AKP’giller zincirlerinden boşandı artık

08.02.2017
231
A+
A-

AKP’giller zincirlerinden boşandı artık

Adamlar, 15 yıldan bu yana, Türkiye’nin vurmadıkları, talan etmedikleri ekonomik varlığını bırakmadılar. Ne Kuvayimilliye yadigârı Kamu İktisadi Teşekküllerimiz kaldı, ne limanlarımız, ne dağlarımız, ovalarımız, nehirlerimiz… Ne şehirlerimizin tarihini bıraktılar, ne yeşilliğini, ne de meydanlarını… Hepsini ranta çevirip yağmaladılar.

Kendi Finans Kapitalistlerini yarattı, AKP’giller. Bir anda, bu yağma sonucu, türedi “havuz müteahitleri” ortaya çıktı, mebzul miktarda, bildiğimiz gibi.

Ne diyor bunlar kendi aralarında, pür neşe geyikleşirken?

“Desene milletin a…’na koyacağız.”

Ne yazık ki, bu insan sefaletleri milletimizin ve ülkemizin anasını ağlatıyorlar.

Yine bildiğimiz gibi, medya da bırakmadı AKP’giller. Medyanın neredeyse yüzde 99’u, “Alo Fatih Medyası” oldu. Yandaş medya oldu.

Tabiî bırakmadıkları daha dünya kadar şey var. Ne ahlâk bıraktılar, ne namus, ne din, ne hak adalet, ne eğitim, ne bilim ve ne de Laik Cumhuriyet. Tarumar ettiler hepsini.

Ne diyordu, bunların Büyük Reis’i? Hani Kaçak Saray’da mukim olan?

“Kupon arsalar benden habersiz satılmasın.”

Yani, onlar benim payım, diyor. Aslan payı bana düşer, diyor. Öyle de yapıyorlar.

AKP kurucularından ve de AKP Programının yazarı, Ekonomi Profesörü Abdüllatif Şener bu gerçeği şöyle dile getirir:

“Erdoğan ve ailesinin aşırdığı kamu malının miktarı 100 ile 120 milyar dolar arasındadır. Bu miktar, asla 80 milyar doların altına düşmez.”

Kendi hakkında, neredeyse “püf” diyene hakaret ve iftira davaları açan Tayyip Erdoğan, 3 yıldan bu yana Abdüllatif Şener’in bu ağır ithamlarına yönelik tek laf etmiş değildir.

Abdüllatif Şener de zaten belirtiyor, bu iddiasının hemen ardından:

“Tayyip Erdoğan bana dava açsın, ben de  o zaman kanıtlarıyla birlikte mahkemede ıspatlayayım, onun nasıl bu kadar haram kazanç edindiğini.”

Ne dersiniz?

Halkımızın deyişiyle susuş ikrardan mı gelmiştir?..

Bunca talana rağmen, gözleri doymamış, AKP’giller’in. İşte üç gün öncenin medya sitelerine düşen ürkütücü haberi:

“Hazinede bulunan kamu sermayeli şirketler ile özelleştirme programında bulunan bazı şirketlere ait hisselerin; Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Varlık Fonu’na devredildiği açıklandı.

“Bakanlar Kurulu Kararı’yla yapılan devirde Ziraat Bankası, Borsa İstanbul, BOTAŞ, PTT, TPAO, TÜRKSAT, ETİ Maden, Çaykur, BİST Varlık Fonu’na aktarıldı. Sabah saatlerinde KAP’a yapılan açıklamayla THY ve Halk Bankası’nın hisselerinin de devredildiği duyuruldu.

“(…)

“ARTIK DENETİM YOK, VERGİ YOK, İHALE YOK

“Türkiye Varlık Fonu’nun geçen yıl kurulmasıyla birlikte tepkileri de beraberinde getirmişti. KHK ile kurulan Varlık Fonu ile birlikte aktarılan tüm şirketler Sayıştay denetiminden Meclis kararı olmaksızın çıkarıldı.

“Türkiye Varlık Fonu’nun kurulmasıyla, kamu kaynaklarının ve bu şirketlerin; Meclis ve Sayıştay denetimi olmadan keyfi kullanımının önü açıldı. Bununla birlikte Cumhuriyet tarihinin en büyük özelleştirme hamlesinin de yapılabileceği uyarısı yapılıyor.

