Mafya Lideri konuşuyor, gerizler saçılıyor, Partimiz suçluların peşini bırakmıyor!

02.06.2021
43
A+
A-

Bir zamanlar tıpkı FETÖ gibi AKP’giller ile hemhal olan, araları açılınca da tıpkı FETÖ gibi pis ilişkilerini deşifre etmeye başlayan Mafya Lideri Sedat Peker, Cumhuriyet Savcılarının aksiyon dizisi izler gibi izlediği son videosunda yaptığı ifşaatla, Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut’u doğrulamış oldu. Böylece Genel Başkan’ımıza Ankara 5’inci Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen 1 yıl 2 ay 22 gün cezanın yeniden yargılama konusu olması kaçınılmaz oldu.

Bildiğimiz gibi, 2015 yılında Adana ve Hatay’da durdurulan MİT TIR’larında yapılan aramada Suriye’ye gönderilen silahlar bulunmuştu. Bunun bir savaş suçu olduğundan bahisle Halkın Kurtuluş Partisi adına Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’ye başvurulmuştu.

Sırf şikâyet hakkını kullandı diye Önderimiz hakkında “Kamu görevlisine hakaret” suçundan TCK 123/1-a maddesi uyarınca ceza verilmişti.

Üstüne üstlük, bu davanın şikâyetçileri arasında olan Efkan Ala, bir de 50 bin liralık manevi tazminat davası açtı. Yani haksız kazanç elde etme peşinde vatandaş.

Verilen karar her ne kadar şu anda Yargıtay incelemesindeyse de Sedat Peker’in sekizinci videosundaki anlatımlarından sonra Genel Başkan’ımıza verilen ceza otomatikman hükümsüz kalmıştır. Dolayısıyla halen devam etmekte olan tazminat davası da konusuz kalmış durumdadır.

Kimse bize; “bir organize suç örgütünün sözleriyle mahkeme kararı hükümsüz kalır mı?” demesin.

Adam somut konuşuyor ve yaşadıklarını anlatıyor. Devletin Bakanlarıyla, emniyet kuvvetleriyle kurduğu ilişkileri, nasıl iş tuttuklarını anlatıyor. Kendisine AKP’giller’in Bakanları, Gazetecileri, Milletvekilleri, Emniyet Müdürleri tarafından kazık atılınca konuşmaya başlayan Sedat Peker, Ortaçağcı El Nusra’ya gönderilen TIR’lar dolusu silahların, TSK’den “irticai faaliyetler” nedeniyle atılan askerlerin öncülüğüne kurulan SADAT tarafından organize edildiğini söylüyor. Giden silahların El Nusra’ya gittiğini söylüyor ve “Benim üzerimden gidiyor ama ben yollamadım. SADAT’çılar yolladı”, diyor. Bu söylemleri üzerine Partimiz, Halkçı Hukukçular aracılığıyla bir kez daha harekete geçti ve bir kez daha Tarihe not düştü.

Suç duyurumuz sonrası Partimizin Genel Sekreter Yardımcısı Av. Sait Kıran’ın yaptığı açıklama aşağıdadır:

***

Değerli Halkımız,

Bilindiği üzere Organize Suç Örgütü Lideri olarak aranan Sedat Peker’in açıklamaları, itirafları ciddi ve vahim içeriktedir. Sedat Peker, AKP’giller iktidarının mafyayla ticari, siyasi, askeri illegal ilişkilerini deşifre etmeye devam ediyor. En son 30 Mayıs’ta yaptığı 8’inci açıklamasında, AKP’giller’in Suriye’de Kardeş Suriye Halkına yönelik “Komşu devlete hasmane hareket” suçu, “Devlete karşı savaşa tahrik” suçunu birlikte işlediklerini açık açık itiraf etti.

