Kadın cinayetlerinin en önde gelen kışkırtıcısı Kaçak Saray’ın Ortaçağcı anlayışı ve onunla uyumlu Yargısıdır

22.06.2022
43
A+
A-

Öyle görülüyor ki Tayyip’e hakaret davalarından aldığımız ve alacağımız cezalar toplamı bir süre sonra; Pınar Gültekin’in katili, canavara dönüşmüş insan sefaletine verilen cezanın iki katına ulaşacak…

Bu aşağılık cellat, melek gibi yavrucağı kim bilir ne yalanlarla kandırarak aylarca rezil, lanet arzularına alet etti…

Öyle anlaşılıyor ki kızcağız, bu namussuzun evli olduğunu anlayınca ondan uzaklaşmak istiyor. Ve uzaklaşıyor da. Fakat böylesi İblisleşmiş yılanlarda yalan mı yok? İşte son bir kez görüşelim, diyerek çağırıp çiftliğine mi diyelim, kır evine mi diyelim götürüyor çocuğu. Ve orada da hazırladığı insanlık dışı planını uygulayarak boğarak öldürüyor. O kadarla da kalmıyor; yavrucağın ölmüş bedenine de işkenceye devam ediyor. Yakmaya çalışıyor cesedi, sonra da 160 cm yüksekliğindeki bir bidonun içine eğip büküp sokarak üzerine beton döküyor…

Bu insanlık dışı işlerin her aşamasında kendisine kardeşi, babası, eski eşi, ortağı yardımda bulunuyor.

İnsanım diyen her kişinin yüreğini yakan bu canavarlık, inanın Amerikan seri katillerinde bile ender görülür. Besbelli ki katliamda yer alanların tamamı insanlıktan çıkmış birer kriminal psikopattır.

Ve iki gün önce, olaya bakan sözde mahkeme kararını açıklıyor.

Karar şu:

“Mahkeme heyeti, 23 aydır tutuklu Avcı’ya ağırlaştırılmış müebbetten indirime giderek 23 yıl hapis, tutuksuz sanık kardeşi Mertcan Avcı, annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı, boşandığı eşi Eda Karagün ve ortağı Şükrü Gökhan Orhan’ın ise beraatine karar verdi.

“HAKSIZ TAKRİK İNDİRİMİ İLE 23 YIL HAPİS

“Mahkeme heyeti, 23 aydır tutuklu Avcı’ya önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi.

“Mahkeme, haksız tahrik indirimi ile cezayı 23 yıla indirdi.” (https://www.odatv4.com/guncel/pinar-gultekin-davasinda-karar-242213)

Besbelli ki cinayetin her yönü ayan beyan meydanda olmasa ve işi araştıran polisler görevlerini layıkıyla yapıp sapık celladı konuşturmasa ve cesedin yerini buldurtmasa, adı “mahkeme” olan kuruluşu oluşturan hafızlar hepsine beraatı basıp geçeceklermiş.

“Haksız Tahrik İndirimi” he?..

Bizim Tayyip’e hakaret savıyla açılan davalarda hiç böyle bir indirime gidilmiyor. Hem de hiçbirinde gidilmiyor. Tam tersine; davalar durmadan yeni dava doğuruyor. Sen Savcılık ifadende de hakaret ettin, mahkemedeki konuşmalarında da hakaret ettin, diye habire yeni davalar üretiyor Tayyip’in mahkemeleri bize karşı.

23 yıl hapis…

Yatarı, kurban kızımızın avukatının açıklamasına göre 14 buçuk yılmış…

Onun da ne kadarı kapalı cezaevi olur, ne kadarı açık cezaevi belli değil. En azından biz bilemiyoruz şimdilik…

Tabiî bu arada Tayyip’le Kaçak Saray’ın Arka Bahçeli’si el ele vererek bir af ya da af anlamına gelecek yeni bir yargısal düzenlemeyle bu tür canavarları salıverebilirler de. Bu da olası durumlardandır.

Tabiî bu mahkeme sıfatını taşıyan kurumlar esasında mahkeme filan değil. Burada oturan şahıslar gerçek anlamda savcılar yargıçlar değil. Bunların alayı Muaviye-Yezid Dincisi, Ortaçağcı, meczuplaşmış kişilerdir.

