Sinemacı Sırrı’yı kutsama yarışı sürüyor…

Saygıdeğer Arkadaşlarım;
Tanık olduğumuz gibi, sinemacı Sırrı Süreyya’nın hastane sürecinde ve sonrasındaki cenaze töreninde sermaye partilerinin tamamı, neredeyse bir Zafer Partisi, Ümit Özdağ’ın liderliğindeki parti hariç, birbirleriyle yarışa girdiler; methiye düzmek için bu sinemacı vatandaşa.
Yine hatırlanacağı gibi, Özgür Özel de o tören çıkışında bir kuduzlaşmış canavar tarafından tokatlı saldırıya uğradı. Kalem efendisi, muhalifi oynayan Alaycı Kuşlar Medyası “yumruk” falan, diyor. Yumruk değil tokat, Hafızlar! Öyle planlanmış ki keşke yumruk atsaydı. Yumruk, fizikçe acıtır, tahribat yapar ama manevi olarak öyle bir tahribat yapmaz. Tokatsa fizik tahribat yapmaz ama manen aşağılar, onurunu kırar, madara eder karşısındakini. Yani şu mesaj verilir; sen kavga edilmeye bile değer bir hasım değilsin, hadi yürü git! anlamında yani. Nitekim sporların en şövalyece olanına, boksa baktığımız zaman, açık elle vurmak faul sayılır, yasaktır.
Neyse, geçelim işin bu yönünü…
İmamın Oğlu Ekrem, Silivri’den 4 Mayıs 2025 tarihli tweetiyle bu konuya katılıyor. Dışarıda olsaydı sanıyoruz tüm takım taklavatıyla belki yüzlerce avanesiyle birlikte o da hastane önünde, Florence Nightingale önünde ve AKM’deki cenaze töreninde boy gösterecekti. Okuyalım tweetini;
“Silivri’deki hücremden, bir güzel adamın cenaze merasimini izledim bugün. Hep birlikte yan yana, omuz omuza saf tutmuşuz, Sırrı Süreyya Önder’i ebediyete uğurlarken.
“Her görüşten, her kimlikten milletimizin evlatları, yöneticileri ve siyasetçileri olarak gür bir sesle haykırdık hislerimizi yüce Allah’ın huzurunda: “İyi bilirdik”, “Haklarımız helal olsun”.
“Helalleşmek zor mu hayattayken? Birbirimizi anlamak, hissetmek, konuşabilmek… Neden bu kadar zorlaştı bu işler? Elbette aynı fikirde olmak şart değil. Biliriz ki farklılıklarımızla güzeliz, zenginiz. Anadolu irfanı ve hoşgörüsüdür güvencemiz. Artık yıkmalıyız bu önyargıları, konuşabilmeli, tartışabilmeli ve en önemlisi kucaklaşabilmeliyiz yaşarken.”
Evet, daha devam ediyor İmamın Oğlu Hafız. “Anadolu irfanı” dediği; 1924’te muhalif parti oluşumuna geçilince, anında Mustafa Kemal’i ve CHP’yi silip süpürecek Anadolu Halkının “irfanı”dır, bu İmamın Oğlu’nun övdüğü İrfan. 1930’da yine Serbest Fırka tecrübesine geçilince muhalif bir parti oluşturalım diye, yine bakıyor ki Mustafa Kemal, anında silip süpürecek. Onun üzerine kuruluşundan yedi ay sonra Mustafa Kemal’in ve silah arkadaşlarının baskısıyla kendi kendini feshetmek zorunda kalıyor bu muhalifi oynayan dinci parti. Ve 1946 seçiminde Demokrat Parti (DP), İsmet Paşa’yı, devletin açık müdahalesi olmasa, götürecek. 14 Mayıs 1950 seçiminde de hezimete uğratıyor Kuvayimilliye Komutanı, Mustafa Kemal’in silah arkadaşı İsmet Paşa’nın başında bulunduğu CHP’yi değil mi?
27 Mayıs Politik Devrimi sonrası birkaç yılı saymazsak, bir daha da iktidar yüzü göstermiyor İnönü’nün başında bulunduğu CHP’ye. Ecevit’e de bir iki dönem, kısa dönem iktidar yüzü gösteriyor.
Altı bin yıllık Tefeci-Bezirgân Sermaye yatağıdır Anadolu. Tarikatlar, cemaatler, din dogmaları beyin çürümesine uğratmıştır halkımızı. Bu bakımdan böyle bir irfandan söz etmek ancak dincilerin, gericilerin söylemi olabilir.
Bu İmamın Oğlu; “Hepimiz kucaklaşmalı, helalleşmeli, tokalaşmalıyız”, diyor. Aynen Özgür Özel’in; “yumuşayalım”, “normalleşelim” dediği gibi. Görüyoruz hepsi aynı havada bunların ve Tayyip bunlara nasıl normalleşileceğinin dersini veriyor ama bunlarda onu anlayacak, halkımızın deyişiyle, kafa yok, zihin yok, anlayış yok, bilgi yok, bilinç yok, çap yok.
Bu İmamın Oğlu’nu Silivri’de tutmakla, aslında ABD Emperyalist Haydudu, bedence yolculuk aşamasına gelmiş olan Tayyip sonrasında iktidara adayını hazırlıyor. Orada tutarak kahramanlaştırıyor bu has adayını, adamını. Hatırlanacağı gibi Golani denen vatan satıcı, ABD ajanlığı açık, net, namussuz, Laik Beşşar Esad İktidarını, BAAS İktidarını; Amerika, Siyonist İsrail ve Türkiye’nin saldırıları, Amerikancı Burjuva Kürt Devletinin saldırıları sonucunda yıkılır yıkılmaz ilk koşup kutlamak isteyenlerin en ön safındaydı değil mi İmamın Oğlu Ekrem?
Çünkü hepsi devşirilmiş, karanlık arka planları, ortak paydaları aynı: Amerikan uşaklığı. Ama Tayyip blokaja aldı; dur bakalım, Beşşar Esad’ın Laik İktidarının çökertilmesinde biz büyük rol oynadık, onu kutlama sırası da öncelikle bize düşer, dedi.
Ve bu İmamın Oğlu Ekrem, Nagehan Alçı adlı bir paçavrayı Karadeniz turunda uçağına alabiliyor, birlikte pozlar verebiliyor. Bu Nagehan Alçı ki, yıllarca FETÖ’nün safında Kuvayimilliyecilere yani Türk Ordusu’nun Mustafa Kemalci Geleneğini savunan subaylarına ve üniversitedeki bilim insanlarımıza ve gazetecilere yaptığı saldırıda yan yanaydı FETÖ’yle, onun yargısıyla, savcılarıyla, yargıçlarıyla.
Ve ne demişti o zamanlar?
“Subay eşleri maarif takvimine soyunsunlar”, demişti.
Bu kadar alçaklaşmış, namussuzlaşmış, paçavralaşmış, insanlıktan çıkmış bir yaratıktı bu Nagehan Alçı.
Şimdi ne yapıyor?
Türkiye’de bulunan Yunanistan Diplomatıyla yan yana iş tutuyor değil mi?
Onun karşında soyunmakla kalmıyor, onun altına da yatıyor. Görüntüleri, iğrenç görüntüleri, medyada dolaşıyor. İşte bu Nagehan’ı yanına alarak Karadeniz turuna çıktı İmamın Oğlu Ekrem. İşte uçaktaki görüntüsü.
Beraberler, yan yanalar. Yani aynı yolun yolcuları bunlar. Bunlarda Kuvayimilliye’ye, Türk’e, Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne dair en ufak içtenlikli bir his bir duygu bir düşünce bulamazsınız.
ABD Emperyalist Haydudu ne yapacak?
