Özgür Özel’in “Erken seçim istemeyeceğim” saçmalaması üzerine…

09.04.2024
30
A+
A-

Saygıdeğer Arkadaşlarım;

Bu yeni CHP’nin yeni Genel Başkanı Özgür Özel nam Hafız, geçen Salı günü yani 2 Nisan’da Sözcü yazarı İsmail Saymaz’a röportaj veriyor. Manşete çekmiş Sözcü, açıklamasının en önemli bölümünü:

“Erken seçim istemeyeceğim, buna halkımız karar verecek…”

Yahu bu cümle bile, şu anlayış bile bu adamdaki çapsızlığı, zavallılığı, asla bir lider özelliği taşımadığını netçe ortaya koyuyor. Gazeteci Sabahattin Önkibar, çok haklı olarak eleştiriyor. “Yahu”, diyor, “halk nasıl karar verecek? Meclise gelip dilekçeyle başvuruda mı bulunacak halk, erken seçim istiyoruz diye?”, diyor.

Bunu düşünemeyecek kadar zavallı… Yahu halkımız karar vermiş. 31 Mart Seçimlerinde Halkımızın yüzde 63’ü, “Artık Tayyipgiller yönetiminden, iktidarından kurtulalım. Bu iktidar yaktı, yıktı, mahvetti. Açlığa, yoksulluğa, sefalete, kuru ekmeğe muhtaç etti bizi. Ne olursa olsun bedeli, bunun yerine kim gelirse gelsin, şu beladan bir kurtulalım”, dedi.

Halkımız bu anlayıştayken, bu bunalmışlık durumundayken ve bu öfke ve tepki potansiyelini taşıyorken sen kalkıyorsun, “Erken seçim istemem. Erdoğan sen rahat ol, daha önünde dört yıl var. Dört yılda durumunu düzeltmek için, bu düştüğün kötü durumdan kurtulmak için ya da halkı yeniden yeni yalanlar, dümenler, hilelerle aldatabilmen için elinden geleni yap”, demiş oluyorsun.

Yahu savaşta, düşman ordusu bir yerde bozguna uğradı mı tüm hatlarda saldırıya geçilir, o cephe genişletilip düşmanın ana gücünün imha edilmesi için. Sporda da bu böyle… Futbolda karşı takım yanlış yaptı, hatalar yaparak bir gol yedi ve dağıldı mı sürekli bastırır karşısındaki takım, farklı yenmek, karşısındaki hasım takımı hezimete uğratmak için. Güreşte rakip oyuna gelip alta düştü mü, onu tuşa götürmek için her türlü baskı uygulanır ve oyunlar tatbik edilir. Boksta da yine aynı; rakip sert bir darbe aldı, dağıldı mı indirici yumruk vurulur, maçı sonlandırmak için. Ama bu adam tam tersini yapıyor.

Yahu Molla Necmettin’in meczup oğlu bile anında erken seçim istedi. Ama o bir ekiple çalışıyor, akıldaneler ekibi var etrafında, onlarla beraber ortak akıl oluşturuyorlar. O yüzden bu doğru kararı alıp açıklamada bulunuyor ve bundan sonra da sürekli zorlayacaktır Tayyipgiller’i erken seçime.

Bu Özgür Özel denilen adam bir zavallı; Sorosçu Kemal’in sekiz yıl tüm zırva tezlerinin, gerici, CHP’yi CHP olmaktan çıkarıp AKP’yle HDP’nin, DEM’in bileşkesi olan bir hatta yerleştiren tezlerinin, anlayışının, görüşünün ve izlediği yolun amigoluğunu yapmış bir adam.

Bunların, Türkiye’nin sorunlarına dair hangi görüşleri var? Hangi konuda bir görüşleri, bir çözümleri var bunların, anlayışları, kavrayışları var?

Hiçbir şey yok… Amerika’nın kuklaları bunlar. Ve bunu, bu çapsızı, seçimin ikinci günü yine bu Sözcü adlı gazete (daha önce de söyledim; bu gazetenin yönetimi ajanlaşmış) Yazarlarını ayrı tutuyorum, medya emekçilerini ayrı tutuyorum ama yönetimi tümüyle ajan, üretilmiş bir medya bu.

İşte bu gazete parlatıyor Özgür Özel’i, “İkinci Karaoğlan” diye niteleyerek. Yine Çarşamba günü, vazgeçmiyor hiç tezinden: “47 yıl sonra milleti umutlandıran lider Özgür Özel’in hayat hikayesi…”, diyerek parlatıyor. Özgür Özel de kendinde keramet var sanıyor. Sözcü hangi amaçla bunu yapıyor, bilemiyoruz. Yarın bunlar İmamınoğlu’yla birbirlerine de düşecekler böyle giderse. Şunu açıkça teslim edelim: İmamınoğlu da üretilmiş ama bununla kıyaslandığı zaman katbekat üstün gelir. Hem ataklık, hem cesaret, hem düşünce kapasitesi, bütün bu alanlarda İmamınoğlu kıyaslanmaz bir şekilde ağır basar buna. Zaten babadan müteahhitlikten geliyor, işadamı yani Parababası. Orada bir başarısı var.

Yahu ben (burada “ben” dememi mazur görün); 1967’de devrimci kavgaya girdim ve o günden bu yana devrimci değerleri hep en üstte tuttuk. İşkence odalarında olsun, idamla yargılanma aşamasında olsun alnımız hep ak olarak, dik olarak çıktık, onurumuzla yaşadık. Ölüm yanı başımızdayken bile hiç ölüm korkusu taşımadık. Ve şunu da defalarca söylemişimdir; yatakta ölmeyi tercih etmem. Sokakta bir çarpışmada, vurulup düşerek ölmeyi tercih ederim. Böyle olmasına rağmen yazdığım bir yazı, üç Yoldaşın denetiminden geçer. Ancak ondan sonra yayımlanır. Hepsi önerilerini söyler, tekliflerini yapar ve sonunda birlikte karara varırız. Ancak ondan sonra yayımlanır yazı. Bu konuşmalarım da tape edilirken aynı şekilde Yoldaşların önerileri dikkate alınarak son metin haline getirilir, yayımlanacak metin haline getirilir.

Yahu bu adam, bu Özgür Özel nam Hafız, erken seçim çağrısı yapmama kararını kendi kafasından veriyor. Yahu böylesine önemli bir kararı, eğer böyle bir karar alacaksanız, önce kendi partinizin merkez yönetim kurulunda tartışıp, enine boyuna düşünüp öyle sonuca bağlamanız gerekir.

Ama Sorosçu Kemal hep böyle yaptı, bu da onun amigosuydu, ustasından öyle öğrendi. Sorosçu Kemal, Ekmelettin vakasını yaşattı, “Ekmek için Ekmelettin” vakasını. Parti yönetiminden hiç kimsenin haberi yoktu. Şu an Kaçak Saray’ın Arkadan Bohçalısı buna o aklı verdi ve çıktı Ekmelettin’i başkan adayı olarak önerdi, açıkladı. Hiç kimsenin haberi yoktu. O zamanki Genel Başkan Yardımcısı Muharrem İnce açıkça söyledi; “ben de sizin gibi medyadan öğrendim Cumhurbaşkanı adayımızın kim olacağını”, dedi. Bu da aynı mantıkla hareket ediyor,. Onun çömezi, onun yetiştirmesi çünkü.

Yahu halk, bu Tayyipgiller’den kurtulmak istiyor. Artık illallah demiş, yaka silkmiş…

E, sen bu yolun önünü açmak için çalışmaz mısın?

Ama yok, orada değil, tam tersi bir tutum içinde. İşte ajan, devşirilmiş Deniz Baykal; ajan, devşirilmiş, Amerika tarafından iki yıl uğraşılarak CHP’nin başına getirilmiş Sorosçu, TESEV’ci Kemal Kılıçdaroğlu ve bunun gibi çömezler yüzünden Tayyip Erdoğan iktidarını sürdürebildi, 22 yıl boyunca. Yoksa biz 2013’te Tayyip’i Gezi Direnişi’mizde, İsyanı’mızda deviriyorduk. Sorosçu Kemal, CHP Gençliği başta olmak üzere tüm CHP’lileri eyleme katılmaktan geri bıraktı, engelledi, blokaja aldı. O isyanın zaferle sonuçlandığı gün, sanıyorum Haziran’da, Haziran başında, Cumartesi günüydü, Kadıköy’de miting kararı alıyor ve onun hazırlığı içinde, Taksim’e göndermemek için gençleri. Ama CHP Gençlik Kolları; “o karara uymayacağız, biz Gezi Eylemine katılacağız”, diyor. Onun üzerine mitingi iptal ettiler. Ve Taksim’i işgal ettikten sonra Sorosçu Kemal birkaç kişiyle geldi, bir yarım saati buldu bulmadı, meydanda şöyle bir dolaştı, çekti gitti.

Daha önce de söyledim; bu Demirtaş’lar, Ahmet Türk’ler, Kışanak’lar ve benzerleri o İsyanımızı da arkadan vurdular. Açık, videosu var internette, bunu defalarca yayımladık biz. “Tayyip Erdoğan iktidarına karşı bir isyana dönüştü bu hareket, buna izin veremezdik”, dediler. Ve Kürt illerinin Tunceli hariç hiçbirinde bir tek yaprak kımıldamadı, tamamen blokaja aldılar. Çünkü Tayyipgiller’le iş tutma hazırlığı içindeydiler. Sadece Tunceli’de bir tek gün, bin kişi kadar bir kitle eylem yaptı o kadar. Onun dışında hiçbir Kürt ilinde bir eylem yapılmadı.

Abdullah Öcalan açıkça, daha önce de aktardım, İmralı Tutanaklarında, “Tayyip Erdoğan Gezi Eyleminde devriliyordu, biz kurtardık. 17-25 Aralık’ta devriliyordu, biz kurtardık”, diye açıkça itiraf eder. Yayımlandı İmralı Tutanakları, PKK’liler kendileri yayımladı. Demirtaş da onun baş aktörlerindendi. Tayyip kaçmıştı Kuzey Afrika’ya korkusundan. Yerine Bülent Arınç’ı bırakmıştı, Bülent Arınç Ahmet Türk’e teşekkür etti; bu eylemlere katılmadınız, bizim yanımızda yer aldınız, diye. Şimdi bunlar demokratı oynuyorlar. Ne demokrat olacak bunlar…

Yine 2017 Anayasa Referandumunda Tayyip açıkça kaybetmişti, net. Sandık kurulunun mührünü taşımayan 2 buçuk milyon zarfın içindeki pusulalar geçerli saydırıldı. Ve oylama bittikten sonra, saat 5’ten sonra baktılar ki kaybediyorlar; Tayyip’in temsilcisi, açık, medyada yayımlandı, elyazısıyla birkaç cümlelik bir yazı yazıyor, sandık mührü taşımayan zarfların içindeki pusulalar da geçerli sayılsın diye. Tayyip’in Yüksek Seçim Kurulu anında her türlü kanununu ayaklar altına alarak geçerli saydı ve 2 buçuk milyon sahte oyla Tayyip kendisinin bu yeni, çakma Başkanlık Anayasasını geçirdi. Tek adam diktatörlüğü yasal kılıfa büründü.

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi…” Böyle bir şey olur mu? Dünyada bunun bir benzeri var mı?

Bir de yemin ediyor 101’inci maddeye göre; “Görevimi tarafsızlıkla yapacağıma, aziz Türk Milleti ve Tarih önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim”, diye. Görevini nasıl tarafsızlıkla yaptığını, 2017’den bu yana gördük. Bir de en son seçimlerde yine gördük bir kere daha.

Nerede namus, şeref?

