HKP’den yürütmeyi durdurma talebi…. HKP toplantı ve yürüyüşlere getirilen yeni yasakları Danıştay’a taşıdı

10.08.2015
206
A+
A-

HKP’den yürütmeyi durdurma talebi….
HKP toplantı ve yürüyüşlere getirilen yeni yasakları Danıştay’a taşıdı

DANIŞTAY ( ) DAİRESİ BAŞKANLIĞINA

“Yürütmenin Durdurulması Taleplidir.”

Davacı: HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ
Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

Vekilleri: Av. Orhan ÖZER, Av. Metin BAYYAR, Av. F. Ayhan ERKAN, Av. Ali Serdal ÇINGI
Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Azime Ayça ALPEL, Av. Halil AĞIRGÖL,
Av. Doğan ERKAN, Av. Pınar AKBİNA
Necati Bey Cad. Sezenler Sk. No:4/15 Sıhhıye/ANKARA

Davalılar: İçişleri Bakanlığı – Ankara

Konusu: 5 Ağustos 2015 Tarihli ve 29436 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Anayasa, Uluslararası Sözleşme ve yasaya aykırı “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in tamamının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemidir.

Açıklamalar:

A- Dava Ehliyeti Bakımından:
Halkın Kurtuluş Partisi 2005 yılında kurulmuş, genel seçimlere girebilme yeterliliğine sahip siyasi partidir. Partilerin, düşünce açıklama ve siyasi propaganda yapma araçlarından en önemlileri hiç şüphesiz ki toplantı ve gösteri yürüyüşleridir. Bu nedenle bu faaliyet alanlarının kullanılmasını düzenleyen yönetmeliğin Anayasaya ve uluslararası sözleşmelere aykırılığı konusunda Davacı HKP ile ilgili olarak “menfaat ihlali” oluşmuştur. Dolayısıyla HKP dava konusu yönetmelik ve hükümlerinin iptali için dava açma hakkına ve ehliyetine sahiptir.

B- İptal nedenleri:

1- Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik ve bu yönetmelikte değişiklik yapan 05/08/2015 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan, iptalini istediğimiz yönetmelik bütünüyle Anayasaya ve Uluslararası sözleşmelere aykırıdır;
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek, düşünce açıklamak ve yaymak, Anayasada ve usulünce imzalanmış uluslararası sözleşmelerde belirlenen temel insan haklarındandır.

Anayasanın, Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlıklı 26. Maddesi:
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
“Bu hürriyetlerin kullanılması, (Ek ibare: 3.10.2001-4709/9 md.) millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
“(Mülga: 3.10.2001-4709/9 md.) Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. (Ek: 3.10.2001-4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.” şeklindedir.

Anayasanın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını düzenleyen 34. Maddesi:
“(Değişik: 3.10.2001-4709/13 md.) Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.” şeklindedir.
Bunun yanında Anayasanın 90/5’inci maddesi; Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu ve bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı da aynı maddede hüküm altına alınmıştır.
Böylelikle, Anayasanın 90’ıncı maddesiyle bağlantılı olarak ülkemizin de taraf olduğu ve imzaladığı Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da “Toplantı ve Gösteri Hakkı” ile ilgili iç hukukumuzda uygulanması gereken metinler haline gelmiştir.

Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 20/1 maddesi ; “Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü vardır.” şeklindedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Dernek Kurma ve Toplantı özgürlüğü” başlıklı 11’inci maddesi de herkesin asayişi bozmayan toplantılar yapmak, hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Böylelikle, Anayasamız ve uluslararası normlar, demokratik toplanma ve toplu ifade hakkını Toplanma veya Gösteri Hakkının kriterini uyum halinde BARIŞÇILLIK olarak ifade etmişlerdir. Dolayısıyla, gerçekleşmiş ya da gerçekleşmekte olan Toplantı ya da Gösteri, barışçıl olduğu ve böyle devam ettiği sürece, belirtilen üst normlar tarafından devlet tarafından korunması gereken temel insan hakkı olarak tanımlanmıştır.
Bu nedenlerle yukarıda belirtilen Anayasa ve uluslararası sözleşme hükümlerine göre Devletin negatif olarak bu hakka müdahale etmeme ve pozitif olarak bu hakkın kullanılmasını sağlama yükümlülüğü vardır.
Buna rağmen siyasi iktidarlar 12 Eylül rejiminin baskıcı, faşist rejiminin bir ürünü olan 2911 Sayılı Yasayı korumaya devam etmekte hatta bu yasanın da gerisine gidecek şekilde iptalini istediğimiz yönetmelik mantığında düzenlemeler yapmaktadırlar.
İptali istenen yönetmelik hükümlerine dayanak olan 2911 Sayılı Yasanın Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü düzenleme ve Düşünce Açıklama Hürriyetlerini kısıtlayan hükümleri çerçevesinde yapılan idari işlemler ve yargı kararları, hem Anayasa Mahkemesi hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, defalarca kez bu anti demokratik yasanın uygulanması nedeniyle, hakkı ihlal edilen vatandaşlara tazminat ödemek zorunda kalmıştır.
Bu nedenle 2911 Sayılı Yasa resmi olarak yürürlükte olsa bile yargı mercileri tarafından haklı olarak dikkate alınmamaktadır. Toplantı ve gösteri hakkının kullanımıyla ilgili artık yargısal alanda esas alınan normlar Anayasa, uluslararası sözleşmeler, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıdır.
Bugün 2911 Sayılı Yasa yalnızca iktidarın barışçıl da olsa hoşuna gitmeyen toplantı ve gösterilerin antidemokratik şekilde engellenmesi için kolluk kuvvetleri tarafından gerekçe olarak kullanılmaktadır.
Temel bir insan hakkını, Anayasa ve Uluslararası Sözleşmelere aykırı şekilde kısıtlayan 2911 Sayılı Yasa belirtilen nedenlerle “itiraz” yoluyla Marmaris 2. Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıyla Anayasa mahkemesi önüne taşınmıştır. Marmaris 2. Asliye Ceza Mahkemesi, 2911 Sayılı Kanun’un, gösteri ve yürüyüşlerin kanuna aykırılık hallerini düzenleyen barışçıl bile olsa sekli sebeplerle gösterileri kanunsuz addeden 23. maddesi, güzergah sınırlamasını ve bu sınırlama yetkisini mülki amirliğe bırakan 6. maddesi, zaman sınırlaması getiren 7. maddesi, bildirim şartı getiren 10. maddesi, vali ve kaymakama yasaklama/erteleme yetkisi veren 20. Maddesi ile ilgili yapılan itirazı haklı bulmuş ve bu itirazı Anayasa Mahkemesi önüne taşımıştır. 2911 Sayılı Yasanın 6, 10, 20, 22’inci maddeleriyle 23’üncü maddesinin a, c, d ve e bentlerinin Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptali istemi şu anda Anayasa Mahkemesi incelemesindedir ve henüz karar verilmemiştir. (EK-1)
Yalnızca bu durum bile söz konusu yönetmeliği hukuksuz kılmaktadır. Zira Anayasanın 138’inci maddesinde korunan “Mahkemelerin Bağımsızlığı” ilkesi bu yönetmeliğin yayımlanmasıyla ihlal edilmiştir. Bu anayasal kurala göre görülmekte olan bir dava hakkında yasama organında bile görüşme yapılamazken, görüş bildirilemezken, idare bu işlemiyle adeta Anayasa Mahkemesi önündeki bir dosyayı-davayı görmezden gelmekte, yok saymaktadır.
Açıklanan nedenlerle, toplantı ve gösteri yürüyüşü için ön bildirim ve düzenleme heyeti koşulunu getiren, toplantı güzergâhını belirleme yetkisini mahallin en büyük mülki amirine veren, kolluk güçlerine bir temel hakkın kullanılmasını keyfi şekilde engelleme, keyfi silah kullanma olanağı sağlayan bir yönetmeliğin anayasamızca belirlenmiş demokratik sistemde yeri yoktur. Bu bakış açısıyla hazırlanan ve üst normlara tamamen aykırı yönetmeliğin topyekun iptali gerekmektedir.

2- Yönetmeliğin Toplantı Yeri ve Gösteri Yürüyüşü Güzergâhının Belirlenmesi başlıklı 3. Maddesi (Değişiklik yapan yönetmeliğin 3. Maddesi) yönünden özel değerlendirmemiz;
Bu maddede anayasal bir hakkın kullanımı mahallin en büyük mülki amirine verilen yetkiyle sınırlandırılmaktadır. Buna göre toplantı yeri ve güzergahını en büyük mülki amir belirleyecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere anayasanın 34. Maddesi ve Avrupa insan Hakları sözleşmesinin 11. Maddesine göre Devlet otoritesinin, yönetmeliğin bu hükmünde belirlendiği şekliyle bir kısıtlama kararı alması hukuki değildir.
Anayasa’nın 34. maddesi ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının özüne ilişkin yasak yerleri belirleme yetkisi kanun koyucuya verilmemiştir. Buna rağmen idari bir yönetmelikle Anayasaya aykırı şekilde yetkilendirilme yapılmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da bu yöndedir.
Örneğin;
– Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Karatepe ve diğerleri davası – 07.04.2009- verdiği kararda
“Halka açık bir alanda gerçekleştirilen her türlü gösteri günlük yaşamın akışına belirli bir ölçüde bozacak bir karışıklığa ve hasmane tepkilere yol açabilir. Ancak, AİHM, durumun kurallara aykırı olmasının tek başına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağına itibar etmektedir.” Şeklinde bir hükme varmıştır.

