Mehdi bekleyen ABD Devşirmesi Ortaçağcı Hafızlar…

09.01.2020
235
A+
A-

İşte Türkiye’nin düşürüldüğü içler acısı durum…

Türk Ordusu bunların eline kalmış, bunların emri altında.

Kim mi bunlar?

1500 koruma önünde ve ardında olmadan sokağa çıkmaya yüreği yetmeyen Kaçak Saraylı Hafız, onun askeri başdanışmanı, meczup SADAT’çı Adnan Tanrıverdi, 15 Temmuz’da ne tarafta olduğu belli olmayan ve saraydan kız kaçırır gibi FETÖ’cü askerlerin kaçırıp tutsak ettiği, Kraliçe’nin Gül’ünün ve Fehmi Koru’nun kadim dostu Hulusi ve de Kaçak Saray memurlarından, keser kaçığı Murat Bardakçı’nın Habertürk’te şamar oğlanı rolünde oynattığı “Savunma Akademisi Başkanı” Erhan Afyoncu…

Bunlardan Tayyip Hafız’ın düne kadar askeri konulardaki baş danışmanlığını yapan, SADAT’çı, Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, düzenlediği “3’üncü Uluslararası ASSAM İslam Birliği Kongresi”nde yaptığı konuşmada ne demişti?

“Mehdi gelecek. Bizim görevimiz ona uygun ortam hazırlamaktır.”

Bununla ilgili haberi görelim, isterseniz:

“İslam Birliği olacak mı? Olacak. Nasıl olacak? Mehdi Hz. geldiği zaman. Peki Mehdi ne zaman gelecek? Allah bilir. Peki bizim bir işimiz yok mu, ortamı hazırlamamız gerekmez mi? İşte ASSAM bunu yapıyor” (https://odatv.com/erdoganin-mehdi-hazirlayan-askeri-danismani-kurdistanci-cikti-31121959.html)

İşte Tayyip’in başdanışmanının hali pürmelali bu…

Kafa yapısı bu, ruhiyatı bu, bilgisi görgüsü bu, kalibresi bu…

Böylelerinin bırakalım bir askeri harekâtı yönetmesini, mafyatik yapılanmalarda rakip gruplar arasındaki bir çatışmayı başarılı şekilde yönetip galip gelmesi kesinlikle olası değildir.

Adam uçuşta… Gerçeklerle her türlü bağı kesmiş…

Tayyip’in Allah’la aldatıp meczuplaştırdığı “Yeşil Kuşak Projesi” ürünü “hülooğğ”cuları gibi, böyleleri de doğruyu yanlış, yanlışı doğru diye görüp algılarlar.

Yoksa olayı olduğu gibi görmeleri, anlamaları, kavramaları, yorumlamaları, ondan sonuçlar çıkarmaları zinhar mümkün değildir.

Mehdi gelecekmiş de İslam birliğini sağlayacakmış, bu hafızların görevi de ona ortam hazırlamakmış…

Gerçek askerler gülerler böyle zırvalamalara ve onları yapan insanların haline. Asla ciddiye almazlar bunları…

Yahu şu anki Türkiye’de, bırakalım İslam Dünyasını sadece Türkiye’de, alt dallarıyla birlikte birbirleriyle çatışma halinde olan ve bazısı da birbirini dinden çıkmış sapkın olarak niteleyen yüz civarında tarikat ve cemaat var.

İslam Dünyasını göz önüne alırsak bu sayıyı belki onla, belki yüzle, hatta binle çarpmak gerekecek…

Mehdi gelecekmiş kıyamete yakın bir zamanda, tüm bunları anlaştırıp birleştirecekmiş ve dünyada İslam birliği kurulmuş olacakmış…

İslam Tarihine baktığımız zaman, Hz. Muhammed’in ölümü sonrasında böyle bir birliğin hiçbir dönemde kurulmadığını görürüz. Dört Halife’den üçü suikaste kurban gitti yahu…

Hz. Muhammed’in öz soyunu teşkil eden 23 kişinin de içinde bulunduğu 72 kişi Kerbela’da insanlık dışı bir katliamla yok edildiler.

Hangi gerekçeyi öne sürdü, bu ahlâk, vicdan ve din dışı katliamı yaparken Yezid, onun valisi ve askerleri?