“Üstelik varlık fonu kurumlar vergisinden muaf tutulurken, ihale mevzuatına da tabi değil.

“(…)

“ARAZİLER DE FONA DEVREDİLDİ

“Resmi Gazete'nin dünkü mükerrer sayısında yayımlanan Bakanlar Kurulu kararına göre, aralarında Antalya, Muğla, İzmir gibi turizm bölgelerindeki Hazine taşınmazlarının da bulunduğu çok sayıda arazi Varlık Fonu'na devredildi. Karara göre, arazilerin tescil ve devir işlemleri bitinceye kadar taşınmazlar Maliye Bakanlığı tarafından yönetilecek.

“Varlık Fonu’na devredilen arazilerin bir bölümünün büyüklüğü:

“- Antalya’nın Aksu, Merkez, Kemer ve Manavgat ilçelerinde 700 bin 910 metrekare

“- Aydın’ın Didim ve Kuşadası ilçelerinde 959 bin 713 metrekare

“- İstanbul’un Bakırköy ilçesinde 22 bin 866 metrekare

“- İzmir’in Selçuk ve Menderes ilçelerinde, 556 bin 891 metrekare

“- Muğla Bodrum Gündoğan’da 11 bin 334 metrekare

“- Isparta ve Kayseri’de 38 bin 958 metrekare” (http://odatv.com/kamu-sirketlerinde-deprem-0502171200.html)

Bildiğimiz gibi, arkadaşlar, Kaçak Saraylı Reis ve onun AKP’giller’i, “Türkiye Varlık Fonu” diye bir ekonomik kurum oluşturdular. Ve kamu mallarının, gördüğümüz gibi, şu an için çok önemli bir miktarı buraya aktarılmış durumdadır.

Buraya aktarılan menkul varlığın, 30 milyar TL’nin üzerinde olduğunu söylüyor, ekonomistler. Yine buraya aktarılan altın değerindeki kamu arazileri ise, yukarıdaki rakamlardan da netçe anlaşıldığı gibi, 2 milyon metrekarenin üzerindedir. Bunlar tabiî şimdilik aktarılanlardır. Kendi aralarında vardıkları gizli bir kararla bir gecede işi hallediveriyorlar, görüldüğü gibi.

Bunca büyük servti de yönetecek olan kurul- “Varlık Fonu yöneticileri” de şunlarmış:

“Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi’nin Yönetim Kurulu ise şu isimlerden oluşuyor. Cumhurbaşkanı Ekonomi Başdanışmanı Yiğit Bulut, Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Sabah Gazetesi yazarı Prof. Kerem Alkin, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı Himmet Karadağ, Piri Reis Üniversitesi Rektörü Prof. Oral Erdoğan.” (http://www.sozcu.com.tr/2017/ekonomi/varlik-fonu-yonetim-kurulu-belli-oldu-1662199/)

Bunların tamamı, yandaşın da ötesinde sıfır numara Tayyipçi be!

Onun bir dediğini iki etmez hiç birisi. Zaten amaçlanan da bu değil mi?..

Bilindiği gibi, bu hayasızca vurguna-talana, bizim dışımızda dur diyen de yok. Partimiz, hatırlanacağı gibi, anında bu talanın durdurulması ve iptali için, “Yargı”ya başvurdu. Ama neylersiniz ki, Yargı da kalmadı.

Fakat, olsun, dedik biz. Hiç değilse, Tarihe bir kayıt düşelim, gelecekteki Devrimci Demokratik Halk İktidarımızda bu kararı alanları da, onlar hakkında hukuki bir işlem yapmaktan çekinip korkan savcıları, yargıçları da hesaba çekeceğiz nasıl olsa. İşte o güne de hazırlık olmuş olur, bu başvurularımız. Gelecekteki, halkın gerçek hukukçuları, hazır dosya üzerinden hızla karara bağlarlar yargılamayı. Ve hırsızlar, hak ettikleri cezaya çarptırılmış olurlar.

Yukarıda da anlatıldığı gibi, buraya devredilen kamu mallarının, kamu paralarının hesabını kitabını ne Meclis sorabiliyor, ne Danıştay, ne Sayıştay, ne Yargıtay… Yani tümüyle denetim dışı bu kuruluş. Yani, işin aslı; Kaçak Saraylı Reis ve onun AKP’giller’inin bir çiftliğidir, bu kuruluş. Onlar istedikleri gibi vuracaklar, soyacaklar, yağmalayacaklar, aşıracaklar, hırsızlayacaklar, zimmetlerine geçirecekler ve hiç kimse de, hiç bir devlet kuruluşu da bunlardan hesap soramayacak. Her şey AKP’giller’in Büyük Reis’inin belirlediği gibi olacak. O karar verecek, öbürleri uygulayacak.

Böyle bir devlet olabilir mi yahu…

E, oluyor işte. Ama bu ne hukuk devletidir, ne demokrasidir. Bunun adı “Tayyibistan Faşist Din Devleti”dir.

Peki, buraya aktarılan kamu malları gerçekte tam olarak ne yapılacak dersiniz?

Bizce iki şey yapılacak:

1- Başta Kaçak Saraylı Reis olmak üzere AKP’giller’in tüm kelek kesenleri ve diğer avaneleri küplerini dolduracaklar gönüllerince. Tabiî hiyerarşiye uygun biçimde olacak bu bölüşüm işi de.

2- Diğer bölümü ise, Tayyibistan Faşist Din Devleti’nin inşasında kullanılacak. Daha bugünden aylığa bağlanmış, sayıları binleri bulan Ak Trollerin olduğu yazılıp çiziliyor medyada. Paramiliter, aylıklı güçler de oluşturuluyor ayrıca. Harıl harıl silah ruhsatı almakta bunlar. Yani hepsi, bellerinde ruhsatlı silahla dolaşacaklar artık toplumda. AKP’giller’in polisiyle, ordusuyla, yargısıyla iç içe olacaklar ve uyum içinde çalışacaklar. Bu Faşist Din Devleti’nin oluşumunda pürüz olarak gördükleri durumları, anında müdahale edip yok edecekler, ortadan kaldıracaklar.

İşte bu kamu mallarının yağmalanmasıyla oluşan devasa servetin bir bölümü de böyle işlerde kullanılacak. Yani, hukuk dışı, ahlâk dışı, hak adalet dışı; özetçe, toplum dışı, insanlık dışı işlerde kullanılacak o servetler.

Yoksa niye bunca büyük kamu malını böylesi gayrimeşru bir kuruluşa aktarma ihtiyacı ortaya çıkmış olsun?

Niyetleri gayrimeşru ki, hukuk ve ahlâk dışı ki, ona uygun metotlar kullanıyorlar, yollar buluyorlar ve biçimler oluşturuyorlar.

Onların gözünü hiç bir şey doyuramaz, daha önce de söylediğimiz gibi. Öyle bir ruh yapısına sahiptir onlar.

Cibilliyetleri iktizası, doymazdırlar, kanmazdırlar. Vurdukça kamu mallarını, iştahları daha da artar. Bu sebepten, “Fon” dedikleri o gayrimeşru oluşuma kamu mallarını aktarmaya devam edecektir bunlar.

Gelinen noktada, Türkiye’yi artık kendi çiftlikleri gibi görüyorlar. Milletimizi de sağmal sürü… Vur gardaş vur, diyorlar.

Öyle ya; artık bunlara dur diyecek, bunlardan hesap soracak herhangi bir güç, halkı savunacak; halkın hakkını arayacak herhangi bir örgüt kalmamıştır.

Tabiî bizim dışımızda. Biz, 95 yıldan bu yana hep olduğu gibi, bundan sonra da halkımızın hakkını aramaya devam edeceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Halkımıza herhangi bir alanda zarar vermiş olan tüm zalimlerden de, yaptıklarının hesabını bir eksiksiz soracağız.

Fakat, bilindiği gibi, şu anda buna yetecek gücümüz yok, henüz. Ama olacak. Anlayacak halkımız gitgide bizi. Kendisini ne kadar çok sevdiğimizi, kendisinin tek gerçek dostunun biz olduğumuzu görecek, anlayacak ve kesince inanacak buna. İşte o zaman çığ gibi gelişeceğiz. Ve eninde sonunda Devrimci Demokratik Halk İktidarını kuracağız.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

08 Şubat 2017

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı