Tayyip ve AB-D’nin gülü Abdullah hakkında, Ankara Terör Savcılığı “Lekelenmeme Kararı” verdi: Kirinizi, pasınızı hangi kanun temizleyebilir?

19.02.2020
156
A+
A-

ÖSYM Eski Başkanı Ali Demir, Ali Demir’den sonra görevlendirilen ve suçu gizleyerek ortak olan ÖSYM Başkanları, Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında TCK m. 257’de düzenlenen Görevi Kötüye Kullanma, TCK m. 279’da düzenlenen Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi, TCK 281’de düzenlenen suç ve delillerinin yok etme, gizleme veya değiştirme, TCK 112’de düzenlenen Eğitim Ve Öğretimin Engellenmesi ile 5. TCK 220’de düzenlenen suç işlemek amacıyla örgüt kurma, TCK 283’te düzenlenen suçluyu kayırma, Terörle Mücadele Kanunun 5. Maddesinde adı geçen 3. ve 4. Maddesinde nitelikli hal olarak kabul edilen örgüt çerçevesinde işlenen suçlardan olan Eğitim ve Öğretim Hakkının Engellenmesi suçunun; Ağırlaştırıcı sebep olarak TCK 7. Bölümde düzenlenen Hürriyete Karşı Suçlar Başlığı kapsamında, Ortak Hükümler adı altındaki TCK 119/e’nin Kamu Görevinin Sağladığı Nüfuz Kötüye Kullanmak suretiyle Eğitim ve Öğretimin Engellenmesi suçlarını işledikleri nedeni ile 20.01.2020 tarihinde bir suç duyurusunda bulunmuştuk. Hatta eksik bıraktığımız dönemin milli eğitim bakanları hakkında da ek dilekçe vermek üzere hazırlıklarımızı yapmıştık ki suç duyurumuz hakkında “soruşturmaya yer olmadığına dair kararı” tebliğ aldık.

Suç duyurumuzu alacak savcı da bulamamıştık koskoca Ankara Adliyesinde. Bir savcıdan diğerine topu atan savcılardan nihayetinde Ankara Başsavcı Vekilinin talimatı ile terör savcılığı alabilmişti bu “el yakan suç duyurusunu”.

Jet hızıyla da ertesi gün de her zaman yapıla geldiği üzere Kovuşturmaya yer olmadığına dair bir karar vermemişler, soruşturmaya yer olmadığına dair bir karar vermişlerdi.

Önce suç duyurumuzun içeriğini hatırlayalım sonra da bu kararı değerlendirelim:

Bilindiği üzere 2010-2015 yılları arasında ÖSYM tarafından düzenlenen tüm sınavlarda soruların sızdırılması suretiyle Savcılık soruşturma yapmış ve dönemin ÖSYM Başkanı Ali Demir hakkında iddianame düzenleyerek Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açmıştır.

“Cumhuriyet Savcısı Adem Güney tarafından hazırlanan iddianamede, Ali Demir’in ÖSYM Başkanı olarak görev yaptığı 2010-2015 yılları arasında ÖSYM’nin kozmik odası olarak bilinen soruların hazırlandığı birime alınan kişilerin tamamının FETÖ üyesi olduğu belirtildi. İddianamede, ÖSYM’de hazırlanan sınav sorularının hazırlanan programlarla kopyalandığı hazırlanan raporlarla ortaya çıktı. Kopyalanan ÖSYM sınav sorularının FETÖ’nün ÖSYM’den sorumlu imamı Bekir Şimşek’e ulaştırıldığı, soruların Şimşek vasıtasıyla örgüt mensuplarına ulaştırıldığı kaydedildi.” (https://odatv.com/sokaga-cikan-yuz-binlerce-genc-hakli-cikti-31121900.html)

Ancak bu konuda o dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Milli Eğitim Bakanları Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer ve Nabi Avcı söz konusu iddialar karşısında şu anda FETÖ Üyeliği ve zincirleme şekilde görevin kötüye kullanılması suretiyle yargılanmasına karar verilen Dönemin ÖSYM Başkanı Ali Demir’e sahip çıkıp kollamışlardır. Açıklamaları şöyleydi;

“Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, Demir’i arayarak bilgi aldı ve ‘Başkandan aldığım bilgiler beni tatmin etti. Öğrencilerimizin güvenle kendilerini ikinci sınava hazırlamaları gerekir’ dedi.

“Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan da ‘ÖSYM’nin başındaki değerli bir bilim adamı, hataları olabilir. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır biz şeytan olamayız”’ dedi.” (https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/ali-demire-sahip-cikmayan-kalmamis-5543473/)

“Erdoğan, “KPSS son derece başarılı, temiz gerçekleştirilmiştir” diyerek Ali Demir’e destek olurken, ‘CHP, MHP, BDP, YGS üzerinden gençlerimizi istismar ediyor’ sözleriyle muhalefet partilerini hedef almış, ‘Taksim’de bin kişiyi, iki bin kişiyi yürütmek, iki bin genci yürütmek problem değil. Biz de kalkarız onların karşısına 5 bin, 10 bin tane genci koyarız’ ifadeleriyle de soru hırsızlığına karşı sokağa çıkan gençlere sert çıktı.” (https://odatv.com/sokaga-cikan-yuz-binlerce-genc-hakli-cikti-31121900.html)

“ ‘ÖSYM Başkanı Ali Demir’le ilgili bir tasarrufunuz olacak mı?’ sorusuna Başbakan şu yanıtı verdi: ‘Kopya olmadıktan sonra neyin tasarrufunu yapacağız. Algılar üzerinden hareket etmem, netice üzerinden hareket ederim. Burada bu olaya maalesef çok ideolojik yaklaşan çevreler var. Burada arı kovanına çomak sokuluyor, bundan rahatsızlık duyanlar da var, bundan rahatsızlık duyulduğu için belli bir grubun bu işi sürdürmesi ve bunu daha sonra böyle seçim öncesinde siyaset malzemesi haline getirmiş olması çok manidardır ve kimlerin yürüyüş yaptıkları ortadadır. Ne yazık ki gençlerimizi illegal örgütler de kullanmaktadır. Öğrenciler siyasi istismar haline getiriliyor. Bazı medya grupları da bunu kullanıyor.” (https://www.yenicaggazetesi.com.tr/erdogan-fetoden-tutuklanan-osym-baskani-hakkinda-ne-demisti-230171h.htm)

“Ben son açıklamalardan sonra tatmin oldum. Ama süreç yargıda. Yargıda gelen ilk sinyaller de olumlu mu? Olumlu. Burada sonuna kadar bu işin takipçisi olduğumuzu söyledim. Kopyanın olmamış olmasının teyidi beni rahatlatmıştır. Kopyaya yönelik bir şey olsaydı orada tereddüt etmeyip gerekeni yapardık.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/osym-baskani-sureci-iyi-yonetemedi-17683929)

“Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o dönem Demir’i arayarak bilgi almış ve ‘Başkandan aldığım bilgiler beni tatmin etti. Öğrencilerimizin güvenle kendilerini ikinci sınava hazırlamaları gerekir’ ifadelerini kullanmıştı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise, yaşanan skandalların ardından ‘ÖSYM’nin başındaki değerli bir bilim adamı, hataları olabilir. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır biz şeytan olamayız’ demişti”. (https://www.yenicaggazetesi.com.tr/abdullah-gul-ve-erdogan-ali-demiri-boyle-savunmus-262853h.htm)

“2011 yılında Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS) İstanbul’un Eyüp ilçesindeki Silahtarağa İlköğretim Okulu’nda sınava giren tüm adaylar kızlardan oluşmuştu. Uzmanlar bunun tesadüf olmasının imkansız olduğunu söylemişti.

“-27 Mart 2011’de 1 milyon 700 bin adayın girdiği YGS’de şifre skandalı patlak verdi. Ali Demir önce reddetmiş, sonra “şifre var, kopya yok” demişti.

“-27 Mart 2011’de YGS’ye katılan 150 mahkûm adayın kitapçığındaki test hatalı basılmıştı.

“-57 KPSS sorusunun, sınavdan bir gün önce Google arama motorundan sürekli arandığı tespit edilmişti.

“-2014 yılındaki KPSS sorularının da bir KPSS hazırlık kitabındaki sorulardan alındığı, dönemin CHP’li milletvekili Nur Serter tarafından dile getirilmişti.

“- ÖSYM Başkanı Ali Demir’in üniversite sınavında “sehven şifreleme” yapıldığını ifade etmişti.” (https://odatv.com/sokaga-cikan-yuz-binlerce-genc-hakli-cikti-31121900.html)

Bu hususlar ayrıntıları ile suç duyurumuzda belirtilmişti.

Gelelim Soruşturmaya yer olmadığına dair verilen karara. Bu kurum yasalara 2017 yılında çıkarılan KHK ile girdi. Gerekçesinde de belirtildiği üzere kamuoyuna Lekelenmeme Hakkı olarak mal oldu. Böylesine açık şüphe ve yargılama varken, ihbar ettiğimiz Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Milli Eğitim Bakanları açıklamalarını inkâr etmemişken Ankara Terör Savcılığı Ceza Usul Yasasına 2017’de eklenen 158. Maddenin 6. Fıkrası uyarınca ihbar edilenleri lekelememeye karar vermiş. Yani iddiamızın soyut, gazete haberlerinde ileri gitmeyen ve kişisel kanaatimiz olduğu gerekçesiyle, değil kovuşturma, soruşturmaya bile gerek duymamış. Bunun sonucu da neymiş bakalım:

“İhbar ve şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının HERHANGİ BİR ARAŞTIRMA YAPILMASINI GEREKTİRMEKSİZİN AÇIKÇA ANLAŞILMASI veya İHBAR VE ŞİKÂYETİN SOYUT VE GENEL NİTELİKTE OLMASI durumunda soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilir. Bu durumda şikâyet edilen kişiye şüpheli sıfatı verilemez. Soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar, varsa ihbarda bulunana veya şikâyetçiye bildirilir ve bu karara karşı 173 üncü maddedeki usule göre itiraz edilebilir. İtirazın kabulü hâlinde Cumhuriyet başsavcılığı soruşturma işlemlerini başlatır. BU FIKRA UYARINCA YAPILAN İŞLEMLER VE VERİLEN KARARLAR, BUNLARA MAHSUS BİR SİSTEME KAYDEDİLİR. BU KAYITLAR, ANCAK CUMHURİYET SAVCISI, HÂKİM VEYA MAHKEME TARAFINDAN GÖRÜLEBİLİR.”

Ya gördünüz mü? Sistemi bile özel, sadece Cumhuriyet Savcısı ve Hâkimler görebiliyor.

Pekiyi, nedir bu Lekelenmeme Hakkı?

Kısaca haksız suç duyurusu, ihbar ve şikâyetlerle İftira kapsamında olan durumların önüne geçerek yersiz ve dayanaktan yoksun suç isnadının önüne geçmektir. Bu yönüyle Masumiyet Karinesinin uygulamadaki bir görünümü. Bir diğer amaç da savcılığın ve adliyenin boşu boşuna meşgul edilmesini önlemek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince uyulması gerekli kriterlerden Adil yargılanma ilkesinin bir görünümü. Yani savcıya öyle bir yetki verilmiş ki önüne gelen dosyada başlangıç şüphesi diye adlandırılan şüpheyi bile görmeyerek araştırma ve incelemeye başlamıyor ve direkt Soruşturmaya yer olmadığına dair karar veriliyor.

Evet, vatandaşa gelince en ufak bir şüpheden onlarca haksız soruşturma, kovuşturma, yargılamalarla insanları meşgul ve mahkûm et, ama iş “Devlet Büyüklerine” gelince Amman ha lekeleme! İşte kanunlar kime uygulanır, kimin için yapılır ortada. “Anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz”!

Ortaçağcı iki gücün ganimet paylaşım savaşı olan 15 Temmuz öncesi nasıl da sevgililermiş FETÖ ve Tayyipgiller. Pasta olarak gördükleri vatanı paylaşamayınca birbirlerine düşüp de 15 Temmuz olunca nasıl “düşman” kesilip “Fetöcü hainler” yargılanmaya başlamış. Ve bir gün bu soruşturmaların ucu da kendilerine dokunmasın diye hemen bir KHK ile nasıl korumaya almışlar kendilerini. Lekelenmeme Hakkıymış, iddialar soyutmuş, kişisel kanaatmiş basın yayın organlarında söyledikleri, açıklamaları. Peh!!

İşte bu karara karşı Savcılığa itirazlarımızı içerir dilekçemizi verdik. Denilecek ki ne bekliyordunuz? Ne bekliyorsunuz?

Hiçbir şey!

Kendi kanunlarına bile uymayanlardan ne bekleyeceğiz. Halkımız söylemiş ne beklediğimizi: Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!..

İtirazımız aşağıdadır.

17.02.2020

Halkın kurtuluş Partisi

Genel Merkezi 

 

 

ANKARA

NÖBETÇİ SULH CEZA MAHKEMESİNE

GÖNDERİLMEK ÜZERE

 

ANKARA

CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI

TERÖR SUÇLARI SORUŞTURMA BÜROSUNA

 

İHBAR DOSYA NO            : 2020/573

KARAR NO                        : 2020/350

 

İTİRAZ EDEN            : HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI

VEKİLLERİ                        : Av. Metin BAYYAR – Av. Ayhan ERKAN – Av. Ali Serdar ÇINGI

Av. Tacettin ÇOLAK – Av. Sait KIRAN – Av. Azime Ayça OKUR

Av. Halil AĞIRGÖL – Av.Pınar AKBİNA KARAMAN – Av. Doğan ERKAN Kocatepe Mah. Meşrutiyet Cad. Hatay Sk. No: 4/9 Kızılay/Çankaya/Ankara

 

KONU                        :20.01.2020 TARİHLİ SUÇ DUYURUSU DİLEKÇEMİZE

21.01.2020 TARİHİNDE VERİLEN

“SORUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR” KARARA

İTİRAZLARIMIZI İÇERİR.                       

 

TEBLİĞ TARİHİ            : 31.01.2020

AÇIKLAMALAR:

  1. 20.01.2020 tarihinde yaptığımız suç duyurusunda şu hususları belirtmiştik:

ÖSYM Eski Başkanı Ali Demir ‘in sanık olduğu Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan davada; ÖSYM Başkanı olarak görev yaptığı 2010-2015 yılları arasında ÖSYM’nin kozmik odası olarak bilinen soruların hazırlandığı birime alınan kişilerin tamamının FETÖ üyesi olduğu,  ÖSYM’de hazırlanan sınav sorularının hazırlanan programlarla kopyalandığı, kopyalanan ÖSYM sınav sorularının FETÖ’nün ÖSYM’den sorumlu imamı Bekir Şimşek’e ulaştırıldığı, soruların Şimşek vasıtasıyla örgüt mensuplarına ulaştırıldığı savcılıkça yapılan araştırma ve inceleme sonucu hazırlanan raporlarla tespit edilmekle iddianame hazırlanmış olup, mahkemece kabul edilmekle de yargılama konusudur.

 

  1. Suçun işlendiği tarih aralığı olan 2010-2015 yıllarında bu durum açığa çıkmış, toplumsal tepkilere neden olmuştu bilindiği üzere.

 

  1. Ancak o dönemde yine aynı şimdi olduğu gibi savcılık makamınca suç duyurusu dilekçemizde de belirtilen kopya ve şifre olaylarına dair anlaşılan o ki yine işbu itiraza konu olan suç duyurumuza ret verilen gerekçelerde olduğu gibi soyut itham, “kişisel kanaat” olduğu düşünülerek soruşturma bile açılmamıştı.

 

  1. Bu konuda ihbarımıza konu olan dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Ali Demir’den sonra görev yapan ÖSYM Başkanları ve hatta ek suç duyurusu dilekçesi ile dönemin Milli Eğitim Bakanları olan Nimet Çubukçu, Nabi Avcı, ve Ömer Dinçer’in beyanlarını da içerecek şekilde soruşturmaya dahil edilmesini talep ettiğimiz fakat vermeye fırsat dahi bulamadığımız suç duyurumuz Savcılığımızın göz yaşartacak denli jet hızıyla bir günde reddedildi.

Gerekçe 01.02.2018 tarihinde 7078 sayılı kanunla Ceza Muhakemesi Kanunun 158. Maddesine eklenen, adına gerekçesinde belirtildiği nedenle “lekelenmeme hakkı” denilen 6. fıkraya yapılan atıfla

“gazete haberleri ve soruşturma dosyalarından alınan ifade beyanlarına yer verilerek kişisel kanaatlerine dayanan iddialar dışında soruşturma yapılmasını gerektirecek somut bilgi ve delili belirtilmediği”dir.

 

Söz konusu fıkrayı nakledelim:

“(6) İhbar ve şikâyet konusu fiilin suç oluşturmadığının HERHANGİ BİR ARAŞTIRMA YAPILMASINI GEREKTİRMEKSİZİN AÇIKÇA ANLAŞILMASI veya İHBAR VE ŞİKÂYETİN SOYUT VE GENEL NİTELİKTE OLMASI durumunda soruşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilir. Bu durumda şikâyet edilen kişiye şüpheli sıfatı verilemez. Soruşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar, varsa ihbarda bulunana veya şikâyetçiye bildirilir ve bu karara karşı 173 üncü maddedeki usule göre itiraz edilebilir. İtirazın kabulü hâlinde Cumhuriyet başsavcılığı soruşturma işlemlerini başlatır. Bu fıkra uyarınca yapılan işlemler ve verilen kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından görülebilir.”

 

  1. Burada savcılık makamının haber alma yollarından biri de basın yayın organları olup basit suç şüphesinin varlığı halinde savcılık derhal soruşturma başlatmalıdır. Şimdi somutlayalım:

Dilekçemizde bildirdiğimiz, hatta linklerini verdiğimiz, arama motorlarında rahatlıkla videoları bulanabilecek dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ve ekte sunulan, vermeye fırsat bulamadığımız Milli Eğitim Bakanlarının açıklamalarının neresi soyuttur. Ne tarafları inkâr etmiştir söylediklerini ne de montaj, kurgu olduğu iddia edilmiştir.

 

  1. Dilekçemizi tekrar etmek istemiyoruz ancak Ali Demir’in başkan olduğu yıllarda oluşan onca delil bile savcılarımızı harekete geçirememiş ve bu somut iddialar, hata yaptık dercesine 15 Temmuz’dan sonra mı anlaşılmıştır. O zaman ortaya çıkanlar soyut mudur, ya da o dönemde koruma altında olmayan lekelenmeme hakkı, yasal koruma olmaksızın Ali Demir hakkında uygulanmıştır da şimdi mi hata olduğu ortaya çıkmıştır.

Pekiyi bizim hukuk ilkelerimizden biri değil midir, “geç gelen adalet, adalet değildir.” Onca hakkı yenen gençlerimizin hesabını, soruşturma açmayan hangi savcı nasıl verebilecektir. Açıklamalarıyla basit suç şüphesinin bile ortada olmadığı konusunda bir anlamda savcılık makamına “güven” veren, haklarında suç ihbarında bulunduğumuz diğer şüpheliler milyonlarca hakkı yenen insanın vebalini nasıl üzerlerinde taşıyacaklardır. Bu açıklamalarından hangi biri soyuttur, yalandır ve de ihbarda bulunan siyasi parti başkanlığının kendi kanaatidir.

 

  1. Ceza Usulümüzde bilindiği üzere kovuşturma mecburiyeti ilkesi vardır ve soruşturma mecburiyeti bu ilkenin üç alt ilkesinden biridir. Araştırma mecburiyeti adı altında CMK 160/1’de düzenlenmiştir. ‘Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar’ şeklinde düzenlenmiştir.

Olguya dayalı basit bir izlenim dahi soruşturmayı başlatmayı zorunlu kılar. (Ali Parlar, Ahmet Çetin, Ceza Muhakemesi hukukunda Soruşturma Evresi ve Uygulaması). Bunca somut şüphe varken basit şüphe bile olmadığı iddiasıyla değil kovuşturma, soruşturmama açma kararı siyasi iktidarın bir parçası olan bu kişilerin hiç değilse toplum nezdinde “aklanması” yönünde bir araştırma yapması savcılık makamının bağımsızlığının bir sonucu değil midir? Ancak savcılık, savcılığın kamu davası açmada CMK 170’te düzenlenen takdir yetkisini kullanma aşamasına bile gelememiştir. Bunca şüphe oluşturan açıklamayı HERHANGİ BİR ARAŞTIRMA YAPILMASINI GEREKTİRMEKSİZİN AÇIKÇA ANLAmıştır.

 

  1. Siyasi iktidarın, Lekelenmeme Hakkını, masum vatandaşlar, asılsız ihbarlar için değil kendi iktidarını korumak için çıkardığı, adaletimizin de bunun etkisi altında mı kaldığını aklımıza getirmek bile istemiyoruz. Zira ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin açığa çıkarılmasıdır.

“Maddi gerçek bugüne dayanılarak dünün öğrenilmesidir. Dün hakkındaki şüphe deliller sayesinde yenilecek ve yerini kanaat alacaktır. Maddi gerçek budur.” (Nurullah Kunter, Muhakeme Hukuku Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku)

 

  1. Bu nedenle itirazımızın kabul edilerek soruşturmanın derhal başlatılması yönünde karar verilmesini arz ve talep ederiz. Zira bu talebimiz CMK 158 uyarınca savcılık görevinin kamusallığı gereği araştırma yapmak ve işin gerçeğini araştırmak zorundadır. Bu öğrenme şekli medyadan, günlük hayatta şahit olduğu veya görevini icra ederken öğrenme şeklinde meydana gelebilir (Feridun Yenisey, Uygulanan ve Olması gereken Ceza Muhakemesi Hukuku Hazırlık Soruşturması ve Polis).

 

SONUÇ VE İSTEM: İtirazımızın kabulü ile soruşturma açılmasına karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz. 14.02.2020

VEKİLLERİ

Av. Metin Bayyar            Av. Sait Kıran             Av. Azime Ayça Okur             Av. Doğan Erkan