“Ermeni Soykırımı Emperyalist Yalanını savunanlara karşı verdiğimiz mücadelemiz…”

30.06.2023
107
A+
A-

Saygıdeğer Arkadaşlarım;

Bugün de size, Ermeni Sorunu ile ilgili yazdığımız kitabımızı tanıtacağım. Basım yılı 2009 bu kitabımızın. Ders kitabı ebadında gördüğünüz gibi, büyük boy yani, 301 sayfa.

Bazı arkadaşlar hatırlayacaktır; 2006 yılında, Rahip Santoro ve Hrant Dink cinayetlerinin ardından, Ermeni Soykırımı Emperyalist Yalanını savunma furyası başlatıldı Türkiye’de, bildiğimiz gibi. Bizim “Sevr’ci Soytarı Sahte Sol” diye adlandırdığımız, bizim dışımızda kendini sol olarak adlandıran, kimliklendiren sol grupların tamamı bu furyaya katıldı. Biz de tabiî vatanseverliğin ve halkseverliğin ustası olarak bu meseleye eğildik, araştırdık, inceledik ve işin aslını ortaya koyduk.

Sonunda açık, kesin, net, yerli ve yabancı belgelerle yani Osmanlı, Rus, Sovyet, İngiliz, Fransız belgeleriyle bu soykırımın bir emperyalist yalanı olduğunu ve bunun 1915’te o zaman Uluslararası Emperyalizmin başını çeken, bir anlamda ağababası olan İngiliz Emperyalizminin “Foreign Office” denen Dışişleri Bakanlığı’nın “Wellington House” adlı Savaş Propaganda Bürosu’nun ürettiği bir savaş propagandası olduğunu ortaya çıkardık.

Biliyorsunuz, o yıllarda, “Mavi Kitap” adlı bir kitap yayımladı, bu Wellington House adlı Savaş Propaganda Bürosu. Orada Osmanlı atalarımızın, 1 buçuk milyon Ermeni’yi katlettiğini iddia ediyordu. Halbuki biz bütün belgelere ulaşarak araştırdık ve gördük ki, Kilise, Ermeni Kilisesi’nin kayıtlarına bile ulaşarak gördük ki; Osmanlı tebaası olan Ermenilerin nüfusu 1 milyon 300 yüz bin.

Yani, tamamı 1 milyon 300 bin olan Ermenilerin nasıl 1 buçuk milyonu katledilmiş olur?

Yine, Talat Paşa’nın not defterinde açıkça kendi el yazısıyla yazmış olduğu bir belge var. Tehcir edilen, 24 Nisan 1915’te tehcire tabi tutulan Ermenilerin sayısı veriliyor burada: 924 bin 158 kişi.

Bunun, 400 bininin Suriye bölgesine, Halep’e ulaştığını, ABD’nin o zamanki Halep Konsolosu, Amerika Birleşik Devletleri’ne, bildiriyor. Kendi ülkesinin Bakanlığına, Dışişleri Bakanlığına bildiriyor.

400 bin kadar Osmanlı Ermeni’si de Çarlık Rusya’sına geçiyor, oraya gidiyor.

Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’mız sonrasında 300 bin kadar Osmanlı Ermeni’si de Türkiye’de kalıyor. Tabiî gidenlerin bir kısmı savaş bitiminde geri dönüyor.

Ve bu arada tabiî, savaş ortamı, hastalıklar, kıtlıklar, kıranlar ve eşkıya çetelerinin yollarda saldırmaları, insanları vurmaları, soymaları, öldürmeleri sonucunda, bizim tespit ettiğimiz gerçeğe göre, hayatını kaybeden Ermeni sayısı 250 ila 300 bin civarındadır.

Ama aynı süreç içinde, Osmanlı, Birinci Emperyalist paylaşım savaşı ve onu takip eden Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca, o süreci kapsayan yıllarda, 3 milyon civarında vatandaşını kaybediyor. Hatta 3 milyonu aşkın vatandaşını kaybediyor. Alman Genelkurmayının yaptığı tespittir bu.

O Mavi Kitap’ın yazarlarından, İngiliz Emperyalizminin o zamanki sözcüsü, Arnold Toynbee, (Tarihçi de geçinir bu şahıs aynı zamanda) ömrünün son yıllarında yazdığı anı kitabında diyor ki; “Üzgünüm, bu Ermeni Soykırımı iddiası, bir savaş propagandasıydı. Bu propagandayı yapmış olmaktan üzüntü duyuyorum şu anda. Osmanlı’nın bu tehciri, tümüyle savunma amaçlıydı. Asla, soykırım kapsamına girmez”, diyor. “Kaldı ki bunun benzerini ve hatta çok daha ağırını İkinci Dünya Savaşı (yani İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı) sırasında Amerika, ülkesindeki Japon nüfusa karşı uyguladı. Onları da belli bir bölgeye sürüp orada tecrit etti. Hareket etmelerini engelledi”[1], diyor.

Yani bu Ermeni Soykırımı iddiası, tümüyle emperyalist bir yalandır. Biz bu kitabımızda bütün belgeleriyle ortaya koyduk bunu.

Fakat bizim Sevr’ci Soytarı Sola bunu anlatmak ne mümkün…

Onlar, bizim bu tutumumuza karşı bir anda bize saldırıya geçtiler. Bizi, ırkçılıkla, faşistlikle, şovenlikle, kafatasçılıkla suçlayarak ideolojik ve pratik yani askeri saldırı başlattılar bize karşı. Dediler ki; “Size siyaset yaptırmayacağız.” 16 sözüm ona sol grup, ortak bildiri yayınladı bize karşı. Yani bir savaş cephesi oluşturdular. Biz, tek başımızayız ya… Onlar 16 grup. Yani bunun içinde, ESP’sinden, EMEP’ine, DHKP’sinden Halkevleri’ne kadar hepsi var. PKK kapsamına giren hareketler de bildiride imzaları olmamasına rağmen dışarıdan fiili destek verdi bu gruba. Bize karşı bu saldırıları konu edinen “Sevrci Soytarı Sahte Sol’un HKP’ye Yönelik Fiili Saldırıları Üzerine” adlı kitabımızda, bunların bildirileri de, adları da yazılıdır.

Bu saldırının, başlatıcısı, planlayıcısı ve ilk yönetici de ESP şefi Figen Yüksekdağ oldu. Yani bizce, bu şahıs objektif ya da sübjektif ama mutlaka ajan, arkadaşlar. Bu saldırının işaret fişeğini o ateşledi.

Tabiî bizi bilmiyorlar, bizim kim olduğumuzu tanımıyorlar. Bizi kendi tavşan yürekli şefleri gibi sanıyorlar. Öyle hesap ediyorlar. Hani halkımızda der ya; “İnsan karşısındakini kendi gibi görür”, diye…

Oysa biz, Kuvayimilliye’de ve onun öncesindeki Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın tümünde savaşmış, Bozkırlı Mustafa Efe’nin torunuyuz. Bizim için onur yaşamdan önemlidir. Bizi askeri bir hareketle yıldırmak, sindirmek, korkutmak asla mümkün olamaz! Tabiî bizim diğer kıdemli yoldaşlarımız da bizimle aynı ruhiyata sahiptir. Yani Hareket olarak bizi kimse korkutamaz, sindiremez, yıldıramaz.

O zaman şu kararı aldık ve bildirdik, yoldaşlarımızın tamamına: Hiçbir saldırıyı biz başlatmayacağız. Ama bize saldıranlar karşısında hiçbir kavgadan başımız eğik çıkmayacağız. Tüm yoldaşlarımız buna uygun biçimde, teçhizat kuşanacak.

Defalarca saldırdılar bize. O saldırılarını da bir kitabımızda toparladık ve yayınladık. Bu kitabımızın adı da yukarıda belirttiğimiz gibi, (küçük boy, 130 sayfa kadar) “Sevr’ci Soytarı Sahte Sol’un HKP’ye Yönelik Fiili Saldırıları Üzerine.”

Defalarca çarpıştık bunlarla. En sonuncusunda Ankara’da Hukuk Fakültesinde, Rahmetli Bekir Coşkun’la, Avukat Yoldaşımız Doğan Erkan, Hukuk Fakültesi salonunda bir konferans vereceklerdi. İşte bu Sevr’ci Soytarı Sahte Sol gruplar; “Bu konferansı yaptırmayacağız”, dediler, bildiriminde bulundular. Biz de; “Yapacağız! Gücü yeten varsa gelsin engellesin!” dedik. Ona uygun tedbirlerimizi aldık ve planımızı, askeri harekatımızın tüm yönlerini de belirledik. Bu soytarıların saldırı için toplanıp hazırlık yaptıklarını görünce aynen şöyle dedik yoldaşlarımıza: Kimisi ambulansla, kimisi ayaklarıyla, ama mutlaka oradan kaçacaklar, taşınacaklar oradan dedik. Bu şekilde bir plan yaptık.

Ve gerçekten de öyle bir hezimet yaşadılar ki sonunda kaçabilenler kantine sığınıp masaların altına gizlendiler. Arkadaşlarımız acıyıp dokunmadılar artık onlara.

Baktılar ki her saldırıda hezimet yaşıyorlar, bu işin kendileri açısından bir sonu, bir getirisi olamayacak; vazgeçtiler, bıraktılar.

Bıraktılar ama bu yalanı savunmaktan vaz mı geçtiler?

Hayır, vazgeçmediler.

İşte, muhalif geçinen medyanın bütün ekranları ve bütün sayfalarının deprem profesörlerini bile sollayacak şekilde yer verdiği, bu medyanın parlatarak, cilalayarak millete pazarladığı, “CIA Solu” olarak adlandırdığımız TİP’in bir açıklaması oldu, geçen 24 Nisan’da. O açıklamada deniyor ki; “Büyük Felaket.” Ermeniler, emperyalist Soykırımı Yalanını aynen böyle adlandırıyorlar. Kendi dillerinde “Medz Yeghern” diyorlar. İşte, Ermeni Halkının bu felakette yaşadığı acıları paylaşıyoruz filan gibi demagojik, açıklamalar yaptılar.

İşte bu sahtekâr CIA Solu, bir süre sonra, 19 Mayıs’ta da bir açıklama yaptı. 19 Mayıs’ta da; “Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın başlangıcını kutluyoruz”, diye bir açıklama yaptı. Yani bunlar, her türlü oynar; ikili, üçlü oynar bunlar. Bunlarda bir omurga, prensip, ilke, tilke bir şey yok! Bunlar tümüyle, ikbal budalası, oy avcısı… Yani siyasi ahlâk aramayacaksınız bunlarda. Tıpkı, CIA Dincileri gibi, CIA Milliyetçileri gibi CIA Solu da aynı oranda ahlâktan yoksundur. Tutarlılıktan yoksundur. Vatan ve Halk sevgisinden yoksundur.

Denizler de bu konuda bizimle aynı düşünceyi paylaşırlar, arkadaşlar. Ermeni Soykırımı’nın bir yalan olduğunu savunur Deniz’ler de. Deniz, Hüseyin ve Yusuf Yoldaşların başını çektiği hareketin ve bu yoldaşlarımızın cezaevinde hazırladıkları Savunmalarında… Ki idam talebiyle yargılanıyorlardı, biliyorsunuz. Sonunda Amerikancı, satılmış faşist generallerin emrindeki mahkeme, onları idama mahkûm etti ve astırdı. İşte cezaevinde hazırladıkları Savunma’nın 411 ve 412’nci sayfalarına bakarsa arkadaşlar, “THKO Davası Savunması” diye, bizimle aynı görüşleri savunduklarını görürler.

Önderimiz, Hikmet Kıvılcımlı da bu yalanın emperyalist bir yalan olduğunu netçe görür ve 1970 yılında ortaya koyar, “Oportünizm Nedir? Halk Savaşının Planları, Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama”, adlı eserinde.

Aynen, şöyle der, Usta’mız, Önderimiz Hikmet Kıvılcımlı:

“En sonunda, Türkiye’nin Birinci Demokratik Devrimi (Millî Mücadele) açıktan açığa sırf bir sömürgeleştirme baskısına karşı, İngiliz-Fransız-Amerikan Emperyalizminin maşası Yunan ve Ermeni istilâsına karşı bir kurtuluş savaşı oldu. Onun için “Kurtuluş Savaşı” adını aldı. İkinci Demokratik Devrim’de: araya maşa karıştırılmaksızın (o İngiliz Emperyalizminin metodu idi) doğrudan doğruya Ekonomik-Politik ve Askercil Amerikan istilâcılığı ile yüz yüzeyiz.”

Demek ki arkadaşlar, ekonomik, politik ve askercil Amerikan istilacılığıyla yüz yüzeyiz, diyor Usta’mız. Yani Amerika Türkiye’yi yarısömürgesi durumuna düşürmüş ve aynı Birinci Kuvayimilliye öncesinde olduğu gibi işgal etmiştir, diyor.

“Uluslararası Finans-Kapital ile Yerli Finans-Kapitalin gerek sömürüleri, gerek tahakkümleri etle tırnaktır. Birinin kılına dokunulmadan, ötekinin kılına dokunulamaz.”

Yerli bir sanayi şirketimiz yok ki bizim. Hepsi, başta Amerikan tekelleri olmak üzere uluslararası emperyalist tekellerin yerli şubeleri konumunda. O bakımdan yerli Parababalarıyla uluslararası Parababaları etle tırnak gibi kaynaşmıştır. Birinin kılına dokunulmadan öbürünün kılına dokunulamaz. Siyasiler de onların emrinde. Meclistekilerin tamamı onların emrinde, medya da onların emrindedir. Orduyu da NATO aracılığıyla emirleri altına almışlardır. Sanat da, kültürde hepsi onların elinde, arkadaşlar, sinema da…

Ve Usta’mız devam ediyor:

“O zaman onu kendi gelenekçil ve halkçıl (popüler) adıyla:

“‘İkinci Kuvayimilliye’ yahut ‘İkinci Kurtuluş Savaşı’ diye anmak daha olaycı ve gerçekçi davranmak ve düşünmek olur.”[2]

İşte atalarımızı, ülkemizi, vatanımızı böyle savunduk, bundan sonra da böyle savunmaya devam edeceğiz, arkadaşlar.

Uluslararası Emperyalizm ve yerli işbirlikçileri, her boydan ve soydan, en sağından en soluna kadar, atalarımızı bu yalanla suçlayarak, kriminalize etmeye çalışıyorlar. Atalarımızı, Osmanlı Atalarımızı ve Kuvayimilliyeci Atalarımızı,  Mustafa Kemal’leri, İnönü’leri,  Albay Reşat’ları, Binbaşı Nazım Beyleri ve tüm Kuvayimilliyeci Atalarımızı Hitler’le, Göring’le, Geobbels’le ve Nazi ekibiyle eşitlemek, özdeşleştirmek istiyorlar. Böylesine hainane bir girişimde bulunuyor onlar. Yani; “Siz soykırımcı atalara, köklere sahipsiniz. Atalarınızın tamamı katil. Sizden insanlığa hiçbir hayır gelmez”, diyorlar. Böylece Yeni Sevr’in yani BOP’un yolunu açıyorlar. Ve o cehenneme doğru ülkemizi sürüklemek istiyor bu hainler.

İşte buna karşı; “Ey emperyalist hainler ve yerli işbirlikçi hainler! Savunduğunuz, İngiliz Emperyalizminin Savaş Propaganda Bürosu’nun, Wellington House’un 100 yıl önce uydurduğu yalanlardır. Utanın bre alçaklar!” diye attığımız bir çığlıktır, bu eserimiz.

Hep söyleyegeldiğimiz gibi, Meclistekilerin alayı bu yalanı savunur; kimisi açıktan kimisi gizli gizli.

Farklı olan yalnız biziz!

Kalın sağlıcakla.

30 Haziran 2023

[1] A. J. Toynbee, Hatıralarım, Klasik Yayınları, 2005, s. 283-284.

[2] Hikmet Kıvılcımlı, Oportünizm Nedir? Halk Savaşının Planları, Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama, Derleniş Yayınları, Üçüncü Baskı, s. 452-453.

İletişime Geç
Merhabalar,
Bize buradan ulaşabilirsiniz