Bunlardaki anlayış şudur:

“Bu kız açık saçık giyinen biri. Bakın işte askılı kıyafetler filan giyiyor. Evlenmeden erkeklerle düşüp kalkıyor. Böylelerinin zaten toplumdan ayıklanması gerekir. Bu tür olaylar aslında toplumun geneli için olumluluktur. Keşke hep böyle olaylar yaşansa da toplum bu tür kadınlardan, kızlardan kurtulsa. Zaten denir ya; su testisi su yolunda kırılır, diye. İşte bu kızınki de öyle olmuş. Belasını aramış, sonunda da bulmuş. Aslında kız böyle olmasaydı o erkek böyle bir iş yapmak zorunda kalmayacaktı. Başı belaya girmeyecekti. Bak, eşinden de ayrılmış. Herhalde bu kız yüzünden ayrılmıştır. Yani suçlu olan bu olayda aslında bu kızdır. Kadın denen yaratık da zaten Şeytandır. Kandırır erkekleri, baştan çıkarır. Sonunda da onların başını belaya sokar.

“Ama ne yapalım ki bir taraftan da işte kanunlar var. Bunları da hiçe sayıp alayını da beraat ettiremiyoruz. Onlara da şeklen uymaya mecburuz. Takdir hakkımızı kullanarak işte bu kadarını yapabildik. Daha fazlası elimizden gelmedi.”

Anlayış bu olunca, bu kafadan ve bu ruhiyattan sağlıklı bir sonuç beklemek elbette ki saçma olur. Maalesef Tayyipgiller mahkemelerinin büyük çoğunluğu aslında mahkeme olmayan, sadece sureta mahkemelerdir. Onlardan gerçek insan vicdanını tatmin edecek bir karar çıkmasını beklemek tekeden süt çıkmasını beklemek kadar akıl ve mantık dışı olur, büyük bir saçmalık olur.

Ve ne yazık ki bunların kendileriyle aynı kategoriden avukatları da vardır. Karar sonrası celladın avukatının yaptığı açıklama şöyle:

“Biz başından beri canavarca hisle öldürme yok diyoruz. Pınar Gültekin yaşarken diri diri yakılmamış. Bu üzücü olay öldükten sonra gerçekleşiyor. Çünkü bizim aldığımız adli tıp raporlarında bunlar sabittir. Cemal Metin Avcı canavarca hisle, eziyet çektirerek suçlarından zaten beraat etti. Sadece tasarlayarak öldürme var. Medyada “müebbetten indirime gidildi” yazılıyor yok böyle bir şey. Yani verilen bu 23 yıl hapis cezası sadece tasarlayarak öldürmekten verildi. Ancak istinaf mahkemesine itirazımızı yapacağız ve bu da bozulacak. Karardan memnunuz adalet tecelli etti diyebiliriz.” (https://www.odatv4.com/guncel/pinar-gultekin-davasinda-karar-242213)

Görüyor musunuz avukattaki anlayışı?

Sözde mahkeme heyetininkiyle bire bir aynı. Müvekkili canavarca hisle öldürmemiş kızı.

Bre ahlaksız!

Canavarca hisle öldürmeyen, hiç o çocuğun canını aldıktan sonra olsun ona eziyet etmeye, cesedine işkence etmeye devam eder mi?

Cesedi yakıp sonra da varile sokup üzerine beton döker mi?

Canavarlaşmamış bir kişi, insanlıktan bütünüyle çıkmamış, insanlıkla her türlü bağını koruyan bir yaratık böylesine bir namussuzluk yapabilir mi hiç?

Bir de istinafa götürecekmiş kararı. 14 buçuk yıl yatarı olan cezayı bile fazla buluyor avukat olacak şahıs. Daha da düşürtecek aşağıya. Belki de aklından geçen hemen tahliye ettirmek…

Türkiye bu rezil çukurlara nasıl getirilip düşürüldü ya…

Nasıl böyle insanlar üretir hale geldi bu toplum?

Tayyipgiller muhakkak ki kısa süre sonra ufkumuzdan çekilip gidecekler. Mecburen gidecekler. Ama onların çürüttüğü, insanlıktan çıkardığı böyle milyonlarca insan, toplumda varlıklarını sürdürmeye devam edecek. İşte Tayyipgiller’in Türkiye’ye verdikleri en önemli hasarlardan biri de budur. En önemli kötülüklerinden biri de budur. Böyle insanları yetiştirmiş olmaktır…

Bunlar, çoğu kızcağızımın, kadıncağızımızın katilini zaten beraat ettiriyorlar ya da birkaç yıllık cezalara çarptırıp salıveriyorlar. İşte melek yüzlü, melek kalpli Ağrılı Leyla evladımızın cellatları ne oldu?

Hepsi salıverildi…

İşte onun da kararı:

“Ağrı’da kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir ile ilgili ikinci davada karar çıktı. Daha önce “çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olan amca, bu kez diğer 6 sanıkla birlikte beraat etti.” (https://www.ntv.com.tr/turkiye/leyla-aydemir-cinayeti-davasindasaniklara-beraat,lNOrXSl0X0ihMzz8bhq1DQ)

Şimdi sormak lazım, mahkemeyiz diyen bu hafızlara:

Peki, bu melek yavrumuzu kim öldürdü?

Uzaylılar mı?

Cinler periler mi?

Alın işte benzer bir karar daha:

“Eşini öldürdüğü iddiasıyla hapis cezası verilen sanık istinafta beraat etti

“Kayseri’nin İncesu ilçesinde karısını balkondan iterek ölümüne neden olduğu iddiasıyla mahkemece 24 yıl hapis cezası verilen sanık hakkında yeni bir gelişme yaşandı. Tutuklu olarak yargılanan sanık istinafta beraat etti” (https://www.haberturk.com/son-dakika-esini-oldurdugu-iddia-edilen-koca-beraat-etti-3394254)

İşte bir facia daha:

“Antalya’da cansız bedeni battaniyeye sarılı bir şekilde bulunan Dilara Kandak’ın katil zanlısı olarak yargılandığı davada ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırılan eski eşi Ahmet Yorulmaz (26), dosyanın istinafa taşınmasının ardından yeniden yargılandığı Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nde beraat etti.” (https://www.posta.com.tr/son-dakika/dilara-kandak-cinayetinde-eski-ese-istinaftan-beraat-karari-2317882)

Böyle binlerce olay sayılabilir ne yazık ki Türkiye’de.

Tayyipgiller’le beraber çalışan insanların ve onların oğullarının işlediği bu tür cinayetler zaten olmamışa döndürülmektedir anında. Sedat Peker’in de bütün ayrıntılarıyla ortaya koyduğu gibi Mehmet Ağar’ın oğlu AKP Milletvekili Tolga Ağar’ın Kazakistanlı Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Yeldana Kaharman’ı aynı yukarıdakiler gibi canavarca öldürerek işlemiş olduğu suç zaten hiç olmamış sayıldı.

Konuya ilişkin şöyle diyordu Sedat Peker videosunda:

“Tolga Ağar’ın bir kız arkadaşı var Kırgız ya da Kazak uyruklu. Kızcağız jandarmaya gidiyor, ‘Tolga Ağar bana tecavüz etti’ diye. Kız şikâyet ediyor. Daha sonra kızı helikopterle aldırıyorlar. Kız ertesi gün ölü bulunuyor. Orada bir garipcağız öldü, herkes biliyor kimse sesini açmıyor.” (https://www.sondakika.com/haber/haber-sedat-peker-e-tolga-agar-cephesinden-cevap-geldi-14116935/)

Hatırlanacağı gibi, olay Jandarmaya sorulunca da Jandarma, böyle bir olaydan bizim hiçbir bilgimiz yok. Görmedik, duymadık, bilmiyoruz, bize hiç kimse de gelip başvurmadı, diyor ve kızcağızımızın dosyası kapatılıyor…

Yine bir AKP milletvekilinin evinde de benzer bir cinayet işlenmişti, değil mi?

Onunla ilgili medyaya yansıyan haber de şu şekildeydi:

“AK Parti Milletvekili Şirin Ünal’ın Ankara’daki evinde ölü bulunan Özbekistan vatandaşı Nadira Kadirova için sosyal medyada kampanya başlatıldı. 23 Eylül’de hayatını kaybeden Kadirova’nın şüpheli ölümüyle ilgili #NadirayaNeOldu etiketiyle binlerce paylaşım yapıldı.

“Kadirova’nın Şirin Ünal’ın silahı ile intihar ettiği açıklandı. Olayla ilgili bir açıklama yapan Ankara Emniyet Müdürlüğü, intihar sırasında Ünal ile birlikte milletvekilinin eşinin ve kızının da evde bulunduğunu duyurdu. Ancak Türk basınına konuşan Özbek kadının abisi, “Kardeşimin intihar etmesini gerektirecek herhangi bir durum yoktu. Önümüzdeki günler üniversite sınavı için kursa başlayacaktı” ifadelerini kullandı.” (https://tr.euronews.com/2019/10/01/ak-parti-milletvekilinin-evinde-olu-bulunan-genc-kadin-icin-sosyal-medyada-kampanya-nadira)

Görüldüğü gibi Tayyipgiller avanesinin her suçu gibi bu türdeki suçları da anında örtbas edilip olmamışa çevriliveriyor. Mahkemeler kendilerinin hukuk bürolarına dönüşmüş durumda. O bakımdan kararı, aslında Tayyip nam hafızın ikamet ettiği Kaçak Saray veriyor, her olayda olduğu gibi böyle olaylarda da. Mahkemeler işin sadece yazıcısı, klavyecisi…

İşte Türkiye’de Muaviye-Yezid Dincilerinin iktidarı hüküm sürdüğü için, kadınlarımız için ülkemiz tam bir cehenneme dönmüştür.

Her an tacize, tecavüze uğrayabilirler, öldürülebilirler, işkencelerden geçirilebilirler. Failleri de ya hiç ceza almaz ya da çok az bir cezayla işin içinden sıyrılırlar…

Durup dinlenmeden din adına kadını aşağılamanın, şeytanlaştırmanın varacağı yer kuşkusuz burasıydı…

İnanış bu, anlayış bu, kültür bu, mahkemeler bu… Bu anlayışa sahip olanların hepsi, kadını erkeğin kulu kölesi olarak görür. Tabiî köle, sahibinin her dediğine itaat etmez ise, onu öldürmek de dahil, her türlü zulmü yapmak erkek için bir hak haline gelir.

Tabiî bu anlayış Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının egemenlik sürdürdüğü toplumların genel anlayışıdır. Bizde her ne kadar iktidar Finans-Kapitalistler elinde bulunsa da onun, daha Kuvayimlliye’nin ilk yıllarından itibaren ortaklık ettiği sınıf, bu Sümerlerden bu yana insanlığın ve şu anda da bütün İslam ülkelerinin baş belası olan Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfıdır.

Yani Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı, Finans-Kapital’in ikinci planda da olsa iktidar ortağıdır. Bir avuç Finans-Kapitalist, Anadolu’nun tüm şehir, kasaba ve köylerini haraca kesmiş bulunan bu, insan hakkı hukuku nedir bilmez, acımasız, kadını köle olarak gören Antika Sınıf aracılığıyla iktidarını toplumun tamamına egemen kılabilir.

Ekonomik altyapıdaki sınıf ilişki ve çelişkileri bu olunca, kaçınılmaz biçimde onun ürettiği kültür de, siyaset de aynı anlayışta olacaktır. Alın işte Tayyipgiller iktidarı…

Bugün muhalefet rolünü oynayanlar ne kadar farklı Tayyipgiller’den?

İşte Finans-Kapitalistler kadar farklı…

Tayyipgiller bu Antika, Sömürgen, Asalak Sınıfın temsilcisi olmakla birlikte kendileri de beşli, yedili çeteleriyle memleketin tüm varlıklarını ve halkımızın alınterini gasp eden yandaş, vurguncu sözde işadamlarıyla artık Finans-Kapitalistleşmiş durumdadırlar.

Böylece bizdeki egemen kültür, bu Antika Sınıfla Finans-Kapitalistler Zümresinin kültürlerinin karışımından oluşan işte böyle bir çorba kültürdür. Zaten Finans-Kapitalistler kültüründe de-Batı kültüründe de kadın ezilen cinsiyeti oluşturur. Ama Tefeci-Bezirgân Sermaye kültüründe bu ezilme katmerlenir.

