Hilafeti bu devşirme sığınmacıların da katkısıyla Türkiye’de kurup Halife olmayı amaçlıyor…

12.05.2022
79
A+
A-

Kaçak Saraylı Hafız!

Rüzgar gülü gibi dönüp durma…

Senin aklının gerisinde yatan: Ümmetin döküntülerini Türkiye’de toplamak, Türkiye’de Türk’ü azınlığa düşürmek ve onca özlemini çektiğin Hilafeti böylelikle Türkiye’de kurmak ve kendini de Halife ilan etmektir.

Tabiî senin bu niyetin, 100 yıl önceki Sevr’i hazırlayan emperyalist haydutların ve BOP’un babası ABD Emperyalist Çakalının da çok işine gelir. Tabiî Siyonist İsrail de taklalar atarak karşılar böyle bir girişimi.

Emperyalist efendilerinle birlikte Suriye’den daha bir tek sığınmacı gelmemişken Hatay, Antep, Urfa gibi illerimizin sınır bölgelerinde kamplar kurdun. Yani o vatansız sığınmacılar kendiliklerinden gelmedi ülkemize. ABD ve AB’li sahiplerinizle birlikte siz, AKP’giller çağırdınız onları buraya. Onların emperyalist emelleriyle sizin Ortaçağcı, hain özlemleriniz bu noktada çakıştı.

Ülkemize bu “Geçici Sığınmacı” statüsündeki, vatan sevgisinden yoksun insanların ilk kitlesel girişi 2011 Nisan’ında olmuştu, hatırlanacağı gibi. Bugün, aradan on bir yıl geçtikten sonra bunların sayısı 8 milyonu aştı. Tayyip’in Birleşmiş Milletler Temsilcisi Feridun Sinirlioğlu, oradaki resmi konuşmasında diyor ki; “9 milyon Suriyeliyi besliyoruz.” Bu 9 milyona yaklaşan Suriyeli, İstanbul’dan, Konya’dan, Hatay’dan Antep, Urfa, Mardin’e kadar olan illerimizde yoğun biçimde olmak üzere, Türkiye’nin hemen tüm illerine yayılmış durumdadırlar. Tayyipgiller’in bu hainane politikaları yüzünden Türkiye, 250 milyar doları geçen zarara uğratılmıştır. Yoksul, çilekeş halkımızın nafakasından kesilen paralar, bu ihanet politikaları sebebiyle sokağa atılmıştır bir anlamda.

Böylesi bir “sinsi işgal”, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmüş, bilinmiş, duyulmuş değildir…

Bakın, bu insanlar aynı dili, aynı tarihi ve kültürü paylaştıkları 30 küsur Arap ülkesine gitmiyorlar. Tayyip’in kadim dostları olan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Pakistan ve Afganistan’a hiç gitmiyorlar. İran’a da gitmiyorlar. İran sokmaz zaten bunları ülkesine. Sadece Türkiye’ye geliyorlar, gidebilirlerse de çok az miktarda Avrupa ülkelerine gitmeye çalışıyorlar.

Tayyipgiller, bu gönüllü davet üzerine gerçekleşen sinsi işgalden oldukça hoşnut. Üstelik sırf bunlarla yetinmiyorlar. Afganistan’dan da 1 milyona yaklaşan aynı kategorideki Ortaçağcıyı Türkiye’ye davet edip getirdiler. Pakistan, Bangladeş, Sudan, Nijerya, Senegal, Fas gibi ülkelerden de getiriyorlar.

Ortalama bir hesapta bulunursak, bu kapsamda Türkiye’de 10 milyon civarında “Geçici Sığınmacı” vardır. Tayyip ve avanesi bugüne kadar bu kişilere Türk ve Kürt Halklarına yapmadığı kadar yardım yapmış, maddi imkanlar sunmuş, her türden kolaylıklar sağlamıştır.

Biz Tayyip’in bu Ortaçağcı, faşist ve hain planını en başından sezdik ve buna karşı mücadeleye girdik. 31 Mayıs 2012’de dost ve kardeş Suriye’nin Büyükelçiliğini ziyaret ettik. Diplomatlarla görüşüp Türkiye Halkının kendileriyle birlikte olduğunu, Tayyipgiller’le Türkiye Halkını dikkatlice ayırmalarını belirttik. Bu kardeşlerimiz de bugüne kadarki tutumlarında hep bizim üzerinde durduğumuz ayrımı ortaya koymuşlar ve “Biz de Türkiye Halkının bizimle olduğunu biliyoruz. Bu sebeple Türkiye Halkına karşı hiçbir olumsuz düşünce taşımamaktayız”, diye açıklamada bulunmuşlardır.

Tayyip ve avanesini işaret ederek de; “Erdoğan bize karşı neden böyle düşmanca bir tutuma girdi, onu da anlayamadık”, demiştir Suriye BAAS Lideri Beşşar Esad.

