Genel Başkan’ımız Nurullah Efe Ankut: 4 Temmuz 2003 Süleymaniye’yi unutmadık, unutmayacağız.

04.07.2023
99
A+
A-

Saygıdeğer Arkadaşlarım;

Bugün 4 Temmuz; bizim için çok önemli bir gün. Biz 20 yıldan bu yana hiç unutmadık, bugünün önemini.

Amerikan Çakalı için Bağımsızlık Bildirgesi’nin açıklandığı gün 4 Temmuz, değil mi?

“Artık biz İngiliz sömürgesi değiliz, bağımsız bir devletiz”, diye 1776’da Bildirgelerini açıkladıkları gün. İşte ABD için ne kadar önemliyse o gün, bizim içinde 4 Temmuz aynı öneme sahiptir.

Ne oldu 20 yıl önce?

4 Temmuz 2003’te ABD Çakalı Irak’ı işgal altında tutuyordu, değil mi?

Bizim sınır güvenliğimizi sağlayan Irak Süleymaniye’deki askerlerimizin bulunduğu üssü bastı; 11 askerimizi esir aldı. Başlarına çuval geçirdi, hakaretler yağdırdı ve ters kelepçe vurarak kamyonetine doldurup götürdü kendi askeri kışlasına.Ve bir hafta esir tuttu askerlerimizi.

Genelkurmaydan çatışmama emri veriliyor oradaki askerlerimize. Direnmeyin, çatışmaya girmeyin, emri veriliyor. Genelkurmay demek ki tâbaştan esir alınmış…

İnsan hayatta öyle durumlarla karşılaşır ki, ölümü göğüslemezsen onurunu koruyamazsın. Bedeli ölümse onuru korumanın, severek göğüsleyeceksin ölümü. Ancak o zaman kahraman olabilirsin, insan olabilirsin. Neyse… İşin o yönü derin mevzu…

O zamanlar Genelkurmay Başkanı olan hain, Amerikan devşirmesi Hilmi Özkök ne demişti?

“Bu iş Irak’taki bir iki subayın ferdi eylemi sonucu olmuştur. Amerikan Genelkurmayının, Amerikan Devletinin bu işte bir dahli yoktur”, demişti. Yahu bu adam, inanın bırakın general olmayı, komutan olmayı; bir sıradan çavuş, onbaşıkalitesinde bile askerlik bilgisine, donanımına, çapına sahip değil.

Tayyip ne demişti o zamanlar, “ABD’ye bununla ilgili bir nota verecek misiniz”, diye soran gazeteciye?

“Ne notası, müzik notası mı?” diyerek iğrenç, lanet, mide bulandırıcı bir sefalet örneği olan güya bir cevap vermişti değil, mi? Başbakandı o zamanlar, biliyorsunuz.

Demek ki, siyasiler, Türk Devletinin tepesini tutmuş siyasiler ve onun Genelkurmayı daha önceden esir alınmış. Oradan cesaret alarak bu çakallığı yapabiliyor ABD zaten.

Bundan bir yıl sonra, 19 Mayıs 2004’te yine ABD Çakalı Irak sınırına yakın Kokpit Tepe’de konuşlu, sınır güvenliği sağlayan bir birliğimize saldırı düzenliyor. Fakat birliğin başında yiğit bir komutanımız var: Albay Aziz Ergen…

Hemen haber alıyor bu saldırının başladığını ve ona göre öyle bir tedbirler alıyor, öyle bir savaş oyunu oynuyor ki; Barzani Peşmergeleriyle, PKK silahlı savaşçılarıyla beraber hareket eden ve onlara komuta eden ABD’li Albay Martin Rollinson komutasındaki birliği göğüs göğse çarpışarak esir alıyor. Bu Albay Rollinsonçakalıyla birlikte beş Barzani Peşmergesini esir alıyor. Ve bir yıl önce Süleymaniye’de bizim onurumuzu yaralamak için esir alınıp başlarına çuval geçirilen askerlerimizin öcünü almak için soyuyor bu çakalı, çırılçıplak. Bir katırın üzerine bindiriyor, ellerini bağlamak istiyor. Ve Türkiye’ye getirecek, teşhir edecek, başına çuval geçirerek. O niyetle davranışa geçiyor. Fakat bu Martin Rollinson denen çakalda uydu bağlantılı telefon var.

Onunla kimi arıyor dersiniz?

Türkiye’nin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ı arıyor. “Burada”, diyor,“sizin askerleriniz başımıza böyle bir felaket getirdi.” Aytaç Yalman anında o çakalın uydu bağlantılı telefonunu Albayımız, yiğit Albayımız Aziz Ergen’e vermesini istiyor ve aynen şu buyruğu veriyor:

“Oğlum ne yapıyorsun sen orada?”, diyor, Aytaç Yalman. Aziz Ergen de; “Komutanım, bize saldırı hazırlığında bulunan ve bize doğru saldırı harekâtı başlatan Barzani ve PKK güçlerine komuta eden Albay Martin Rollinson’u göğüs göğse çarpışarak esir aldık, onları Türkiye’ye getiriyoruz”, diyor. A. Yalman; “Oğlum derhal serbest bırak onları”, diyor. Emir Kara Kuvvetleri Komutanından geliyor; mecburen serbest bırakıyor kahraman Komutanımız Aziz Ergen bu haydudu.

Bu neyi gösteriyor?

Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın da ABD tarafından devşirildiğini ve ABD Çakalına çalıştığını gösteriyor. Dikkat ederseniz “Ergenekon”,“Balyoz” adlı CIA operasyonlarında, Türk Ordusu’na yönelik operasyonlarda bunlara hiçbir şey olmadı. Ne Aytaç Yalman’a oldu ne Hilmi Özkök’e oldu, değil mi? Aytaç Yalman dilini yuttu, tık demedi o operasyonlar karşısında.

Hilmi Özkök ne yaptı, hain?

“Kasaptaki ete soğan doğramam”, diyerek namussuzca, çakalca, aşağılık bir beyanda bulundu.

Ve işin bir diğer acı tarafı; bundan bir yıl sonra ABD’de yaşanan olaydır… Yaşanan bu olayı 4 Ocak 2006 tarihinde Hürriyet Gazetesi internet sitesi şu şekilde haberleştiriyor:

“Emekli Albay Aziz Ergen’in 19 Mayıs 2004 tarihinde esir alıp çırılçıplak soyduğu ABD’li Albay Martin Rollinson’a Türk Amerikan Konseyi ve Dış Ekonomik İlişkiler Konseyinin Washington’daki toplantısında Türk Amerikan ilişkilerine katkılarından dolayı ödül verildi. Ödülü Tümgeneral Hilmi Akın Zorlu takdim etti. Washington’da 5-7 Haziran 2005’te yapılan toplantıya dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’le birlikte Genelkurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ da katıldı”.

İşte içler acısı hallerimiz bunlar, arkadaşlar. Nasıl siyasilerin ve Ordumuzun komuta kademesinin ABD tarafından devşirilip esir alındığını apaçık biçimde ortaya koyuyor bu haber.

Hadi Tayyip ve Abdullah Gül zaten malûm kişiler. Yani bunlar ABD’nin, İngiltere’nin, devşirdiği (ki Abdullah Gül’ün bir adı da “Kraliçe’nin Gülü”dür) ABD hizmetkârları. Bundan şek şüphe yok. Fakat İlker Başbuğ da bu toplantıda var. E, işte onunda ne diyelim, komutanlığı, vatanseverliği, Atatürkçülüğü bu kadar…

Bir de Mustafa Kemal hakkında kitaplar yazar değil mi, bu İlker Başbuğ?

E,işte bununda öngörüsü, çapı bu!..

Hani ne demişti 15 Temmuz 2016’da Tayyip’le FETÖ arasındaki Ganimet Paylaşım Savaşı’na ilişkin değerlendirmesinde bu İlker Başbuğ?

“Amerika’nın bu işte bir rolünün olduğunu görmüyorum, böyle bir somut belge, kanıt göremiyorum”, demişti.

Yahu böylesine bir adamdan daha ne öngörü beklenir, ne komutanlık beklenir?

Bunlar zavallı yahu, İbiş bunlar… Bunlar serde yetişmiş. Bunlardan savaşçı olmaz, halk çocuğu değil bunlar. Bunlar asla yüreklerini ortaya koyamazlar, bir kavgaya girdikleri zaman.

Halk çocuğu ne yapar?

Onurunu korumak için, yüreği yanı başında, sonunu düşünmeden dalar kavgaya; onuruna bir saldırı yapıldığı zaman.

Biz Konya’nın kenar mahallelerinde büyüdük, yetiştik. Onurumuzu korumak için defalarca kavgalara girdik. Bu ellerimizin tarak kemikleri ve başparmaklarımız, serçe parmaklarımız, orta parmaklarımız defalarca kırıldı. Tüm eklemlerim etkilendi, şişti, aylarca şiş kalmışlığı oldu. Ve böyle düzleşti, o şişlikler sonrasında.

Çünkü bizce onur, yaşamdan önemlidir. Hem kişisel onurumuz hem ülkemizin onuru hem vatanımızın hem halkımızın onuru…Bunlar söz konusu olduğu zaman “belaya atlar gideriz”, biz.

ABD çakalı 2 Ekim 1992’de de, dikkat edersek, Sovyetler’in ve Sosyalist Kamp’ın yıkılışından bir yıl sonra, Ege’deki bir NATO tatbikatında… Ortak tatbikat yani Türkiye, Yunanistan, diğer NATO ülkeleri de var bu tatbikatta. ABD’nin uçak gemisi Saratoga’danatılan iki füze bizim Muavenet Muhribini vurdu. Ve gemimizin komutanı da dahil beş askerimiz şehit oldu burada,22 askerimiz de yaralandı, arkadaşlar.

ABD Çakalı,“Füze yanlışlıkla ateşlenmiş”, diyerek güya mazeret belirtti. Fakat bu;“SeaSparrow” adlı füzelerin yanlışlıkla ateşlenmesine milyonda bir bile ihtimal yok”, diyor Deniz Subayı TürkerErtürk. Deniz Harp Okulu Komutanlığından emekli, biliyorsunuz. “Çünkü altı kademeli bir emirden, onaydan geçerek ateşlenir bu füzeler”, diyor.“Ve en son ateşleme emrini o uçak gemisinin komutanı onaylar”, diyor. “Ancak onun onayından geçtikten sonra füzeler ateşlenir”, diyor. “Ve bu füzeler yani SeaSparrow füzeleri ‘ateşle-unut’(fire andforget) füzeler değil”, diyor. “Ateşledikten sonra füzeyi ateşleyen teknik ekibin devamlı füzeyi takip etmesi ve hedefi ışıklandırması gerekir, füzenin hedefine ulaşıp orayı vurabilmesi için”, diyor.

Yani Amerika Çakalı bilerek, isteyerek, kasti olarak bizim gemimizi vuruyor ve gemi komutanımız dahil beş askerimizi şehit ediyor.

Yine 14 Nisan 1994’te İncirlik’teki ABD üssünden kalkan iki savaş uçağı, Irak’ta Türk helikopteri sanarak iki helikopteri düşürüyor.“ÇekiçGüç”e dahil,(“Birleşik Görev Gücü” deniliyor ya bunlara), işte ona ait iki helikopteri düşürüyor. 26 kişi hayatını kaybediyor burada. Üç tanede Türk Subayı var, bu hayatını kaybedenlerin içinde. Yani üç Türk Subayımızı da burada katlediyor. Aslında helikopterin ikisinin de Türk helikopteri olduğunu sanarak vuruyor. Haberin ayrıntısı internet sitelerinde var.

ABD Çakalı Sovyetler ve Sosyalist Kamp zamanında Türkiye’nin ekonomisini zayıf tutmakla beraber Ordusunu orta düzeyde bir güce sahip bulunduruyordu. Çünkü İncirlik Üssü’nde atom silahları var,Sovyetler’e karşı kullanılması hedeflenen. İşte bu sebeple bir ABD-NATO ve Sovyet çatışmasında Sovyetler’in ilk vuracağı hedefin Türkiye ve İncirlik’teki bu atom silahları olacağını varsayıyordu doğallıkla, askeri stratejistler. İşte bu sebeple orta düzeyde güçlü bir orduya sahip olmasına izin veriliyordu Türkiye’nin.

Ve o zamanki NATO komutanlarının açıklamalarına göre;“Batı’nın savunması Türkiye’nin Batı sınırlarından başlar”, deniyordu. Yani bir Sovyet saldırısında Türkiye o saldırıyı karşılayacak,absorbe edecek ilk ülke, ilk hedef oluyor. Saldırının gücü böylece zayıflıyor ve Batı yani Avrupa Birliği Çakalları ve ABD Çakalı bu arada zaman kazanmış oluyor, misillemede bulunmak için. O yüzden Türkiye böylece hedef ülke konumunda tutuluyor. Bu amaçla hedef konumunda tutuluyor. Fakat Sovyetler çöktükten sonra, Sosyalist Kamp ortadan kalktıktan sonra ABD ve AB Çakalları Sevr’i hemen önümüze koyuyorlar.

22 İslam ülkesini kapsayan BOP, Türkiye için Yeni Sevr anlamı taşıyor, değil mi?

Türkiye üç parçaya bölünüyor o haritada;“FreeKurdistan”, “WestArmenia” ve “Türklere bırakılan kısım” olmak üzere. Aynen Sevr’deki gibi… Ve o günden bu yana hep işletiliyor, yürütülüyor, Yeni Sevr Projesi ve BOP. O günden beri hep işliyor.

İşte bu saldırıların hedefi hep bu. Yani diyor ki Türk Ordusu’na gururunu kırarak ve Türk siyasilerine; “Sizi istediğim anda ezerim, vururum böyle. Sakın kişilik pişilik diye karşıma çıkmayın, onur diye karşıma çıkmayın. Tümüyle benim emrimde olacaksınız, benim kulum olacaksınız.” Bunun mesajını veriyor, ABD haydudu; amacı bu.

Biz bunları netçe, anında görüp bu şekilde değerlendiriyoruz. İşte bu sebepten diyoruz ki;“Katil Amerika, Ortadoğu’dan defol”diyemeyen her siyasi, her aydın ya gafildir ya korkaktır ya haindir.

Bunların hiçbiri vatanı savunamaz. Ülkemizin ve halkımızın onurunu savunamaz. Gafillerde savunamaz, korkaklar da savunamaz. Hainler zaten satılmıştır…

Ve işte bu sebepten biz her konuşmamızda bu ABD Çakalını, bu haydudu ön plana koyuyoruz ve birinci düşmanımız olarak bunu gösteriyoruz. Ve bunun Türkiye’deki yerli işbirlikçisi olan hainleri gösteriyoruz.

Ve işte bu sebepten, herhangi bir parti ister sağcı olsun, ister solcu olsun, ister dinci olsun, ister sosyal demokrat olsun, ne olursa olsun; ABD Hayduduna aynen bizim gibi bakamıyorsa, o güvenilmezdir. O, halk dostu değildir. O, düşmanlarımız cephesindedir. Hele hele ABD Hayduduyla müttefikliği, onun NATO’sunu parti programına varıncaya kadar yerleştirmişse o, utanç verici alçalmanın içindedir. Yazıklar olsun onlara, lanet olsun onlara. Onlar sahtekârdır, namussuzdur onlar.

Bu 4 Temmuz Irak Süleymaniye’nin de hesabını biz soracağız, arkadaşlar. Bu ABD Çakalını ülkemizden ve bölgemizden defedeceğiz, eninde sonunda yok olacak bu.1990’dan bu yana, Ortadoğu’da döktüğü bütün kanların hesabını verecek. On milyonu aşkın masum Müslümanın kanını döktüğünün hesabını verecek bu çakal. Ve onunla işbirliği halinde olan, onunla iş tutan yerli hainlerde aynı şekilde hesap verecek. Bu ülke, bu coğrafya, bu vatan onların eline düşmeyecek. Tıpkı Birinci Kuvayimilliye’de olduğu gibi yerli hainleriyle birlikte geldikleri gibi gidecekler.

Hep ne diyoruz arkadaşlar?

“Farklı olan sadece biziz!”

Halkımızın, ülkemizin, vatanımızın dertleriyle Kerem misali yanan sadece biziz. Ve ülkemize karşı, halkımıza karşı, vatanımıza karşı işlenmiş suçların hesabını soracak olan sadece biziz!

Kalın sağlıcakla…

4 Temmuz 2023

İletişime Geç
Merhabalar,
Bize buradan ulaşabilirsiniz