Daha önce Halkın Kurtuluş Partisi olarak bu konuda biz çeşitli suç duyurularında bulunmuştuk. Bayırbucak Türkmenlerine yardım adı altında Cihatçı, Ortaçağcı, Şeriatçı örgütlere silah gönderildiği daha önce de deşifre olmuştu, bu konuda suç duyurularında bulunmuştuk. Hatta Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne dahi başvurmuştuk. Bunların tümünü artık AKP’giller’in hukuk bürolarına dönüşmüş yargı tarafından işlevsiz bırakıldı. Kimisine soruşturmaya yer olmadığına dair karar verildi. Kimisine kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildi. En son Sedat Peker’in 30 Mayıs 2021 tarihindeki itiraflarıyla bizzat bu suçun içinde olan bir kişi açık açık olayı itiraf etti.

Ne dedi Sedat Peker?

Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerine yardım adı altında gönderilen TIR’lara, kendisinin organize ettiği TIR’ların arasına Türk Silahlı Kuvvetlerinden irticai faaliyetler nedeniyle atılmış, Adnan Tanrıverdi adındaki Ortaçağcı’nın öncülüğünde kurulan SADAT adlı AKP’giller’in yasadışı milis örgütü, Kontgerilla örgütü olarak örgütlenen SADAT’ın, 3 TIR silahı El Nusra adlı Ortaçağcı, Şeriatçı örgüte gönderdiğini bizzat itiraf etmiş oldu.

Bu açıkça savaş suçudur. Bu nedenle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başta AKP’giller’in başı Recep Tayyip Erdoğan, Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, MİT Başkanı Hakan Fidan, Eski SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Tanrıverdi, Mevcut SADAT Yönetim Kurulu Başkanı Melih Tanrıverdi ve SADAT’tan suça karışan yetkililer, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı, Murat Sancak, Ramazan Öztürk adlı ticari faaliyet yürüten iş adamları, El Nusra Terör Örgütü iktisat Sorumlusu olarak Sedat Peker’in açıklamasında, itiraflarında geçen Ebu Abdurrahman, bizzat Sedat Peker ve bu suça iştirak eden bütün ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunduk.

Özellikle Anayasamızın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Görev ve Yetkilerini düzenleyen 87’nci maddesi ile Savaş Hali ve Silahlı Kuvvet Kullanılmasına İzin Vermeyi düzenleyen 92’nci maddesine ve Uluslararası hukuka açıkça aykırı, Meclis kararı olmadan Ülkemizin komşu Suriye Devleti ile fiili savaş haline getirilmesi ve Türk Ceza Kanunumuzun 304’üncü maddesinde öngörülen Devlete Karşı Savaşa Tahrik ve 306’ıncı maddesinde düzenlenen Komşu Devlete Karşı Hasmane Hareketlerinden dolayı yargılanmaları ve cezalandırılmaları için suç duyurusunda bulunduk.

AKP’giller’in ABD-AB Emperyalizminin çıkarları ve talepleri doğrultusunda ülkemizin hiçbir çıkarı olmamasına, aksine yüz milyarlarca dolar kaybımıza neden olan, yine 6 milyona yakın Suriyeli insanın ülkemize göçmesine, ülkemizde barınmasına yol açan bir savaşa AKP’giller iktidarı sadece ABD-AB Emperyalistlerini memnun etmek, onların verdiği Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesindeki görevini yerine getirmek için dört elle sarıldılar.

Dünyanın dört bir tarafında insanlık ve halk düşmanı Ortaçağcı cani katilleri örgütlediler. Ülkemizin bütün sınırları delik deşik edildi. Ve bu olayda da olduğu gibi bizzat onlara SADAT eliyle eğitimler verdiler ülkemiz topraklarında. Silahlandırıp kardeş Suriye Halkının üzerine saldırdılar. Bu büyük bir savaş suçudur. İnsanlığa karşı büyük bir suçtur. AKP’giller’in mevcut hukuk bürolarına dönüştürülmüş yargıdan umuduz yok, ama er geç yargılanacaklar. Ve mevcut yasalarımıza göre hak ettikleri cezayı görecekler. Buna inanıyoruz. Çünkü bu suç ilelebet gizlenemez.

