AKP’giller’in İBB Operasyonlarının bir kez daha ortaya koyduğu gerçek ve Türkiye’de “İkili Devlet”

Saygıdeğer Arkadaşlarım;
Bu sabah 06.00’da evden çıkıp Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine gittik, Sultangazi’ye. Sol gözümüzde retinada sorun var. Muayene olduk, tetkikler yapıldı, film çekildi. Sabah 06:00’da evden çıktık ama ancak 14:00’de hastaneden ayrılabildik. Yoğun hasta trafiği var.
Hastanenin bekleme salonlarında kesintisiz olarak A Haber televizyonu yayımlanıyor. Ve devamlı İstanbul Belediyesindeki yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, hile, dolan vs. haberleri durup dinlenmeden tekrarlanıyor. Deste deste paralar, çantalar, girip çıkan insanlar… Yok jammer niye konmuş, yok kamera niye bantla kapatılmış…
İmamın Oğlu’nu tutukladıklarından bu yana araştırıyorlar, ortaya bir tek somut yolsuzluk belgesi koyabildiler mi?
Koyamadılar, yok çünkü.
İmamın Oğlu babadan milyarder, babadan büyük müteahhit yani. Onun mental bir sorunu yok, paraya da ihtiyacı yok şu anda. Ne diye çalsın ve ne diye yolsuzluk yaptırsın? Onun derdi; makam, ün, poz, koltuk… Bu sebeple İBB’de yolsuzluk aramak, bence kasıtlı bir davranıştan, kötü bir niyetten başka hiçbir anlam ifade etmez.
Biliyorsunuz İBB’ye yine bir son operasyon yapıldı Tayyipgiller yargısı tarafından; 52 İBB görevlisi gözaltına alındı, ki bunlar İBB’nin belli birimlerinin en tepesindeki insanlardır. Biz yıllardır söylüyoruz; bu yargı Kaçak ve de Haram Saray’ın hukuk bürosuna dönüşmüş durumda ve onun bir operasyon enstrümanı haline gelmiş durumda. Bu yargı adalet dağıtmakla görevli değil. Bu yargı, Kaçak ve de Haram Saray iktidarını sürdürmekle görevli, onun bir aparatı, onun bir yan örgütü.
Ve biz ne diyoruz, bir temel tespitimiz ne?
Ali Yeşildağ’ın şu veciz şekilde ortaya koyduğu tespit, ki Ali Yeşildağ; “Ben de bu aileden biriydim”, diyor.
Ve diyor ki Ali Yeşildağ; “Tayyip Abi ve yakın çevresi dünyanın en büyük hırsızlık şebekesidir”, diyor.
Yüzde yüz doğru bir tespit. Dört AKP Kurucusundan biri olan Ekonomi Doçenti Abdüllatif Şener, Tayyipgiller iktidarının Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığını da yaptı bu kişi, aynen şu tespiti yapıyor; “Tayyip Erdoğan ve yakın aile çevresinin kamudan aşırdığı mal miktarı 300 milyar doları aşkın”, diyor.
Gerçek mi bu?
Evet, tamı tamamına gerçek, firesiz gerçek.
Tüm avanesi aynı konumda; fırsat bu fırsattır, küpümüzü dolduralım anlayışındalar. En küçük, taşradaki bir biriminden tutun da en tepesine kadar bir hırsızlık, yolsuzluk, çıkar, soygun, vurgun örgütü.
İşte biz bu yüzden Tayyipgiller’e ne diyoruz?
Amerikan yapımı, Amerikan kuklası, çıkar amaçlı, mafyatik, Ortaçağcı bir cürüm örgütü, diyoruz.
Şimdi biz bunu yıllardır söylüyoruz ama İmamın Oğlu söyledi mi?
Söylemedi.
Özgür Özel söyledi mi?
Söylemedi.
Ne dediler bunlar?
Tayyipgiller’le “yumuşama”, “normalleşme”, dediler.
Bir savaşta en önemli kurallardan biri, düşmanını tanıyacaksın tüm yönleriyle. Düşmanının hedefi ne, gücü ne, destekçileri ne, imkânları ne, araştıracaksın düşmanını; ona göre strateji belirleyeceksin.
Bu Tayyip; “demokrasi benim için bir tramvay. Varmak istediğiniz menzile kadar binersiniz, onu kullanırsınız; menzilinize varınca onu terk edersiniz”, diyor.
Böyle bir adamın bırakalım yüksek devlet görevlerinde bulunmasını, en alt düzeyde, muhtarlık düzeyinde bile kamu görevi yapmaması ve buna yaptırılmaması gerekir. Düşman bu! Sen bununla normalleşme, yumuşama masallarıyla avutuyorsun kendini ve sana inanan milyonlarca insanı.
Ve ne dedi İmamın Oğlu’yla, Özgür Özel?
“Erdoğan’ı emekli edeceğiz, evine göndereceğiz”, dediler.
Yahu ne demek bu! Binbir suç işlemiş, vatan topraklarını satmak dahil, Laik Cumhuriyet’i yıkmak dahil, Anayasayı onlarca kez ihlal etmek dahil, her türlü yasayı çiğnemek dahil, bu cürümlerinin hiçbirini sorgulamayacağız, diyorlar. Yanına kalacak, diyorlar.
Sen hırsıza hırsız, vurguncuya vurguncu, soyguncuya soyguncu, talancıya talancı, vatan satıcıya vatan satıcı, Laik Cumhuriyet yıkıcıya Cumhuriyet düşmanı demezsen o, gün gelir seni hırsızlıkla suçlar, yolsuzlukla, dolandırıcılıkla suçlar. Yani “yavuz hırsız ev sahibini suçlar.”
Bunların düştüğü durum bu. Sadece kendileri bu duruma düşmüş olsa; çeksinler, meheldir bunlara, deyip geçebiliriz. Ama 86 milyonun kaderiyle oynuyorlar. Bu hainler haini, kötüler kötüsü, zalimler zalimi iktidarın sürmesine yol açıyorlar yaptıkları bu İbişliklerle, bu uyuntuluklarla…
Ve bir diğer önemli konu…
Biz hangi tespitte bulunuyoruz bir de, temel tespitlerimizden biri nedir?
Türkiye’de şu anda “İkili Devlet” vardır.
Bir; Tayyipgiller’in 23 yıldan bu yana günbegün, tuğla tuğla yıktıkları Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın zaferi üzerine inşa edilmiş, kısmen de olsa Laik Cumhuriyet, Mustafa Kemal, İnönü ve Silah Arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet.
İki; Tayyapgiller’in günbegün, tuğla tuğla inşa etmekte oldukları Ortaçağcı, Faşist, Amerikan Yapımı Din Devleti.
Bu ayrımı netçe görmezsek ancak olayların kabuğunu kemirmekle uğraşırız, özünü asla kavrayamayız.
Birkaç gün önce, İstanbul’da “Deprem Toplantısı” yaptı Tayyip değil mi? O toplantıya Tayyip’in bütün avanesi hatta İstanbul AKP İl Başkanı bile katıldı. Ama İstanbul gibi 20 milyonluk bir şehrin Büyükşehir Belediyesinden bir tek görevli çağrılmadı o toplantıya.
Niye çağrılmadı?
Çünkü Tayyip ve avanesi kendi Faşist, Ortaçağcı Din Devletinin görevlilerini çağırdı o toplantıya, onlarla iş yapıyor adam. Yıkmakta olduğu Cumhuriyet Devletinin tüm görevlilerine düşman. Onları imha etmek istiyor. Bu tespiti netçe koyup olayları onun ışığında değerlendirince, her şey apaçık anlaşılır. Bizim uyuntu, üretilmiş medyada, Alaycı Kuşlar medyasında yaygara koparılıyor; vay İstanbul Belediyesinden hiçbir görevli çağrılmamış, bu nasıl deprem değerlendirme toplantısıymış… Adam çağırmaz, adam kendi devletinin görevlileriyle toplantı yapıyor. Cumhuriyet Devletinin kurumlarına düşman, o yüzden kendi içinde son derece tutarlı davranışı.
Demek ki bizim, ülkemizin ve dünyanın gerçeklerine dair yaptığımız bütün tespitler; bilimin, aklın, mantık ve metodun yani diyalektik mantık ve metodumuzun ve teorimizin ışığı altında olayları inceleyerek, irdeleyerek, değerlendirerek çıkardığımız sonuçlardır. Hepsi de yüzde yüz kesinlikte gerçeklik değeri taşır.
Kalın sağlıcakla…
29 Nisan 2025