Kadın Yaşamdır, Kadının Kurtuluşu Yaşamın Kurtuluşudur!

23.02.2014
232
A+
A-

gezi 2

 

Bugün, 8 Mart 1857’de kölelik koşullarına karşı canları pahasına mücadele ederken Parababaları tarafından diri diri yakılarak katledilen 129 kadın tekstil işçisinin kanıyla kazanılmış gün, bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü.

Bugün Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızın başkomutanı Mustafa Kemal’in “Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim’ diyemez” dediği cesur kadınlarımızın günü.

Bugün Taksim Gezi İsyan’ımız sırasında Tayyipgiller’in valisi Hüseyin Mutlu’nun, “Anneler gelin, çocuklarınızı parktan alın”, sözlerine inat insan zinciri oluşturarak evlatlarını devletin ve polisin vahşetine karşı koruma altına alan, onlarla birlikte mücadele veren cesur anaların günü. Bugün, evlatlarını Gezi İsyanı’mız sırasında ve sonrasında yapılan kalleşçe, alçakça saldırılarda şehit veren Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım, Hasan Ferit Gedik’in yürekleri yaralı ama başları dimdik cesur analarının günü. Bugün yine Gezi İsyanı’mız sırasında evinden ekmek almaya giderken polisin başından vurarak komaya soktuğu ve hala komadan çıkamayan Berkin Elvan’ın hastane kapılarında aylardır umutla bekleyen anacığının günü. 

Bugün yürekleri, evlatlarının paramparça edilmiş bedenleri gibi bin parça olmuş, o gün bugündür karalara bürünmüş Roboski analarının günü. Bugün Tayyipgiller’in ileri demokrasisinin sağlık sistemi yüzünden ölen, cenazesi babasının omzunda çuvalla taşınan 3 yaşındaki bebek Muharrem’in acılı anasının günü.

Bugün türlü türlü şekillerde acımasızca öldürülen, şiddet gören, evlere-yatak odalarına hapsedilen, 4+4+4 Ortaçağcı Eğitim Sistemiyle eğitim-öğretim hakları ellerinden alınan, çocuk yaşta evlendirilen kızlarımızın, fabrika cehennemlerinde çifte sömürüye maruz kalan bacılarımızın, evlatlarına daha güzel bir dünya kurabilmek için kendi canlarını hiçe saymış analarımızın günü.

Peki, yukarıda, çektikleri zulümlerden sadece bir kısmına değindiğimiz kadınlarımız tarih boyunca hep böyle miydi? Hep ikinci sınıf insan statüsünde mi yaşadı?

Bilimin ışığında yapılan araştırmalar kadının ezelden beri aşağılanan, ikinci sınıf insan konumuna düşürülen cinsiyet olmadığını göstermektedir.

Türkiye Devrimi’nin önderi Hikmet Kıvılcımlı Usta, Marks-Engels’in ömrünün vefa etmediği ilkel komünal ve antika toplumların çözümlenmesi meselesini, anıt eseri “Tarih-Devrim-Sosyalizm”de sentezleyerek Marksizme katkıda bulunur, bildiğimiz gibi. İşte bu anıt eserde değinilen en önemli konulardan biri de kadın meselesidir. Usta’mız burada kadın cinsiyetinin hayatın başlangıcından beri ezilen cinsiyet olmadığını, aksine, “Orta Barbarlık” olarak tanımlanan aşamadan önce kadının topluma yön verdiğini, üstün cinsiyet olduğunu ama bu üstünlüğünü erkek egemen toplumda erkeğin kadına yaptığı gibi erkeğe karşı bir baskı aracı olarak kullanmadığını ifade eder. Ancak ne yazık ki sürü ekonomisine geçişle beraber ekonomik gücün erkeğin eline geçmesinin bir sonucu olarak kadın alt edilmiş, kadın egemen toplumun yerini erkek egemen toplum almış ve insanlık tarihinde ilk kez bir insanın başka bir insanı ezebileceği düşüncesi ortaya çıkmıştır. Yani kadının alt edilmesi, medeniyetin, sınıflı toplumun ortaya çıkışından daha eskidir.

İşte o zamandan beri kadınlarımız ezilmekte, sömürülmekte, aşağılanmaktadır. Yukarı Barbarlık döneminde de Kölelik döneminde de, Feodal dönemde de, “demokrasi, insan hakları” demagojilerinin ağızlarda sakız edildiği günümüz kapitalist toplumlarında da bu böyledir ve kadın bu düzende hem işveren sınıfı hem de erkekler tarafından çifte sömürüye maruz kalmaktadır.

 

Dünya Ölçeğinde Kadın

 

Peki, günümüzde, Kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalizm çağında kadının dünya ölçeğindeki konumu nedir? Dünya nüfusunun yani insanlığın yarısını oluşturan kadınlarımızın durumunu UNICEF’in Mart 2013’te açıkladığı rapordan izleyelim:

• Dünyada kadınların %70’i yaşamlarının bir kesitinde fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalıyor.

• Cinsel saldırıların %50’si kadarı 16 yaş altındaki kız çocuklarına karşı işleniyor.

• Dünya genelinde 603 milyon kadın, aile içi şiddetin suç sayılmadığı ülkelerde yaşıyor.

• Dünya genelinde 60 milyon çocuk gelin bulunuyor.

• Her yıl çoğunluğunu kadınların ve çocukların oluşturduğu 500 yüz bin ila 2 milyon arasında kişi insan tacirlerinin eline düşerek fuhuşa, köle olarak veya  özgürlükleri kısıtlanarak çalışmaya zorlanıyor.

• Dünya Bankası verilerine göre, Dünya genelinde şiddet nedeniyle hayatını kaybeden 15-44 yaş grubundaki kadınların sayısı kanser, sıtma, trafik kazası ve savaşlar nedeniyle ölen kadından daha fazla.

UNICEF’in raporunda Türkiye’ye ilişkin tespitler ise şöyle sıralanıyor:

• Türkiye’de her 10 kadından dördü eşinden ya da partnerinden fiziksel/cinsel şiddet görüyor.

• Töre ve namus cinayetleri kadınlara yönelik şiddetin önemli bir yönünü teşkil ediyor.

• Türkiye’de her üç gelinden birini çocuk gelinler, yani 18 yaş altında evlendirilenler oluşturuyor.

 

Ortaçağcı İrticanın pençesinde kadın…

 

UNICEF, yukarıda gördüğümüz gibi Türkiye’ye ilişkin cılız verilerle yetiniyor. Oysa modern gericiliğin kadını düşürdüğü durum ortadayken, bir de ülkemizde olduğu gibi Antika gericiliğin, yani ideolojisi din olan Ortaçağcı İrticanın iktidarda olduğu ülkelerde kadın çok daha fazla eziliyor, sömürülüyor, aşağılanıyor. Bunun en somut kanıtı ise Ortaçağcı Tayyipgiller İktidarının 12 yıllık süre içerisinde kadına yönelik hayata geçirmeye çalıştığı uygulamalardır.

Çıkardığı yasalarla insanların en mahremlerine kadar girme cesaretini gösteren Tayyipgiller İktidarı, kürtaj yasağı, tecavüzcüsüyle evlenme, 3 çocuk isteği gibi akla mantığa sığmayan tasarılarıyla şeriat düzenini bu kez kadın bedeni üzerinden hayata geçirmeye çalışıyor. Yine AKP Hükümetinin içerisinde yer alan bazı isimlerin yaptığı akıl almaz açıklamalarından bir kaçını sıralayacak olursak; Maalesef kendisi de kadın olan AKP milletvekili Fatma Şahin “Medya olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik.” demişti, yine AKP Bakanlarından Mehmet Şimşek “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.” diyerek kendi yarattıkları işsizlik-pahalılık cehenneminin günahını kadınlarımıza yüklemeye çalışmıştı. Ve yine AKP’nin TRT’sinin “mütefekkir”i Ömer Tuğrul İnançer “Hamileliği davul çalarak ilan etmek bizim terbiyemize aykırıdır. Böyle karınla sokakta gezilmez… Ayıptır ayıp. Bunun adı realizm değildir. Bunun adı terbiyesizliktir.” diyerek hayalhanesindeki Ortaçağ toplumunun portresini çizmişti.

 

Geleceğin anaları babaları çocuklarımız…

 

Yine kadından ayrı düşünemeyeceğimiz çocuklarımızın ülkemizdeki durumuna birkaç somut istatistikle değinecek olursak; SHÇEK verilerine göre,  0-6 yaş arası 300 kadar çocuk, anneleriyle birlikte cezaevinde! Adalet Bakanlığı verilerine göre de yılda ortalama 7 bin çocuk tecavüz ve tacize uğruyor! ÇSGB verilerine göre, yaklaşık 17 milyon çocuğun 1 milyonu çalışıyor ve İstanbul’da 625 bin çocuk, sokak çocuğu olma riskiyle karşı karşıya!

Kadınlarımızın, çocuklarımızın çektiği bu zulümlerin sebebi genelde ülkemizde bugüne kadar AB-D Emperyalistleri tarafından iktidara getirilen yerli işbirlikçiler, özelde ise 12 yıldır ülkemizi kerte kerte Ortaçağ karanlığına götüren AKP iktidarıdır.

Bir taraftan 3 çocuk diyeceksin, kürtaj yasağı diyeceksin diğer taraftan her alanda uyguladığın politikalarla onlarca Muharrem’in, Ayaz bebeğin ölümüne neden olacak, analarının acılı yüreklerine seyirci kalacaksın!

Bir taraftan “benim türbanlı bacılarım” deyip alçakça din istismarı yapacaksın, diğer taraftan AB-D Emperyalistlerinin işbirlikçiliğini yaparak, Irak’ta binlerce Müslüman kadının ırzına geçen sarhoş Yankee’lerin “evlerine sağ salim dönmeleri için” dua edeceksin!

Bir taraftan hırsızlığınla, vurgunlarınla milyar dolarları götüreceksin, diğer tarafta Başbakanı olduğun ülkede, dershane parasını ödeyemediği için hapse atılan anneye, oğlunun bu utanca dayanamadığı için intihar etmesinden dolayı evlat acısı yaşatacaksın!

 

Hiçbir Haksızlık Kader Değildir!

 

Kadınlarımızın yaşadıkları tüm bu zulümler bir kader değildir. Kadın sorunu bir düzen sorunudur. Her zaman ifade ettiğimiz gibi kadın meselesinin çözümü insanın hayvan yerine konulduğu düzenin ortadan kalkmasıyla mümkündür. Bu da kadınıyla erkeğiyle bir bütün olarak verilecek sınıf savaşımıyla mümkündür. Feminizm gibi kadının mücadelesini sınıfsal düzlemden uzaklaştıran, kadın ve erkeği ayrıştıran bir burjuva ideolojisi kadın meselesi için bir çözüm değildir. Aksine bu akım, kadın sorununu çözmek yerine daha da derinleştirmekte, kadını kurtuluşa götürecek olan gerçek mücadeleyi yani sınıfsal mücadeleyi gölgelemekte, insanlarımızın zihnini bulandırmaktadır. Feminist damardan beslenen kadın hareketleri bugün emekçi kadınlarımıza hitap etmemekte, ortaya koydukları talepler ve çözüm önerileri düzen içerisine hapsolmuş birkaç iyileştirme adımının ötesine geçmemektedir. Bu taleplerin de bugünkü Ortaçağcı iktidar tarafından karşılanması zaten söz konusu değildir.

Bugünün Türkiyesi’nde kadın meselesinin çözümü açıktır: Antiemperyalist-Antifeodal-Antişovenist İkinci Kurtuluş Savaşı’mızın zafer kazanmasıyla kuracağımız Demokratik Halk İktidarımız kadın meselesinin çözümünde ilk adım olacaktır. Oradan ulaşacağımız Sosyalist düzen yarımız olan kadını hak ettiği yere ulaştıracak, sınıfsal sömürüyle birlikte cinsel sömürüyü de ortadan kaldıracaktır. Bu da ancak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi kadın ve erkeğin omuz omuza yürüteceği mücadeleyle mümkün olacaktır. İşte o zaman Ethem’in, Ali İsmail’in, Muharrem bebeğin analarının-babalarının acılı yüreklerine su serpilecek, genelde tüm insanlığa, özelde çilekeş kadınlarımıza bu acıları yaşatan halk düşmanları hak ettikleri cezayı bulacaklardır. Mücadelemiz bunun içindir ve bu kutsal savaşımız mutlaka zafere ulaşacaktır!

 

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!

8 Mart Kızıldır Kızıl Kalacak!

Kadın Erkek El Ele Kurtuluş Partisine!

 

Kurtuluş Partili Kadınlar