Biz o ziyaretimizde Suriyeli diplomat kardeşlerimize ABD ve AB Emperyalist Haydutlarının nasıl bir niyet taşıdıklarını ve nasıl bir projeyi uygulamak için Suriye’ye saldırdıklarını anlattık detaylıca. BOP kapsamında, Suriye’nin de, Türkiye’nin de üçer parçaya ayrılmasının öngörüldüğünü, saldırının işte bu amaçla yapıldığını, Suriye’den sonra da sıranın Türkiye’ye geleceğini çok iyi bildiğimizi anlattık dostlarımıza.

Tabiî bilindiği gibi Emperyalist Haydut ABD, İnsan Soyunun Başdüşmanı olan bu çakal devlet, Ortadoğu’da Türkiye’nin de içinde olduğu 22 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi hedeflerine koymuş bulunmaktadırlar. İşte bu insanlık dışı, alçakça hedeflerine de “BOP” adını verdiler.

ABD ve Avrupa Birliği Devletlerinden ve onların uydularından oluşan yani Emperyalist Çakallarla onların piyonlarından oluşan 100 devletin temsilcisi, 2012’nin 1 Nisan’ında “Suriye’nin Dostları” adı altında İstanbul’da bir araya geldi, toplandı. Suriye’yi BOP çerçevesinde nasıl en etkili ve en kısa sürede çökertip parçalayabiliriz, sorusuna cevap aradılar, kendilerince buldular da.

Bu toplantının yanı başındaki bir başka salonda ise dünyanın dört bir yanından devşirilip getirilmiş Ortaçağcı, Cihatçı terörist örgütlerden oluşan, daha doğrusu onların temsilcilerinden oluşan kişiler de bir toplantı gerçekleştirdi. Orada da emperyalist efendiler ve uyduları karar verdi, Ortaçağcı, katil meczuplardan oluşan terörist, Cihatçı örgütlerse bu kararı uygulama hazırlığına başladı.

Ve hemen akabinde Türkiye’nin güney illerinde kurulan askeri kamplarda Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman askeri uzmanlar tarafından dünyanın dört bir tarafından uçaklarla Türkiye’ye getirilmiş ve oradan bu kamplara sevk edilmiş, manyaklaşmış bu katiller sürüsü eğitilmeye başlandı. Eğitildiler, donatıldılar ve savaşmak üzere Suriye’ye sevk edildiler. Tayyipgiller sınırlarımızı kaldırdı. Bu terörist Cihatçılar, minibüslerle Suriye’ye sevk edilip orada mazlum vatansever halka ve Suriye askerlerine karşı savaştırıldı. Yorgun ve uykusuz düşenleri yine minibüslerle getirilip Türkiye’deki evlerinde ya da kamplarında dinlendirildi. Sonrasında yeniden savaşa gönderildi. Yaralananları, yine Türkiye’ye taşınıp Türkiye’deki hastanelerde öncelikli olarak tedaviye alındı. İyileşenler yeniden savaşa sürüldü.

Buna Emperyalist Haydutlar ve Tayyipgiller “Eğit-Donat” adını verdiler, bilindiği gibi.

Bu Cihatçıların maddi finansmanı, başta Suudi Arabistan, Katar, Türkiye gibi ülkeler olmak üzere, tüm İslam ülkelerinden sağlandı. Askeri donanımları yine ABD ve müttefiki emperyalist devletlerle Türkiye tarafından yapıldı. “MİT TIR’ları” olarak bilinen TIR’larla, her türlü askeri araç gereç, bu insanlıktan çıkmış, kan içmekten, insan öldürmekten haz alan bu Cihatçı teröristlerin ellerine teslim edildi.

İşte bu süreçte de bugüne dek 8 milyonu aşkın, 9 milyona yaklaşan Suriyeli kaçkın Türkiye’ye geldi, getirildi. Bunlar uluslararası literatüre göre “Geçici Sığınmacı” statüsündedir. Dolayısıyla da ülkelerindeki savaş gerekçesi ortadan kalktıktan sonra bunların ülkelerine gönderilmelerinin önünde hiçbir yasal engel yoktur. Bu kalabalıkta bir yabancı insan, ülkemiz halkıyla entegre edilemez. Bunların ya geldikleri yere yani ülkelerine geri gönderilmesi gerekir ya da gitmek istedikleri Batı ülkelerine gidebilmeleri için her türlü imkanın Türkiye tarafından sağlanması gerekir.

Yani her iki durumda da Türkiye’den gönderilmesi gerekir bu insanların…

Biz her zaman belirtmiş olduğumuz gibi bir kez daha tekrarlayalım ki, bu sığınmacılar arasındaki kadınlar ve çocuklar hep masumdur, kurbandır. Onlara karşı en ufak olumsuz bir duygu, düşünce taşımamız söz konusu olamaz. Tabiî erkekleri için de herhangi bir düşmanlık söz konusu edilemez. Ama bu insanların Türkiye’den gönderilmesi gerekir. Onları kırmadan dökmeden, ezmeden, acıtmadan ve üzmeden… Yani insani koşullar içerisinde, yaklaşımlar içerisinde… Ama sonuç olarak mutlaka gönderilmesi gerekir. Tayyipgiller’in vatandaşlık verdikleri de dahil olmak üzere. Çünkü onlar gayrimeşru bir suç örgütü olduğu için attıkları hiçbir imza, yaptıkları hiçbir uygulama da meşru, yasal değildir.

İnsanlar dünyanın neresinde olursa olsun hep maddi çıkarlarının peşinde olmuşlardır. Bu maddi çıkarlarının en iyi olacağı yer, ülke neresiyse, orada olmak, oraya gitmek istemişlerdir. Bu bakımdan bu insanların tamamına yakını, Türkiye’de kalmayı ülkelerine dönmeye tercih ederler. Çünkü Türkiye, ekonomik açıdan Suriye’ye oranla daha gelişkin bir ülkedir ve buradaki maddi imkanlar Suriye’dekinden daha fazladır.

Bunların en çok tercih edecekleri yer ise Batı ülkeleri olacaktır: Avrupa, ABD, Kanada ülkeleri… Çünkü oradaki kapitalizmce ekonomik gelişkinlik düzeyi, Türkiye’den de katbekat yüksektir. Demek ki din, mezhep, inanç, kültür filan hep geri plandadır, maddi imkanlara, ekonomik olanaklara kıyasla. Birincil ve belirleyici olan hep ekonomik düzey ve onun getireceği maddi imkanlardır.

Demek istediğimiz; bu insanların gönlünde yatan, sözünü ettiğimiz Batı ülkelerine gidebilmektir. Bizim de onlara her alanda bu amaçlarına ulaşabilmeleri için her yardımı yapmamız gerekir. Ayrıca da bu insanlar yasal ve büyük kısmı yasal olmayan yollardan Avrupa’ya gönderilmelidir ki bu emperyalist katliamcı çakal devletler, Ortadoğu’da yaratmış oldukları cehennemin ateşinin bir kısmının da kendi ülkelerine sıçrayıp düştüğünü görebilsinler ve o ateşle yanabilsinler. Böylelikle de en azından halkları, kendi emperyalist devletlerini bir daha böyle geri ülkelere saldırıp çakallıklar yapmaktan alıkoymaya çalışsın. Bu tür saldırılar yaparsanız, oradaki bizim hiç sevmediğimiz, görmek istemediğimiz insanlar, bizim şehirlerimize, kasabalarımıza gelir, bizi rahatsız eder, diye korksun, çekinsin ve devletlerini engellemeye çalışsın, böyle emperyalist saldırganlıklar yapmaktan, kan dökücülükte bulunmaktan.

Geçen hafta sonu Roma’da yapılan, dünya çapında komünist, sosyalist, demokrat, ilerici 110 milyon üyeye sahip Dünya Sendikalar Federasyonu’nun Kongresindeydi Yoldaşlarımız. Suriye’deki demokrat, ilerici sendikalar da bu konfederasyona üye oldukları için onların temsilcileri de Roma’daydı. O işçi önderlerinden oluşan dostlarımızla da değişik konularla birlikte Suriye’ye emperyalistler tarafından yapılan ve burada yaratılan cehennemin meselelerini konuştuk. Suriyeli kardeşlerimiz, bize aynen şu net, kesin bilgileri aktardılar:

“Suriye dışındaki Suriyelilerin ülkelerine dönüşlerinin önünde hiçbir engel kalmamıştır. Özellikle birkaç gün önce Suriye Arap Cumhuriyeti Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın ilan ettiği genel af, bugüne kadar ilan edilen afların tamamından daha geniş kapsamlıdır. Bu genel affa göre Suriye’den hangi sebeple olursa olsun ayrılmış olan Suriye vatandaşları koşulsuz bir şekilde ülkelerine geri dönebilirler. Geri dönenler, geçmişteki terörist faaliyetlere katılanlar da dahil olmak üzere hiçbir şekilde yargılanmayacak, takip edilmeyecek, herhangi bir soruşturmadan geçirilmeyecektir. Özetçe, onlar hakkında, ülkeden ayrılmış olmalarından kaynaklı hiçbir idari ve yasal işlem yapılmayacaktır. Gitmemiş vatandaşlarımızla her alanda ve konuda tam eşit sayılacaklardır.”

Şimdi, savaş gerekçe gösterilerek Türkiye’ye getirilmiş bulunan bu “Geçici Sığınmacılar”ın, ki sayısı yukarıda belirttiğimiz gibi 8 milyonu aşkındır, Türkiye’de kalmalarının hiçbir nesnel, insani gerekçesi kalmamıştır. Dolayısıyla da bu insanların yaşamaları gereken yer, her ne kadar ABD-AB ve İsrail saldırıları karşısında vatanlarını terk ederek Suriye’ye karşı düşman bir tutum izlemekte olan Tayyip Erdoğan’ın kolları altına sığınmış bulunma suçunu işlemiş bulunsalar da, yani vatanlarına karşı düşmanla işbirliği etmiş bulunsalar da Suriye’dir. Ya da yukarıda belirttiğimiz gibi emperyalistler Avrupa’sına gitmek isterlerse de o da bizim kabülümüzdür hatta önceliğimizdir. Keşke oralara gidebilseler… Gidebilseler de emperyalist canavarlar, yarattıkları cehennemin ateşiyle az da olsa tanışabilseler, yanabilseler…

Biz 2011’den bu yana hep bu tutum içinde olduk, düşünce ve davranışlarımızla yani yazı, eylem ve söylemlerimizle bu tutumumuzu hep netçe ortaya koyduk.