Kadına yönelik bu bakışı, Ortadoğu’nın Kitaplı Dinlerinde de buluruz. İşte İslam’ın bu konudaki anlayışını en özet biçimde ortaya koyan ayetlerden birisi: Nisa Suresi, Ayet 34…

“Allah’ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarfetmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hakimdirler. İyi kadınlar, gönülden boyun eğenler ve Allah’ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın. Doğrusu Allah Yüce’dir, Büyük’tür.” (Nisa Suresi, 34. Ayet, Diyanet İşleri Eski Meali)

İşte bakış apaçık biçimde ortaya konmuş.

Ne diyor?

Allah erkekleri kadınlardan üstün kılmıştır. Ayrıca erkekler mallarından sizin için “sarfederler.” Bu sebeplerden dolayı kadınlar üzerinde hakimiyet sahibidirler. İyi kadınlar da, diyor, erkeklerine gönülden boyun eğenlerdir…

Serkeşlik eden olursa da, diyor, kademeli bir şekilde şöylece cezalandırın onları, diyor.

Yine bildiğimiz gibi miras meselesinde de kadın erkeğin yarı değerindedir.

İşte ayet:

“Çocuklarınızın mirastan payları konusunda Allah size şu emirleri veriyor: Erkek çocuğun payı, kız çocuğun payının iki katıdır (…)” (Nisa Suresi, 11. Ayet)

Bir de şahitlik meselesine bakalım, orada durum neymiş.

“(…) Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. (…)” (Bakara Suresi, 282. Ayet, Diyanet İşleri Eski Meali)

Gördüğümüz gibi şahitlikte de iki kadın ancak bir erkeğin yerini tutuyor. Bunun gerekçesi neymiş?

Kadın unutabilirmiş…

Biri unutursa diğeri ona hatırlatırmış, olayın aslının ne olduğunu…

Ama erkek?

O unutmaz. Çünkü erkek. Kadın değil ki unutsun…

Görüldüğü gibi arkadaşlar; Kur’an’daki anlayış böyledir.

Tabiî evlilik meselesinde de kadın muazzam şekilde aşağılanmaktadır. Erkeğin dört kadına kadar isterse evlenme hakkı vardır. Ve bu hak, 1400 yıl boyunca erkekler tarafından kullanılmıştır. Bunun yasal biçimde Türkiye’de ortadan kaldırılması ancak Cumhuriyet Döneminde, 1926’da Medeni Kanunun kabulüyle gerçekleşmiştir.

Türkiye Barolar Birliğinin, Medeni Kanunun Kabulünün 2016’daki 90’ıncı Yıldönümü Açıklamasında kadınlara yönelik bu kazanımlar şöyle ifadelendirilir:

“Medeni Kanun ile erkeğin birden çok kadınla evlenebilmesi yerine tek eşlilik, erkeğin “boş ol” demesi ile sonuçlanan boşanma yerine, kadının ve erkeğin Kanunda belirtilen nedenlere dayanarak boşanma davası açabilmesi ve mahkeme kararıyla boşanma, mirastan erkek çocuğun tam pay, kız çocuğun yarı pay alması yerine her ikisinin eşit pay almaları kabul edilmiştir.” (https://www.barobirlik.org.tr/Haberler/medeni-kanunumuzun-kabulunun-90-yili-67755)

Hep söyleyegeldiğimiz gibi, İslam kadınlarının en büyük felaketi Hz. Muhammed’in ilk eşi Hz. Hatice’nin erken vefatı olmuştur. Onun yaşadığı dönemde Mekke’de ortaya konan 86 surenin hiçbirinde kadınları vuran böyle emir, yasak ve anlayışlar yoktur. Çünkü Hz. Hatice, Mekke’nin en asil, en saygı gören, en zengin insanlarından birisidir. Onun sağlığında, Hz. Muhammed’le birlikte olduğu 25 yıl süresince kadınları aşağılayan, ikinci kalite insan sayan Medine dönemi sure ve ayetlerinin, bırakalım ortaya konmasını, Hz. Muhammed bunları düşünemezdi bile… Düşünmeye cesaret bile edemezdi…

Yine bildiğimiz gibi, Hz. Hatice yaşadığı sürece Hz. Muhammed gençlik yıllarını yaşamış olmasına rağmen hep tek eşli kalmıştır. Mecburen kalmıştır. Yine aksini düşünememiştir bile. Böylesine etkin, baskın bir gücü vardı Hz. Hatice’nin Hz. Muhammed üzerinde.

Eğer Hz. Muhammed’le birlikte onun ömrünün sonuna kadar yaşamış bulunsaydı Hz. Hatice, kadını vuran bu ayetlerin hiçbiri kesinlikle Kur’an’a giremezdi.

Zaten yine biz hep ne diyoruz?

İslam’ın ortaya konuluş sürecinin Mekke Dönemi, Devrimci İslam’ı oluşturur. Medine Dönemi ise giderek olumsuzlaşır, bir anlamda geriye düşer, gericileşir.

Hz. Hatice’nin ölümü kadınların felaketi olur, yukarıda da belirttiğimiz gibi. Yapılan cihatlarla elde edilen büyük ganimetlerden oluşan servet, Müslümanları bozar. Onların para pul, mal mülk düşkünü olmalarına yol açar. Tabiî bu ekonomik altyapının ürettiği kültür de Kur’an ayetlerinde ister istemez yansımasını bulur.

Hz. Muhammed bir Tarihsel Devrimin Önderi olduğu için ömrü boyunca mala mülke asla bir eğilim göstermemiştir. Ümmetini de eğilim göstermekten sakındırmak istemiştir. Hep söyleyegeldiğimiz gibi onun gönlünden geçen de komünist bir ekonomik sisteme sahip toplum kurmaktı. Ama buna gücü yetmedi…

Fakat Hz. Hatice’nin kaybından sonra, kadınlara yönelimi değişti, bakışı değişti, içinde bulunduğu Antika Sermaye Sınıfının anlayışını benimser hale geldi. Kendisi de çok eşli oldu. Pek çok kadınla evlendi.

Özetçe, Mekke’de doğan Tarihsel Devrim, Medine sürecinde sönmeye başladı, gücünü kaybetti. Bunun üstyapıdaki yansımaları da işte yukarıda andığımız şekilde oldu…

Günümüz Türkiye’sinde her ay 30’un üzerinde, bazen 40’ı bulan sayılarda kadınımız ne yazık ki erkekler tarafından katledilmektedir. Kadın cinayetleri hız kesmeden artışını sürdürmektedir. Taciz ve tecavüzler de öyle. Kadına yönelik şiddet de öyle.

Bunun bir ölçüde de olsa ortadan kaldırılması, Antika Tefeci Bezirgân Sınıfının (çünkü o durup dinlenmeden bu zulmü üretmektedir), ekonomik plandaki varlığına son vermekle olur. O zaman onun ürettiği anlayış da kültür de otomatikman kendiliğinden ortadan kalkar. Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi Modern Finans-Kapital Zümresi kadını hep ikincil cinsiyet olarak görür, o da kadına zulmetmekten geri durmaz.

O zaman iş gelir nereye dayanır?

Hep söyleyegeldiğimiz yere:

Kadınların Kurtuluşu, İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir!

Kadınların Kurtuluşu, Halkın Devrimci Demokratik İktidarından kesintisiz biçimde Sosyalist İktidara geçilmesiyle çok önemli ölçüde gerçekleşmiş olur. Çünkü kadını aşağılayan, ezen ve onu ikinci sınıf cinsiyet olarak gören ekonomik altyapı ortadan kaldırılmış olur. İnsanın insanı sömürmesi, ezmesi son bulmuş olur. Böylece kadınlarımız da özgürlüklerine kavuşurlar gerçek anlamda.

Fakat 10 bin yıldan bu yana sürüp gelmekte olan erkek egemen kültürün yarattığı anlayış, kendisini üreten ekonomik altyapı ve sosyal sınıf ilişkileri ortadan kaldırılmış olsa da günbegün hafifleyerek daha bir süre devam eder. Tabiî çok önemli ölçüde hafiflemiş olarak ve her geçen gün de biraz daha azalarak devam eder.

Parti Programımızda cinsel suçlarla ilgili ortaya konan bakış, müeyyide şudur:

“Irz suçu (cinsel suç) dışında idam cezası olmayacak.”

Demek ki Partimiz, idam cezasını sadece cinsel suçlar için öngörmektedir. Dolayısıyla da kadın cinayetlerine, kadına yönelik cinsel suçlara bu denli duyarlı ve hassas yaklaşmaktadır Hareketimiz.

İşte bu sebepten biz diyoruz ki:

Kadın-Erkek el ele, Devrimci Mücadeleye…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

22 Haziran 2022

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı