Partimiz, 17-25 Aralık Operasyonuna ilişkin bir kez daha suç duyurusunda bulundu!

08.09.2021
39
A+
A-

AKP’giller’in Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Erdoğan Bayraktar, 17-25 Aralık Operasyonuna yönelik olarak geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda itiraflarda bulunmuş ve “Benim dosyamda ne varsa, hem tapeler doğrudur hem teknik takip doğrudur hem de benim telefon konuşmalarım A’dan Z’ye kadar doğrudur. Benim dosyamda hırsızlık yok, görevi kötüye kullanma var. ‘Reis’, Sayın Cumhurbaşkanım beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı” demişti.

Bu itirafın üzerine Partimiz Dört Eski Bakan; Egemen Bağış, Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Suç duyurumuzu Savcılar yine görmezden geldiler, tabiri caizse ölü taklidi yaptılar. Ama 17-25 Aralık Soruşturma Komisyonu’nun CHP’li üyesi, AKP eski yöneticisi ve Bakanları bu konuya ilişkin çeşitli açıklamalar yaptılar. Yapılan açıklamaların hepsi de Erdoğan Bayraktar’ın açıklamalarını ve 17-25 Aralık tapelerini bir kez daha doğrular nitelikteydi.

Bayraktar’ın itiraflarına sessiz kalmadığımız gibi, son açıklamalara da sessiz kalamazdık. Halkımıza olan sorumluluğumuz ve görev bilincimizle bir kez daha suç duyurusunda bulunduk. Harekete geçmeyen Savcılara bir kez daha seslendik. Tüm bu olaylar karşısında harekete geçmeyen savcıların isimleri, Tarihin kara kaplı defterine yazılacak, ama Partimiz ve Halkçı Hukukçular ise Tarihe altın harflerle yazılacak.

Bu suç duyurumuzda; AKP’giller’in Kaçak Saraylı Reisi ve Dört Eski Bakan Egemen Bağış, Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar hakkında, “Suç İşlemek İçin Örgüt Kurmak”, “Zimmet”, “İrtikâp”, “Görevi Kötüye Kullanma” ve “Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi” suçlarını işlediklerini belirterek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduk.

Suç duyurumuz sonrası Genel Sekreter Yardımcımız Av. Tacettin Çolak Yoldaş’ın yaptığı açıklama aşağıdadır:

***

17-25 Aralık Operasyonun kapatılmasına karşı Halkın Kurtuluş Partisi olarak mücadelemiz devam ediyor. Biz suç duyurusunda bulunuyoruz, Savcılar hâlâ sessiz kalmaktalar. Oysa o dönemde tapelere takılan vurgunun devasa boyutlarda olduğu da siyasiler tarafından, hatta bizzat AKP’de siyaset yapanlar tarafından da açıklanmaktadır. Son günlerde televizyonların ana gündemleri de bu olmuştur.

Örneğin, Ayhan Sefer Üstün en büyük rantın imardan kaynaklandığı şeklinde belediyelerdeki imar yetkisinin de merkeze alınarak böyle bir vurgun vurulduğunu söylemiştir geçtiğimiz günlerde. Ertuğrul Günay yine İstanbul’da rant lobisinin tasallut ettiği şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Yine AKP’nin Programını yazan Abdullatif Şener geçtiğimiz aylarda sadece İstanbul’dan vurulan imar rantının 3 trilyon dolar olduğu şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Kaldı ki İstanbul’un değişik yerlerinde Parababalarına, Zorlu Holding gibi, Ağaoğlu gibi Parababalarına farklı bölgelere kanunsuzca imar planlarına aykırı ve projeye aykırı inşaat yapmalarına seyirci kalınarak onlardan da komisyon alındığı şeklinde yaygın haberler ortaya çıkmaktadır.

Bunlar da zaten 17-25 Aralık tapelerinde bulunmaktadır. Bunlardan daha önemlisi Erdoğan Bayraktar’ın o dönem istifa ederken, “Madem ben istifa ediyorum. Ben bütün emri Reis’imden aldım. Onun da toplumu rahatlatması için istifa etmesi gerekir” dedikten sonra Saray’da dövüldüğüne dair Erdal Aksünger’in de iddiaları olmuştur televizyonlarda.