“Hz. Hüseyin ve taraftarları Halifeye biat etmediler, bu sebeple de dinden çıktılar. O yüzden onların katli şart oldu.”

Oysa Kur’an ve hadislerde Halifelik diye bir şey yok. Toplumu yönetmesi gereken bir Şura var yalnızca. O da toplumun görmüş geçirmiş, saygınlık ve güvenilirliğe sahip bilge kişilerinden oluşur.

Hz. Muhammed bile son nefesinde yerine geçecek vekil önermemiştir. Onu demokratik bir biçimde toplumun belirlemesini istemiştir. Yani Saltanat dinciliğini açıkça yasak kılmıştır.

Şimdi yeniden bu Mehdi meselesine dönelim, isterseniz.

Bu konuda değerli İlahiyatçı Arif Tekin’in “Zerdüşt’ten Kur’an’a” adlı kitabında aydınlatıcı bir bölüm var. Yani bu Mesih, Mehdi inancına ilişkin bir bölüm. Onu, biraz uzun bir bölüm ama zahmet edip dikkatle okursak, aydınlanmış oluruz konuyla ilgili. Ve bu kof ve boş inancın Sümerler’den bu yana sürüp gelen binlerce yıllık bir kültürden kaynaklandığını, Ortadoğu dinlerinde de bu konuya en ayrıntılı bir biçimde yer verenin Zerdüşt Dini olduğunu açıkça görürüz.

(Arif Tekin, İslam’ın metinleri, tarihi, kültürü, gelenekleri konusunda ne denli bilgiliyse, sosyal ve siyasal konularda ise o denli bilgisizdir. 15 yıl süren medrese eğitiminin bir kalıntısı olarak da Bilimcil Sosyalizme karşıdır. Biz burada onun sadece dini konulardaki bilgisini takdir etmiş ve önermiş oluyoruz.)

Şimdi isterseniz doğrudan Arif Tekin’in kitabından ilgili bölümü görelim:

***

HZ. İSA VE MEHDİ’NİN AHİR ZAMANDA İNME MİTOLOJİSİ

Hz. İsa ve Mehdi’nin ahir zamanda inecekleriyle ilgili inanç, İslam’a özel yeni bir hadise değildir. Bu, kutsal dinlerde ve hatta bunlardan önce de birçok kültür ve inançlarda var olan bir efsane. İster Hz. İsa-Mehdi isimleriyle olsun, ister başka bir isimle telaffuz edilsin; sonuçta toplumu kurtarmak, huzur ve düzeni sağlamak amacıyla beklenen kurtarıcı birçok farklı inançlarda vardır.

Hz. İsa’ya Mesih denir (ıstılah anlamı olarak gelecekte beklenen kurtarıcı demek). Hz. İsa ile ilgili bu kelime Kur’an’da on bir yerde geçiyor. Mesih kelimesi Arapça değildir; Aramice ‘Meşiha’ veya İbranice ‘Ha-Meşiha’ kelimesinden Arapça’ya geçmiştir.

Anlatılanlara göre Yahudilerde gelecek olan bu kurtarıcının hikayesi şöyledir: Yahudiler Mısır’dan çıkınca tanrı tarafından kendilerine va’dedilen toprağa girmeden Hz. Musa vefat eder. Kenan diyarı ondan sonra Yahudilerin eline geçer, onlar Gerizim dağında bir mabet yapıp ibadetlerini yerine getirmeye başlarlar. Ancak burası bir ara tahrip edilir. Daha sonra Hz. İsa’dan önce on birinci asırda Hz. Davut tarafından Yahudilerde bir toparlanma olmuşsa da; asıl parlak dönem Hz. Süleyman zamanında yaşanır. Onun döneminde Beyt-i Mukaddes (Beyt-ha-Mikdaş) inşa edilir. Ancak Hz. Süleyman’ın ölümünden sonra memleket yine bozulur, Yahudiler ikiye ayrılır. Güneyde başka, kuzeyde başka bir yönetim oluşur. Kuzey kesimi MÖ 719 yılında Asurların eline geçer. Daha sonra MÖ 586 yılında güney kesimi de Babil krallıkları tarafından işgal edilir. Bu durumda hem bağımsızlıklarından olurlar, hem de mabetleri tahrip edilir.