Tabiî aynı zamanda da dost ve kardeş Suriye BAAS Yönetiminin; “Türkiye’de Türk Halkından gördüğüm dostluğu ben dünyanın hiçbir yerinde görmedim”, diyen lider Beşşar Esad’ın emperyalistlerin ve Ortaçağcı teröristlerin saldırılarına karşı yiğitçe vatanlarını savunan Suriye Halkının yanında olduk.

ABD-AB Emperyalist Haydutları, onların kuklası Suudi Arabistan Cellatları ve Tayyipgiller’in tedarik ettiği TIR’lar dolusu silahların Suriye’deki Cihatçı katillere gönderilmesine karşı çıktık. Onunla ilgili yerel mahkemelerde suç duyurularında bulunduk. Bağımsız ve egemen bir devletin sınırlarını ortadan kaldırarak oraya karşı savaş ilan eden ve terörist örgütler sevk eden Tayyipgiller’le ABD ve AB Emperyalistlerinin savaş suçu işlediklerini belirterek bunların yargılanmalarını istedik. Fakat bilinen sebeplerden dolayı bu, Türkiye’de mümkün olmadı.

Uluslararası Ceza Mahkemesine başvurduk, son çare olarak. Zamanın ABD Başkanı Obama ve avanesiyle Tayyipgiller’in önde gelen dört kişisinin savaş suçu işlemelerinden dolayı cezalandırılmalarını istedik. Türkiye’deki bu dört kişi Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu, Hakan Fidan ve Efkan Ala idi.

Bizim bu başvurumuz üzerine bu dört şahıs bize dava açtırdı, Ankara 5’inci Asliye Ceza Mahkemesinde, kendilerine hakaret ettiğimiz gerekçesiyle. Biz duruşmalarda hakaretin kime karşı olursa olsun bizim işimiz olamayacağını fakat bunların işledikleri savaş suçlarının apaçık biçimde, belgeleriyle birlikte, en kör gözlere bile batacak şekilde ortada olduğunu gösterdik. Bu dava Tarihe “MİT TIR’ları Davası” olarak geçti. O duruşmalarda ettiğimiz her söz derlenerek “MİT TIR’ları Davası” adıyla Derleniş Yayınları tarafından yayımlandı. Aşağıda görülen de kitabımızın suretidir.

Tabiî her zaman olduğu gibi Tayyip’in, AKP’giller’in Hukuk Bürosuna dönüştürdüğü sözde Yargı, bize ceza verdi, 1 yıl 2 ay 22 gün. Bu dört kişiye siz hakaret etmişsiniz, hükmünü verdi Tayyip’in mahkemesi.

Efkan Ala da bize 50 bin liralık manevi tazminat davası açtı. Dava sürüyor…

Biz, yine 2014 yılının 26 Ekim’inde yaptığımız Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’yı Anma Konuşmamızda, ağırlıklı olarak bu mesele üzerinde durduk. Yine aynı tutumumuzu ortaya koyduk tabiî ki, doğal olarak. Bu konuşmamız da yine Derleniş Yayınları tarafından “Yugoslavya, Irak, Libya, Suriye, Sıra Sende Türkiye” adıyla 2014 Kasım’ında yayımlandı. Aşağıdaki de bu kitabımızın suretinin görünüşüdür.

Ve ayrıca, 2015’ten bu yana hiç kesintiye uğramaksızın Tayyip’e hakaret ettiğimiz gerekçesiyle sürekli “Yargılanıyoruz”. Tabiî esasında biz onları yargılıyoruz, onların kendi mahkemelerinde.

İşte o duruşmalarda da Suriyeli “Geçici Sığınmacılar” konusunu hep gündeme getiriyoruz ve bu yönüyle de Tayyip’i ve avanesini eleştiriyoruz, mahkûm ediyoruz…

Ve Yoldaş’ımız Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu (Bilindiği gibi Dünya Taşımacılık İşçileri Enternasyonali Genel Sekreteridir, 110 milyon üyeye sahip “Dünya Sendikalar Federasyonu”nun da Genel Başkan Yardımcısıdır. Dünyanın komünist, sosyalist, ilerici ve demokrat sendikaları bu örgüt içinde yer almaktadır, Küba, Venezuela dahil…), bu işçi örgütlerinin Şam’da 11-12 Eylül 2017 tarihlerinde yaptıkları, Beşşar Esad’ın da bir celsesine katılmış olduğu toplantıda söz alarak Suriye’deki bu cehennemcil durumu, saldırı, işgal ve katliamları gündeme getirmiş ve Türkiye Halkıyla birlikte biz Gerçek Devrimcilerin de bu meselede ABD-AB Emperyalistleri ve Siyonist İsrail’le birlikte, Suudiler ve Tayyipgiller’le birlikte, tüm Ortaçağcı, Cihatçı, terörist örgütlerle birlikte, Suriye’nin egemenliğine ve halkına karşı yapılan bu insanlık dışı saldırıyı kınadığımızı ve kardeş Suriye Halkıyla BAAS Yönetiminin yanında olduğumuzu açıkça, netçe ortaya koymuştur. Yine bu işçi örgütleri 8-9 Eylül 2019 tarihinde Şam’da bir toplantı daha yapmışlardır, Suriye Hükümetine destek vermek için. Orada da Ali Rıza Yoldaş’ımız bu görüşlerimizi netçe dile getirmiştir, yine Beşşar Esad’ın da olduğu bir toplantıda…

Türkiye’de de bizim bu anlayışımız doğrultusunda mücadele verdiğimizi iletmiştir. Yoldaş’ımıza ve bize karşı Beşşar Esad, takdirlerini, sevgilerini ve teşekkürlerini belirtmiştir.

Yine biz pek çok yazımızda bu görüşlerimizi açıkça, kesince ve anlaşılır biçimde ortaya koyduk. Bu, yayımlanmış olan kitaplarımızın pek çoğunda görülür.

Demek ki biz Gerçek Devrimcilerin her konuda olduğu gibi alması gereken tutum, Uluslararası Emperyalistlere, onun Ortadoğu’daki bekçi köpeği Siyonist İsrail’e ve onların yerli işbirlikçilerine karşı bölge halklarının yanında olmaktır, emperyalistlere karşı savaşan ülkelerin, yönetimlerin yanında olmaktır…

Nitekim Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nden Küba Demokratik Halk Cumhuriyeti’nden Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’ne kadar bütün komünist, sosyalist, ilerici, demokrat ülkeler bizimle aynı görüşü benimsemektedir, aynı tutumu ortaya koymaktadır. Che’nin de altın değerindeki özdeyişiyle belirttiği gibi ABD Emperyalistleri İnsan Soyunun Başdüşmanıdır. Devrimciliğin ABC’si, namusun ve insan olmanın ABC’si bu hayduta karşı, onların Avrupalı müttefiklerine karşı, yerel işbirlikçilerine karşı ve Siyonist İsrail’e karşı mücadele vermektir.

Kim bunu yapıyorsa o insandır, namusludur, devrimcidir. Kim yapmıyorsa insanlıktan çıkmıştır, gericidir, faşisttir, ABD uşağıdır…

Gelelim Tayyipgiller’e… Tayyipgiller’in fırıldak gibi dönüşlerine:

Zafer Partisi Başkanı Ümit Özdağ, halkta yoğun bir biçimde karşılığı olduğunu bildiği için bu Suriyeli sığınmacıların gönderilmesi gerektiği konusunu siyasi söyleminin en başına geçirmiştir. Parababaları Medyası ve muhalifi oynayan küçükburjuvalar medyası, diğer burjuva partileri gibi Ümit Özdağ’a da yer vermektedirler, bilindiği, görüldüğü gibi. Hem de bolca…

Bize ise tam tersi bir tutumla, tam bir susuş suikastı uygularlar. Adımız geçmez onların ekranlarında, yazılı basınlarında. Hatta kendini sol, sosyalist sayan ve kallavi gazeteci geçinen televizyon patronları bile emir verir çalışan emekçilerine, HKP haberlerini girmeyeceksiniz, diye…

Yine aynı şekilde muhalifi oynayan gazete yöneticileri, emirler verir basın emekçilerine, HKP haberleri girilmeyecek, diye. Eee, işte 7 bin yıllık Tefeci-Bezirgân Sermaye Düzeninin çürütüp çamurlara buladığı insanlardan oluşan gazete ve televizyon patronları-yöneticileri, meslek ahlâkını ancak bu kadar savunabiliyor. Neyse, geçelim…

Bu sebeple de Ümit Özdağ ve partisi, bu meselenin yani sığınmacılar meselesinin lokomotifliğini eder konumda görülmektedir. (Biz her meselede olduğu gibi, bu meselede de görülmeyip yok sayıldığımız için…)

Yukarıda adını andığımız burjuva partilerinin hemen hemen hepsi aynı tabana dayanmaktadırlar. Ümit Özdağ ve taraftarları da MHP’den kopmadır, hepimizin bildiği gibi. MHP tabanıyla AKP tabanı arasında da ve Akşener’in İyi Parti’si arasında da sınır filan yoktur; tersine, akışkanlık vardır.

İşte bu sebepten dolayı Ümit Özdağ ve partisi, hatırı sayılır bir oy ve taraftar koparmıştır, sözünü ettiğimiz bu partilerden. Kopmamış olanlar da Özdağ’a hak verir hale gelmiştir. İşte bu, Tayyipgiller’de büyük rahatsızlığa ve zikzaklara-gelgitlere yol açmıştır.

Tayyip ne demişti geçen 15 Mart’ta bu konuya ilişkin olarak?

Aynen şunu:

“Ana muhalefet, ‘Biz seçimi kazandığımızda mültecileri ülkelerine göndereceğiz’ diyor. Biz göndermeyeceğiz. Ensarın ne olduğunu biliyoruz.”

Yazımızın girişinde de belirttiğimiz gibi Tayyipgiller’in ana düşüncesi ve bu 8 milyon insanı Türkiye’ye yığmalarının sebebi, Türkiye’de Hilafet kurmaktır. Bu sebepten “Elbette ki göndermeyeceğiz”, diyecektir. Fakat parti tabanındaki kopmaları ve oradan gelen şikayetleri duyunca (görünce demiyoruz, dikkat edelim, çünkü Türkiye’nin hiçbir sosyal gerçekliğini görecek halde değildir artık, gerçeklikle bağı koparmıştır, hayaller âleminde yaşamaktadır, halüsinasyonlar görmektedir) bir an paniğe kapıldı. Ve şunlar çıktı ağzından gayriihtiyari olarak 18 Nisan’da:

“Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü ve onurlu geri dönüşleri için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.”

Dikkat edersek, burada da aslında eski görüşünden vazgeçmiş değil. Ama vazgeçmiş gibi bir görünüm sergiliyor sadece. Bir şaşırtmaca, kandırmaca yapıyor. “Gönüllü ve onurlu” bir geri dönüşten söz ediyor.

Gönüllü olarak kim döner Suriye’ye?

Hemen hemen hiç kimse…

Kaldı ki sınır açık yani sınır diye bir şey yok.

Gönüllü gitmek isteyen var da zorla mı tutuluyor Türkiye’de?

Öyle gitmek isteyen olsa elini kolunu sallayarak çeker gider…

Bu sığınmacılarla yapılan röportajlar da zaten bizim bu görüşümüzü kesinkes destekliyor. “Biz dönmeyeceğiz”, diyorlar. “Biz Türkiye’ye yerleştik, artık burada yaşayacağız”, diyorlar. Bu söyleşilerin videoları internet ortamında dolaşıp durmaktadır.

Aradan biraz zaman geçti. Ümit Özdağ’ın bu konudaki çalışmalarına karşı da keyfi yasaklar getirmeyi kararlaştırdılar. Yani adamlar açıkça düşünce yasakçılığı yapıyorlar.

Neden?

Tabanlarını kaybetmekten korktuklarından…

Tabiî bunun sonucunda da Saltanatlarını, iktidarlarını kaybetmekten korktuklarından…

Bu yasağa da güvenerek, Tayyip yeniden az da olsa cesaret toplayıp paniğini yatıştırdı. Böyle olunca da 11 yıldan bu yana meydanlarda, kürsülerde, ekranlarda savunageldiği ihanet projesine yani BOP’a ilişkin, dolayısıyla da onun bir uygulaması olan sığınmacılara ilişkin Türkiye’nin demografik yapısını değiştirmeye ilişkin görüşünü söylemeye başladı. 9 Mayıs’ta, yine kendisi gibi Ortaçağcı, Antika Tefeci-Bezirgân Sermayenin bir örgütü olan MÜSİAD’ın 32’nci kuruluş yıldönümünde “Baş konuk” sıfatıyla yaptığı konuşmada aynen şu sözleri sarf ediyor:

“Suriye’den savaştan çıkıp ülkemize sığınan bu kardeşlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız. Bay Kemal; siz ne derseniz deyin. Birileri çıkmış durmadan laf salatası yapıyor. Biz muhacir ve ensar olma kabiliyetinin ne olduğunu en iyi bilen bir kültürün mensuplarıyız. Bizim kapımız açık onlara ev sahipliği yapmaya devam edeceğiz. Onları katillerin kucağına atmayacağız.”

Göndermeyeceğiz, diyecek tabiî…

Hem emperyalist efendileri böyle emrediyor hem de kendisinin Ortaçağcı Hilafet özlemi yüzünden, bu görüşte olması gerekiyor. Baştan bu yana söyleyegeldiğimiz gibi, o, Türk Milletine, Türk Vatanına ve Türkiye Halkına düşmandır. Kuvayimilliye’ye-Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mıza, onun Önderlerine düşmandır. Laik Cumhuriyet’e düşmandır. Hz. Muhammed ve Kur’an ahlâkına düşmandır. Hukuka düşmandır, yasaya düşmandır. O ve avanesi tam anlamıyla ABD, İngiltere ve İsrail yapımı mafyatik, çıkar amaçlı bir suç örgütüdür. Ve onların eliyle Türkiye Cumhuriyeti’nin tepesine çöktürülmüştür. Kanunsuzdurlar, gayrimeşrudurlar. Hiçbir yasal yönleri yoktur.

Vatan Satıcıdırlar, küp doldurucudurlar, kamu malı aşırıcıdırlar. İki trilyon dolar tutarındaki kamu malını aşırıp zimmetlerine geçirmişlerdir. Sadece Tayyip ve akrabaları, Abdüllatif Şener’in tespitine göre 300 milyar dolarlık kamu malını lüplemişlerdir, küplemişlerdir, hırsızlayıp zimmetlerine geçirmişlerdir.

Gidecekler, gidecekler…

Sarayları, saltanatları başlarına yıkılacak. Ve işledikleri cürümlerin hepsinin tek tek hesabını verecekler.