Bedence tükenişe uğramış olan Potamyalı Gürcü Tayyip’i ıskartaya çıkaracak ve çıkar arabasına Canilili İmamın Oğlu Ekrem’i koşacak.
İşte böylesine kahredici bir gerçekle yüz yüzeyiz. Ve biz, en kötüden sakınabilmek için biraz daha az kötü olan bu sefalete oy verdik ve bundan sonra da vermek durumunda kalıyoruz. İşte böylesine içler acısı bir duruma düşürülmüş durumdadır Türkiye.
Bugün bir dürüst, namuslu insan tweet atıyor yani 7 Mayıs 2025 tarihli. Bu insan, Hüseyin Aygün, Avukat. Bir dönem CHP Milletvekili de olmuştu. Ama sonradan herhalde fazla dürüst geldiği için milletvekilliği edemedi, CHP bir daha aday göstermedi. Tuncelilidir bildiğimiz gibi Hüseyin Aygün. Evet aynen şöyle diyor;
“Cenaze ve matem havası” ve AKP-MHP-PKK-MİT övgüleri sonrası Sırrı’ya dair birkaç söz: S.S. Önder Nurcu idi, -genç yaştaki hapishane dönemi hariç- sol veya sosyalizmle ilgisi yoktu. Said-i Nursi’nin görüşlerini övmüş birinden -sol ve sosyalizmi bırak- ilerici bir birey dahi çıkmaz.”
Evet, ben de söz etmiştim geçende, bu övgüsünü, Ülke TV adlı ergen Ortaçağcı meczupların yönettiği televizyona çıktığında, bir kez daha tekrarlamıştı. “Bediüzzaman” diyerek övgüler, güzellemeler, cilalamalar yapmıştı Said-i Nursi düzenbazına, meczubuna karşı.
Bu Said-i Nursi’nin nasıl bir sahtekâr, nasıl bir düzenci, hilekâr olduğunu merhum namuslu ilahiyatçımız Zekeriya Beyaz buna ait yazdığı bir kitapta açık, somut, net belgeleriyle ortaya koyar. Bütün tarikat şeyhleri gibi bu Said-i Nursi denen düzenbaz da bir yalancı, bir halk düşmanı, bir meczup, bir afyon tüccarı. Buna övgüler düzecek kadar küçülen bir insandan, demokrat bir aydın bile olmaz.
“Nitekim ‘ben bu Cumhuriyet’in ne hıyrını görmüşüm’ lafı, onun dinciliğinin ya da Nurculuğu’nun en veciz ifadesidir. (Cumhuriyet elbette eleştirilebilir, eleştirilmelidir -mesela sermaye yönlü ekonomisi ve ‘tekçiliği’- ama onu daha ileriye götürmek için, ‘Saidler’in çizgisine çekmek için değil).”
Bizde eleştiriyoruz bildiğimiz gibi Cumhuriyet’i.
Mustafa Kemal, Birinci İnönü Savaşı öncesinde Kazım Karabekir’e yazdığı bir mektupta, daha önce de aktarmıştım bu mektubu, “Bolşevik olalım, dünyada bu işin öncülüğünü yapalım”, diyor derhal. Ve Mustafa Kemal’in yanı başındaki Hüsrev Gerede, aynı şekilde yazdığı bir mektupta o da; “Bolşevik olalım”, önerisinde bulunuyor. Ama Kazım Karabekir meczup bir dinci, tam bir Ortaçağcı. Mustafa Kemal düşmanı ama Mustafa Kemal’in bir askeri deha olduğunu bildiği için onun komutası altına giriyor ve Kuvayimilliye’de yan yana savaş veriyorlar, İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan maskeli Yunan’a karşı, Ermeni’ye karşı. Ama daha önce yine aktardım, Mustafa Kemal’in adının anılması bile sinirlerini altüst ediyor Kazım Karabekir’in. O, bir şeriat düzeni taraftarı. O blokaja alıyor Mustafa Kemal’i; şu anda kış diyor, baharı bir bekleyelim, ondan sonra davranışa geçeriz, diyor. O arada Birinci İnönü zaferi kazanılıyor. Mustafa Kemal anlıyor ki, Sovyetler’in net, açık bir desteği olmadan da biz Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştırabiliriz. Ondan sonra inancı olan burjuva dünya görüşünü egemen kılmak için Bolşevik olmaktan vazgeçiyor. Yani sosyalist, komünist olmaktan vazgeçiyor, belgesiyle, kanıtıyla bunu ortaya koyduk daha önce.
Yani Birinci Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mız bir Burjuva İhtilalidir, Burjuva Devrimidir. Ama oradaki siyasi kurtuluşu, biz sosyal kurtuluşla taçlandırmanın mücadelesini veriyoruz. Yani bir Halk İktidarıyla yani sömürüyü ortadan kaldıracak bir iktidarla taçlandırmanın mücadelesini veriyoruz. Devrimci Demokratik Halk İktidarını kurmak istiyoruz.
Ama şimdi siyasi kurtuluşumuz bile tehlikeye düşmüş durumda. BOP çerçevesinde ülkemiz aynen Irak, Libya, Suriye gibi parçalanmak üzere ve oraya götürülüyor. Ve Sırrı Süreyya süreci bir kez daha gösterdi ki, Meclisteki sermaye partilerinin alayı BOP’çu. Kimi açık, kimi gizli, kimi doğrudan, kimi dolaylı ama hepsi aynı yolun yolcusu, çünkü ortak paydaları aynı.
Ve biz Cumhuriyeti yine eleştiriyoruz; sola soluk aldırmadı diye değil mi?
Evet, Kuvayimilliye’nin destanını yazan Nazım Hikmet gibi, dünyanın en önde gelen bir iki şairinden biri olan Nazım’ı 1938’den 1950’ye kadar hiçbir suç kanıtı olmadan, sadece komünist inancından dolayı zindanda tutuyor bu Cumhuriyet. 17 yaşında Yörük Ali Efe’nin Çetesi’nde Kuvayimilliye’ye katılan ve savaştaki başarısından dolayı Köyceğiz Askeri Komutanlığına kadar yükselen Hikmet Kıvılcımlı’yı 22,5 yıl zindanda tutuyor, sadece komünist inancından dolayı.
Ne diyor Kıvılcımlıyı yargılayan Askeri Mahkemenin Askeri Savcısı?
“Dr. Hikmet için suç kanıtı arayacak kadar saafdil değilim”, diyor.
Yani bunlar ömür boyu içeride olmalılar, diyor. İşte bizi de yıllarca işkencelerde tuttular, işkencelerden geçirdiler bu inancımızdan dolayı. İnsanlık dışı işkencelere uğradık biz de.
Yine dün yıldönümünü andığımız Denizler’i, sadece komünist inancından dolayı Yoldaşlarıyla birlikte idam ettiler, astılar Yoldaşlarımızı.
Yani maalesef Türk Ordusu, Komünizmle Mücadele Derneği gibi çalıştı biz devrimcilere karşı.
Oysa “vatanı sevmenin ustasıyız” biz, Ahmet Arif’in, yiğit şairimizin dediği gibi. Sadece biz komünistleriz vatanı en içten, en bilinçli, en kararlı şekilde seven.
Ne diyor önderimiz Hikmet Kıvılcımlı?
“Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense ölmek yeğdir”, diyor.
Tüm burjuva siyasetçileri satar vatanı. Onlar kişicil ün, poz, makam ve küp doldurma derdindedir çünkü. Oysa komünistler hiç bunlara önem vermez, metelik vermez bunlara. Onların derdi; vatandır, halktır.
Devam ediyor Hüseyin Aygün;
“Sırrı’ya yakıştırılan ‘barışın sözcüsü’ deyimindeki ‘barış’, ‘AKP-MHP barışı’ idi (Bu barışın hapisteki ortağı olan Öcalan, ‘Kürt sorunu 1990’larda çözülmüştü, kültürel haklar dahi istemiyoruz’ demiştir).
“Böyle bir barışın içinde ne emekçiler, ne Türkler, ne Kürtler vardı. Bahçeli-Saray-Apo-MİT üçgenindeki bu ‘barış’ın Erdoğan’ın siyasi ömrünü uzatmak gibi bir amacı vardı (Sırrı bunun epeyce farkındaydı da).
“Hem Arınç’ın, hem Bahçeli’nin, hem Erdoğan’ın, hem İstanbul valisinin ardından ağıt yaktığı bir kişi, nasıl ‘solcu’ oluyor?
“Üstelik hapishaneler CHP’li başkanlarla, 20’lik kalp hastası Esila dahil yüzlerce üniversite öğrencisi ile dolu iken? Ve Sırrı’nın cenazesinde CHP genel başkanının ağzı burnu dağıtılırken?
“Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT), bugüne kadar hiç ölen bir solcunun ardından ağıt yakmış mıdır mesela?
“Gezi’deki rastlantısal -ve geçici- varlığı, esprileri, mizahi ve insani/sanatsal yeteneği, Sırrı Süreyya’nın İslamcılarla özdeşleşen politik görüşlerini unutturmamalıdır.
“Ruhu şad olsun ama Sırrı’nın siyasi mirası bize değil; Erdoğan ve Bahçeli’ye aittir.”
Evet, daha önce de söyledik; barışçılığı, hoşgörülüğü de tamamen sinemacılığı gibi, artistliği gibi, bir rolden ibaretti.
Enver Aysever’le telefondaki görüşmesini, Enver Aysever’e yaptığı galiz, insanlık dışı küfürlerini, hakaretlerini ve tehditlerini aşağıda göreceğimiz. Enver Aysever’in şu şikâyet dilekçesinde, okuyunca siz de bunu, netçe göreceksiniz.
“Dilekçe:
“b. Şüpheli hakkında ‘Postacı Sırrı Demokrat değil mi?’ diyerek bir twit paylaşmış bunun üzerine kısa bir süre sonra müvekkilimin kullandığı cep telefonunu arayarak;
“- senin g.tünü s.kerim
“- aileni ananı, karını, bacını, sülaleni s.kerim
“- sen kimsin? Bundan sonra napıyorum göreceksin
“- ayağını denk al, örgütü yığarım oraya
“Gibi daha birçok sinkaflı ve tehdit içeren sözler sarfettiği halde, müvekkilim ısrarla tehdit etme, küfretme diyerek konuşmayı sonlandırmıştır.”
Bir de ne diyor burada sinemacı Sırrı?
“Örgütü gönderirim televizyonunun önüne görürsün gününü”, diyor.
Yani delikanlılığın, mertliğin zerresi yok. PKK’yi gönderecek Enver Aysever’in çalıştığı televizyonun önüne de onlar Enver Aysever’e ayar verecek.
Oysa biz ne deriz hep; biz Alfa Kurt’uz bütün kavgalarda en önde, yiğitçe, mertçe biz hesaplaşırız.
İşte durumlar böyle…
Demek ki, bizim şu sözümüz son derece açık bir gerçeği ifade ediyor; Meclisteki bu 600 Milletvekilinin bir elin parmakları kadarı dışarıda kalmak yani hariç olmak kaydıyla tamamı Amerikan devşirmesidir, Amerikan kuklasıdır, Amerikan hizmetkârıdır. Bunların tamamının ortak paydası: Amerikancılıktır, Amerikanseviciliğidir, NATO’seviciliğidir.
İşte böylesine karanlık günlerden geçiyoruz. Bütün mesele halkımızın bu gerçekleri görmesi, anlamasındadır.
Kalın sağlıcakla…
07 Mayıs 2025