Genel Başkan’ımızın hep söylediği gibi “Nereye giderlerse gitsinler, nereye çıkarlarsa çıksınlar, er geç çelik bilezikle tanışacaklar” AKP’giller ve onların yandaşları. Ve mevcut yasalarımıza göre bağımsız mahkemelerde, emri sadece yasalardan ve vicdanlarından alan bağımsız yargıçlar tarafından yargılanarak hak ettikleri cezaya çarptırılacaklar.

Halkın Kurtuluş Partisi olarak bu uğurda mücadeleye devam ediyoruz, edeceğiz. Biliyoruz ki, bugünkü savcılar maalesef Cumhuriyet Savcısı olduklarını unutmuşlar. Yandaş medya gibi davranarak yandaş savcı, yargıçlık yapmaktalar. Fakat onlar da yasalara karşı gelerek yaptıkları, bu işledikleri suçlardan dolayı onlar da günü geldiğinde bağımsız mahkemelerde yargılanacaklar ve gerekli cezalara çarptırılacaklardır.

Biz Halkın Kurtuluş Partisi olarak şu an hem Tarihe not düşüyoruz hem de suç duyurusu dosyaları hazır olsun diye suç duyurularında bulunuyoruz. Yoksa mevcut yargıdan maalesef bir umudumuz yok. Ama halkımız şunu bilsin; karanlığın en yoğun olduğu zaman aynı zamanda sabaha en yakın zamandır. AKP’giller’in en güçlü göründükleri zaman da aynı zamanda yıkılmalarının an meselesi olduğu zamandır. Nitekim şu an Sedat Peker’in bu açıklamaları da yıkılışın belirtisi.

Biliyorsunuz, yıkılış dönemlerinde suç ortakları birbirilerine girer, birbirlerinin tüm foyalarını açığa çıkartırlar. Şu an Sedat Peker bu işlevi görmekte. Hep söyleriz, çakalların ortaklığı leş başına kadardır. Leş başında hepsi büyük parsayı koparmak için birbirlerine düşerler. Ve bunların birbirlerine girmesinde kazanacak olan Halkımızdır, Ülkemizdir. Çünkü bütün foyaları halkın nezdinde, bütün insanlığın nezdinde ortaya çıkmakta ve yıkılışları da çok geç sürmeyecek. Halkımız buna inansın, mücadele etsin.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

2 Haziran 2021

HKP Genel Merkezi

 

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

SUÇ İHBARINDA

BULUNAN                  : HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI

 

Karanfil Sokak No: 24/15 Kızılay/ANKARA

 

VEKİLLERİ                 : Av. Metin BAYYAR- Av. Ayhan ERKAN- Av. Ali Serdar ÇINGI

                                          Av. Tacettin ÇOLAK- Av. Sait KIRAN- Av. Azime Ayça OKUR

                                          Av. Halil AĞIRGÖL- Av. Pınar AKBİNA- Av. Doğan ERKAN

Ortak Adres: Sezenler Cad. No: 4/15 Sıhhiye/ANKARA

ŞÜPHELİLER              :

  1. Recep Tayyip Erdoğan (AKP Genel Başkanı)
  2. Ahmet DAVUTOĞLU (Dönemin Başbakanı)
  3. Efkan ALA(Dönemin İçişleri Bakanı)
  4. Hakan FİDAN (MİT Başkanı)
  5. Adnan TANRIVERDİ (Emekli Tuğgeneral-Eski SADAT Yönetim Kurulu Başkanı)
  6. Melih TANRIVERDİ (SADAT Yönetim Kurulu Başkanı) ve suça karışan SADAT yetkilileri
  7. Metin KIRATLI (Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı )
  8. Murat SANCAK (İş adamı )
  9. Ramazan ÖZTÜRK(İş adamı)
  10. Ebu ABDURRAHMAN (El Nusra Terör Örgütü İktisat Sorumlusu)
  11. Sedat PEKER
  12. Ve bu suçun işlenmesinde yardım eden bütün iktidar ortakları

 

SUÇLAR                       :

  1. Anayasa’nın “Türkiye Büyük Millet Meclisinin Görev ve Yetkileri”ni düzenleyen 87’inci maddesi ile “Savaş Hali ve Silahlı Kuvvet Kullanılmasına İzin Verme”yi düzenleyen 92’inci maddesine ve Uluslararası Hukuka açıkça aykırı olarak, meclis kararı olmadan ülkemizin komşu Suriye Devleti ile fiili savaş haline getirilmesi
  2. Devlete Karşı Savaşa Tahrik (Md. 304)
  3. Komşu Devlete Karşı Hasmane Hareket (Md. 306)

ŞİKÂYETLERİMİZ    :

 

1-Bilindiği gibi Organize Suç Örgütü lideri olarak aranan Sedat PEKER’in ciddi ve vahim iddialarını içeren açıklamaları gündemdedir. En son 30 Mayıs 2021 günü yayınlanan video açıklaması “https://www.youtube.com/watch?v=sYvs-m5hFso” adresinde yayınlandı.

 

Ayrıntılı açıklamalar içeren kayıtta önemli itiraf ve suçlamalar vardı. Dolayısıyla Peker’in açıklamaları hukuki olarak hem ikrar hem de ihbar niteliğindedir.

 

Bu suç duyurumuza esas teşkil eden konuda Sedat PEKER aşağıdaki itiraf ve suçlamalarda bulunmuştur:

Organize suç örgütü lideri olarak aranan Sedat Peker 8. videosunu yayınladı. Peker, Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerine, TIR’larla gönderdiği askeri teçhizat ve silahlarla ilgili açıklamalarda bulundu. Peker bu işlemin TSK’den “irticai faaliyetler” nedeniyle atılan askerlerin öncülüğüne kurulan SADAT (Uluslararası Savunma Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.) tarafından organize edildiğini söyledi. Giden silahların EL NUSRA’ya gittiğini söyleyen Peker, “Benim üzerimden gidiyor ama ben yollamadım. SADAT’çılar yolladı” dedi.

30 Mayıs 2021 Pazar, 07:13

“YouTube’dan yayınladığı videolarda dile getirdiği iddia ve itiraflarla Türkiye’de devlet-mafya ilişkilerini yeniden tartışmaya açan suç örgütü lideri Sedat Peker 8’inci videosunu yayımladı. …

“ERDOĞAN’A: SENİN HİÇBİR GÜCÜN YOKKEN BEN VARDIM…

“Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Uluslararası bir komplo olduğunu söyledi, bulup getireceğiz” dedi. Devlet bulup getirir. Onda bir sıkıntı yok. Beni getirmek gerçekleri değiştirecek mi Tayyip Ağabey. Bundan sonraki videoyu ben kardeşiniz olarak karşınıza geçip anlatacağım. Ne zaman tanıştık. İki tane müfettiş, yalan makinası… Yalan makinelerinin yüzde 1.5 yanılma payı var o yüzden mahkemelerde kullanılmıyor. Ben doğru söylesem yine ötse de ben kafama sıkacağım.

“Bütün bunları halk biliyor. Madem ki ben ajanım, ajan olduk… Bir özür bekledim ağabey ya. Bütün olanları anlattık her şey ortada. Bütün bunları halk biliyor. Sana anlatmıyorlar bir sen bilmiyorsun. Çevreni sarmışlar, bir sen bilmiyorsun.

“Asla saygısızlık içinde olmayacağım sana karşı. Ben vatan haini değilim. Senin hiçbir gücün yokken ben vardım. Onların hiçbiri yoktu. Alkış beklemedim. Elimden ne geliyorsa yaptım. Bir dahaki videoda karşılıklı oturalım, açık delillerle doğrulayacağım. Helalleşeceğiz ağabey.

“Şey diyorlar ‘Devleti yıpratmak için anlaşma bilmem ne…’ Ben Kutlu Adalı cinayetinde kriminal bir yapı var dedim. Bir ucu Venezuela’da dedim. Doğruyu söyledim.

“Karşı taraf çok çoğaldı. Aklımı tatilinden geri çağırdım.

“KASETLERİ VAR HALİL’DE

“Bir de uluslararası uyuşturucu trafiği diyorlar. Eski Başbakan’ın oğlu Binali Yıldırım…  Halil Falyalı’yı neden almıyorsunuz? Yayınladı arkadaşlar, ABD’nin kırmızı aramasını, Orta Doğu’nun uyuşturucu patronu diye. Türkiye’de de İçişleri’nden aranıyor. Herkesi gidip alıyorsunuz, gidin onu da alın.

“Ama onda kasetler var. Herkesi çekmiş o da. Ben Halil’den öğrenmedim. Ben bir de öyle kaset yayınlamak falan değil… Namuslu adamın kasetini yayınlamam. Adam derse ki “Bu anlatılan doğru”, niye yayınlayayım, sapık mıyım ben, teşhirci miyim?

“SADAT, BENİM ÜZERİMDEN EL NUSRA’YA SİLAH VE ARAÇ YOLLADI”

“MİT TIR’ları yakalandıktan sonra kafamda şöyle bir şey oluşmuştu: Biz oraya hem toplumun duygularını yükseltmek hem de oradaki kardeşlerimize, Bayırbucak Türkmenlerine ve diğerlerine yardımcı olmak için İHA, kıyafetler, -ama sayıca çok fazla, oradaki tüm savaşçılara yetecek kadar- telsizler, çelik yelekler, onlar bunlar, tırlarca… Bu projeyi düşündük. O milletvekili arkadaşımızla da konuştuk. O da düşünceyi aldı, iletmesi gereken yerlere iletti. Sonra dediler ‘Biz ek TIR’lar verelim, sizin TIR’larla beraber (gitsinler)’. Bizin TIR’lar ‘Sedat Peker yardım konvoyu’ diye gidiyor. Basına da resimler veriyoruz. Tüm ekipmanları yolluyoruz. Ama benim adıma giden diğer araçlar var. Onlar da başka yerdeki Türkmenlere gidiyor diye biliyoruz.

“Araçların içinde ne olduğunu bilmiyoruz, bilmiyoruz dediysem silah var, saf çocuk değiliz.

“Bu da normal, olması gereken şey. Ama bu MİT tarafından, askeriye tarafından organize edilmiyor. SADAT tarafından organize ediliyor, SADAT’ın içindeki bir ekip tarafından.

“Bunların hepsini ben kendi paramla alıyorum ama onlar hariç, onların benimle hiçbir ilgisi yok ama benim adıma gidiyor. İşlem yapılmıyor, kayıt yapılmıyor, direkt geçiş yapılıyor. Sonra ben yüklü miktarda Mitsubishi araçlar yollamaya başlayınca dediler.

“Bize de biraz verir misin, orada savaşçılar…’ dedim tamam, verelim. Türkmenler her yerden videolarla teşekkür ediyorlar aracı aldık diye, bir iki tanesi arapça konuşuyorlar. Sonra bizim Türkmen arkadaşlar ‘Bunlar el Nusracı’ dedi. Bizim diğer arkadaşlar da ‘Bu gidenler el Nusra’ya gidiyor’ diyor. Evet, benim üzerimden gidiyor. Samimi yapıyorum. Ama ben yollamadım, SADAT’çılar yolladı.

“Kibrit kutusuna sokacağım sizi, hem de devleti de yargılatmayacağım.

“Pandora’nın ilk kutusunu açalım bakalım. Siz Suriye’de ticaret yapmanız için ne yapmanız lazım biliyor musunuz? Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı, Külliye’de ona gideceksiniz. Ama bir iki kamyonluk alışverişli söylemiyorum. Büyük olanlar. Kaçak ham petrol, çay, şeker, alüminyum, bakır, ikinci el araba. Bunlar milyarlarca dolarlık para, büyük para.

“ALBAYRAK’IN YERİNİ SÖYLEDİ

Suriye mücadelesi için parayı kim verdi? Biz, devlet. Kim şehit oldu orada millet. Şimdi orada yapılan ticareti anlatacağım. Siz oradan onay aldıktan sonra sizi şeye yolluyor Murat Sancak, Ramazan Öztürk. Onların da onayı geçtikten sonra El Nusra’nıniktisat sorumlusu var Ebu Abdurrahman. Şu anda da ticaret böyle yapılıyor biliyor musunuz?

“Bunlara silah veriyorsunuz bunlar bizim Türkmenlerle savaşıyor. Bizim üstümüzden gidiyor. Diyorlar ki ‘yeni dengeler var’ dedim ‘anlatın’. Berat Albayrak nerede biliyor musunuz? Sancak’ın Hadımköy Beylikdüzü taraflarında bir evi var, orada kalıyor. Oradaki para neden bizim devlete gelmiyor. Hala bizden gidiyor”

(https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/sedat-peker-8-videosunu-yayimladi-iddialarini-surdurdu-1840354)

 

2—ŞÜPHELİLERİN VE SUÇ ORTAKLARININ        FİİLLERİ ULUSAL VE ULUSLARARASI HUKUKA AÇIKÇA AYKIRIDIR. SAVAŞ SUÇU KAPSAMINDADIR.

 

Sedat PEKER’in bu itiraflarında geçen konuların SAVAŞ SUÇU olduğu sabittir. Bu tür faaliyetlerin Devletler Hukuku’na göre suç olduğu sabittir.

 

Yine bu fiiller, Birleşmiş Milletler Şartı’nın “Amaç ve İlkeler” Bölümünün 2/1. Maddesinde düzenlenen: “Örgüt, tüm üyelerinin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur.” ilkesi gereğince “egemen eşit” BM üyesi Suriye’ye karşı savaş ilanından başka bir şey değildir.

 

Oysa aynı BM Şartı’nın 2/4. Maddesinde: “Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.” denilmektedir.

 

Yine bu eylemlerin; 24 Ekim 1970 tarihinde toplanan 1883. BM Genel Kurulu’nda kabul edilen “BM Antlaşması Doğrultusunda Devletler Arasında Dostça İlişkiler ve İşbirliğine İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Konusunda Bildirge” Ekinde belirtilen;

 

“Her devlet uluslararası ilişkilerinde herhangi bir Devletin ülke bütünlüğü ya da siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma tehdidinde bulunma ya da güç kullanmaktan ya da Birleşmiş Milletler’in amaçlarıyla ters düşen herhangi bir biçimde davranmaktan kaçınmak yükümlülüğündedir. Böyle bir güç tehdidi ya da güç kullanımı uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Antlaşmasının ihlali anlamına gelir ve hiçbir zaman uluslararası sorunların çözümünde bir araç olarak kullanılmamalıdır.

 

“Saldırıdan kaynaklanan bir savaş, uluslararası hukuka göre sorumluluğu olan, barışa karşı işlenmiş bir suçtur.

“Birleşmiş Milletler’in amaç ve ilkeleri uyarınca Devletlerin, saldırıdan kaynaklanan savaş lehinde propaganda yapmaktan kaçınma yükümlülüğü vardır.

 

“Her Devletin, başka bir Devletin var olan uluslararası sınırlarını ihlal etmek amacı ile ya da toprak anlaşmazlıkları ve Devletlerin sınırları ile ilgili sorunlar dahil olmak üzere uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde araç olarak güç tehdidi ya da güç kullanımından kaçınma yükümlülüğü vardır.

“Her Devletin, kendisinin taraf olduğu ya da başka bir şekilde saygılı olmak durumunda olduğu uluslararası bir antlaşma ile oluşturulmuş ya da bu antlaşma gereğince ortaya çıkmış ateşkes sınırları gibi uluslararası sınır tayinlerini ihlal etmek amacı ile güç tehdidi ya da güç kullanmaktan kaçınma yükümlülüğü vardır. Yukarıda belirtilenlerin hiçbiri, kendi özel rejimleri altındaki bu gibi sınırların mevcut durum ve etkileri açısından tarafların konumlarına zarar verecek ya da geçici niteliklerini etkileyecek şekilde yorumlanamaz.

“Devletlerin güç kullanımını içeren misilleme hareketlerinden kaçınma konusunda bir yükümlülükleri vardır.

“Her Devlet, eşit haklar ve kendi geleceğini tayin etme ilkelerinin işlenmesi sırasında sözü edilen halkları, kendi geleceklerini tayin etme, özgürlük ve bağımsızlık haklarından yoksun bırakan herhangi bir zora dayalı eylemden kaçınma yükümlülüğüne sahiptir.

“Her Devletin, başka bir Devletin toprağına saldırı amacını taşıyan, ücretli askerler de dahil olmak üzere, düzensiz güçler ya da silahlı grupları örgütlemek veya örgütlenmelerini teşvik etmekten kaçınma yükümlülüğü vardır.

“Her Devlet, bir başka Devletin içindeki sivil mücadele hareketleri ya da terörist hareketleri örgütlemek, kışkırtmak, bunlara yardımda bulunmak ya da bunların içinde yer almaktan ya da bu tür hareketlerin yürütülmesine yönelik olarak kendi toprakları içinde yürütülen örgütlü etkinliklere rıza göstermekten, bu paragrafta sözü edilen hareketler güç tehdidi ya da güç kullanımı içerdiği zaman, kaçınmakla yükümlüdür.

“Bir Devletin toprağı, Antlaşmanın hükümlerine aykırı bir biçimde güç kullanılmasından kaynaklanan askeri işgalin hedefi olmamalıdır. Bir Devletin toprağı, güç tehdidi ya da güç kullanılması sonucunda, bir başka devletin ele geçirme hedefi olmamalıdır. Güç tehdidi ya da güç kullanılması sonucunda sağlanan hiçbir toprak kazanımı yasal olarak kabul edilmeyecektir.” şeklindeki ilkelere aykırı olduğu açıktır. Hemen her gün bir yeni örneği ile karşılaştığımız uygulamalarla, egemen bir devletin (Suriye’nin) toprağına saldırı amacı taşıyan güçlerin ülkemizde örgütlendiklerini, silahlandırıldıklarını hatta bu güçlerin kontrolsüz bir şekilde kendi halkımıza karşı da saldırganlaştıklarını görmekteyiz.

 

Bir başka anlatımla, 42 yıl önceki BM toplantısında kabul edilen bu ilkelerin bütün üye ülkeleri ve devlet yöneticilerini/güç kullanma yetkililerini bağlayıcı hükümleri ortadadır

 

3-ŞÜPHELİLER, ULUSAL HUKUKU DA HİÇE SAYMIŞLAR, ANAYASA VE TCK’YA AYKIRI TASARRUFLARDA BULUNMUŞLARDIR.

 

Bilindiği gibi Anayasa’nın “TBMM’nin Görev ve Yetkileri”ni düzenleyen 87. Çerçevesinde, bir meclis kararı olmadan herhangi bir egemen ülkeye karşı asker toplama, gruplara silah gönderme, yardım etme vb. eylemler gerçekleştirilmesi mümkün değildir.

 

Gene Anayasanın “Savaş Hali İlanı ve Silahlı Kuvvet Kullanılmasına İzin Verme”yi düzenleyen 92. Maddede de; “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.

 

Oysa şüpheliler, Suriye sorununda ne TBMM’ne ne de halka doğru bilgi vermiştir.Dahası açıktan yetki gaspında bulunarak Anayasa ile TBMM’nin görevleri arasında bulunan alanlara müdahale ederek, komşu ülkeyi savaşın içine sürüklemişler, tıpkı Türkiye gibi Birleşmiş Milletler üyesi egemen bir devlete, Suriye meşru hükümetine karşı savaşan, gerici terörist güçlere ve bunların doğrudan Ek-Kaide kolu olan EL-NUSRA Terör Örgütüne silah göndererek açıkça savaş suçu işlemişlerdir.

 

Bu nedenlerle eylemleri 5237 Sayılı TCK’nun 304 ve 306. Maddelerinde öngörülen; “Savaşa Tahrik” ve “Komşu Devlete Karşı Hasmane Hareket” suçlarını oluşturmaktadır.

 

Bilindiği gibi; 5237 Sayılı TCK’nun “Devlete karşı savaşa tahrik” suçunu düzenleyen 304. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Tahrik fiilinin basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.” hükmü yer almaktadır.

 

Aynı yasanın “Komşu devlete karşı hasmane hareket” başlıklı 306. Maddesinde ise; “Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, yabancı bir devlete karşı asker toplayan veya hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası verilir” denilmektedir. Dolayısıyla şüpheli ve ortakları hakkında TCK’nun bu maddelerini ihlalden de dava açılması gerekmektedir.

 

4-SEDAT PEKER’İN İTİRAFLARI DAHA ÖNCE YAPTIĞIMIZ SUÇ DUYURULARININ HAKLILIĞINI KANITLAMIŞTIR.

 

ABD-AB Emperyalistlerinin çıkarları ve istekleri doğrultusunda kardeş Suriye’ye yönelik suçları nedeniyle şüpheliler ve ortaklarına yönelik yaptığımız bütün suç duyuruları zorunlu yasal gereklilikler gözardı edilerek sonuçsuz bırakılmıştır. Maalesef Cumhuru korumaları gereken savcılar görevlerini yapmaktan kaçınmışlar ve önceki başvurularımızda Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararları verilmiştir. Bu nedenlerle anılan Savaş Suçlarını yargılamakla Uluslararası olarak görevli, Birleşmiş Milletler Roma Statüsü çerçevesinde “savaş suçlarının cezasız kalmaması” prensibiyle yargılama yapan ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİNE başvurmak durumunda kalmıştık. Uluslararası Mahkeme, halen o başvurumuzu değerlendirmektedir.

 

Sedat PEKER’in bu itirafları iddialarımızın YENİ DELİLİ niteliğindedir.

 

Sonuç olarak; Şüphelilerin yukarıda belirtilen suçlarının sabit olduğu çok açıktır. Bağımsız, objektif ve hukukun üstünlüğüne uygun bir soruşturma yürütüldüğünde, şüphelilerin fiillerinin, altına imza koyduğumuz Birleşmiş Milletler Şartı, Cenevre Sözleşmesi, Roma Statüsü gibi uluslararası sözleşmelerin, Anayasa’nın 87 ve 92. maddeleriyle, TCK’nun 304. ve 306. maddelerinin ihlali olduğu kesindir. Bu suçlarından dolayı şüpheliler dokunulmazlık zırhından faydalanamazlar. Zira suç, görev suçu değildir.

 

Ülkemizin bağımsızlığına, hukukun üstünlüğüne, komşu ülkelerle barış içinde bir arada yaşama gerekliliğine inanan savcı ve yargıçların hala bitmediğini görmek istiyoruz. Bu nedenle suç duyurumuzu Türkiye, Ortadoğu ve Dünya Halklarına karşı bir sorumluluk olarak görüyor ve tarihe bir not düşmek için Sayın Makamınıza veriyoruz.

 

SONUÇ ve İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Şüpheliler hakkında soruşturma başlatılarak anılan maddelerden yargılanmaları ve cezalandırılmaları için kamu davası açılmasını, görev yönünden yargılama gereği görüldüğü takdirde yüce divanın yargılama alanına giren suçlar açısından dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini vekâleten dileriz. 01.06.2021

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNAN

                      HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI VEKİLLERİ

 

Av. Metin BAYYAR – Av. Sait KIRAN – Av. Azime Ayça OKUR – Av. Doğan ERKAN