Yok…

Hepsini ayağının altına aldı çiğnedi. Sorosçu Kemal bunu da kabul etti. Biz günlerce eylem yaptık burada, Beşiktaş’ta. Bu kanunsuzluğa isyan ettik. Sorosçu Kemal CHP Gençliğini yine blokaja aldı; “Aman sokağa çıkmayın, iktidarın, AKP’nin silahlı adamları var sokakta”, diye. Bir de tehdit etti namuslu, içtenlikli CHP gençlerini, CHP taraftarlarını. Bu Özgür Özel amigosu da yanı başındaydı o zamanlar.

Yine geçen Mayıs Seçimlerinde, Sorosçu Kemal aday olmasa da İmamoğlu’nu aday gösterse; Tayyipgiller’den tümden kurtulmuş oluyorduk bugün. İmamoğlu’nun seçimi kazanacağı yüzde yüz kesinliğe sahipti. Böyle olmasına rağmen onu blokaja aldı ve kendini öne sürdü, koltuk hırsına kapılıp. Kendisinin kaybedeceği de ortadaydı ama zar attı, kumar oynadı yani. Biz, bir günde iki tane yazı yazdık; “Yapma! Memleketi mahvolmaya götürüyorsun. Tayyip’e kaybedeceği bir seçimi kazandırarak yeniden hediye etmek istiyorsun”, diye. Bunun trolleri bize saldırdılar o zamanlar. Bu Özgür Özel amigosu da yanı başındaydı.

Tık mı dedi, gık mı dedi?

Yoo…

2019 Haziran Yerel Seçimlerinde bile, İmamoğlu’nun Mart’taki 15 bin kadar oy farkıyla kazandığı seçimi yeniletti, yine orada da yasaları ayaklar altına alarak. İşte o yenilenen seçimde de aynı zarfın içindeki diğer 3 pusula da yenilenseydi, yani 4 pusulanın tamamı yenilenseydi, İmamoğlu’nun başkanlığı kazandığı gibi aşağı yukarı bu ilçelerin, İstanbul ilçelerinin de bugünkü sayıya yakını yine CHP tarafından kazanılacaktı. Halkımız, özellikle büyükşehirlerde inliyor bu Tayyipgiller’in zulmünden dolayı. Ama bunların çapsızlığından dolayı AKP’giller hep kalıyor iktidarda.

Biliyorsunuz, AKP’nin nasıl kurulduğunu Merkez Parti Genel Başkanı Abdurrahim Karslı bütün ayrıntılarıyla anlatır. Karslı’nın Çamlıca’daki evinde bu AKP kuruldu. Amerikalılar, İngilizler ve İsrailliler gelip kuruyorlar AKP’yi, Tayyip’le, İngiliz Kraliçesinin Gülü’yle, Bülent Arınç’la, Abdüllatif Şener’le ve benzerleriyle beraber.

Orada Deniz Baykal da var. O da tamam diyor, o da o ekibin içinde, o da devşirilmiş çünkü. O yüzden Tayyip’in yeniden milletvekili seçilmesi için Anayasa değişikliği yapılıyor. Amerika geliyor Yüksek Seçim Kuruluna, ABD Büyükelçisi, o günkü Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Tufan Algan’ı ziyaret ediyor ve açık direktif veriyor; “Siirt seçimini yenileteceksiniz, yeniden seçim yapılacak, Tayyip Erdoğan da seçime girecek, milletvekili seçilecek oradan; biz onu Başbakan yapacağız”, diyor. Yüksek Seçim Kurulunu da Amerika böyle bağlıyor. Yani dedik ya; 1950’den bu yana Türkiye Amerika’nın yarısömürgesi durumuna düşürüldü, diye. Baykal da ekibin içinde yani. Mecliste Anayasa değişikliği için çabalar gösteriyor, kanteri döküyor, oylamalarda bulunuyor ve Tayyip’in seçilmesi için elinden geleni yapıyor. Yoksa Tayyip’in seçilmesi mümkün değil, siyasi aktör olması da mümkün değildi. O yüzden ömrünün sonuna kadar Tayyip’in en yakın adamı Deniz Baykal’dı, karanlık, hain… Ondan görevi Sorosçu Kemal devraldı, bu ihanet oyununun, Tayyipgiller’in iktidarda olduğu ihanet tiyatrosunun sürmesi için Amerikalıların verdiği her emri uyguladı ve yapılması gereken her şeyi yaptı.

E, şimdi de aynı şeyi bu Özgür Özel yapıyor. Artık millet yaka silkince Tayyipgiller’den, bu ona nefes aldırıyor. Şimdi bunlar, Sorosçu Kemal olsun, Baykal olsun, bu Özgür Özel olsun, solucan kadar varlık değeri ancak taşıyabilen insanlar. Amerika, ömürlerinde bir defa bile hayal etmedikleri makamlara getiriyor bunları bulup, devşirip. Onun ne oldum deliliği içinde bunlar. Kendilerinde bir keramet görüyorlar. İşte o yüzden kalkıyor, erken seçim istemiyorum, diyor.

Bunların Türkiye’nin problemlerini çözüm konusunda ortaya koydukları bir görüş var mı?

Yok.

İmamoğlu da aynı.

Bakırköy Belediye Başkanı Dr. Ayşegül Ovalıoğlu’nun yapacaklarına dair projelerini anlattıkları bu broşürü okuyunca ve benim de oturduğum Üsküdar’ın yeni Belediye Başkanı ve benim de oy verdiğim, bıçak sırtı bir durum oluşturduğu için Üsküdar, bizim de Parti olarak seçimlere bile katılmayarak oy verdiğimiz, tam destek ve oy verdiğimiz Sinem Dedetaş Hanımın projelerini okuyunca inanın bu her iki hanımefendinin de hem İmamınoğlu’ndan hem Özgür Özel’den daha derinlikli, zeki olduklarını görüyoruz. Siz de açar incelerseniz aynı kanıya varırsınız.

Amerika hep Sorosçu Kemal gibi, İmamınoğlu gibi, Özgür Özel gibi devşirdiği kişileri getirir CHP’nin başına, diğer burjuva partilerinde olduğu gibi. Daha önce de CHP’den namuslu insanlar çıktı. Emine Ülker Tarhan gerçekten içtenlikli bir Mustafa Kemalci, halksever, vatansever bir hanımefendiydi. Lider kapasitesi de vardı, kalitesi de vardı ama alçak Amerika etrafını ajanlarla sararak kadıncağızı oyuna getirdi. Dediler ki, bu ajan kamuoyu araştırma şirketleri; şu anda bile sen bir parti kursan yüzde 7-8 bandında oy kapasitesine sahipsin. Eğer partiyi kurarsan bu yüzde 15’ten aşağı düşmez, diyerek kandırdılar kadıncağızı bir siyasi deneyimi olmadığı için. Çerez gibi harcadılar. CHP’den kopardılar, yeni parti kurdurdular. Biz uyardık ama iş işten geçmişti. Başlangıçta bir temasımız yoktu; sonradan Yoldaşlarımız büyük yanlış yaptığını, felakete sürüklendiğini, partisinin yüzde birlik bile bir başarı şansı olmadığını, taşımadığını anlattı kendisine, 2015 seçimleri arifesinde. Kadıncağız da, artık geriye dönüşüm söz konusu değil, yapabileceğimizi yapacağız, dedi. Nitekim 2015 Haziran Seçimleri sonrası havlu atıp partisini kapatmak zorunda ve siyasi hayatına son vermek zorunda kaldı.

Yine Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Hüsnü Bozkurt, gerçekten içtenlikli bir Mustafa Kemalci, vatansever. Onu da harcadı Sorosçu Kemal. Örsan Öymen… Son Kongrede Özgür Özel’le birlikte CHP Genel Başkanlığına aday olmak istemişti. O da hem derinlikli hem namuslu hem vatansever hem halksever hem de gerçekten Mustafa Kemalci bir bilim insanıydı. Ama Amerika izin vermez namuslulara, ancak o kendi ürettiği muhalefetle çalışmak ister.

Bunlar İstanbul olsun, Ankara olsun… Yahu bakın son zamanlarda İBB’nin açtığı şehir lokantaları, hani üç kap yemek veriyor 40 liraya, nasıl rağbet görüyor insanlarımız tarafından. İnsanlarımız yanıp yakılıyor işsizlikten, pahalılıktan, bu cehennemin alevlerinden. Sosyal Belediyeciliğin ilk örneklerini tâ 1976 yılında İzmir’de İhsan Alyanak başlattı. Tansaş’ı kurdu, tanzim satış mağazalarını.

Üreticiden getir, her türlü imkânın var. TIR’lar dolusu üreticiden al getir gıda ürünlerini; doğrudan, hiçbir aracı olmadan halkımıza ulaştır. Hem üretici kazansın, hem halkımız ucuza gıdaya ulaşıp tüketebilsin. Bir belediye için zor bir iş değil. Hele İstanbul, Ankara ve benzeri büyükşehir belediyeleri için. Her mahallede birkaç tane açabilirsiniz böyle mağazalardan. Bunu bile beceremediler, önlerinde örnek olmasına rağmen. Akıl edemediler bunu bile.

Yine Ahmet İsvan, fırıncıların fiyat tekelini kırmak, halka ucuz, sağlıklı ekmek sağlamak amacıyla 1971’de İstanbul Halk Ekmek Fabrikasını kurma çalışmasını başlattı. Bazı bürokratik engeller yüzünden ancak 1978 yılında İstanbul Halk Ekmek üretime geçti.

Ahmet İsvan, biliyorsunuz, 12 Eylül Faşist Diktatörleri tarafından zindana atıldı. Hatta eşi Reha İsvan’ı bile o faşist Amerikancı satılmış generallerin işkenceci cellâtları çırılçıplak soyarak kontrollerden geçirdiler cezaevlerinde. Yine Nurettin Sözen, tanzim satış mağazaları kurdu İstanbul’da. Bunları bile beceremedi bunlar, önlerinde örnek var hâlbuki. Bu zincir marketlerin yaptığı işi büyükşehirlerde bu belediyeler pekâlâ yapabilir. Hem üreticimiz kazanır hem tüketici halkımız ucuz gıdaya ulaşır. Ama orada değil ki bu Hafızlar, oralarda değiller. Birincil öncelikleri makam, ün, poz, hava yani. Halkın dertleriyle bir dertlenmeleri yok, bunların. Bir acı duymaları yok halkın dertlerinden yani. Çünkü hiç halk gibi yaşamamışlar ve yüreklerinde sevgi taşımıyorlar.

70’li yılların başında, Şili’de Salvador Allende, Sosyalist Devlet Başkanı, iktidara geldi değil mi?

Ve Demokratik Halk İktidarı Programını uygulamaya koydu. Bütün ülkede her çocuğa günde bir litre süt verdi. Ve ülkede hiçbir halk insanı yatağa aç girmedi. Şili’nin başta bakır madeni gelmek üzere bütün doğal kaynaklarını halkın hizmetine sundu.

Ama ABD Emperyalist Haydudu buna izin vermedi. Latin Amerika’da kötü bir örnek oluşturacak bu, dedi. 11 Eylül 1973’te CIA yönetimindeki, yine satılmış Amerikancı generallere faşist darbe yaptırttı General Augusto Pinochet liderliğindeki bu faşist cellâtlara. Ve Salvador Allende yiğitçe direndi. Elinde mütevazı tabancasıyla bu faşist cellâtların karşısına, uzun namlulu tüfeklerle sarayını basan, başkanlık sarayını basan cellâtların karşısına çıktı, savaştı ve o savaşta yiğitçe vurulup düştü.

Yine ülkenin namuslu, yiğit, komünist ozanı Victor Jara, tutuklandı. Şili Ulusal Stadyumu’na götürüldü. Stadyumda tüm dünya devrimcilerinin bildiği ve hep söyleyegeldiği en önde gelen şarkılarından biri olan Venceremos’u söyledi. Ve cellatların bütün tehditlerine rağmen bu şarkıyı söylemekten vazgeçmedi; bunun üzerine bir daha gitar çalamasın diye elleri kırıldı. Fakat o şarkısını söylemeye devam etti ve kurşunlanarak öldürüldü.

Yine ülkenin yiğit komünist ozanı Pablo Neruda, 1950 yılında bizim komünist şairimiz Nazım Hikmet’le birlikte Uluslararası Barış Ödülünü paylaşmıştı. Faşist darbeden birkaç gün sonra, evi abluka altındayken şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.

Yani halka nasıl hizmet edilir, nasıl halkçılık yapılır örnekleri çok. Bunların öyle bir derdi bile olmadı, öyle bir uygulaması bile olmadı. Tabiî vurgunun, soygunun kaynağını kestiler. Yoksa Tayyipgiller hayâsızca, belediyeleri yağma alanı olarak görüyorlardı. TÜGVA’lar, TÜRGEV’ler, Ensar’lar ve Tayyip’in yandaşları çeteler, belediyelerde biriken, halkın alınterinden gelen paraları yağmalıyorlardı. Malları, mülkleri yağma ediyorlardı.

Tayyipgiller’in has adamlarından Bülent Arınç bile Ankara’daki yağmaya, Melih Gökçek’in yaptığı, yaptırttığı yağmaya ne dedi?

“Parsel parsel Ankara’yı satmışlar”, dedi. Evet, parsel parsel satıyorlardı. Bir önceki AKP’li Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen (ki kendisi belediye başkanı seçilmeden önce Ensar Vakfının Yönetim Kurulunda görev yapmıştır), 74 milyon lira aktarmış Üsküdar Belediyesinin bütçesinden Ensar Vakfına. Biz suç duyurusunda bulunduk bununla ilgili. Tabiî Yargı da Tayyip’in elinde olduğu için, onun Saray’ına bağlı olduğu için bir işlem yapamadı. Bir ilçe belediyesi 74 milyon lira sadece bir vakfa ihale veriyor, Ensar’ına Tayyipgiller’in. Kaldı ki vurgun bununla bitmiyor:

“Ensar Vakfı’nın eski yöneticileri arasında bulunan AKP’li Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, Ensar yöneticisi İsmail Şirin ve kardeşlerine toplam değeri 284 milyon TL’yi aşan ihaleler dağıttı.” (Yeniçağ Gazetesi İnternet Sitesi, 22 Eylül 2023)

Diğerlerine yaptığı yağma ayrı, yağmalattığı halkın malı ayrı.

CHP’li belediye başkanları bunlara izin vermediler, bu önemli bir ferahlık sağladı yani. Bunu takdir ediyoruz tabiî ki. Ama bunun dışında bir projeleri, bir anlayışları, bir çapları, bir hevesleri, bir davaları yok. Tayyipgiller’i devirmek gibi bir dertleri de yok. İşte daha düne kadar CHP’nin başında olan Kılıçdaroğlu’nun Mecliste Tayyip’in İsmail Kahraman’ıyla, onun avanesiyle nasıl enseye tokat geyik çevirdiğini şu fotoğrafa bakarak bir görün:

Yine bu Özgür Özel Hafızının, yine aynı İsmail Kahraman’la Mecliste nasıl geyikleştiklerini bir görün şu videoyu izleyerek:

Bunların bir dertleri yok Tayyipgiller’i devirmek gibi. Bunların derdi koltuk, makam, ün, poz. Yoksa Tayyipgiller’in ülkeyi nasıl bir felakete götürdüğü, nasıl bir uçuruma sürüklediği umurlarında değil bunların. Ne onu görebildikleri var, ne kavrayabildikleri var, ne de öyle bir anlayışları var.

İşte Amerika böyleleriyle çalışır. Hep dediğimiz gibi, işte o yüzden bu gazeteler hep parlatır bunları. Çünkü bunlar da üretilmiş medyadır. Nasıl siyasiler üretilmişse bunlar da üretilmiştir. Ve işte aynı sebepten bize karşı susuş suikastı, ölüm suikastı uygular bu üretilmiş medya. Evet, çünkü hepsinin tanrısı Para Tanrısıdır, hepsinin kutsal şehri Washington’dur, hepsinin Kâbesi White House, Beyaz Saray’dır, bunların. Siyasisinin de öyle, medyasının da öyle, gazetecisinin de öyle, televizyoncusunun da öyle…

Evet, ne yapalım; bizim de kaderimiz böyle, böyle bir çağda yaşamak.

1950’lerdeki McCarthy Soruşturmalarında zulme uğrayan komünist senarist Lillian Hellman, bu McCarthyci alçakların kendisine nasıl zulmettiklerini, “Şarlatanlar Dönemi” adlı bir kitabında açıklar, anlatır. Ve o döneme “Şarlatanlar Dönemi” adını koyar. Gerçekten biz de şu anda Şarlatanlar Döneminde yaşıyoruz. Bir avuç komünist olarak onlara karşı mücadele ediyoruz, savaşıyoruz. Hep dediğimiz gibi; Devrimci Değerleri, Önderlerimizi, Ustalarımızı, Şehitlerimizi en yükseklerde tutuyoruz. Onların ruhlarının incitilmesine asla izin vermiyoruz. Onlarla aynı heyecanı, aynı kararlılığı taşıyarak savaşıyoruz tüm ömrümüz boyunca. İnsani, vicdani ve ahlâki değerleri de tabiî bütünüyle biz Gerçek Komünistler temsil ediyoruz. Dünyanın böyle bayır aşağı gittiği bir çağda, bir dönemde ve Türkiye’de Şarlatanlar Döneminin hüküm sürdüğü bir zamanda insanlığı temsil ediyoruz, insan örnekliğini temsil ediyoruz.

Partimiz 24 bin 500 civarında oy almış bu seçimlerde. Kaldı ki daha önce de söyledim; 1400 seçim bölgesinin sadece 400 civarındaki bölgesinde katıldık seçime; halkımızı, ülkemizi bu Tayyipgiller belasından kurtaralım diye. İşte o 400 bölgede aldığımız oylar bunlar. Ve bu oylar bizim için çok değerli. Koltuğa, makama, üne, poza oy vermediler bize oy veren Yoldaşlarımız, saygıdeğer kardeşlerimiz, yeğenlerimiz. Namusa, onura, yiğitliğe, mertliğe, vatanseverliğe, halkseverliğe ve Devrimci Değerlere oy verdiler. O yüzden onların hepsini kutlarım, alınlarından öperim, devrimci yüreğimin en sıcak duygularıyla kucaklarım, sevgilerimi iletirim o dostlarıma, o Yoldaşlarıma.

Bu dönemler geçecek. Dünyanın bayır aşağı gittiği bir dönemde korkunç bir kasırgaya karşı göğüs geriyoruz, mücadele ediyoruz biz. Ve sonunda mutlaka yine biz kazanacağız. Gelecekteki insanlar; “Bunlar ne kadar da çok seviyorlarmış halklarını, ülkelerini, vatanlarını ve insani, ahlâki değerleri”, diyecekler.

İnsanlar şöyle ya da böyle ölecek, herkes ölecek. Önemli olan işte bu değerleri taşıyarak, onların hakkını vererek bir yaşamı sürdürmek ve noktalamaktır. O yüzden biz, “İnsan kalmak kolay değil”, diyoruz. Savaşman gerekir insan kalmak için ve bir hayatı insan olarak noktalayabilmek için.

Ne mutlu bu savaşı sürdürenlere…

Kalın sağlıcakla…

4 Nisan 2024

İletişime Geç
Merhabalar,
Bize buradan ulaşabilirsiniz