Babil’de sürgüne tabi olan Yahudiler orada yaklaşık 50 yıl boyunca kalırlar. Babil’in İran imparatorluğu himayesine geçmesiyle Yahudilere af çıkar ve tekrar memleketlerine dönerler. Tabii ki yine imparatorluğa bağlı kalırlar, tam bağımsız değildirler. Büyük İskender’in bölgeyi kontrol altına almasıyla (MÖ. 332); Yahudiler Yunan hakimiyetinin baskısına maruz kalırlar. Bu esaretten milattan önce 165-164 yılında kurtulup kendi kutsal mabetlerini tekrar ele geçirirler. MÖ. 157 yılında devlet kurarlar; ancak MÖ. 37 yılında tekrar Romalıların hakimiyeti altına girerler ve mabetleri tahrip edilir ki, Yahudiler için mabet çok önemlidir.

İşte bütün bu başa gelenlerden sonra kendilerinde bir başka kurtarıcı fikri doğar: Biz Hz. Musa zamanında Mısır’da başlamak üzere ve daha sonra tarih süreçleri içinde hep perişan olduk, bir türlü bağımsız olamadık, va’dedilen topraklara sahip ve hakim olamadık. Bu esaretten kurtulmak ve va’dedilen topraklarımıza kavuşmak için bize bir kurtarıcı gerek ancak bu, durup dururken gelmez. Bizim de kendimize çekidüzen vermemizi, İsrailoğulları peygamberleri bize ne anlatmışlarsa ona uymamız gerekir, derler. İşte Yahudilerde Mesih inancı bu şekilde başlar. Onlara göre bu kurtarıcı başka soydan değil; sadece Davud peygamberin soyundan olacak.

İleride değineceğim gibi; İslam’da nasıl bir ahir zamanda hem Hz. İsa hem de Mehdi’ni inmesi söz konusuysa Yahudilikte de buna benzer bir ikili inanç vardır. Onlar, Davud oğlu Mesih (kurtarıcı) gelmeden önce Yusuf oğlu Mesih gelecek. Bu ilk Mesih Yahudileri birleştirip Kudüs’e yürüyecek, mabedi inşa edecek ve hakimiyetini kuracak. Bir ara Yecüc ve Mecüc (ki bunlar Kur’an’a da alınmıştır) Kudüs önlerinde toplanacaklar ve Yusuf oğlu Mesih’i öldürecekler. Bir rivayete göre onun cenazesi, Davut oğlu Mesih gelene kadar Kudüs sokaklarında kalacak.

Hıristiyanlıktaki Mesih’e gelince… Onlar da bir kurtarıcı inancına sahipler ve bu kişi Hz. İsa’dır. Onlara göre daha önce Tevrat’ta da ismi varmış; ancak Yahudiler onu silmişler diyorlar. Malum Hz. İsa Yahudilerin şikayeti üzerine Romalılar tarafından çarmıha gerilmek suretiyle öldürülmüş. Gömüldükten üç gün sonra tekrar dirilip havarilerine görünmüş, onlarla yemek yemiş ve daha sonra Allah katına çıkmıştır. Kıyamete yakın bir zamanda inip dünyaya sulh ve adalet, barış getirecek ve daha sonra kıyamet kopacak diyorlar.

Sonuçta Yahudiler bambaşka bir Mesih beklerken; Hıristiyanlar, gelecek Mesih’in Hz. İsa olduğuna inanırlar. Her ne kadar Hz. İsa sevgiyle, adaletle davranmışsa da; mabedi inşa yönünde bir faaliyette bulunmadığı için Yahudiler onu beklenen Mesih kabul etmiyorlar. Halbuki Yahudilerin Mesih/kurtarıcı tanımına bakılınca; aslında Hz. İsa o tanıma uyar. Çünkü onlara göre Mesih Hz. Davud soyundan gelmelidir. Hz. İsa zaten Davud soyundandır. Bir de yukarıda geçtiği gibi; onlara göre ilk Mesih’in babası Yusuf olacak. Hz. İsa’nın babası Yusuf’tu. Bu, Matta İncili hemen ilk bapta ve Luka İncili üçüncü bapta net bir şekilde ifade edilir. Her ne kadar Kur’an’da, biz Meryem’e ruhumuzdan üfürdük, İsa babasız dünyaya geldi deniliyorsa da; İncil’de bu yok. Hülasa olarak İsa Yahudilerin Mesih tanımına uyar; ancak mabede önem vermediği için onu kabul etmezler.

Az önce Hıristiyanların gerçek Mesih Hz. İsa’dır ve tahrif edilmeyen Tevrat’ta da ismi varmış dediklerini ifade ettik. Benzer bir taktik Hz. Muhammed’in peygamberliği için de öne sürülmüştür. Üstelik bu iddia Kur’an’da geçiyor. Bir ayette özetle Hz. İsa’nın şöyle dediği ifade ediliyor: Ey İsrailoğulları! Ben size peygamber olarak gönderildim. Ayrıca Tevrat’ın da doğrularına karşı çıkmam. Bir de benden sonra bir peygamber daha gelecek, onun adı da Ahmet’tir (Malum Muhammed’in adlarından biri Ahmet imiş) demiş ama bugün var olan İncil nüshalarında böyle bir isim yok. Kur’an’a göre İncil’i yazarken Ahmet ismini kayda geçirmemişler. Görüldüğü üzere Hıristiyanlar bir taraftan Tevrat’a itiraz ederler ki İsa Mesih varmış; ancak Yahudiler Tevrat’ı yazarken onu yazmamışlar. Hz. Muhammed’in peygamberliğini pekiştirmek için, Kur’an’da da benzer bir iddia geçiyor.

Bakıyoruz Hıristiyanların az önceki inancını (İsa göklerdedir, bir gün inecek diye) Hz. Muhammed neredeyse olduğu gibi almıştır. Bir ayette “Hani, Allah Şöyle buyurmuştu: Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son verip seni kendime yükselteceğim” deniliyor. Başka ayetlerde, “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar da. Ancak onlara öyle gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içerisindedirler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler. Doğrusu Allah onu kendi katına yükseltti. Kitap ehlinden (Yahudi ve Hristiyanlardan) hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, ona (İsa’ya) iman edecek olmasın!” deniliyor.

Kur’an’da, kesin öldürülmedi, rab onu katına aldı denmekte. İncil’de ise, kendisinin öldürüldüğü; ancak daha sonra dirilip göklere çıktığı ifade edilmektedir. Bununla ilgili İncil’in tüm nüshalarında geniş bilgi vardır. Burada sormak lazım: Acaba tanrı neden İsa’nın öldürülmesine o kadar karşıymış? İslam tarihine bakıyoruz; kavmi tarafından katledilen pek çok peygamber varmış. Mesela Zekeriya, Yahya gibi… Zaten Kur’an bunu teyit ediyor: Peygamberleri haksız yere öldürmelerinden dolayı biz başlarına çeşitli belalar getirdik diyor. Hatta Hz. Muhammed için, “Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz?” diyor.

Evet; en büyük ve son peygamber için öldürülebilir deniliyor; ancak Hz. İsa için bambaşka şeyler söyleniyor. Malum Hz Muhammed Uhud harbinde karşı taraftan yara almış, onun dişi kırılmıştı. Yine Hayber’de Yahudi bir kadın ona zehirli bir yemek ikram etmişti (suikast) ve kendisi ondan yiyip etkilenmişti. Öyle ki, son nefesinde, benim içim yanıyor, ben bugün artık üç yıl önce Hayber’de yediğim o zehirden dolayı dayanamayıp öleceğim diyor. Onun bu ifadesi en başta Buhari’de var. Daha önce yayınlanan kitaplarımda bu konuda kapsamlı bilgiler ve kaynaklar sunduğumu hatırlatmak isterim.

Başka bir ayette, “İsa kıyamete (kıyametin yakın olduğuna) bir işarettir” deniliyor. Bu durumda daha da teyit edilir ki İsa kıyamete yakın bir zamanda inecektir; yoksa nasıl kıyamet işareti olabilir ki! Tabi ki bu ayete, “Hz. İsa, kıyamet için bir ilimdir” anlamını da vermişlerdir. İsa’nın kıyamet için bir ilim olması ne demek! Bu anlamsız bir cümle olur. aslında ayette geçen ‘İlim’ değil; ‘Alem’ olarak okunması daha isabetlidir. Zaten ‘Bu kelimenin doğrusu Alem’dir’ diye birçok rivayet de vardır. Alem, işaret demek. Burada kastedilen zaten budur. Yani İsa’nın inmesi açık bir alamettir/işarettir ki kıyamet artık yakındır. Bu konuda Suyuti kendi tefsirinde birçok rivayet sunmuştur. Öz olarak, hem İslam’a göre hem de Hıristiyanlıkta kimi görüşlere göre Hz. İsa şu an uzayda yaşamaktadır ve bir gün yeryüzüne inecektir.

Ayette geçen ‘Kendi katına yükseltmek’ demek, göklere çıkarmak demekse (ki hemen hemen cumhurun ortak görüşü bu yönde); bu durumda ayrıca Allah’ın da bir mekânı vardır sonucu ortaya çıkar. Zaten miraç olayında anlatılır ki Muhammed Cebrail ile birlikte göklere çıktığında belli bir noktaya kadar gitmişler; ondan sonra Cebrail, ben bundan öteye geçemem demiş ve Muhammed Allah katına tek başına çıkmıştır. Eğer tanrı mekândaysa acaba kâinat yokken neredeymiş diye sormak lazım!

Sunduğum az önceki ayet (her ehli kitap ölmeden önce İsa’ya inanacak…) hakkında biraz bilgi vermek isterim. Ya her ehli kitap İsa ölmeden önce ona inanacak, ya da her ehli kitap kendisi ölmeden İsa’ya inanacak, ondan sonra ölecek. Görüldüğü gibi bu ayetlerde gariplikler var. Mesela onların İsa hakkındaki söylemleri (ki asılarak öldürülmüş) ancak bir zandan ibarettir. Öldürdükleri başka biriymiş; kesinlikle onu öldürmediler; İsa’yı ben yükselttim gibi beyanatlar var.

Kur’an’da iki yerde şöyle bir ayet geçiyor: Hz. İsa beşikte iken insanlarla konuştuğu gibi Kehl iken de konuşur. Kehl’in Arapçada bir anlamı da, 30-50 yaş arası, ya da 34-60 yaş arası. Hz. İsa da 33 yaşında öldürüldüğüne göre; demek ki burada kastedilen kıyamete yakın zamanda inmesiymiş. Çünkü Hz. İsa bu yaşa gelmemiş ki Allah böyle desin. Hâlbuki bu zoraki bir yorumdur. Ayetin anlamı, sen insanlarla beşikte de yetişkin iken de konuşuyordun demektir.

Her Yahudi ve Hıristiyan ölmeden önce İsa’ya inanacak demek, dünya çapında her gün ölen binlerce Yahudi ve Hıristiyanın, ölmeden önce İsa’ya, onun öldürülmediğine inanması demektir. Şu yorum da yapılabilir: Bütün zamanlarda yaşayan Yahudi ve Hıristiyanlar değil de; Hz. İsa ineceği zamanda yaşayan Yahudi ve Hıristiyanlar ona iman edecekler demek, eleştirilerin dozunu biraz hafifletir. O da eğer inecekse ve o zamana kadar eğer Yahudi ve Hristiyan inancını benimseyen kalacaksa, ya da eğer kıyamet kopacaksa. Çünkü günümüzde artık deizm tartışılıyor. Kim bilir belki kutsal denilen tüm dinler yakın zamanda rafa kaldırılacaktır!

İsa Mesih’in ölmediği, bir gün ineceği konusunda bu kadar ayet varken artık hadislere gerek kalmaz. Tabii ki hadislerde daha detaylı bilgiler de var: Bilmem İsa Şam’ın doğusunda beyaz minare üzerine inecekmiş, daha sonra evlenecekmiş, çoluk çocuk sahibi olacakmış gibi rivayetler çok.

Ben burada Buhari ve Müslim’de ortak işlenen bir hadis eklemek isterim. Ebu Hureyre Hz. Muhammed’in , “Allah’a yemin olsun ki, Meryem oğlu İsa adil bir hakem olarak size inecektir. O zaman kendisi haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak, mal o kadar çoğalacak ki, hiç kimse mal kabul etmeyecek” dediğini aktarıyor. Peki, son ve en büyük peygamber Hz. Muhammed dururken bu misyonu niye Hz. İsa yerine getirsin! Bu da normal bir soru değil mi?

İsa’nın kıyamete yakın bir zamanda ineceği konusu İslam âleminde –neredeyse- tartışmasız olduğu için daha fazla detaylandırmaya gerek görmüyorum. Elbette İsa’dan başka bir de Mehdi hikâyesi var. Yukarıda geçti ki, Yahudiler de iki Mehdi’ye inanıyorlar. Hz. Muhammed diyor ki, kıyamete yakın zamanda benim soyumdan biri (Mehdi diye) çıkıp dünya düzenini sağlayacak. Hatta altı hadis kaynağından biri olan Ebu Davud, Mehdi için bağımsız bir bölüm açmış kitabında ve farkı sahabilerden örnek hadisler sunmuştur.

İslam’da İsa ve Mehdi’nin ineceği hususunda özet bilgi böyledir.

Bu inancı Zerdüştlükte daha detaylı bir şekilde görüyoruz. Zaten bu başlıktan gaye, acaba Zerdüşt bu konuda ne demiş veya bu efsanenin kökeni nereye kadar gider, bunu anlatmaya çalışıyorum. Kaynaklarda onun ismi Astvat Ereta’dır (Saoşyant), kurtarıcı demektir. Bu isim Avesta’da birkaç yerde geçiyor. Bu Saoşyant, Kansava gölünde yıkanan bir bakirenin, o gölde bulunan Zerdüşt’ün spermiyle gebe kalması sonucu dünyaya gelecek. (Burada Hz. İsa’nın babasız dünyaya gelme hadisesi akla gelir. Acaba bu da Zerdüşt’ten bir alıntı mı diye!)

Rivayetlere göre manevi varlıklarca saklanan Zerdüşt’ün Fravaşi denilen temiz ruhu/tohumu, Hamun gölünde veya Kansava gölünde bulunmakta. Saoşyant (Mehdi) doğacağı zamana kadar bu tohum gölde kötü kuvvetlere karşı korunacak. Bu sebeple Zerdüştler her sene kutladıkları Mihrican Bayramında kızlarını bu gölde yıkanmaya gönderirler. Bunu, Zerdüşt’ün gölde saklı Fravaşi’si (tohumu) kızlarına geçip onların hamile kalmaları için yaparlar. Saoşyant’ı doğuracak kız da henüz 15 yaşında bakire olarak göle yıkanmaya girecek ve o anda o tohumla (ki Saoşyant olacak) hamile kalacak. Bu kız Zerdüşt’ün Fraya ismindeki karısından doğan Vohuraoça isimli oğlunun zürriyetinden gelecek. Yani Saoşyant’ın soyu, anne ve baba tarafı olarak Zerdüşt’e dayanır. Saoşyant/Astvat Ereta adındaki bu erkek çocuk, kötülüklerle savaşmak için insanlara önderlik yapacak. İlk yükseleceği yer Kansaya gölü olacak.

Saoşyant, dünyaya gelip otuz yaşına girince, güneş otuz gün ve otuz gece göğün ortasında duracak ve daha sonra kararlaştırılan yere geri dönecek. Saoşyant’ın vücudu güneş gibi nur saçacak. Kendisi geldiğinde ilk iş olarak Avesta hükümlerini uygulayacak. Bir konuda Avesta’da yanıt yoksa Ahura Mazda ona ekstradan vahiy gönderecek. Yalanla mücadele edecek, gerçek bir hakimiyet kuracak, hastalık, ölüm, ihtiyarlık onun döneminde olmayacak. Düzeni Ahura Mazda’ya göre tam sağladıktan sonra artık herkes ölüp mahşere gidecek.

Gelecekte bir kurtarıcının çıkacağı bilgisini Zerdüş’ün Gatalarında da görüyoruz. Bir yerde, biz kutsal kadın ve erkeklerin fravaşilerine (temiz ruhlarına) hürmet ederiz. Biz, ilk yaratılan Gaya Maretan’dan muzaffer Saoşyant’a (kurtarıcı mehdi) kadar olan azizlerin iyi, kahraman, cömert bütün fravaşilerine hürmet ederiz diye geçiyor.

Bazı rivayetlere göre Hz. İsa nasıl kendisi ahir zamanda iniyorsa Zerdüşt de Saoşyant’tan önce tekrar dünyaya gelip mücadele edecek. Saoşyant ondan sonra gelecek. Görüldüğü gibi kutsal dinlerdeki bilgi ile Zerdüştlükteki bilgi neredeyse birbirlerinin aynısı. Ama bu inanç sadece Zerdüşt’e ve üç kutsal dine de mahsus değil. Örneğin; Gineliler de (Afrika) bu misyona sahip olan birine inanırlardı ve onlara göre onun adı Mensren idi. Eskiden Kuzey Amerika’nın yerlileri de günün birinde bir kurtarıcının ortaya çıkacağına ve adının Ghost-Danc olduğuna inanırlardı. Çıkacak kişinin adı Budizm’de Maytreya, Hinduizm’de ise Kalki’dir.

Bu inancın ilk defa nerede, kimler tarafından ortaya atıldığı bilinmemekle birlikte; yazılı belgelere bakıldığında milattan 24 asır (bundan yaklaşık 4500 yıl) önce ilk defa kral 1. Sargon’un, daha sonra da Hammurabi’nin kendilerini geleceğin kurtarıcısı (Mehdi) olarak tanıttıklarını görüyoruz. Mısır’da bundan yaklaşık 4.000 yıl öncesine ait bir papirüs (bir çeşit kamıştan yapılan kâğıt) metninde, gelecekte Güney Mısır’da adı Ameni olan bir kurtarıcı (Mehdi) çıkacak inancı olduğu da ortaya çıkmıştır.

Görüldüğü gibi; yalan, kötülük, adaletsizlik ve ahlaksızlığın yaygın ve hakim olacakları bir dönemde kurtarıcı birinin gelip bunları ortadan kaldıracağı inancının, çok eskilerde değişik toplumlarda var olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. Her inanç kesimi kendi dilinde bu kurtarıcıya bir isim takmıştır. Bunun ilk Sümerlerde mi, Mısır’da mı, Zerdüşt döneminde mi, Amerika kıtasında mı yoksa başka yerlerde mi ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir. Çünkü bu inancın tarihi çok eskidir. Ortadoğu inançlarında bunun ilk adresi Zerdüştlüktür denilse mübalağa olmaz. Özellikle Zerdüşt inancındaki Mehdi inancıyla Yahudilikteki mehdi inancının aynı olması, Ahd-i Atik yorumcularının bile, bu inancın Babil esaretinden sonra Zerdüştlükten Yahudiliğe geçtiği iddialarına neden olmuştur.

Diğer dinler bir yana; kutsal dinlerde bunun ilk adresi Yahudiliktir. Daha sonra İsa gelmiş bunu kabul etmiş ve Hristiyanlar, bu kurtarıcı İsa’dır demişler. Sonra Muhammed gelmiş aynı inancı benimsemiş ve bunun İsa olduğunu kabul etmekle birlikte; tıpkı Yahudiler nasıl iki Mesih gelecek, biri öldürülecek daha sonra en büyük Mesih gelecek diye inanmışlarsa; Hz. Muhammed de bu ikiliyi kabul etmiş (Mehdi ve Hz. İsa). 1. Sargon Mehdi benim, Hammurabi de benim demiş. Yahudilik ve Hristiyanlığa göre farklı biri Zerdüştlüğe göre Zerdüşt soyundan biri.

Aslı esası olmayan bir inanç için bu kadar gürültü ve bu kadar tartışma! Şu da var ki ezilen, esir alınan zorluk çeken, kıyımdan geçen toplumlarda moral-motivasyon yaratmak bakımından eski zamanlarda başvurulan bir yöntem olarak değerlendirilmiş olabilir; ama sonuçta insan ürünü, uydurma bir inanç.

Her şeyi bir tarafa bırakalım; bir kere Muhammed Sümerlerden, Zerdüşt ve Mısırlılardan sonra geldiği için tartışmasız olarak kendisi bunu onlardan almıştır. Bir de diyelim ki Mehdi olayı Kur’an’da geçmiyor; sadece hadislerde var. Hadi bu yalandır, Hz. Muhammed dememiştir diyelim. Ama Hz. İsa olayı (ki uzayda yaşıyor) inkâr edilemez. Yukarıda bir sürü ayet sunuldu.

İlginç değil mi? En büyük peygamber Hz. Muhammed mezarda yerin altında, Hz. İsa ise sanki astronot gibi göklerde rahat rahat yaşıyor ve günün birinde yine kurtarıcı o olacak. Ancak ineceği zaman yeryüzünde insanlarla hangi dilde iletişim kuracak? Çünkü tüm insanları kurtarmak için gelecek: Çinlisi, Taylandlısı, İngilizi, İspanyolunun çeşit çeşit dilleri var.

Günümüzde akıl ve ilimden uzak bu gibi inançların gündemde tutulması insanlık adına büyük bir kayıp. Ne yazık ki çıkar çevreleri bırakmıyorlar ki insanlar bir an önce bu tür inançlardan kurtulsun da ufukları açılsın. Çünkü toplum bunlara inanıp geri kalırsa kimileri için bunda ekmek var.

Hz. İsa’nın şu an göklerde yaşadığı, ahir zamanda ineceği konusunda halk nezdinde ünlü olan ilahiyatçılar ne demişler, birkaçının konuşma videolarını aşağıya alıyorum: Her kafadan bir ses çıkıyor. İlahiyat akademisyenlerinin bakışı bu ise acaba normal bir vatandaş bu dinden ne anlasın? (Arif Tekin, Zerdüşt’ten Kur’an’a, Berfin Yayınları, s. 166-178.)

***

Konuya ilişkin olarak söylenmesi gereken hemen her şeyi Araştırmacı İlahiyatçı Arif Tekin söylemiş bulunmaktadır. Bize fazla bir söz bırakmamıştır artık.

Acı olanı, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu kafa yapısındaki insanların, Türkiye’nin en tepesine oturtulmuş olan adamın askeri alandaki başdanışmanı olmasıdır.

Adnan Tanrıverdi’nin kafa yapısı böyle de Tayyip’in farklı mı?

Kraliçe’nin Gül’ünün farklı mı?

Hulusi’nin farklı mı?

Davidson’un farklı mı?

Bardakçı’nın, Afyoncu’nun farklı mı?

Hayır, değil…

İşte bu sebepten Türkiye 17 yıldan bu yana felaketten felakete sürüklenmektedir. Laik Cumhuriyet çökertilmiş, ordu, yargı, eğitim, siyaset tamamıyla Ortaçağcı tarikatların, cemaatlerin eline geçmiştir.

Ekonomi çökertilmiş, tarım bitirilmiş, eğitim çökmüş, yargı Saray’ın elinde bir sopaya dönüşmüş, orduda 30 Ağustos’larda terfi eden generaller bile Saray’ın generali olmayı içlerine sindirebilmiştir. Hatta bunu açıkça dile getirebilen bile olmuştur.

İşte örneği:

“Ben AK Parti’nin Paşasıyım. Beni onlar terfi ettirdi.” (yenicaggazetesi.com.tr/ben-ak-partinin-pasasiyim-244628h.htm)

Yukarıda da dediğimiz gibi, arkadaşlar, Türk Ordusu’nun; ABD Emperyalist Çakalı, onun NATO’su, FETÖ’sü, benzer tarikat ve cemaatleri ve de Tayyipgiller eliyle getirilmiş olduğu ya da daha açığı, düşürülmüş olduğu içler acısı-hazin durum budur.

Türk Ordusu’nun komuta kademesini tutmuş olan ABD yapımı bu ekip, bırakalım askeri bir harekâtı planlayıp yönetmeyi, yukarıda da belirttiğimiz gibi mafyatik örgütlenmelerdeki rakip gruplar arasındaki bir çatışmayı bile başarıyla yönetip sonuçlandıramaz. Bunların alayı maddi gerçekler dünyasında değil, hayaller aleminde yaşar.

O bakımdan hiçbir ekonomik, sosyal, siyasi ve askeri olayı doğru görüp doğru kavrayamaz, doğru çözümleyemez. O zihin yapısı, o bilgi ve bilinç bunların hiçbirinde kesinlikle yoktur…

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

9 Ocak 2020

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı