Sahte CD’ler yaratan Tayyipgiller hakkında suç duyurusu >>> 21.01.2013

23.01.2013
218
A+
A-

Partimiz tarafından; Recep Tayyip Erdoğan (TC Başbakanı), Egemen Bağış (Devlet Bakanı), İhsan Arslan (22. Dönem Diyarbakır AKP Milletvekili), Ramazan Akyürek (Dönemin Em. Müd. İstihbarat Daire Başkanı), Ali Fuat Yılmazer (Dönemin Em. Müd. İstihbarat Şube Müdürü), İskender Pala (Ordudan atılmış Binbaşı) ve Bakanlar Kurulu Üyeleri hakkında; Orhan AYKUT’un yayımlanan itirafları üzerine Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma, Bilişim Sistemine Girme, Sistemi Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme ve Değiştirme, Görevi Kötüye Kullanma, İftira, Suç Uydurma, Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi, Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etmek ve Bunlar Üzerinde Sahtecilik Yapmak, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken
Bilgilerin Açıklanması suçlarını işledikleri gerekçesiyle 21 Ocak günü Ankara Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

Ankara Adliyesi önünde İl Başkanımız Av. Sait Kıran tarafından yapılan basın
açıklamasından sonra Parti Avukatlarımız tarafından suç duyurusu Savcılığa sunulmuştur.

 

Ankara’dan Kurtuluş Partililer

Suç Duyurusu Dilekçesi:  Word indirmek için TIKLAYINIZ

 

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

 

 

 

SUÇ DUYURUSUNDA

 

BULUNAN……………….: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

 

                                               Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

 

V E K İ L L E R İ……….: Av. Metin Bayyar, Av. Sait Kıran, Av. Doğan Erkan

 

                                              Sezenler Cad. No: 4/15 Sıhhiye/ANKARA

 

Ş Ü P H E L İ L E R……..:  1- Recep Tayyip Erdoğan (TC Başbakanı)

 

                                               2- Egemen Bağış (Devlet Bakanı)

 

                                               3- İhsan Arslan (22. Dönem Diyarbakır AKP Milletvekili)

 

                                               4- Ramazan Akyürek (Dönemin Em. Müd. İstihbarat Daire Başkanı)

 

                                               5- Ali Fuat Yılmazer (Dönemin Em. Müd. İstihbarat Şube Müdürü)

 

                                               6- İskender Pala (Ordudan atılmış Binbaşı)

 

                                               7- Bakanlar Kurulu Üyeleri

 

S U Ç………………..……: Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma (TCK m. 220), Bilişim Sistemine

 

Girme (TCK m. 243), Sistemi Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme ve Değiştirme (TCK m. 244), Görevi Kötüye Kullanma (TCK m. 257), İftira (TCK m. 267), Suç Uydurma (TCK m. 271), Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi (TCK m. 279), Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etmek ve Bunlar Üzerinde Sahtecilik Yapmak (TCK m. 326), Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgilerin Açıklanması (TCK m. 329, 330).

 

S U Ç   T A R İ H İ……….: 2007 yılı ve sonrası.

 

ŞİKAYETLERİMİZ……..: I- Bilindiği gibi yargılaması İstanbul Özel Yetkili 10. Ağır Ceza  Mahkemesinde yapılan “Balyoz” davasında yargılanan ve 250’si tutuklu 365 sanıktan 330’u hakkında 20 yıldan 18 ve 16 yıla kadar hapis cezaları verilmiştir.

 

Bu dava, 2003 yılında 1. Ordu’da darbe planı hazırlandığı iddiasıyla sanal, imzasız ihbar mektuplarıyla başlatılan operasyonlar sonucunda açılmıştı. Ülkemizin aydınları, akademisyenleri, yazarçizerleri, emekli/muvazzaf subayları tutuklanarak yıllardır cezaevinde tutulmaktadırlar. Bu acılara dayanamayan bazıları ise intihar etmiştir.

 

Yargılama aşamasında sanıklar vekili meslektaşlarımız; Balyoz davasının sonradan üretilen dijital verilere dayandırıldığını, üretilen bu “belge”lerin sahteliklerini somut maddi delillerle kanıtladıkları halde, ne yazık ki mahkeme;  hukuki hiçbir değeri bulunmayan sanal ihbar mektuplarını, her türlü pis suça bulaşmış, kardeşini satacak kader rezilleşmiş gizli tanıkların, PKK itirafçılarının ifadeleri ciddiye alarak yüzlerce insan hakkında mahkûmiyet hükmü vermiştir.

 

Mahkemece yıllar sonra savunma avukatlarına verilen 11 ve 17 numaralı CD’ler üzerinde ilkin Amerikalı Bilişim Uzmanlarına yaptırılan inceleme ile bu CD’lerin sahte olduğuna dair net bulgular ortaya kondu. Daha sonra aynı CD’ler üzerinde yapılan ikinci bir Bilirkişi incelemesi sonunda Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından bir rapor düzenlendi ve bu rapora göre;

 

* “1. Toplam 80 adet dosyanın CD’lerin hazırlanma tarihinden sonraki yıllarda kullanıma sunulan programlarla hazırlandığı veya CD’lerin hazırlandığı tarihlerde bulunmayan olanakları içerdiği anlaşılmaktadır.

 

* “2. 11. ve 17. CD’ler ancak 2007 yılı içerisinde ya da daha sonra, geçmiş tarihli olarak hazırlanmış olabilir, daha önceden hazırlanmış olmaları mümkün değildir.

 

* “3. 11. ve 17. CD imajlarına ilişkin olarak bu CD’lerin içerisinde yer alan dosya tarih bilgileri değiştirilemez gerçek bilgi olarak kesin delil niteliğinde değerlendirilemez.

 

* “4. Basitçe sistem saatini ileri-geri alarak her hangi bir dokümanın yaratılma, erişim ya da değiştirilme tarihleri kolaylıkla gerçek dışı olarak belirlenebilir.

 

* “5. Hash değeri sadece uygulandığı verinin değişip değişmediğini ortaya koyar, geçmişe yönelik, ne zaman değiştirildiği hakkında bilgi vermez. Üretildiği tarihten sonrasına yönelik kullanılabilir.” sonuçları elde edildiği halde, mahkemece bu somut maddi tespitlere itibar edilmeden sanıklar ağır cezalara mahkûm edilmiştir.

 

Öte yandan; yargılama devam ederken anılan davanın bir numaralı sanığı Çetin Doğan; “Balyoz Operasyonu”nun dayanağı yapılan 1. Ordu Komutanlığında 5-7 Mart 2003 tarihinde yapılan Plan Semineri ile ilgili maddi temeli çok güçlü olan önemli iddialar ileri sürmüştür:

 

“Anladığım kadarı ile benim Birinci Ordu Komutanlığı’ndan ayrılmamdan sonra, Karargah içerisinde aşama aşama detaylı araştırmalar yapılarak, Kozmik Büro’ya ve Muhabere Bilgi Sistemler Başkanlığı’nın (MEBS) sistemlerine girilmiş, öncelikle 05-07 Mart tarihlerinde icra edilen Ordu Plan Semineri kayıtları ve dokümanları, plan seminerinde jenerik bir senaryoya göre irdelediğimiz Egemen Planı dışarıya çıkartılarak, bir darbe izi taraması yapılmıştır.

 

“(…)

 

“Bütün bunları yazış nedenim, kozmik büroya esas girişin emir-komuta zinciri içerisinde yapıldığının, dışarıya çıkartılan doküman ve ses kayıtlarında bir darbe izinin bulunmamasının ardından dokümanların tekrar kozmik büroya sokulmadığının, imha edildiği söylenen belgelerin muhtemelen “iyi niyetle yukarılara” taşındığı varsayımının gerçekçi bir yaklaşım olduğunun ortaya konması içindir.

 

“Birinci Ordu Karargâhı’nda Ordu’nun kozmik bürosundan çok güvenilir ve yetkili bir “köstebeğin” bir veya birkaç evrakı dışarıya çıkarabileceği varsayımı, akla ve mantığa uygun gelebilir.

 

“Kaldı ki, bu “bavulun” içerisinde Birinci Ordu Karargâhı kozmik bürosunda bulunmayan, bulunmasına da olanak olmayan, (Ordu’nun kendi organik kuruluşunda olmayan) Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı unsurlarınca hazırlandığı ileri sürülen uydurma planlar da çıkmış durumda. Anlaşılan karacı subayımız(!) Birinci Ordu Karargâhı Kozmik Bürosundan çıktıktan sonra, Gölcük, Ankara, belki de Eskişehir’e kadar da uzanıvermiş ve kendisine kozmik bürolarda “özel ikramlarda” bulunulmuş!

 

“Evrakların “F Tipi Sahte Evrak ve Senaryo Üretim Merkezinden” yandaş medya aracılığı ile değil, çok daha önceden ve doğrudan iletildiğine ilişkin ciddi kuşkular da bulunmaktadır. Savcılarımızın bir kısım sanıklar için hazırladığı ifade tutanaklarının altında görev yeri olarak halen bulundukları makamlar değil, 2006-2008 döneminde bulundukları makam ve yerlerin isimleri yazılmıştır. Bundan doğal olarak çıkarılacak sonuç; ilgili ve yetkililerin inceleme ve soruşturmalarının 2006 tarihine kadar uzandığıdır. Bu, aynı zamanda, özel yetkili savcılarımızın önlerine konan belgelerin bir kopyasının istenen “zamanda” kamuoyu yaratmak ve belirli kurumları etkilemek için yandaş medyaya sunulduğunu da göstermektedir.” (Çetin Doğan’ın Basın’a gönderdiği mektup.)

 

diyerek Ordu Plan Semineri ile “Balyoz Darbe Planı” arasındaki çelişkileri, benzemezlikleri, tutarsızlıkları deşifre etmiştir. Yine operasyona konu olan “05-07 Mart tarihlerinde icra edilen Ordu Plan Semineri kayıtları” ile “dokümanların” dışarıya çıkartıldığını, kozmik bürolarda saklanan bu kayıt ve dokümanların ancak ve ancak bir “emir komuta zinciri içinde” dışarıya çıkartılmasının mümkün olabileceğini iddia etmiştir. Ancak maddi gerçeğin ortaya çıkması bakımından, Çetin Doğan Paşa’nın yukarıdaki tespitlerinin hiçbiri hakkında inceleme yapılmadan kendisine 20 yıl hapis cezası verilmiştir.

 

II- ORHAN AYKUT’UN GAZETECİLERE YAPTIĞI İTİRAFLARLA YUKARIDAKİ İDDİALAR DOĞRULANMIŞ ve BALYOZ DAVASINDA KULLANILAN CDLERİN KİMLER TARAFINDAN, NASIL ÜRETİLDİĞİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

 

Orhan Aykut; (kendi beyanına göre) İstanbul Fatih’te ticaretle uğraşırken şüphelilerden AKP milletvekili İhsan Arslan’la tanışmış ve en yakınında bulunmuştur. Daha sonra aralarında anlaşmazlık çıkmış ve 03 Ocak 2008 tarihinde düzenlenen “Matkap Operasyonu” ile gözaltına alınmıştır. İstanbul Özel Yetkili 14. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak, milletvekilleri İhsan Arslan ve Abdullah Veli Seyda’nın da aralarında bulunduğu müşteki beyanları ile 5 yıl hapse mahkûm edilmiş ve 4 Ekim 2012 tarihine kadar cezaevinde yatarak aynı gün Metris Cezaevinden tahliye olmuştur.

 

Orhan Aykut; (yine kendi beyanına göre) “Balyoz Operasyonu”nun omurgası olan 1. Ordu Komutanlığında 2003 Mart ayında yapılan Plan Semineri’ne ait belgelerin, 2007 yılında dönemin AKP milletvekili İhsan Arslan’a İstanbul Mövenpick Otel’inde teslim edildiğini, belgelerin Ankara’ya götürüldüğünü ve belgeler üzerinde değişiklikler yapılarak Taraf Gazetesi muhabirine verildiğini, yine Ergenekon-Poyrazköy kazılarında bulunduğu iddia edilen silah ve mühimmatların şüphelilerden İhsan Arslan’ın talimatıyla gömüldüğünü Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı ihbarda açıklamıştır. Savcılar Ercan Başaran ve Metin Arda’ya verdiği iki ayrı ifadede bu beyanlarını tekrarlamıştır.

 

Ancak her ne hikmetse Balyoz davasındaki isimsiz ihbar mektuplarını ciddiye alıp operasyon düzenleyen Savcılar bu açık ihbarlar karşısında ifade almakla yetinmişler o kadar… Tabiî daha ile gitme cesaretini kendilerinde bulamamış da olabilirler.

 

O. Aykut, tahliye olduktan sonra Savcılığa verdiği ihbarları yineleyerek gazetecilerle yaptığı röportajda itiraflarda bulunmuştur. Aydınlık Gazetesi’nde 16 Ocak 2013 tarihinde yayımlanmaya başlanan yazı dizisinde şu bilgileri öğrenmiş bulunuyoruz:

 

“4 Ekim 2012 tarihinde Metris Cezaevi’nden tahliye olan Orhan Aykut, 2007 yılında dönemin AKP Milletvekili İhsan Arslan’la birlikte yer aldığı buluşmayı şöyle anlattı:

 

“Aydınlık – Balyoz belgeleri nereden geldi?

 

“Orhan Aykut – Mahkemede anlattım. Uzun saçlı eski bir binbaşı…

 

“Aydınlık – Sınıfını biliyor musunuz?

 

“O. A. – Denizci.

 

“‘İhsan Arslan’la beraber aldık’

 

“Aydınlık – Denizci bir binbaşı, uzun saçlı.

 

“O. A. – Evet. Bir de ABD’li bir senatörle birlikte Mövenpick Oteli’ne getirdiler. O sırada Egemen Bağış da oradaydı. Fakat Egemen Bağış’ın haberi var mı, yok mu bilmiyorum. Biz o belgeleri aldık.

 

“Aydınlık – Egemen Bağış da otelde miydi?

 

“O. A. – Evet oteldeydi. İhsan Arslan’la beraber oturuyordu.

 

“Aydınlık – Aldık derken kaç kişiydiniz?

 

“O. A. – Benimle birlikte İhsan Arslan aldık. Bir de onun koruması, şöförü vardı.

 

“Aydınlık – İsimleri ne onların?

 

“O. A. – Korumanın, polis olanın ismi Ramazan’dı. Soyismini hatırlamıyorum. Şöförü de tam hatırlamıyorum.

 

“‘Ankara Dikmen’deki ofisine götürdük’

 

“Aydınlık – Nasıl belgelerdi bunlar?

 

“O. A. – Bir valizin içindeydi. Büyük bir valiz. Çünkü biz Ankara’ya giderken, beraber gittik, aynı arabada gittik. İhsan Arslan yolda sık sık Ramazan Akyürek’i arıyorlardı. “Bunlar bize çok lazım” diyordu. Biz Dikmen’e gittiğimiz zaman Ramazan Akyürek de geldi. Onlar belgeleri aldılar, 5’inci kata gittiler. Zaten 5’inci katta yaklaşık 50-60 kişi çalışıyorduk.

 

“Aydınlık – Ne yapıyordunuz?

 

“O. A. – Sahte bir şeyler yapıyorduk. Zaten iddianameler orada hazırlandı.

 

‘İçinde belgeler vardı’

 

“Aydınlık – Bavulu açtınız mı?

 

“O. A. – Açtık.

 

“Aydınlık – Ne vardı içinde?

 

“O. A. – Belgeler vardı, CD’ler vardı.

 

“‘Belgeler 2009’da piyasaya sürüldü’

 

“Aydınlık – Balyoz belgeleri götürüldü, sonra ne oldu?

 

“O. A. – Orada ayarlandı, 2009 tarihinde de piyasaya sürüldü.

 

Aydınlık – O zaman sizin bahsettiğinize göre şöyle bir şey mi anlamamız lazım: İhsan Arslan başkan olsun. Altlarında Akyürekler, Ali Fuat Yılmazer… Onun altında, hükümet kanadında bir AKP ekibi var, bakanlarla vs. ilişki içerisinde. Bir tarafta siz ve sizin gibi bazı kişiler, onlarla beraber çalışıyor. İskender Palalar da bu organizasyonunun içerisinde. Bunlar belge üretiyorlar ve Türkiye’de komplolar düzenliyorlar. Böyle mi anlamamız gerekiyor?

 

“O. A. – Aynen öyle.

 

“Aydınlık – Bu biraz basit oldu ama.

 

“O. A. – Hayır, aynen anlattığınız gibidir.

 

“‘Belgeleri getiren İskender Pala’ydı’

 

“Aydınlık – ‘Uzun saçlı binbaşı’ dediniz. Emekli mi?

 

“O. A. – Emekli değil. İrticadan dolayı ordudan atılmış.

 

“Aydınlık – Adı ne?

 

“O. A. – Adını bilmiyorum.

 

“Aydınlık – Tanıyor musunuz?

 

“O. A. – Tanıyorum.

 

“Aydınlık – Nereden tanıyorsunuz?

 

“O. A. – Sonradan tanıdım.

 

“Aydınlık – Nasıl tanıdınız?

 

“O. A. – İhsan Arslan’ın ekibine dahil oldu, ondan sonra tanıdım.

 

“Aydınlık – Fotoğrafını görseniz budur diyebiliyor musunuz?

 

“O. A. – Tabii tanırım. Ezbere konuşmuyorum.

 

“Aydınlık – Aydınlık Gazetesi, bu kişi için “İskender Pala” dedi.

 

“O. A. – Aynen öyle. Doğrudur.

 

“Aydınlık – Öyleyse İskender Pala, ABD’li bir senatörle, 2007 tarihinin Ekim ayında İstanbul Levent’teki Mövenpick Oteli’ne geldiler, bir bavul dolusu, içerisinde belgelerin, kağıtların, CD’lerin olduğu bavulu size ve İhsan Arslan’a beraber teslim ettiler.

 

“O. A. – Aynen öyle.

 

“Aydınlık – Bu işi de ordudan atılma, denizci İskender Pala yaptı.

 

“O. A. – Evet.

 

“Aydınlık – Bunu İskender Pala kabul etmiyor ama.

 

“O. A. – Tabi kabul etmez. Adam bir suç işlemiş, burada bir çete var. Büyük bir çete. Kabul eder mi?

 

“Aydınlık – Siz kabul ediyorsunuz ama.

 

“O. A. – Ben adam gibi adamım. Kabul ederim.

 

“Aydınlık – İskender Pala başka işlere karıştı mı?

 

“O. A. – Onu görmedim.” (Aydınlık, 16/01/2013)

 

Bu beyanlardan da görüldüğü üzere; “Balyoz Davası”nda mahkûmiyete kanıt olarak gösterilen belgeler bizzat şüphelilerden İskender Pala tarafından ordudan çıkartılmış ve diğer şüpheli İhsan Arslan’a teslim edilmiştir. İhsan Arslan da diğer şüpheli Ramazan Akyürek’le birlikte Dikmen’deki örgüt karargâhının 5. Katında çalışan 50-60 kişi ile belgeler üzerinde değişiklikler yaptırmıştır. Yeniden oluşturulan bu belge ve CD’ler yine İskender Pala tarafından gazeteci Mehmet Baransu’ya teslim edilmiştir.

 

Değiştirilen, (sonradan oluşturulan) belgelerin teslim edildiği gazeteci Mehmet Baransu’nun Askeri Savcılıkta verdiği; “Muhbir bana emekli olduğundan bahsetti. 2003 yılında görevliymiş. 2006-2007 gibi emekli olduğunu tahmin ettim. Tıraşı ve görünümü emekli olmuş bir kişiye benziyordu. Saçları uzundu.” şeklindeki ifadesi ile Orhan Aykut’un yukarıda alıntılanan beyanları birbirini doğrulamaktadır.

 

Dolayısıyla, yukarıda belirtilen gerek Amerikalı Bilişim Uzmanlarının gerekse Yıldız Teknik Üniversitesi Bilirkişilerinin verdiği raporlardaki; “CD’lerin ancak 2007 yılı içerisinde ya da daha sonra, geçmiş tarihli olarak hazırlanmış olabilir, daha önceden hazırlanmış olmaları mümkün değildir.” tespiti ile Çetin Doğan Paşa’nın; “Evrakların “F Tipi Sahte Evrak ve Senaryo Üretim Merkezinden” yandaş medya aracılığı ile değil, çok daha önceden ve doğrudan iletildiğine ilişkin ciddi kuşkular da bulunmaktadır.” şeklindeki iddiaları bu görgü tanığının beyanlarıyla kanıtlanmış bulunmaktadır.

 

III- ORHAN AYKUT’UN İTİRAFLARINA GÖRE, ERGENEKON-POYRAZKÖY KAZILARINDA ÇIKAN SİLAHLARI DA İHSAN ARSLAN LİDERLİĞİNDEKİ YASADIŞI ÖRGÜT KISA BİR SÜRE ÖNCE GÖMMÜŞ VE OPERASYON ANINDA DA ELLERİYLE KOYMUŞ GİBİ BULMUŞLARDIR.

 

Orhan Aykut, Poyrazköy kazıları öncesi yaptığı tanıklığı da şöyle anlatıyor:

 

“Silah gömülmesi işinde Arslan, Akyürek ve Yılmazer var.

 

Ergenekon ve Poyrazköy soruşturmalarında gündeme gelen gömülü mühimmatlar konusunda da Aykut’un çarpıcı açıklamaları oldu. Aykut, gömülü mühimmatlar ve silahlar konusunda şu açıklamaları yaptı:

 

“‘2005’te başladılar’

 

“Orhan Aykut- Delil yok ya, silah gömdüler, sahte belgeler yapıldı, sahte deliller üretildi. Hepsi yapıldı.

 

“Aydınlık – Nereye gömüldü bu silahlar?

 

“O. A.- Türkiye’nin 81 iline de gömüldü. Kafasını kaldıran, bu silahlarla irtibatlandırılıyordu.

 

“Aydınlık- Nasıl yani? Kaç yılında gömdüler, kimler yaptı bu işi?

 

“O. A.2005’ten sonra başladılar gömmeye. Örneğin Zir Vadisi’ndeki silahları bizzat Ankara İstihbaratı gömmüştür. İhsan Arslan’ın şeyinde oldu. O krokiler vs. hepsi İhsan Arslan’ın ofisinde üretilmiş, sahte.

 

“Aydınlık- Başka nerelerde gömüldü bu silahlar?

 

“O. A.- İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de. Daha başka yerlerde. Bu silahların çoğu çıkarılmamıştır zaten. Yani onların yaptığı operasyonların çoğu başarısız. Öyle görüyorlar. Şu anda başarısız.

 

“Aydınlık- Sözünü ettiğiniz silahlar, Ergenekon kapsamında yapılan aramalarda bulunan silahlar mı?

 

“O. A.- Evet.

 

“Aydınlık- Poyrazköy’de de var.

 

“O. A.- Evet. Poyrazköy de var. Örneğin Bedrettin Dalan’ı diskalifiye etmek, okullarını kapatmak için onun toprağına da gömdüler.

 

“Aydınlık- Poyrazköy’deki silahları kim gömdü?

 

“O. A.- Kendileri gömmüş. İhsan Arslan’ın yanında en az bin kişi çalışıyor.

 

“‘Akyürek, Yılmazer var’

 

“Aydınlık- Kim bu bin kişi? Yani görevleri açısından soruyoruz.

 

“O. A.- Bunların içinde savcısı da, hakimi de, polisi de, doktoru da var. Bunlar büyük bir yapı.

 

“Aydınlık- Mesela hangi savcı onlarla birlikte hareket ediyor? Hangi savcı, hakim, polisler bu yapının mensubu?

 

“O. A.- İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek. Ali Fuat Yılmazer, İstihbarat Şube Müdürü. Bunların emrinde kaç bin tane polis var… Kaç tane muhbir var…

 

“Aydınlık- Siz bu silah gömülme işlemlerine hiç tanıklık ettiniz mi?

 

“O. A.- Tanıklık şu şekilde. Adam Manisa’dan yüklüyordu silahları, getiriyor, gömüyordu.

 

“Aydınlık- Nasıl oluyor?

 

“O. A.- Örneğin biz otelde oturuyorduk, belgeler geliyordu. Burada bu kadar gömülmüş, şurada şu kadar gömülmüş vs.

 

“Aydınlık- Kayıt altına mı alınıyordu?

 

“O. A.- Evet kayıt altına alınıyordu.

 

“Aydınlık- Manisa dediniz. Niye Manisa?

 

“O. A.- Bilmiyorum.

 

“Aydınlık- Manisa’da bir yer mi var?

 

“O. A.- Askeriyenin bir yerinden geliyordu bunlar.” (Aydınlık, 16.01.2013)

 

Bu anlatılanlara sıradan bir insanın hayalhanesinden ürettiği senaryolar/dedikodular olarak bakılamaz. Bu anlatılanlar, yer, gün, kişi ve olayları mantıki bir bütünlük içinde ortaya koyan, bir zamanlar bu örgüt içinde yer almış, kendisine verilen görevleri yerine getirmiş bir kişinin itiraflarıdır.

 

Öyle ki, bu kişi; şüpheli İhsan Arslan tarafından diğer şüpheli Ramazan Akyürek’le tanıştırılınca kendisine istihbarattan, “terör uzmanı” göreviyle kimlik verildiğini, kendi adının, fotoğrafının yer aldığı ve “Her türlü silah taşıyabilir, arama yapılmaz” ibaresinin yazılı olduğu bu kimlikle TBMM dahil her yere girip çıktığını, verilen bu kimlik bilgilerinin Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı kayıtlarında bulunduğunu da iddia etmektedir.

 

Görüldüğü gibi, tüm şüpheliler hiyerarşik bir yapı içinde devamlılık arz eden fiilleriyle Ergenekon ve Balyoz davalarının sahte, sanal delillerini oluşturmuşlardır. Bu sahte deliller nedeniyle yüzlerce yurtsever, antiemperyalist, Mustafa Kemalci subay Balyoz davasından onlarca yıl hapse mahkûm edilmişlerdir. Ergenekon Davası’ndan yargılanan ve aynı nitelikteki yüzlerce asker sivil aydının da yıllardır süren tutukluluklarının yanında önümüzdeki günlerde verilecek kararlarla benzer cezalara çarptırılacakları aşikârdır.

 

IV- BU OPERASYONLARIN BAŞLADIĞI İLK GÜNDEN İTİBAREN PARTİMİZİN “BUNLAR BİR CIA OPERASYONUDUR, ÜLKEMİZDEKİ İLERİCİ, YURTSEVER, ANTİEMPERYALİST, MUSTAFA KEMALCİ AYDIN VE ASKERLERİN TASFİYE EDİLMESİDİR” ŞEKLİNDE YAPTIĞI TESPİT ORHAN AYKUT’UN İFADELERİ İLE BİR KEZ DAHA DOĞRULANMIŞTIR.

 

Orhan Aykut; gazetecilerle yaptığı röportajda, yapılan bu operasyonlarla ilgili kendisine bilgi verildiğinde; “Ağabey bu şekilde olur mu? Nasıl böyle bir operasyon yapıyorsunuz? Adamın suçu yok.” dediğinde, şüpheli Ramazan Akyürek’in kendisine; “Eskiden kızlar türbanıyla üniversiteye giderse okuldan atılıyordu. Biz bunlardan intikam almak zorundayız. Türkiye’yi değiştireceğiz. Biz Amerika’nın gücünü arkamıza aldık. Bunu yapacağız. Ulusalcıları ve Atatürkçüleri diskalifiye edeceğiz.” diye cevap verdiğini ifade etmektedir.

 

Görüldüğü gibi, “Amerika’nın gücünü arka”sına alan siyasi iktidar, Emniyet içindeki yandaş kadrolarıyla birlikte, kendisine muhalif kesimleri susturmak için bu operasyonları kotarmıştır. Susturmak istedikleri kesimlerin hemen tamamı, AB-D (ABD ve AB) Emperyalizminin Yeni Sevr dayatmasına karşı çıkan, ülkenin Tam Bağımsızlığını savunan, AB-D Emperyalizminin ekonomik, askercil ve siyasi politikalarına karşı, ülkemizin Ulusal çıkarlarını öne alan, bağımsızlıkçı ve yurtsever alternatifler sunan asker ve aydınlardır. Dolayısıyla plan CIA tarafından hazırlanmış ve ülkemizdeki işbirlikçileri tarafından uygulamaya konulmuştur.

 

V- AB-D EMPERYALİZMİNİN TÜRK ORDUSUNU BİTİRME PLANLARI WİKİLEAKS BELGELERİNDE YAYIMLANMIŞTIR.

 

AB-D Emperyalizmi, Büyük Ortadoğu Projesi’nde (BOP) eşbaşkanlık görevi verdiği şüphelilerden Tayyip Erdoğan’ın önünü açmak için her türlü planı yapmıştır. BOP ise dünyanın 1000 parçalı eyalet devletçikler halinde yönetilmesi amacıyla, Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilmesini, bu arada Türkiye’nin de en az üçe bölünmesini amaçlamaktadır. Bu haritayı NATO dergilerinde yayımlamışlar, NATO’nun okullarında ders olarak okutmuşlardır.

 

Bu planın karşısında duran kişi, kurum, örgüt, devlet vb. herkes birer birer tasfiye edilmektedir. Saddam’ın, Kaddafi’nin öldürülmesi, Suriye’ye yönelik Haçlı seferleri hep bu planın sorunsuz uygulanması içindir.

 

Wikileaks Belgelerinden öğrendiğimize göre; dönemin ABD Büyükelçisi Robert Pearson, 6 Haziran 2003 tarihinde gönderdiği kriptoda şöyle demektedir:

 

“… (Türk generaller) AKP’den seçilmiş Tayyip Erdoğan’ın davranışlarından büyük rahatsızlık duymaktadır. Erdoğan güçlü bir müttefikimizdir. Generallerin bu tutumu Amerikan menfaatlerinin korunması açısından engelleyicidir. Orgeneral Özkök’ün sadakatli duruşu sahiplenilmelidir.

 

“Muhalif generaller, Orgeneral Hilmi Özkök’ün çizgisine itiraz etmektedirler. Erdoğan kendisine desteğin devamı halinde ABD’nin bir müttefiki olarak Ortadoğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demiryolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt etmektedir. Ancak, Türk ordusundaki üst rütbeli subaylar tarafından sürekli engellenmek istenmekteyiz.

 

“Amerikan menfaatlerine karşı çıkan Org. Aytaç Yalman, Org. Şener Eruygur, Org. Çetin Doğan, Org. Hurşit Tolon, Org. Fevzi Türkeri, Org. Tuncer Kılınç, Org. Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün talimatlarına uymadıkları gibi her an muhtıra verebilirler. Bu bakımdan değerlendirildiğinde güçlü bir medya grubunun oluşturulmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konu Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşılmış olup gereğinin değerlendirileceği hakkında olumlu değerlendirmelerin yapıldığı ve yapılacağı teyidi alınmıştır.” (Bkz. Sızıntı: Wikileaks’te Ünlü Türkler” Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu, Kırmızıkedi Yayınları – 2012, Sf: 178)

 

Yine bilindiği gibi Wikileaks Belgelerinde; Avrupa Birliği’nin Aralık 2004’te Türkiye ile müzakerelere başlanması kararını almadan önce Başbakan Tayyip Erdoğan’dan Ege’deki operasyonları askıya almalarını istediği, Erdoğan’ın o tarihteki AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Dışişleri Bakanı Bernard Bot’a; “Ordu benim kontrolümde olmadığı için uçuşları durduramıyorum” dediği de yayımlandı.

 

Görüldüğü gibi ABD Büyükelçisi, Ordu’daki kendilerine yakın Hilmi Özkök gibi yandaşlarından memnuniyetini, antiemperyalist subaylardan ise rahatsızlığını açıkça dile getiriyor. Ordu’nun tasfiye edilerek Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önünün açılması için de CIA tarafından organize edilen Ergenekon, Balyoz davaları, kaset operasyonları uygulamaya konuluyor. Nitekim denetim aldıkları Ordu’yu Libya’daki katliamda kullandılar, Afganistan’da kullanmaktalar, Suriye’de de kullanmaya devam ediyorlar. Oysa geçmişte, AB-D Emperyalizmin 1. Körfez Savaşı’nda Türk Ordusu’nu kullanamadılar. Zamanın Genelkurmay Başkanı onurlu bir duruş sergileyerek, Turgut Özal’ın emperyalist emellerine rest çekmiş ve istifasını vererek oyunu bozmuştu.

 

Özetçe, bu Ergenekon, Balyoz, Oda TV vb. davalar müvekkil partinin yayınlarında görüp gösterdiği gibi, bir Kontrgerilla Operasyonlarıdır. NATO üyesi tüm ülkelerde değişik isimlerle gizli örgütlenen (Gladyo, Süper NATO vb.) Kontrgerilla yapılanması bu davaların zeminini oluşturmaktadır. Bir başka anlatımla bizzat bu operasyonları yapan ve bu davaların açılmasını sağlayan örgütlenmenin kendisi gizli ve derin bir örgütlenmedir. Nitekim, Orhan Aykut’un yukarıdaki “Bunların içinde savcısı da, hakimi de, polisi de, doktoru da var. Bunlar büyük bir yapı.” beyanlarında da bu durum açıkça görülmektedir. Bu derin örgütlenme Emniyetin bir kesimini ele geçirmiş durumdadır. Yine yargı içinde de önemli mevziler elde etmiş durumdalar. Bu nedenle de anılan davalarda keyfi bir şekilde hukukun en temel hükümleri uygulanmamaktadır. Sanıkların lehine olan deliller toplanmadığı gibi, savunma hakkı dahi tanımadan yüzlerce insan ağır hapis cezalarına çarptırılmıştır.

 

Bize göre CIA’nın bu planları yapmasının nedeni Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızla uygulanmaz kıldığımız Sevr’in hortlatılmasıdır. Ülkemizin en az üç parçaya bölünmek istenmesidir. Yine Ermenilerin “Soykırım”ın 100 yılında ülkemizde toprak talebinde bulunmaya hazırlandıklarını basından öğreniyoruz. Ayrıca yukarıdaki alıntıda da görüldüğü gibi; “(…) kendisine desteğin devamı halinde ABD’nin bir müttefiki olarak Ortadoğu ve Irak dahil olmak üzere Türk hava sahasını, kara ve demiryolları ile Mersin ve İskenderun limanlarını kullanımımıza açacağını taahhüt eden” şüpheli Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlık ya da Cumhurbaşkanlığı koltuğunda daha fazla kalmasını sağlamak için de bu operasyonların yapılması gerekmiştir.

 

Bütün bu saldırılara karşı çıkmak, bırakalım hukukçu olmayı ekmeğini yediğimiz, suyunu içtiğimiz, havasını teneffüs ettiğimiz bu vatana karşı olan yurttaşlık görevimizdir. Müvekkil Parti de topluma karşı duyduğu sorumluluğun bir gereği olarak işbu suç duyurusunda bulunmaktadır.

 

V- HUKUK NORMLARI OBJEKTİF VE GENELDİR. KİŞİDEN KİŞİYE YA DA OLAYDAN OLAYA FARKLI UYGULANAMAZ. BİR BAŞKA ANLATIMLA HUKUKTA ÇİFTE STANDART OLMAZ.

 

Bilindiği gibi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/3633 Basın Soruşturma No.lu ve 2013/1778 Karar No.lu dosyasında yürütülen ve tarafımızdan yapılan suç duyurusuna takipsizlik kararı verilmiştir. Dönemin ABD Büyükelçisi Eric Edelman tarafından Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na rapor edilen ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İsviçre bankalarında 8 ayrı hesabının bulunduğu bilgisi Wikileaks belgelerinde yayımlanınca, tarafımızdan suç duyurusunda bulunulmuş ve Başbakan’ın İsviçre Bankalarında sekiz ayrı hesabının bulunup bulunmadığının, bulunmakta ise bu hesapları kimler tarafından açtırıldığının İsviçre Devletinden sorulması istenmişti.

 

Yine Wikileaks belgelerinde; ülkemizdeki siyasi iktidarın çeşitli yolsuzluklarından da örnekler verilmiş ve “bu yolsuzluklar nedeniyle istifa eden bir bakandan” söz edilmişti. Bunun üzerine dönemin Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, “bu Bakan benim” diyerek açıklama yapmış ve devamında; “İktidar zenginlerinin varlıkları yasallaştığı ve servetleri açığa çıktığı zaman TÜSİAD üyeleri onların yanında orta sınıfa dönecektir. Bu servetler ortaya çıkmadı. Orada burada saklanan var. Başka ülkelerde yatırımlar var.” diye önemli iddialarda bulunmuştu. Bunun üzerine biz de Abdüllatif Şener’in tanık sıfatıyla dinlenerek Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlık nüfuzunu kullanarak elde ettiği haksız servetin kaynağı araştırılarak hakkında yukarıda değindiğimiz KAMU DAVASININ açılmasını talep etmiştik.

 

Ancak Savcılık tarafından; “Wikileaks belgelerinin bir dedikodudan ibaret olduğu, altında ıslak imza bulunmayan belgenin delil değeri taşımayacağı” gerekçeleriyle takipsizlik kararı verilmiştir. Eğer bu gerekçeler doğruysa o zaman Ergenekon, Balyoz vb. davalar da çökmüştür. Zira yukarıdan beri anlatıldığı gibi, bu davalardaki hiçbir belgenin altında ıslak imza olmadığı gibi, davalara dayanak yapılan dijital belgelerin sonradan üretilen sahte CD’ler olduğu teknik verilerle kanıtlanmış ve bizzat bu belge üretim merkezinde görev alan Orhan Aykut’un ifadeleri ile de inkâr edilemez hale gelmiştir.

 

Öyleyse, eğer hukukun üstünlüğünü gerçek anlamda savunuyor ve uyguluyorsak, yıllardır tutuklu bulunan, bir kısmına da onlarca yıl ceza verilen Ergenekon, Balyoz davası sanıklarının derhal serbest bırakılması gerekmektedir. Ama bu davaların bizzat CIA tarafından planlanan bir senaryo gereğince açıldığı artık iyice kanıtlanmış olduğundan, iktidarda da CIA’nın suç ortakları bulunduğundan kısa vadede böylesi bir hukuki anlayışın ortaya çıkmasını mümkün göremiyoruz.

 

Fakat yine de yukarıda soruşturma numarası yazılı bu dosyanın işbu şikâyet dilekçemizle ilgili soruşturma dosyası içine delil olarak celbini talep ediyoruz.

 

VI- CUMHURİYET SAVCILARINI HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE UYGUN DAVRANMAYA, MADDİ GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARMAYA ÇAĞIRIYORUZ.

 

Ceza Yargılamasının en temel ilkesi MADDİ GERÇEĞE ulaşmaktadır. Balyoz davasında sanıklar ve vekilleri meslektaşlarımız ısrarla ve önemle bu davanın sonradan üretilmiş sahte delillere dayandırıldığını iddia etmişler ve yukarıda da belirttiğimiz iki ayrı bilirkişi raporu ile kanıtlamışlardır. Ancak soruşturma aşamasında maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, ŞÜPHELİNİN LEHİNE ve aleyhine olan DELİLLERİ TOPLAYARAK MUHAFAZA ALTINA ALMAKLA ve ŞÜPHELİNİN HAKLARINI KORUMAKLA YÜKÜMLÜ olan Cumhuriyet Savcısı, bu görevini yerine getirmediği gibi, kovuşturma aşamasında Mahkeme de aynı hukuk dışı keyfi tavrını sürdürmüştür.

 

Oysa Orhan Aykut’un bu son itirafları ile birlikte artık “mızrak çuvala sığmaz” hale gelmiştir. Ergenekon ve Balyoz davalarının kotarılması için hazırlanan sahte belgelerin yaratılmasında bizzat görev almış bu kişinin son beyanları ile bu davalar iyice çökmüş bulunmaktadır.

 

Esasında Orhan Aykut’un gazetelerde çıkan itirafları C. Savcılıklarınca ihbar kabul edilerek re’sen soruşturma açılması gerekmektedir. Ancak ülkemizde siyasi iktidar özellikle 12 Eylül 2010’da yapılan Anayasa Değişikliği Referandumu ile birlikte yargı bağımsızlığını tamamen ortadan kaldırdığından Savcılık makamından böylesi girişimleri bekleyemiyoruz ne yazık ki…

 

Bu nedenle işbu suç duyurusunun yapılması zorunluluğu doğmuştur.

 

SONUÇ ve İSTEM…: Yukarıda ayrıntılıca açıklandığı üzere;

 

Öncelikle şüpheli İhsan Arslan liderliğindeki bu suç örgütü ve failleri hakkında gazetecilere ayrıntılı bilgi veren Orhan Aykut tanık sıfatıyla dinlenerek, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı ihbarın dosyası ve bu savcılıkta verdiği ifadeler de getirtilerek;

 

Hiyerarşik bir yapıda, emir komuta zinciri içinde kozmik odalara girip, buralardaki belge ve kayıtları dışarı çıkartan, tahrip eden ve değiştiren, “2003 yılında darbe yapılacaktı” senaryosuna sözde delil olsun diye CIA’nın tezgâhladığı Ergenekon Operasyonu tarihine yakın tarihli gazetelere sardıkları silahları, değişik bölgelere gömen, bu yasadışı suç örgütünü kuran, yöneten ve tüm bunları bildiği halde engel olmayan tam tersine siyasi ikbal ve kariyerleri için teşvik eden şüpheliler hakkında; eylemlerine uyan Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma, Bilişim Sistemine Girme, Sistemi Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme ve Değiştirme, Görevi Kötüye Kullanma, İftira, Suç Uydurma, Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi, Devletin Güvenliğine İlişkin Belgeleri Tahrip Etmek ve Bunlar Üzerinde Sahtecilik Yapmak, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgilerin Açıklanması suçlarından soruşturma yapılıp cezalandırılmaları için kamu davası açılmasını müvekkil parti adına arz ve talep ederiz. 21.01.2013

 

Suç Duyurusunda Bulunan Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

 

V  e  k  i  l  l  e  r  i

 

 

 

Av. Metin BAYYAR                  Av. Sait KIRAN                    Av. Doğan ERKAN