Bütün bunlar araştırmayı gerektiren, kapatılmaması gereken, keyfilikler, kanunsuzluklardır. Ve ortada kriminal, örgütlü bir yapının bulunduğunu göstermektedir. Bütün ifadeler birbiriyle bütünlüklü değerlendirildiğinde bu sonuç çıkmaktadır. Dolayısıyla Halkın Kurtuluş Partisi her zaman olduğu gibi bu kanunsuzlukların peşinde mücadele etmeyi sürdürmektedir. Bir kez daha başta Tayyip Erdoğan olmak üzere 17-25 Aralık’ın şüphelileri dört Bakan hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.

8 Eylül 2021

HKP Genel Merkezi

Suç Duyurusu Dilekçesini aynen yayımlıyoruz:

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

SUÇ İHBARINDA

BULUNAN                           :HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI

                                     Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

 

VEKİLLERİ                        :Av. Metin BAYYAR – Av. Ayhan ERKAN – Av. Ali Serdar ÇINGI

  Av. Tacettin ÇOLAK – Av. Sait KIRAN – Av. Azime Ayça OKUR

  Av. Halil AĞIRGÖL – Av. Pınar AKBİNA – Av. Doğan ERKAN

Halit Ziya Bulvarı No: 33 Kat: 2/203 Konak/İZMİR

 

ŞÜPHELİLER                     : 1. Recep Tayyip ERDOĞAN

  1. Egemen BAĞIŞ
  2. Muammer GÜLER
  3. Zafer ÇAĞLAYAN
  4.                      Erdoğan BAYRAKTAR

 

SUÇLAR                             : 1- Suç işlemek için Örgüt Kurmak (TCK 220. Md.)

2- Zimmet (TCK 247. Md.)

3- İrtikâp (TCK 250. Md.)

4- Görevi Kötüye Kullanma (TCK 257. Md.)

5- Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi ( TCK 279/1 Md.)

 

AÇIKLAMALAR              :

 

  • Müvekkil parti adına, 17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarıyla ilgili olarak yukarıdaki şüpheliler hakkında bugüne kadar tam dört ayrı başvuru yapılmıştır.

 

Bu başvurular; 2014/120653, 2014/111868, 2015-78079 soruşturma numaralı başvurularla birlikte, henüz soruşturma numarası tarafımıza bildirilmeyen 31.08.2021 tarihli suç duyurularıdır. Başvurularımız CMK m. 160’da tanımlanan Cumhuriyet Savcılarının görevleri hiçe sayılarak takipsiz bırakılmaktadır.

 

 

Bu takipsizlik kararlarında (açıkça yazılmasa da): “17/25 Aralık operasyonlarını yapan polis ve yargı mensupları suçludur ve bu nedenle de “Fetö Kumpası” olan bu dosyaların kapatılması gerekir” mantığı ile hukuk ayaklar altına alınmıştır. Zira operasyonlardaki teknik takipler, Tape kayıtları, bu kayıtlardaki rüşvet ve yolsuzluk diyaloglarının hiçbirinin sahteliği kanıtlanamamıştır. Hepsinin doğruluğu sonradan bizzat şüpheli bakanların itiraflarıyla bir kez daha kanıtlanmıştır. Dolayısıyla operasyonu yapanların suçlu olmaları, operasyon konusu suçları ve bu suçların faillerini ortadan kaldıramaz. Tersini savunmak Ceza Hukukunun temel ilkelerine takla attırmak olur. Dolayısıyla da görevi kötüye kullanma suçunun kapsamına gireceği çok açıktır.

 

  • Şüphelilerden Erdoğan Bayraktar’ın basında çıkan itirafları sonrasında 17/25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet operasyonları, bu operasyonun faili bakanlar, meclis araştırma komisyonunda yapılan görüşmeler, bu bakanların yüce divana gönderilmemesine yönelik Tayyip Erdoğan tarafından komisyona, komisyon başkanına yapılan gayrı meşru müdahaleler ve bu müdahalelerin muhatapları tarafından ortaya konulan somut anlatımlar da yeniden toplumun gündemine girmiştir.

