HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’un TRT Ropörtajı

01.10.2015
239
A+
A-

TRT’nin “Şimdi ve Burada” adlı programı için Genel Başkanımız Nurullah Ankut’la Partimizde bir röportaj yapılmıştı.
30 Eylül 2015 tarihinde bu programın “Benim Hala umudum Var” adlı 5. Bölümünde bu röportajın kısa bir bölümü yayımlandı. (https://www.youtube.com/watch?v=y-tponWyoik)
Röportajın içeriğinin daha netçe anlaşılması için tamamını yayımlıyoruz.

TRT: Merhabalar, hoş geldiniz öncelikle.
Nurullah Ankut: Sağ olun. Siz de hoş geldiniz.
TRT: Öncelikle sizi tanıyalım isterseniz. İsminiz? Nerede doğdunuz? Ve Partiye kadar, parti kuruluşuna kadar bu yoldaki yürüyüşünüzü kısaca dinlemek isteriz.
Nurullah Ankut: Konya’nın Eksile köyünde dünyaya geldim. 08.10.1945 tarihinde. 3 kardeşim benden sonra, 2 kardeşim de benden önce, hep önlenebilir hastalıklardan dolayı kaybedilmişler, ölmüşler yani. Zatürre, kuşpalazı gibi hastalıklardan dolayı. O yüzden, kıran artığı olarak kalan şu çocuğu okutup adam edeyim, demiş babam. Konya’ya göçtük. Köyümüzde okul yok. Benim okumam için Konya’ya geldik. Konya’nın kenar mahallesine yerleştik. Bildiği tek iş olan (Biz köken olarak Toroslardanız. Kökenimiz Bozkır. Yani Yörük’üz aslen.), hayvancılık yaptı babam bu kenar mahallede, Bizi onunla büyüttü.
3 kardeşim daha oldu Konya’ya geldikten sonra. Onlar tabiî doktor görebildikleri için yaşadılar.
Okula gittik, okuduk. İşte yine halk çocuklarının gittiği Konya Karma Ortaokulunda, Konya Erkek Lisesinde.
Üniversitede de özel olarak, okumaya eğilimimiz yüzünden, felsefe okumak istedik ve özellikle de İstanbul Üniversitesinde okumak istedik. Türkiye’nin o zaman bu konuda en yetkin üniversitesiydi çünkü. Malum, buranın felsefe bölümünü de Hitler’in zulmünden kaçan Alman demokrat felsefeciler kurdular, oturttular İstanbul Üniversitesinin felsefe bölümünün temelini, sistemini. Ernst von Aster gibi, Walter Kranz gibi önemli, dünya çapında düşünürler geldiler buraya. O yüzden burada okumak istedik.
Bilim adamı olmaktı niyetimiz. Yani insanlığın sorunlarına, çözemediği sorunlarına kafa yormaktı:
İnsanın dünyadaki amacı ne? Özellikle kader ne? Yani kader varsa cennet cehennem ne?
Kader yoksa o zaman insan özgür. Özgür iradesiyle, seçimiyle yapıyor her şeyi.
Yani öbür dünya var mı, yok mu?
Tabiî Tanrının varlığına, Konya’da yetiştiğimiz için, kuvvetli bir inanç beslemekle birlikte bunlar kafamıza takılan sorulardı. Felsefeyi bitirip ilahiyat okuyacaktık ve teorik fizik okuyacaktık. Böyle bir projeyle geldik. Felsefeyle birlikte fizik bölümüne de dışarıdan kayıtsız olarak devam ettim.
Ama Emile Burns’un “Marksizmin Temel Kitabı” diye bir kitabını okudum. Baktım oradaki düşünceler gerçekten çarpıcı geldi bana. Sistematik, tutarlı geldi. Onun üzerine Marksizm üzerine kafa yormaya karar verdim. Bu arada da Önderimiz Hikmet Kıvılcımlı’yla tanıştık. Sınıftan bir arkadaşımız, temel kitabı olan Tarih Devrim Sosyalizm’i okuyormuş. Bu Önderimiz’in temel kitabıdır. Sınıfımızda bir arkadaşın kitapları arasında, defterleri arasında gördüm. Ama o zaman şöyle bir söylenti dolaşıyordu: Hikmet Kıvılcımlı diye biri eskiden iyi komünistmiş ama 22,5 yıl içeride yattığı için dengesi bozulmuş. O yüzden artık böyle insanları sosyalist ortamda ciddiye almamak lazım, diye bir söylenti vardı. Bizim de her söylenene inanma gibi bir eğilimimiz var yani ona inanmıştık. Görünce dedim ya, kendi içimden, bu deli adam kitap da yazmış demek ki. Hele şuna bir bakayım. Açtım şöyle bir ders arasında okumaya başladım. Baktım ki, ilk sayfasından itibaren son derece sistematik, tutarlı, sıkı bir mantık ağıyla örülmüş ve derin bir araştırmanın ve bilgi birikiminin ürünü olan metinlerle karşılaştım ve hemen okumaya karar verdim. Ertesi gün Cağaloğlu’na gittim Öncü Kitapevi’nden “Tarih Devrim Sosyalizm” kitabını aldım ve hızla gelip İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi vardı…
TRT: Bu hangi yıldı?