Yukarıda da birkaç kez belirtmiş olduğumuz gibi, biz Tayyipgiller’in çıkar amaçlı bir suç örgütü olduklarını, kuruldukları andan itibaren biliyorduk. Söyledik, yazdık…

Tayyip’in bizzat kendisinin daha İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken 1 milyar dolar tutarındaki kamu malını aşırdığını hem o dönemin İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım hem de Türkiye’nin en ünlü Parababalarından Rahmi Koç defalarca dile getirmiştir.

Ne yapar bu adam ve avanesi daha sonraları?

Tabiî ki de İsmet Paşa’nın deyişiyle; “Geçmişte ne yapmışlarsa onu…”

Bu hırsızlığından, yolsuzluğundan da Tayyip’i, o zamanki henüz böylesine çökertilmemiş Yargı elinden kim kurtarmıştır?

Tayyip’in sonradan Yargıtay Başkanı yaptığı İsmail Rüştü Cirit… Tayyip’i kurtardığı dönemde Üsküdar 1’inci Ağır Ceza Başkanıydı…

 

Saygıdeğer arkadaşlar;

Son günlerde yoğun bir şekilde gündem oluşturan meselelerden biri de; Tayyip’in en önde gelen adamlarından olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun canlı yayında; “Sığınmacıları göndereceğiz”, dediği için Ümit Özdağ’a ettiği aleni, galiz küfürdür. Ümit Özdağ şahsında onun babasına ve 78 yaşındaki anasına da küfür etmiştir, soyadı “Soylu” olan bu vatandaş.

Ne demiştir?

“İnsan değil, hayvandan da aşağı, Soros çocuğu…”

İnsanın böyle adamların suretini görünce kusası geliyor. Ve bunların Türkiye’nin tepesine çöktürülmüş suç örgütünün en önde gelen elemanlarından biri olarak Türkiye’nin “İçişleri Bakanı” sıfatı taşıdığını görünce de kederinden kahroluyor.

Şimdi görelim bakalım, Soros’un sığınmacılar konusundaki görüşü neymişşş ve Soros kimin dostuymuşşş:

***

Mülteci kriziyle baş etme konusunda karşılaşılan en büyük zorluk nedir?

Mültecileri, kamuoyunu ve yetkilileri etkileyen bir panik havası var. Önemli yapıcı güçler var, ancak panik zarar verici bir aciliyet ve yönsüzlük duygusu yaratıyor.

Avrupa ortamı nasıl sakinleştirebilir?

Avrupa’ya giden mültecilerin çoğu Türkiye üzerinden gittiğinden işbirliğine ihtiyaç var. Ve başta Almanya Başbakanı Angela Merkel olmak üzere Avrupa’nın bunun için istekli olduğunu düşünüyorum.

Avrupa-Türkiye işbirliğinin nasıl yardımı olur?

Mültecilere büyük zarar veren ve panik ve kargaşaya sebep olan bu düzensiz akın yerine göçmenlerin olduğu yerde durması daha ucuz ve daha verimli. Yani Avrupa ve Türkiye arasında yapılacak bir anlaşmanın da temel hedefi bu olmalı.

Türkiye’nin bundan çıkarı ne olur?

Şurası açık ki, Türkiye’nin maliyetlerinin karşılanması gerekiyor ve bu maliyetlerin geçmiştekinden çok daha büyük olması lazım; çünkü çocuklara eğitim, yani sonunda Avrupa’ya kabul edildiklerinde gerekecek derslerin verilmesi gerekiyor. Bu maliyet kişi başına tahminen 5.000 euro ve Lübnan ve Ürdün gibi diğer ülkelerde de benzer anlaşmalar yapılması gerekiyor.

AB’nin, Türkiye’nin göçmenler konusundaki desteği karşılığında ülkede kötüleşen temel haklara göz yumabileceği konusunda endişeli misiniz?

Vakıf, Türk yönetiminin insan hakları performansı konusunda bir süredir pek çok eleştiride bulunuyor. Avrupa Birliği’yle ilişkilerde bir toparlanma, daha yakın işbirliği, karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesi için- ki örneğin vizesiz seyahat etmek gibi taleplerinin gerçekleşmesi için Türkiye’nin bunlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum, bu konudaki performansını geliştirmesi gerekiyor.

Türkiye 2 milyondan fazla mülteciye ev sahipliği yapıyor; Avrupa Birliği ne kadarını yapabilir?

Türkiye’nin özellikle Suriyeli mültecileri ağırlamada çok iyi bir geçmişi var. Gerçekçi olmak gerekirse, Avrupa’nın 1 milyondan fazla mülteciyi alması zor olur, çünkü sadece gönüllülük esası üzerinden olabilir.

AB üyelerinin bir yük-paylaşımı planı üzerinde uzlaşması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Zorunlu kotalara karşıyım; hem işe yaramıyorlar hem de ne Avrupa Birliği yasal çerçevesine ne de uluslararası mülteci sözleşmesine uyuyorlar. Avrupa Birliği içinde mültecileri gönüllü olarak kabul etmek istemeyen pek çok ülke var.

Açık Toplum’un bu konudaki faaliyetleri, tartışmalı bir figür olarak sizin mülteciler hakkındaki çalışmalarınızın değerini azaltıyor mu?

Benim ve Vakıf’ın prensipleri genelde kabul görmüyor ve bize karşı olan çok fazla insan var. Ancak prensiplerimizin arkasında duruyoruz. Herkesle etkileşim halindeyiz; özellikle de yaklaşımımızın Başbakan Viktor Orban’la doğrudan karşıt olduğu ülkem Macaristan’da.

Ve yönetimin sizi 2013’teki protestoları kışkırtmakla suçladığı Türkiye’de?

Vakıf’ın protestocuları aktif olarak desteklediği ve kışkırttığı yönündeki argümanların altının doldurulabilir olmadığını düşünüyorum.

Karşılaşılabilecek diğer engeller neler?

Yetkililer göç sorununun, yani krizinin maaliyetinin ne kadar olabileceğinin henüz farkında değiller. Ve kör bir noktaları var: O da maliyetlerin yıllık 10 milyar euroyu geçebileceği. Bizim tahminlerimiz bu yönde ve resmi rakamlar bunun yakınına bile yaklaşmış değil. Bu durumun farkına varmamalarının sebeplerinden biri de parayı nerden bulacaklarını bilmiyor olmaları. (George Soros’un Wall Street Journal’dan Emre Peker’in sorularına verdiği yanıtlar, https://businessht.bloomberght.com/guncel/haber/1150580-soros-multeciler-oldugu-yerde-kalmali-maaliyetleri-karsilanmali)

***

Demek ki arkadaşlar; Soros, Suriyeli sığınmacılar konusunda Tayyip ve AKP’giller’le bire bir aynı görüşleri savunmaktadır. Böyle olması da kaçınılmazdır. Çünkü CIA’yla ve ABD’nin en gelişkin teknik araç gereçlerle çalışma yapan casus örgütü Ulusal Güvenlik Ajansı’yla (NSA) işbirliği içindedir ve beraber çalışmaktadırlar. Yani o da BOP’un aktif bir savunucusudur.

Ne diyor bu alçak?

Avrupa en fazla 1 milyon sığınmacıyı alabilir, onu da gönüllülük esasına göre alabilir, diyor. Ben zorunlu kotalara karşıyım, diyor. Türkiye bizim için ideal bir sığınmacı kampı olarak kalmalıdır, diyor. Merkel ve diğer Avrupa liderleri de Tayyip’le görüşerek bu işi bu şekilde bağlamalıdır, diyor.

Aynen dediği şekilde yapılmış mı bu iş?

Yapılmış…

Boşa konuşmaz bu alçaklar…

Şimdi de kısaca görelim bakalım Soros kimin dostuymuş, kimlerle görüşürmüş Davos ve Türkiye’de.

Bu sorunun yanıtı da işte şu:

Tayyipgiller ve Soros, birlikte Davos’talar…

Otel odasında da başka birçok yerde de görüşüp iş bağlıyorlar, birbirlerine destek sunuyorlar. İşte görüntülü kanıtları…

Bu görüşmeyle yetinmiyor Tayyip ve avanesi. Soros’u Ankara’da, Başbakanlıkta da ağırlıyor. O zaman kendisi de başbakan. Tabiî CB de Kraliçe’nin Gül’ü…

Bu görüşmenin tanıklığını da yine Tayyipgiller’in o zamanki bakanlarından Abdüllatif Şener yapıyor. Görüşmede o da var. Fakat ben orada tek kelime etmedim, diyor. Sadece izlemiş, anlatımına göre.

İşte vaziyet bu, arkadaşlar…

Ne diyor Tayyipgiller siyasi muarızlarına?

“Soros artığı, Soros çocuğu” vb… Yani Soros’a karşıymış gibi bir tutum sergiliyorlar. Oysa gördük işte; Soros’la dostmuş bunlar yıllar boyu. Soros bunların Avrupa Birliği’yle işbirliği etmelerine aracılık yapmış. Önlerini açmış yani…

Demek ki bunların Soros’la ilişkileri de FETÖ’yle olan ilişkileri gibiymiş. Dün canciğer dostlar, bugünse görünüşte düşmanlar. Ya bunlar, duruma ve çıkarlarının gerektirdiğine göre her şey olabilirler. Yeter ki menfaatleri, koltukları öyle göstersin. Hiçbir değerler sistemi taşımazlar.

Dedik ya hani defalarca; bunların tapındıkları biricik Tanrı vardır, o da Para Tanrısı’dır… İslamcılıkları ise sadece üzerilerine giydikleri bir elbiseden ibarettir. Bütün hırsızlıklarını, yolsuzluklarını gizlemek için bu elbiseye mecburen ihtiyaç duyarlar, giyinirler.

Ne diyordu Hz. Muhammed, bunların yaptığı bu kandırmacaya, kamuflaja?

“İnsanları Allah’la Aldatmak…”

Ve nasıl uyarıyor müminleri?

“O yaman aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın!” (Lokman Suresi 33. Ayet, Yaşar Nuri Öztürk Meali)

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

12 Mayıs 2022

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı