bir karışıklığa ve hasmane tepkilere yol açabilir. Ancak, AİHM, durumun kurallara aykırı olmasının tek başına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağına itibar etmektedir.

AİHM nezdinde göstericilerin şiddete başvurmadıkları durumlarda, AİHS’nin 11. maddesi ile garanti altına alınan toplantı özgürlüğü kavramının içeriğinin boşaltılmaması bakımından kamu erkinin barışçıl gösterilere belli ölçüde hoşgörü göstermesi önem arz etmektedir.

 

Sonuç olarak AİHM, bu başvuruda polisin kaba kuvvet uygulayarak müdahale etmesini ve başvuranların (eylemcilerin-nb) cezai yargılama konusu edilmesine orantısız olarak kabul etmektedir. Bu tedbirler AİHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması bakımından gereklilik arz etmemektedir.”

 

AİHM’nin “G.-Almanya” kararında;

Trafiği engelleyecek şekildeki eylemleri ŞİDDET İÇERİR bir gösteri olarak saymamıştır. Mahkeme halka açık alanda gerçeklestirilen her türlü gösterinin günlük yaşamın akışını belli ölçüde bozacak bir karışıklığa ve hasmane tepkilere yol açabilecegini hatırlatmıstır. (Eskişehir Gezi davasından…)

 

Demek ki davalı idarenin dava konusu yaptığımız yasaklamalarının dayanağı olan; “terör örgütleri eylem yapacak” diye özgürlükleri kısıtlamak, ahalinin kafasına gaz bombası atmak, cezai müeyyidelere başvurmak uluslararası hukuka ve yargı kararlarına aykırıdır. Terör örgütleriyle ilgili istihbari faaliyetleri yaparak, örgütlerin eylemlerini önlemek kamu düzeni gereği devletin faaliyetleri arasındadır.

 

Balçık v. Türkiye, 25/02, 27.11.2007 kararı:

Mevcut davada taraflar arasında, başvuranların toplanma hakkına müdahalenin ilk ortaya çıkışına ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır. AİHM yerel mahkemenin başvuranları aleyhlerindeki suçlardan beraat ettirdiğini doğrulamıştır. Ancak, bu kararın 19 Eylül 2005’te, olaydan yaklaşık 5 yıl sonra verildiğini göz ardı edememektedir. Aynı zamanda başvuranların gösteriye katılarak o tarihte tartışmalı bir mesele olan F-tipi cezaevlerine dikkat çekmeyi amaçladıklarını kaydetmektedir. AİHM, gösteriye müdahale edilmesinin, polisin göstericileri dağıtmak için güç kullanmasının ve müteakiben cezai takibat başlatılmasının, caydırıcı bir etkiye sahip olmuş ve başvuranların benzeri gösterilerde yer alma hususundaki cesaretlerini kırmış olabileceği kanısındadır.

Bu nedenle AİHM, özellikle yetkili makamların gösteriyi sona erdirmedeki sabırsızlığını anlaşılır bulmamaktadır. Bu noktada AİHM ayrıca hiçbir bilgi verilmemesine rağmen yetkili makamların, o tarihte bu tür bir gösteri yapılacağına ilişkin bilgi almış ve böylece önleyici tedbirler alabilmiş olduğunu hatırlatmaktadır.

AİHM, göstericiler şiddet içeren fiiller sergilemedikleri sürece, AİHS’nin 11. maddesince teminat altına alınan toplantı özgürlüğünün esasına bağlı kalınmak isteniyorsa, resmi makamların barışçı toplantılar hususunda belirli derecede hoşgörü göstermelerinin önemli olduğu kanısındadır.”

Aytaş ve diğerleri v. Türkiye, 6758/05, 08.12.2009 kararı:

AİHM bilhassa yetkililerin bu gösteriyi sona erdirme konusundaki aceleciliklerine şaşırmaktadır (Bkz. sözü edilen Oya Ataman ve a contario, Eva Molnar-Macaristan kararı no: 10346/05, 7 Ekim 2008).

AİHM’ye göre, AİHS’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan toplantı özgürlüğünün muhtevasından yoksun bırakılmaması amacıyla, kamu erklerinin, barışçıl gösterilere belli ölçüde hoşgörü göstermeleri önem arz etmektedir.

Mevcut davada, AİHM, polisin güç kullanarak müdahale etmesinin ve başvuranlar hakkında ceza davası açılmasının orantısız olduğu kanaatindedir. Söz konusu tedbirler, AİHS’nin 11. maddesinin 2. paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunmasında gerekli tedbirler değildir.”

Biçici v. Türkiye, 30357/ 05, 27.05.2010 kararı:

AİHM bu bağlamda göstericilerin şiddet eylemlerinde bulunmadıkları durumlarda, AİHS’nin 11. Maddesince koruma altına alınan toplanma özgürlüğünün esası korunmuşsa, kamu makamlarının barışçı toplantılara belirli derecede hoşgörü göstermelerinin önemli olduğuna ilişkin önceki kararlarını hatırlatmaktadır.”

Görüleceği üzere, kolluk güçlerinin 2911 sayılı yasanın 23., 24. ve 31. maddesinden aldığı güçle “dağıttığı” tüm barışçıl gösteriler sebebiyle Türkiye, AİHM’de mahkum edilmektedir. Bunun siyasal sebebi, siyasi iktidarın kolluk güçleriyse, hukuksal sebebi de Anayasa’nın 2, 5, 11, 12, 13, 19, 26, 34, 40 ve 90. Maddelerine aykırı 2911 sayılı kanunun ilgili maddeleridir.

Marmaris 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 2911 sayılı Kanun’un 23., 6., 7., 10. maddeleri ile  vali ve kaymakama yasaklama/erteleme yetkisi veren 20’inci maddelerinin Anayasa’ya aykırılık iddiasını haklı bulmuş, 2911 sayılı yasanın 6., 10. 20. ve 22. maddeleri ile  23’üncü maddesinin a, c, d,e fıkralarının iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuş olup, dosya şu anda ilgili mahkemenin incelemesindedir.

Anayasa Mahkemesi açıkça, Toplanma ve Gösteri Hakkının bir izne tabi olmayacağını, bildirim yapılmasının, toplantı yapma önünde gizli bir engel haline getirilemeyeceğini, gösterinin, günlük yaşamın akışına belirli bir ölçüde bozacak bir karışıklığa ve hasmane tepkilere yol açabileceğini, ancak, durumun kurallara aykırı olmasının tek başına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağını söylemektedir.

Oysa davalı Valilik, geniş bir çerçeve çizerek daha bu haklar kullanılmadan yasaklar getirmekte ve kişileri cezai yaptırımlarla tehdit etmektedir. Bu yasakcı mantığın toplumda “huzur” yerine “huzursuzluk” getireceği son derece açıktır. Bu nedenle acilen bu kararın yürütmesinin durdurulması gerekir.

İ.Y.U.K 27. MADDESİ’NİN KOŞULLARI OLAYIMIZDA OLUŞMUŞTUR:

Baştan beri anlatıldığı şekliyle davalı idarenin işlemi; Uluslararası Sözleşmeler, Anayasaya ve Yasalarla güvence altına alınmış Temel Hak ve Özgürlüklerden olan “Toplantı ve Gösteri Yapma”, “Düşünceyi Açıklama ve Yayma” hakkını ortadan kaldırıcı mahiyettedir. Bir başka anlatımla, öngörülen yasaklamalar, Anayasa, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni Haklar Sözleşmesi gibi üst normlara açıkça aykırıdır.

İptalini istediğimiz yasakların uygulanması halinde başta Kamu Güvenliğinin zara göreceği açıktır.  Davalı idare, tartışmasız bir şekilde yetkisiz olduğu bir konuda özgürlükleri kısıtlayıcı düzenlemelerde bulunmaktadır. Bütün bu nedenlerle ve Mahkeme’nin resen göz önüne alacağı diğer nedenlerle yürütmenin durdurulmasına karar vermesini istiyoruz.

İŞBU DAVADA MÜVEKKİL PARTİ’NİN HUKUKİ YARARI VARDIR:

Müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi programında, partinin halka içten inandığı, halk için demokrasi ve hürriyeti savunduğu; millet egemenliğinin gerçekleşebilmesi için en ilk şartın düşüncenin özgür olması gerektiği; sivil ya da militarist ve polisçi tahakkümü halkımıza layık bulmadığı yazılıdır. (HKP Program Kısım I: Hürriyet Alt Başlık: Hürriyetin Gerekçesi A ve B maddeleri) (https://hkp.org.tr/program/)

Müvekkil Parti’nin programı Hürriyet Katları ve Ekonomi Temelleri olarak iki ana kısma ayrılmış olup, düşünceye saygı kısmı en ilk madde olarak yazılmıştır. Bu durum da müvekkil Parti’nin düşünce özgürlüğüne verdiği önemden kaynaklanmaktadır. O halde müvekkil Parti kişilerin düşüncelerinin açıklanmasını desteklerken, düşüncenin düşünce ile karşılanmasını savunurken, düşünce yasakçılığına karşı da mücadele yürütmektedir. Bu nedenle işbu davada müvekkil partinin ehliyetinin ve hukuki yararının olduğu kendiliğinden anlaşılacaktır.

HUKUKİ NEDENLER : Anayasa, Uluslararası Sözleşmeler, Emsal Yargı kararları, 5442, 2576, 2577 Sayalı Yasalar ilgili mevzuat..

DELİLLER : Ankara Valiliği’nce 10 Ocak 2017 tarihinde alındığını öğrendiğimiz kararı. (İmzalı olanın ve ilgili bilgi ve belgenin idareden istenilmesi),

Basın organlarında çıkan dava konusu işlemle ilgili haberler ve her türlü delil….

SONUÇ ve İSTEM : Sunulan nedenlerle;

Davalı Ankara Valiliğince; 10 Ocak 2017 tarihinde alındığını basın yayın organlarında haricen öğrendiğimiz “Umuma Açık Alanlarda Yapılacak Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerinin Geçici Olarak Yasaklanmasına İlişkin” işleminin/kararının öncelikle YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASI ile sonuçta İPTALİNE karar verilmesin,

Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini vekaleten saygılarımızla dileriz.11.01.2017

 

 

DAVACI

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ VEKİLLERİ

Av. Metin BAYYAR                                                                                    Av. Sait KIRAN           

Av. Azime Ayça OKUR                                                                        Av. Doğan ERKAN        

Ek :

Vekaletname