Nurullah Ankut: 1967 Güzü ve 1968.
TRT: Peki bu devrimci yürüyüş diye sormuştum ama parti, bu partiden önce farklı tecrübeleriniz vardı herhâlde?
Nurullah Ankut: Var var. Sosyalist oluşumu anlatıyorum yani nasıl devrimci oluşumu anlatıyorum. Yani bilim adamı olma niyetiyle geldik. Ama hızla okumaya başladım, okuduktan sonra kafama takılan tüm sorunların burada çözülmüş olduğunu gördüm. İnsanlığın başından gelip geçenler bilimsel bir belgesel, dizi, sinema dizisi yahut film dizisi şeklinde burada anlatılıyordu. O bakımdan artık Usta’mın, Önder’imin bütün kitaplarını, okudum.
Dedim ki, insanlık zulüm görüyor. Vietnam Savaşı vardı o zaman. Bugün aynen Ortadoğu’da olduğu gibi, Amerika çılgınca, ahlâksızca, namussuzca saldırıyordu. Napalm bombalarıyla katlediyordu Vietnam Halkını. İnsanlığın çektiği bu acılara sırtımızı dönerek bilim adamı olmak için kütüphaneye ve araştırma hücrelerine kapanmak bize yaraşmaz, dedim. Öncelikle insanlığın bu acılarına son vermek gerekir. Ondan sonra artık, Marksist-Leninist bir devrimci olmaya karar verdim ve o yıldan bu yana da o kararlılıkla yaşıyoruz, mücadele ediyoruz. Aynı inanç, aynı heyecan, aynı içtenlik ve aynı gençlik duyguları ve arzusuyla mücadele ediyoruz. Yani kısaca özetlememiz bu şekilde olabilir.
TRT: Partileşme süreci?
Nurullah Ankut: Partileşme süreci…
Şimdi bütün sol ortamın birleşmesi gerekir aslında. Şu anda mesela kendisini sosyalist olarak tanımlayan insanlar birleşse, belli bir merkezi yapı altında, bir parti altında birleşse, en güçlü muhalefet olur, alternatif olur. Ne Tayyipgiller, ne başka bir parti böyle at oynatabilir.
Kürt Meselesi de devrimci yoldan, halklarımıza hiç acı çektirmeden, iki halkın birlikte, eşitçe, özgürce, kardeşçe yaşayabileceği bir temelde çözülür. Ama ne yazık ki, bu şu anda olası değil, şu andaki gerçeklerle.
Yani biz 1969’dan bu yana solun birleşmesi için mücadele ediyoruz Önderimiz’in gösterdiği çerçevede. Yani devrimci grupların, Marksist prensipler çerçevesinde bir yapı altında birleşmesi. Bunun için mücadele ettik yıllarca. 12 Eylül öncesi bunun için mücadele ettik. O zaman “Devrimci Derleniş”ti yayın organımızın ve hareketimizin adı. Ciltlerimiz var, o zaman yayımladığımız ciltler.
12 Eylül sonrası yine onun için mücadele ettik. Siz bilmiyorum hatırlayabilir misiniz, 1989-1990 yıllarında “Birlik Tartışmaları Düzenleme Kurulu” diye bir kurul oluşturuldu ve aşağı yukarı tüm sol gruplar, “Birlik”i tartıştılar burada. Orada da bu tezimizi savunduk. Ama ondan sonra ÖDP kuruldu, sonra bizim Sahte TKP dediğimiz, bu Sahte TKP’ler, HTKP’ler, KP’ler kuruldu ve diğer sol gruplar artık 1991’den sonra dümeni Amerika’ya kıran PKK’nin peşine takılarak onun ibrikçisi konumuma geldiler ve savrularak sol ortamdan yok olup gittiler. Yani sol’lukla adlarının dışında hiçbir ilgileri kalmadı.
