Bizim de Ramazan Ayı mesajımız bu olsun halkımıza…

Saygıdeğer Arkadaşlarım;
Bildiğimiz gibi Ramazan Ayındayız. Ve bu ay girerken ne dedi Tayyip bütün örgütüne, bütün avanesine uzunca bir Ramazan güzellemesi yaptıktan sonra?
“Aman bu ayı iyi kullanalım, iyi değerlendirelim, hepiniz buna göre çalışın”, dedi.
Yani din alıp satmada, din pazarlamada bu ayın getirisi çok yüksek olur, rantı çok yüksek olur. Bak kuru ekmeğe, kuru soğana muhtaç olduğu için insanlarımız artık kolay kandırılamaz hale geldi, eskiden Allah’la kolayca kandırıyorduk onları ama şimdi kanmaz hale geldiler. İşte Ramazan güzellemeleri de yaparak siz iyi din alıp satın, yeniden o insanları kandırmaya çalışalım, dedi. Sadece Tayyip ve avanesi din sömürüsü yapmıyorlar. Bildiğimiz gibi muhalefetin de, sermaye partilerinin alayı da din sömürüsünün rantının yüksek olduğunu bildikleri için o yarışa giriyorlar Tayyipgiller’le.
Ama biz halkımıza her zaman gerçekleri anlatmakla yükümlüyüz. Biz gerçek devrimciler hiçbir konuda, hiçbir kimseye, hiçbir durumda yalan söyleyemeyiz. İnanmadığımız bir cümle ağzımızdan çıkmaz bizim. Biz de ilkokul üçüncü sınıfta başladık oruç tutmaya, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünün ikinci sınıfına kadar oruç tuttuk.
İlkokul üçüncü sınıftayken saygıdeğer ilkokul öğretmenim Seniha Hanım; “Bak dersleri hem iyi kavrayamazsın hem de gelişmen engellenir”, diye orucumu bozdurdu. Ama ben sadece bir gün bozdum; ondan sonra tutmaya devam ettim. Ve daha önce de söyledim hiçbir Cuma namazını kaçırmadım. Yine daha önce de söyledim; memleketteyken bütün yatsı ve sabah namazlarını kıldım. Ama ne zaman ki fakülte birinci sınıfta Kur’an’ın Türkçesini okudum; oradaki akıl ve bilim dışı, tarihsel gerçeklik dışı kıssaları, dogmaları, birbiriyle çelişen tezleri, önerileri görünce dedim ki, bu doğaüstü ilahi bir gücün sözleri, buyrukları olamaz. Bütün kitaplı ve kitapsız dinler gibi İslam’ın da insan yapımı olduğuna kesinkes inandım. Elle tutarcasına gördüm ve inandım. Buna rağmen dinler konusunda okumayı hep sürdürdüm.
İşte birkaç gün önce de çok saygı duyduğum İlahiyatçı Arif Tekin’in “Ebubekir’in Kızı Peygamberin Hanımı Hz. Ayşe’nin Hayat Hikâyesi”, adlı kitabını okumaya başladım, yarıya kadar da hemen hemen geldim.
Arif Tekin, bildiğimiz gibi, 15 yıl Diyarbakır Kulp’ta medreseye gidiyor. Medresede klasik Kur’an Arapçası öğreniyor. Sonra ilkokulu bitiriyor, İmam Hatip Lisesini bitiriyor ve İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitiriyor. Birkaç yıl da din bilgisi öğretmenliği yapıyor liselerde, ortaokullarda.
Arif Tekin’in bu kitabını okuyunca bir iç sıkıntısı geldi, içim kalktı, midem bulandı ve üç günden bu yana yağlı yemek yiyemez haldeyim hâlâ. Zaten o akşamdan (üç gün öncesinden) bu yana hiçbir şey yiyemedim. Sadece bir iki mandalina, bir portakal soyup yiyebildim. Sonrasında da sadece haşlanmış yumurta, yeşil zeytin, iki üç dilim ekmek, biraz peynir, domates, salatalık ve portakal, birkaç mandalina yiyebiliyorum. Midem hâlâ düzelmiş, yatışmış değil. Sadece Hz. Ayşe’yi anlatmıyor burada Arif Tekin. Medine Köleci Toplumundaki kız çocuklarının, kadınların yaşadığı cehennemcil durumu da anlatıyor. Ve o şartlara, o hikayelere benim yüreğim dayanmadı. Okumanızı salık veririm arkadaşlar.
Ne diyelim bizim Ramazan mesajımız da bu olsun halkımıza. Ama sorgulayan bir akılla okuyalım.
Kalın sağlıcakla…
05 Mart 2025