 

  • Özellikle Erdoğan Bayraktar’ın operasyon döneminde; “Ben ne yaptıysam liderimin talimatıyla yaptım, tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum. Ancak bu milleti rahatlatmak için başbakanının da istifa etmesi lazım” sözünden sonra, Tayyip Erdoğan’ın tehdit ve baskılarına maruz kaldığına ve hatta dövüldüğüne dair ciddi iddialar gündeme gelmeye başlamıştır.

Halk TV’de Gökmen Karadağ’ın sunduğu Açıkça programında, o dönemde Soruşturma Komisyonu üyesi olan İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in açıklamaları şöyledir:

“Bütün talimatlar yukarıdan geliyordu. Erdoğan’dan geliyordu. Bu sürecin içinde bir sürü insan vebalin altında kalacak. Yeri geldiği zaman bir gün herhangi mecliste veya eğer herhangi bir Cumhuriyet Başsavcısı ‘gelin şu yaşadıklarınızı anlatın derse, anlatmaktan tereddüt duymam’, Hakkı Köylü’nün kendi yaşayabileceği bazı korkuları vardı. Zaten ne kadar doğrudur bilmiyorum, Saray’da Erdoğan Bayraktar’ı dövdürdükleri ayyuka çıktı. Kulislerde Sarayda darp edildiğine veya baskı kurulduğuna dair iddialar vardı. Bunlar iddia, doğrudur değildir bilemem. Bu iddiaları söyleyen insanlar da ciddi insanlardı. Bu memlekette yaşanıyorsa bu pislikler Erdoğan’dan habersiz kimse yapamaz. Erdoğan Bayraktar’a o talimatı verenin kim olduğu belli olduğu için onu yüce divana göndermeyeceklerdi.”

https://www.youtube.com/watch?v=SL3_GgSwk84

 

Bu sözlerin sahibi sıradan birisi değil. O dönemde Ana muhalefet Partisi adına Soruşturma Komisyonunda görev alan bir milletvekilidir. Beyanlarının ciddiye alınması gerekir. Kaldı ki; Erdal Aksünger’in bu sözlerinin şüpheli Erdoğan Bayraktar’ın gazeteci Altan Sancar’la yaptığı röportajda sarf ettiği; “döverler beni öldürürler beni bilmem ne yaparlar.” sözüyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Birbiriyle örtüşen bu konuşmalardan ortada vahim bir durumun olduğu görülmektedir. Tamamen mafyatik yöntemlerle suçların üstünün örtülmesi kabul edilemez. Siyasi parti yöneticilerinin, hele hele iktidar partisinin bu tür yöntemleri kullanması açıkça suçtur. Partilerin fonksiyonu; yazılı sözlü propaganda yapan barışçıl eylemler yapan örgütlerdir. Ama Bayraktar; “döverler, öldürürler beni” diyerek kriminal bir suç örgütünü tarif ediyor. Dolayısıyla bu olayın kanıtlanması için Erdal Aksünger ve onun TV’de ifade ettiği “bu iddiaları söyleyen ciddi insanlar” kimse onların da ortaya çıkartılması gerekmektedir.

 

 

  • 17/25 Aralık 2013 vurgun, rant, rüşvet ve yolsuzluk operasyonuna konu olan olaylara geçmeden önce, bir dönem AKP Genel Başkan Yardımcılığı ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olan Ayhan Sefer Üstün de şunları söylemektedir, geçtiğimiz günlerde Halk TV’de Can Coşkun’un sunduğu Haber Masası programında;

“Bu sürecin baştan sona takibinde bizler de vardık. Sayın Erdoğan’ın talimatıyla bu komisyon kuruldu. Bu bakanlar Sayın Başbakana (Davutoğlu’na) geldiler;

Tamam da biz buradayız da falan bakan niye burada yok diye gözdağı vermeye başladılar. Aslında sayın Cumhurbaşkanı da bu görüşteyken biraz önce ifade ettiğim üstü kapalı tehditleri o gece gidip Sayın Erdoğan’a da ifade ettiler. Yani biz  buradaysak şu bakan niye burada değil dediler. Hatta bir adım daha öteye gittiler. Dediler ki; tamam da burada asıl hedef biz değil sizlersiniz. Bu işin ucu gelip size de dokunur diye söylediler. İşte son gece sayın cumhurbaşkanının fikir değiştirmesi bu örtülü tehditlerden kaynaklanmıştır. Neden bu işlerin üzerine gidilmiyor. Bir suç ortaklığı mı var? En sıkı ortaklığın suç ortaklığı olduğu söylenir.

“En büyük yolsuzluk, rant imardan gelir. Belediyelerdeki imar değişikliği yetkilerinin bir kısmı merkeze alındı. Siz bir bölgeyi, bir adayı 5 kattan 25 kata çıkarabilirsiniz. O dönemde bu olaylar yaşanmıştı. Tapelere takılan bu olaylardır.

“Grup başkanvekilleri soruşturma komisyonu üyeleri grupta bir toplantı yaptı. Bu toplantıdan dört bakanın da yüce divana gönderme kararı aldılar. Kararlarını Davutoğlu’na açıkladılar. Biz otuz yıllık savcılık yaptık kimse bize telkinde bulunamaz diye sözler söylediler. Ancak gecenin ilerleyen saatlerinde bahsi geçen bakanlar cumhurbaşkanına çıktılar bu tehditleri ona da yaptılar. Ne değiştiyse o gece geç saatlerde değişti. Toplantının olacağı gün saat 11’de komisyon başkanı Beştepeye çağrıldı, evet böyle bir karar aldık ama bu arkadaşları yüce divana göndermeyeceğiz dendi.

“Komisyonda karar toplantısı yapılacaktı. Ama karar toplantısını dosyada eksikler var diye bir hafta sonraya toplantıyı ertelediler. O bir hafta içinde gerçek dışı gerekçelerle AKP tabanını komisyon üyelerini ikna etmeye başladılar.”

https://www.youtube.com/watch?v=6z4ZUY-WhjY

 

  • Ayhan Sefer Üstün’ün “en büyük yolsuzluk, rant imardan gelir” sözünü doğrulayan ve 17/25 Aralık Operasyonlarındaki tapelere takılan vurgun ve rüşvetler söyle ortaya çıkmıştır.

Zorlu Holding; 2007 yılında büyük paralara aldığı Zincirlikuyu İETT Garajına yaptığı dört ayrı kuleyi mimari projeye aykırı olarak yapmaya başlamış. Projeye göre en arkadaki kule 100 metre olacakken hepsi 100 metre yapılmış. Böylece diğer kulelerde 25 metre ile 15 metre arasında hırsızlık yapılmış, ama bu inşaatlara kimse dokunmuyor.

Normalde yeşil alan, yaşlı merkezi ve sığınakların olması gerekirken, kod tamamen aşağıya indirilerek, buralar dükkâna dönüştürülüyor ve ortaya büyük bir AVM çıkartıyorlar. Yaşlı merkezi ise otel yapılıyor. Ortaya da İstanbul’un bağrına saplanmış dört tane hançer çıkıyor.

Zorlu Holding’in bu usulsüzlükleri yapmasına ilkin izin veriliyor, bu ucube yapılar ortaya çıkınca da Erdoğan Bayraktar’ın görevlendirdiği bürokratlar, yapılan imara aykırılıkları tek tek tespit edip önce göz yumdukları usulsüzlükleri inşaat sahibinin önüne koyuyorlar. Zorlu Holding’in hazineye 500 milyon dolar vermesi gerekir deniyor. Zorlu; yaptığı kulislerde tabiat varlıkları kurulunda, çevre bakanlığında yol alamayınca 23 Eylül 2013’de Tayyip Erdoğan’la görüşüyor. Önüne Bürokratlarca hazırlanan raporlar ve fatura konuluyor.

Böylece Zorlu Holding’in imar planı ve diğer projelere aykırı olarak yaptığı kulelerde 86 bin metrekare fazla kapalı alan oluşturulmasına devlet izin vermiş oluyor. Bu rüşvet ilişkileri de 17/25 Aralık operasyonundaki tape kayıtlarına girmiş durumda.

Zorlu Holding ise verdiği rüşvetin fersah fersah üstünde vurgunu vurmuş durumda. Örneğin; buradaki 70 metre karelik 2 artı 1 daireler 900 bin ya da 1 milyon dolara satılıyor. Bazı büyük dairelerin fiyatı ise 175 milyon doları buluyor. Ayrıca dükkana çevirilen kapalı alanlardan da milyarlarca dolarlık rantı Zorlu Grubuna aktarıyorlar, kendi komisyonlarının karşılığında…

 

  • Yine Ali Ağaoğlu’nun Maslak 1453 ve Bakırköy 46 projelerinde İmar yolsuzluğu, fazla kat yapma, orman arazisine taşma gibi usulsüzlüklerine göz yumuluyor. Ağaoğlu; Bakırköy 46’da fazla kat çıkıyor. Maslak 1453’de de bütün arsaya bina yapıyor ve orman arazisine taşıyor.

O dönem, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu vurgunları ortaya çıkartıyor. Ali Ağaoğlu Tayyip Erdoğan’a gidiyor. 17/25 Aralık tapelerinde Erdoğan Bayraktar’la Ali Ağaoğlu arasındaki konuşmalarda Bayraktar: “sen boş ver kuralı muralı, istediğin gibi yap” diyor. Bayraktarın oğlu Oğuz Bayraktar, Ali Ağaoğlu’nun şirketlerinin bütün yemek işlerini, elektrik ve güvenlik işlerini yapıyor. Tapelere göre bu projeler karşılığında Ağaoğlu’ndan 23 milyon dolar bu kişiler üzerinden tahsil ediliyor.

Yine Tapelere göre Ali Ağaoğlu; benim işime Kadir Topbaş taş koydu, ben de gittim patrona. Patron da bastı fırçayı ve işimi haletti diyor. Ali Ağaoğlu’na buradan milyarlık bir rantı götürüyor. Bunun karşılığında ise Ali Ağaoğlu’nun elindeki değerli bir arsayı Bilal Erdoğan’ın TÜRGEV vakfına devri sağlanıyor. Ağaoğlu da buna; Patron bize sağlam bir fatura kesti diyor.

 

  • 17/25 Aralık operasyonu tapelerine yansıyan konuşmalara göre; Sadece sağlık tesisi yapılmak üzere ayrılan Şişli’de Bulgar Ortadoks Kilisesinin arazisine Taş Yapı tarafından Otel yapılmak isteniyor. Bu talep, İstanbul Belediyesi meclisinde oy birliğiyle reddediliyor. Bunun üzerine Taş Yapı sahibi Emrullah Turanlı Ankara’ya gidiyor. Çevre Bakanlığı ile görüşüyor. Bir anda bakanlık bu araziye “özel proje” alanı ilan ediyor ve belediyenin elinden alıyor. Böylece sağlık merkezi olacak arazi otele dönüştürülüyor ve buradaki rant da Taş Yapının cebine gidiyor. Tabi rüşvet karşılığında…

 

  • Erdoğan Bayraktar’ın merkezinde olduğu bir usulsüzlük de Urla Villalarıdır. Erenköy Cemaatinin liderlerinden Latif Topbaş’la birlikte Urla Zeytineli’ne 5 tane villayı yapılmasına dönemin İzmir Valisi “burasının SİT alanı olduğu” gerekçesiyle karşı çıkıyor. Burasının birinci derece SİT alanında çıkartılıp üçüncü derce SİT alana çevrilmesi sağlanıyor. Villaları konduruyorlar. Tabi bir zaman sonra İzmir Valisi de görevden alınıyor.

 

  • Tapelere yansıyan kayıtlardan da görüldüğü gibi, herkes ne yaptıysa birlikte yapmışlar. Yani Erdoğan Bayraktar’ın ben ne yaptımsa başbakanın talimatlarıyla yaptım sözü kendisini kurtarmaya yetmez. Zira kanunsuz emir uygulanmaz. Uygulanırsa emri veren de o emri uygulayan da suç işlemiştir. Zaten bu bakanların yargılanmaması ve mecliste usulsüz bir şekilde “ak”lanmaları da birbirleriyle olan kirli ilişkilerinden kaynaklanmıştır.

Buna ilişkin bir kısmı AKP yöneticiliği yapmış olan siyasilerden somut açıklamalar gelmektedir.

Örneğin AKP’nin programını yazmış olan Abdüllatif Şener bir TV programında; “sadece İstanbul’un imar rantının vurgunu 3 trilyon dolardır. Altını çiziyorum, milyon, milyar demiyorum trilyon dolar diyorum.” diye açıklama yapmıştır. Bu müthiş bir vurgundur. Ülkemiz insanı işsizlik pahalılık cehenneminde kavrulurken, evinin kirasını ödeyemez, pazardan en temel ihtiyaçlarını daha alamazken, iktidar partisi ve bir avuç yandaşının bu zalim vurgununa sessiz kalmak hukuken de vicdanen de kabul edilemez.

Yine uzun süre Turizm Bakanlığı yapmış olan Ertuğrul Günay; “Ben İstanbul’da bir rant lobisinin her tarafa tasallut ettiğini ve İstanbul’u bir arsaya çevirmeye çalıştığını görüyordum. Bunun için kamuoyu desteğinin olması gerektiğini söyledim. Bana Devletin en tepesinden; İstanbul’daki bütün inşaat lobisi aleyhinde dikkat et diye bir uyarı geldi” diye açıklama yaptı bir Halk TV’de Özlem Gürses’in sunduğu Perdenin Önü Arkası programında.

Ertuğrul Günay aynı programda; Erdoğan Bayraktar için “ben de baskı gördüğüne dair izlenim alıyordum”. Ayrılırken de “ben ne yaptımsa Başbakanın talimatıyla yaptım, usulsüzlük varsa bu talimatı verenin istifa etmesi gerekir dedi, ama sanırım büyük bir baskı gördü geri adım attı. Ne yaptılar bilemem” demiştir.

https://www.youtube.com/watch?v=Kh68UhrW3Gc

 

Yukarıda linki verilen aynı programda İstanbul eski Milletvekili Mustafa Özyürek’in söylediği; Erdoğan Bayraktar TOKİ Genel Müdürü iken, Plan Bütçe Komisyonundaki konuşmalarında; “Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla usulsüz işlemler yapıldığından sık sık yakınırdı” dediği de ifade edilmiştir.

 

Öte yandan bir zamanlar AKP’ye yakın olan gazeteci Ahmet Taşgetiren de Karar Gazetesi’ndeki 31.08.2021 tarihli yazısında;

“Ak Partili, yolsuzluklar konusunda da hassas önemli bir isme sordum:

-Yolsuzlukların neden üstüne gidilmiyor?

-Çünkü araştırılınca ucunun nereye çıkacağı bilinmiyor. Ya da bilindiği için gidilmiyor. 17-25 Aralık’ta dört bakanın dosyasının bu sebeple Yüce Divana gönderilmediği iddia edilmişti.” diye yazmış ve 17-25 Aralık soruşturmalarında istifa eden eski bakan Erdoğan Bayraktar’ın geçmişte “Ne yaptıksa birlikte yaptık” sözünü ve son günlerde tartışma yaratan “Dosyamda ne varsa doğrudur” ifadelerini hatırlatarak, şu yorumu yaptı:

“Evet, orada bir yerlerde ‘Ne yaptıksa birlikte yaptık’ diyerek tarihe not düşen sancılı bir adam var. Soru şu: Yaşanan süreç içinde acaba daha kaç kişi ‘Ne yaptıysak birlikte yaptık’ diyordur, diyecektir? Ve kim nasıl bedel ödeyecektir?”

https://www.karar.com/yazarlar/ahmet-tasgetiren/orada-sancili-bir-adam-var-1590471

 

Yine uzun yıllar ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı yapmış olan Ali Babacan da benzer açıklamalar yapmıştır.

“17-25 Aralık sürecinde bazı isimlerin tehdit edildiğini belirten Babacan şöyle konuştu:

“Sadece partiye değil memlekete de olan oluyor. Bir de bu arkadaşlar Yüce Divan’a gönderilmedi değil mi? Bu toplumun vicdanında da bir iz bıraktı. Önce Soruşturma Komisyonu kuruldu. (9’u iktidar partisi, 6’sı muhalefetten) O dönem Soruşturma Komisyonu’na üye olan arkadaşlarla konuştuk tek tek. Hepsinin yolsuzluk olduğuna dair güçlü ve olumsuz kanaatleri vardı.

“Daha sonra iş hukuki değerlendirmeden yavaş yavaş döndü siyasi bir değerlendirmeye ve bir siyasi hesap başladı. Ve o malum arkadaşlar sağı solu tehdit ettiler. Yakarız da yıkarız da… Ve iş döndü dolaştı hukuki mecradan çıktı bir siyasi hatta düştü.” diye konuşmuştur.

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/babacan-malum-arkadaslar-yuce-divana-gitmemek-icin-sagi-solu-tehdit-ettiler-1865791

https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/ali-babacandan-17-25-aralik-cikisi-6628028/

 

 

10- Görüldüğü gibi, 17-25 Aralık yolsuzluk, vurgun ve rüşvet operasyonuna konu olan eylemlerin tamamı sahtelikleri bir yana, o sürecin canlı tanıklarının yaptığı örneği ve linkleri yukarıda verilen somut açıklamalarla bir kez daha kanıtlanmıştır. Bu soruşturmanın kapatılması tüyü bitmemiş yetimin hakkının vurgunculara peşkeş çekilmesine seyirci kalmakla eş anlamlıdır. Aynı zamanda TCK kapsamında suç teşkil eder. Devlette görev almış, soruşturma komisyonunda çalışmış, iktidar partisinin yöneticiliğini yapmış olan siyasilerin açıklamalarına, operasyon döneminde ortaya çıkan tape kayıtlarına itibar edilmeyecekse daha neye itibar edilecektir? Maddi gerçeğin ortaya çıkmasına daha ne kadar engel olunacaktır? Yargının bu rüşvet operasyonunu kapatan araç olarak kullanılması bizim de yüreğimizi incitmektedir. Görsel ve yazılı medyaya konu olan bu açıklamalar karşısında yargının sessiz kalması kabul edilemez. CMK 160 ve 161’inci maddelerde tanımlanan görevlerini yerine getirmeyen savcıların da suç işledikleri çok açıktır.

 

Önceki dilekçelerimizde de belirttiğimiz gibi; geçmişte verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararlarının hiçbirisi şüpheliler bakımından hiçbir şekilde kazanılmış hak doğurmaz. Yeni deliller, yeni tanıklar ortaya çıkmıştır. Bu nedenle ETKİN SORUŞTURMA yöntemlerinin uygulanması yasal zorunluluktur.

 

Türkiye’nin gerçek vatansever partisi olan müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi; şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm haksızlıkların, yolsuzlukların, vurgunların, rüşvetlerin, kanunsuzlukların karşısında kararlıca mücadele etmektedir. Hiçbir kanunsuzluk, yapanın yanına kâr kalmamalıdır. Suç duyurumuz hakkında etkin soruşturma yapılarak yukarıda isimleri verilen; 17-25 Aralık Soruşturma Komisyonu üyelerinin tamamının ve özellikle Erdal Aksünger’in, dönemin TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün’ün, Konya Milletvekili Abdüllatif Şener’in, Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul Günay’ın, İstanbul eski Milletvekili Mustafa Özyürek’in, Başbakan eski Yardımcısı Ali Babacan’ın ve Gazeteci Ahmet Taşgetiren’in tanık sıfatıyla beyanlarına başvurularak soruşturmanın genişletilmesi ve şüpheliler hakkında kamu davası açılması gerekmektedir.

 

 

SONUÇ ve İSTEM: Yukarıda açıkladığımız ve Cumhuriyet Savcılığınca re’sen araştırılacak sebeplerle, şüphelilerin eylemlerine uyan suçlardan soruşturma yürütülüp, daha önce savcılığınıza yaptığımız suç duyurularımızdaki deliller de dikkate alınarak, işlenen suçlar şüphelilerin bakanlık görevleriyle ilgisi bulunmadığından, yukarıda belirtilen sevk maddeleri uyarınca haklarında ivedilikle iddianame hazırlanmasını müvekkil parti adına vekâleten talep ediyoruz. 08.09.2021

 

Şikâyetçi

Halkın Kurtuluş Partisi

Vekili

Avukat Tacettin ÇOLAK