İşte onun üzerine yani 35 yıllık bir gecikmeden sonra, 2005 yılında, baktık ki bunların hizaya geleceği, laf dinleyeceği, halkımızın deyişiyle “adam olacağı” olası değil. Partimizi kurduk 2005 yılında.
TRT: 2005 yılında. Peki bir sonraki soru: Kuruluştan sonra ilk hangi seçimlere girdiniz?
Nurullah Ankut: 2014 Yerel seçimlerine girebildik. İlk girdiğimiz seçim buydu. Ondan sonra da 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerine girdik.
TRT: Peki nasıl motive oldu parti seçimlere? Nasıl bir teşkilatlandırma söz konusu oldu o tür 2014’e, ilk onu sorayım?
Nurullah Ankut: Zaten biz devrimci anlayışımız çerçevesinde, sürekli, gece gündüz, karınca gibi çalışıyoruz. Hiçbir zaman grevlerimiz, direnişlerimiz, örgütlenmelerimiz bitmez bizim. Şu anda ideolojik çerçevede bizimle birlikte olan, Partimizin bir yöneticisi olan Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu bizimle. Yoldaşlarımızın bir kısmı da orada işçi mücadelesi içindeler.
Kısaca içinde bulunduğumuz mücadeleleri bir sayarsak; hangi işyerlerinde nasıl mücadele yapıyoruz Ali Başkan?
Ali Rıza Küçükosmanoğlu: Zet Farma’da bir yıla yakın bir zamandan beri direnişimiz devam ediyor.
Nurullah Ankut: Bir yıldan bu yana ilaç firması bu Zet Farma
Ali Rıza Küçükosmanolu: İlaç firması lojistik firma
TRT: Peki genel olarak hangi şehirlerde, teşkilatlarınız var? Daha çok hangi şehirlerde etkin olduğunuzu düşünüyorsunuz?
Nurullah Ankut: Şu anda üç büyükşehir olmak üzere Konya, Hatay, Adana, Antep, Bursa… Başka yoldaşlar?.. Mersin, Antalya…
TRT: Ve gelelim propagandaya, o ünlü Nurullah Ankut’un TRT’deki seçim propagandasına. Çok konuşuldu ve o konuşmanın sonrasında gerçekleşen seçimde oylarınızı nasıl etkiledi?
Nurullah Ankut: Onu ne kadar, nasıl etkiledi?.. Belli bir araştırma sonucunda herhâlde o konuda kesin bir şey söylemek mümkün olur.
TRT: Peki, gelen tepkilerde bir değişiklik, bir ilgide aldığınız tepki ne?
Nurullah Ankut: Konuşmalarımızın beğenildiğini hissettik yani. Takdir edildiğini, beğenildiğini, konuşmalarımıza katılındığını hissettik. Ama sizin de bildiğiniz gibi, seçimler öyle bir kutuplaşma üzerinde yapılmıştı ki.. Ve bizim de barajı aşma gibi bir imkânımızın olmadığı meydanda olduğu için yani bize gönül bağıyla bağlanmış olan pek çok insan CHP’ye oy verdi, bir kısmı HDP’ye oy verdi, bir kısmı ne bileyim MHP’ye bile oy verenler oldu.
TRT: Peki seçimlerde aldığınız oy oranlarını takip ettiniz mi? Bunun üzerine soracağım, seçimlerde sizi en çok şaşırtan il veya ilçe neresi oldu? Buradan fazla almışız ya da…
Nurullah Ankut: Şaşırtan bir il veya ilçe olmadı. Aşağı yukarı tahminlerimiz doğrultusunda gerçekleşti.
TRT: Peki …. Diyelim.
Nurullah Ankut: Ama bu konuda yine seçimler sırasında sizin gibi genç bir arkadaş vardı. Kayserili. Adını Mustafa?
Mustafa Şahbaz: Hatırlayamayacağım
Nurullah Ankut: Ankara’da genç bir arkadaştı onunla sohbetimiz oldu. Ne kadar bir oy bekliyorsunuz Başkanım? dedi. Ben, 100 bin alırsak iyidir, dedim. İşe 60 bin altı yüz küsur oy aldık. Benim iyidir dediğim rakama henüz gelemedik yani…
TRT: Peki gelelim Konya’ya. Ya da İstanbul’daki komşularınızdan, kendi köyünüzden oy aldınız mı?
Nurullah Ankut: Kendi köyümden bu seçimlerde maalesef oy almadım. Ama şöyle; benim doğduğum köyden almadım ama kökenimin bağlı olduğu köyden aldım. Bozkır’ın Dere Köyü’nden aldım. 2 oy aldım. Yani kökenim oraya bağlı. Bozkır’dan 10 oy aldım. Doğduğum köyün bağlı olduğu ilçeden de sanıyorum 10 civarında ya da 11 civarında oy aldım.
TRT: İstanbul da komşularınızla aranız nasıl? Ve komşularınızdan oy aldınız mı? Sizi tanıyıp da böyle partiye temayülü olup da oy veren?
Nurullah Ankut: Komşularımdan bizi tanıyıp da oy veren…
Şimdi Üsküdar’da gerici bir çevrede oturuyoruz. Hayvanseverliğimiz yüzünden bazı komşularımızla başımız sıkıntıda. Belki biliyorsunuzdur yargılanmalarımız var. Eşim de, ben de militan düzeyinde hayvanseveriz. Aynı zamanda insansever olduğumuz gibi, bir de doğaseveriz aynı zamanda. Eşim, tüm sokağın hayvanlarına bakar. Yaralı, hasta, ölümcül olanları getirir eve, evde bakarız, tedavi ederiz, iğne yaparız, ilaçlar içiririz. O yüzden sokağı kirletiyorlar, apartmanı kirletiyorlar diye tepki veriyorlar. Komşularımızın da geneli, yüzde 90 küsuru Tayyipçi, Tayyipgiller’den yana. Bir doku uyuşmazlığımız var yani yakın çevremizle. Ondan dolayı oy aldığımızı pek tahmin etmiyorum ben.
TRT: Peki geleceğe dair planlarınız, yol haritanız var mı? Neler?
Nurullah Ankut: Planlarımız… Aslında devrimci prensipler, anlayışımız çerçevesinde her şeyimiz, yolumuz açık, sistemli, belirgin. O çerçevede sürekli çalışıyoruz, mücadele ediyoruz. Yani böyle gelgeç ortamlar, durumlar bizi, çalışmamızı etkilemez yahut da belli yönlere yani belli şeye daha fazla eğilimli olmamızı sağlamaz. Yani sürekli devrimci prensiplerimiz çerçevesinde, o çizgide çalışmaya devam ediyoruz. Biz maratoncuyuz.
Ne yazık ki halkımızın büyük çoğunluğu, tıpkı Bolivya’da Che’ye olduğu gibi, bizi herhâlde 30 sene sonra filan anlayabilecek. Malum Che de Bolivya’da birçok yoldaşıyla beraber mücadeleye giriyor. 11 aylık mücadelede bir tek yeni insan katılmıyor gerillaya. Her çarpışmada birer, ikişer, beşer kayba uğruyor ve en son Yuro Geçidi’nde 17 yoldaşıyla birlikte pusuya düşüyor ve orada tutsak düşüyor. 8 Ekim 1967, benim üniversiteye başladığım günler yani. Bir gün sonra da katlediliyor CIA uzmanlarının ve Washington’un verdiği bir emir üzerine. Ama şimdi Che’yi katleden tetikçi dâhil, onun oğlu dâhil hepsi Che’ye hayran ve Bolivya’da şu anda; “Biz Che’nin yolundan ilerliyoruz ve onun ideallerini gerçekleştirme mücadelesi veriyoruz.” diyen Evo Morales adlı bir başkan var.
Yani herhalde bizi de halkımız… Yani bu öylesine gerici kuşatma, gerici psikolojik kuşatma altındaki insanlarımız düşünemez, göremez bir hale getirildi; gerçeklerle bağı koparıldı insanlarımızın. Her halde belki on, yirmi yahut belki otuz yıl sonra bizim haklılığımızı anlayacak ve ne kadar doğru söylüyormuş bu adamlar, diyecek belki.
Şu anda Tarih çok hızlı ilerliyor. Türkiye biliyorsunuz Suriyeleşmeye başladı artık. Kürt illerinde ikili iktidar var artık. Yolları bazen devlet; asker, polis kesiyor, belirli bir süre sonunda o aynı yolu PKK’nin silahlı gerillaları kesiyor yani ikili iktidar var. Bir ucundan Suriyeleşmeye başladık. Bu süreç çok hızlı bir uyanış da getirecek. O da olabilir. O yüzden halkımız bizi çok daha kısa sürede de anlayabilir yani tanıyabilir. Temenni ederiz ki öyle olsun. Yani bizim o seçim konuşmalarımızı muhakkak ki dikkatlice izlemişsinizdir, oy derdinde değiliz. Biz bir tek şey istiyoruz: Anlaşılmak, diyorduk. Şimdi yine aynı şeyi diyeceğiz.
Bu Meclisteki Amerikancı dörtlü çete, hepsi de birbirinin kardeşi. Yani bunların Türkiye’yi götürebilecekleri tek bir yer var: Suriyeleşme ve orada parçalanmak, Yeni Sevr çerçevesinde ve BOP Planı çerçevesinde Türkiye’nin parçalanması.
Çünkü bunlar özgür iradeleriyle, vicdanlarıyla düşünüp, davranan insanlar değil. Hepsi şu anda birer proje partisine dönüşmüş durumda. Hepsinin ellerini, bilinçlerini ve dillerini Amerika oynatıyor, CIA, Pentagon, Washington oynatıyor. Yani bunlar özgür iradeleriyle bir şey yapacak durumda değiller. Silahlar sussun falan deniyor. Hayır.
Kim silahların tetiğine ellerin sürülmesi emrini veren?
Amerika.
Aynen Libya’ya verdiği gibi, Irak’a verdiği gibi, Suriye’ye verdiği gibi Türkiye’ye de verdi. O bakımdan Amerika istemeden hiç kimse ellerini tetikten çekemez, silahlar susmaz, akan kan bitmez ve gencecik Türk ve Kürt insanları boş yere, yok yere hayatlarının baharında heder olur. Yok olup gitmeleri son bulmaz ne yazık ki.
Amerika da neyi amaçlıyor?
Adamlar daha ne yapsın, bakanları düzeyinde BOP haritasını açıkladılar. 35 ülkenin (Ortadoğu’da 22 ülkenin) sınırları yeniden belirlenecek, dedi mi bu adamlar?
Dedi.
Haritayı da yayımladı mı?
Yayımladı.
E, o zaman bütün bu yaşananlar, o haritanın hayata geçirilme mücadelesinden başka bir şey değildir. O harita hayata geçinceye kadar bu savaş sürecek ve Ortadoğu’da yeni bir İsrail, Müslüman bir İsrail, Amerika’nın yeni bir petrol bekçisi Kürt devleti oluşturulacak.
Yani açıkça Demirtaş ve diğer yandan Cemil Bayık Kandil’den NATO’yu Türkiye’ye çağırdı mı? Birleşmiş Milletleri çağırdı mı?
Çağırdı.
Yani aynen Irak’taki gibi gelip müdahale edin ve sizin de öngördüğünüz Amerikancı Kürt devletini kuralım, diyor adamlar.
Cemil Bayık defalarca söyledi mi Amerika’yla işbirliği halindeyiz, diye?
Söyledi.
Hani o bakımdan Meclistekilerin bir teki tık diyebiliyor mu Amerika’ya?
Hayır, diyemiyor.
Yani şu anda siyaset yapıp da “Katil Amerika Ortadoğu’dan Defol!” diyemeyen her kişi; ya gafildir ya hain. Üçüncü bir şık yok.
Meclistekilerin hiçbiri diyemiyor. Yani bunların büyük çoğunluğu hain, az miktardaki kesim de gafil.
Yani bunların Türkiye’yi götürebileceği başka bir yer yok. Biz yeni seçimde de bunu anlatacağız.
Oy moy derdinde değiliz. Oy moy hesabı yapılacak durumda değil Türkiye. Mütareke döneminden çok daha karanlık günlerdeyiz şu an.
Niye?
O zaman söyledik yani Kürtler ve Türkler kardeşti, tek vücuttu, birlikte mücadeleye girdiler ama şu anda ikisi birbirinin gırtlağına sarılmış durumda. Bundan çok daha kötü günlerdeyiz…
TRT: Çok teşekkür ederiz.
Nurullah Ankut: Bilmukabele.
TRT: Eklemek istediğiniz bir şey var mı? diye soracaktım ama her şeyi tamamlamış durumdayız.
Nurullah Ankut: Varsa sorularınız?
TRT: Çok teşekkür ederiz.
Nurullah Ankut: Bilmukabele. Ben de sizin emeğinize ve yüreğinize sağlık, diyorum. Yani kolaylıklar diliyorum. Yalnız çayımızı ve pastamızı ikram etmeden sizi bırakmam.
(Gülüşmeler…)