– Öllinger – Avusturya 2006 kararında:
“Toplanma Özgürlüğü, özel ya da kamusal bir mekanda gerçekleştirilen toplantılar, hareketsiz ya da yürüyüş şeklinde gerçekleştirilen hareketli gösterileri kapsar. Devletler barışçıl toplanma hakkını sadece korumakla değil, ama ayrıca BU HAKKIN KULLANILMASINA MAKUL OLMAYAN KISITLAMALAR GETİRMEKTEN KAÇINMAKLA YÜKÜMLÜDÜRLER” şeklinde hüküm kurmuştur.

– Ezelin – Fransa 1991 kararı:
“KAMUYA AÇIK BİR YERİN İŞGAL EDİLMESİ, TOPLANMANIN MUTLAKA DAĞITILMASINI GEREKTİRMEZ” şeklindedir.
Görüleceği üzere AİHM, hakkın özüne sınırlama getiren, ya da özün kullanılmasına dönük engel oluşturan müdahaleleri hukuka aykırı bulmaktadır. “Güzergah” dayatması, tam da ifade edilen hoşgörüsüzlüğe, hakkın (barışçıl olduğu sürece) kullanılmasına dönük bir KISITLAMAYA delalet etmektedir.

3- Düzenleme Kurulu oluşturulması başlıklı 4. Maddesi, Düzenleme Kurulunun Görevleri başlıklı 9. Maddesi ve Düzenleme Kurulunun Sorumlulukları başlıklı 10. Maddesi (Değişiklik yapan yönetmeliğin 4 ve 5’inci Maddeleri) hakkında özel değerlendirmemiz:
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasanın 34. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. Maddesi çerçevesinde barışçıl her gösteri ve düşünce açıklaması için önceden izin alma, bildirimde bulunma zorunluluğu yoktur. Oysa ki düzenleme kurulu oluşturulması ve bunun için belirli bir süre tanzim edilmesi bu hukuka aykırı yükümlülüğü getirmektedir.
Ayrıca 9. Maddenin d, e, f, g,h, i, j bentleri sivil olan düzenleme kuruluna adeta silahlı kolluk kuvveti görevi vermektedir. Toplantıyı düzenleyen sivil ve silahsız kişilerin belirtilen şekilde suçu önleme ve suçluları yakalayabilme olanakları hem hukuken hem de fiziki-fiili olarak mümkün değildir. Dolayısıyla bu hükümler çerçevesinde imkansız bir görev verilerek ülkemizde barışçıl bir gösteri düzenlemek maksadında olan herkes caydırılmaktadır.
Barışçıl bir gösteriyi ve katılanlarını korumak en başta devletin ve kolluk güçlerinin görevidir. Bu görevin sivil şahıslara yüklenerek tüm sorumluluğun bu kişiler üzerinde bırakılması bir hakkın kullanılmasının tümden engellenmesidir.
Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ataman v. Türkiye, 74552/01, 05.12.2006 kararı şöyledir:
“AİHM, devletlerin, sadece toplantı yapma hakkını korumakla kalmayıp, bu hakkı dolaylı yoldan usulsüz bir şekilde sınırlandırmaktan da kaçınmalarının gerektiğini not etmektedir. Son olarak AİHM, 11. madde koruma altındaki hakların kullanılmasında kamu güçlerinin keyfi müdahalelerine karşı kişiyi koruma amacını içeriyorsa, buna ek olarak bu hakların etkili bir şekilde kullanılmasını sağlama pozitif yükümlülüğünü de kapsadığına kanaat getirmektedir. (…)
“AİHM, ulusal mevzuat hükümlerini gözönünde bulundurarak, halka açık gösterilerin düzenlenmesi için hiçbir izne gerek olmadığını gözlemlemektedir. Olayların meydana geldiği dönemde, yetkili makamlara yapılacak bildirinin olaydan yetmiş iki saat önce yapılması gerekiyordu. İlke olarak benzeri düzenlemeler, AİHS tarafından korunduğu şekliyle TOPLANTI YAPMA ÖZGÜRLÜĞÜNE GIZLI BIR ENGEL OLUSTURMAMALIDIR.
“AİHM için, göstericilerin şiddet içeren faaliyetlerde bulunmadığında kamu güçlerinin, AİHS’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alındığı şekliyle toplantı özgürlüğünün geçerli olabilmesi için, barış yanlısı toplanmalara hoşgörüyle yaklaşması önem arz etmektedir.

4- Güvenlik Kuvvetlerinin Görev, Yetki ve Sorumlulukları başlıklı 4. Bölümü oluşturan 16, 17, 18, 19, 20,21 ve 22. Maddeler(Değişiklik yapan yönetmeliğin 8, 9, 10’uncu Maddeleri) hakkında özel değerlendirmemiz;
Söz konusu maddeler kolluk kuvvetine temel bir anayasal hakkın kullanımını engelleyecek derecede zor kullanma yetkisi vermektedir. Bu zor kullanma yetkisinin, Ethem Sarısüllük, Abdullah Cömert ve benzeri diğer vakıalarda olduğu gibi, toplantı hakkı bir yana yaşam hakkına da kast eder şekilde gelişeceği herkesin malumudur. Yargıtay’ca da boyalı ve basınçlı su ile gaz fişeği silah niteliğinde değerlendirilmiştir. Bu tür silah niteliğinde olan araçların kullanımının yönetmelikle düzenlenmesi hukuka aykırı olacaktır. Ayrıca yönetmelikte kimin, hangi koşullarda, hangi yöntemlerle bu silahları kullanacağı belirtilmeyerek bir keyfi uygulamanın da önü açılmıştır.
Bu madde hükümleriyle “Kanuna aykırı eylem” tanımlaması tamamen kolluk kuvvetlerine bırakılmakta Anayasa, Uluslararası Sözleşmeler ve Mahkeme kararları hiçe sayılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi, kolluk kuvvetlerinin “kanuna aykırı” saydığı birçok eylemde yaralanan, yargılanan, gözaltına alınan vatandaşlarımız açtığı davalarda Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine kararlar vermişlerdir.

ÖRNEĞİN 2013/2394 BAŞVURU NUMARALI 25.3.2015 TARİHLİ ANAYASA MAHKEMESİ KARARINDA (18 Haziran 2015 Tarihli ve 39390 Sayılı Resmi Gazetede Yayınlanmıştır.); “barışçıllık” kriteri ön plana çıkarılarak, yasalarda belirtilen şekli şartların Anayasanın 13. Maddesinde belirtildiği şekliyle temel hak ve hürriyetlerin Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Bu kararında Anayasa Mahkemesi, 2911 sayılı yasada belirtilen toplantı yeri ve bildirim kurallarına uyulmamasını “yasadışı eylem” olarak görmemiş, polisin göstericilere müdahalesini Anayasaya ve demokratik düzene aykırı bulmuştur.

Sonuç olarak; dava konusu yönetmelik Anayasada belirtilen temel insan haklarından düşünceyi yayma hürriyeti ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlal etmektedir. Dava konusu Yönetmelik ve Yönetmeliğe dayanak 2911 sayılı yasa hem Anayasa’ya hem de Uluslar arası sözleşmelere aykırıdır. Bu Kanun şu anda belirtilen nedenlerle Anayasaya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi nezdinde incelemededir.
Ancak buna rağmen dava konusu yönetmeliğin, uygulanması Demokratik Anayasal düzenin ihlal edilmesi, ülkemizin hızlı adımlarla bir polis devletine doğru götürülmesi yolunu açacaktır. Bu yönetmelik hükümleri gerekçe gösterilerek birçok barışçıl demokratik gösteri, fikir açıklaması eylemi engellenmiş olacaktır. Hiçbir demokratik düzende, bir anlığına olsa bile temel bir hakkın kullanımının engellenmesi düşünülemeyeceğinden öncelikle bu yönetmelik hükümlerinin yürütmesinin durdurulması yaşamsal bir zorunluluktur. Bu nedenle dava konusu yönetmeliğin yürütmesinin derhal durdurulmasının demokrasimizin ve vatandaşlarımızın geleceği açısından bir zorunluluk olduğunu düşünmekteyiz.

Sonuç ve İstem: Yukarıda arz edilen ve 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesi gereğince re’sen dikkate alınacak diğer nedenlerle;
1- 8.8.1985 tarihli ve 18836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte değişiklik yapan 5 Ağustos 2015 Tarihli ve 29436 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” hükümlerinin tamamının iptaline,
2- Toplumsalsal ve Anayasal düzen yönünden telafisi mümkün olamayacak zararlar doğuracağından iptali istenen yönetmelik hükümlerinin yürütmesinin durdurulmasına,
Yargılama ve vekâlet ücretinin davalı idareye yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep ederiz. 11.08.2015

Halkın Kurtuluş Partisi
Vekili

Av. Metin BAYYAR