AKP’giller yavrularımızı 1400 yıl öncesinin karanlıklarına sürüklüyor

Saygıdeğer Arkadaşlarım;
Bu Tayyipgiller artık, Türkiye’de yarattıkları açlık, işsizlik, pahalılık yıkımı hatta cehennemi yüzünden kitleleri eskisi gibi Allah’la kolayca aldatamaz oldular. Kitleler artık bunlardan yaka silkiyor. Çünkü bunlar Kerbela’ya çevirdiler cennet ülkemizi, alınteriyle geçim sağlayan insanlarımız için. Kendileri saraylarda, köşklerde, lüks arabalarda, villalarda devran sürüyorlar ve durup dinlenmeden memleketin varını, halkımızın alınterini hayâsızca yağmalıyorlar, çapul ediyorlar. Bu sebeple halkımız az da olsa uyanmaya başladı. Ama bunlar da aynı oranda, Muaviye-Yezid dininin afyonunu daha yoğun bir şekilde halkımıza sunmaya, içirmeye, halkımızı uyuşturmaya hız verdiler. Çünkü ne kadar bu dinin afyonunu verirsek o kadar uyuşur, koyunlaşır kitleler, diyorlar. Bunu çok iyi biliyorlar, adları gibi biliyorlar. Cuma çıkışlarında, cami önlerinde ve hatta imamın yanında mihraba varıncaya kadar Tayyip çıkıyor, imamın yanı başında, kitleleri Allah’la aldatmaya çabalıyor. Böylesine işi şirazesinden çıkardılar…
İşte ÇEDES Programı kapsamında, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Programı kapsamında Tayyip’in kaşar, azılı Laik Cumhuriyet ve Kuvayimilliye, Mustafa Kemal düşmanı, kafayı din ile yakmış Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, habire, art arda yeni gerici uygulamalar yapıyor, hiç hız kesmeden.
İşte 20 Mart 2024 tarihli Yurtsever.org.tr adlı internet sitesinden haber:
“Gericilik okullarda yayılmaya tüm hızıyla devam ediyor: Kaymakam emir verdi, ilkokula Kur’an Kursu açtılar.”
Artık ortaokullar yetmedi, liseler yetmedi; ilkokula kadar, anaokullarına kadar din afyonunu satmaya hız verdiler.
“Ataşehir Kaymakamlığı ilçede bulunan İçeren Köy Hasan Leyli İlkokulu’nda Kur’an Kursu açılması için talimat gönderdi.
“ÇEDES projesi kapsamında yapılan gerici uygulamalar tepki çekerken, İstanbul Ataşehir Kaymakamlığı’nın ilçede bulunan okullara öğrencilerin etüt derslerinde imamların Kuran kursu vermesiyle ilgili yazı gönderdi.
“Konuyla ilgili konuşan bir öğretmen okula gönderilen yazıyla ilgili, “Ataşehir’de kaymakam okul müdürlerine yazı göndermiş. İlkokullarda okul sonrası etüt yerine müftülüğün gönderdiği imamların Kur’an dersi vereceği belirtilmiş” dedi.”
İlkokul çocuklarına yahu…
Yine dünün Sözcü Gazetesi’nin birinci sayfada yer alan bir haberi. Yani 16 Ekim 2024 tarihli Sözcü’nün haberi;
“Laik eğitimin tabutuna bir çivi daha. Devletin ilkokuluna Kur’an Kursu açtılar.
“Laik eğitimi ortadan kaldıran ÇEDES kapsamında her gün yeni bir uygulama ortaya çıkıyor. İstanbul’da da Ataşehir’de bulunan Kanuni Sultan Süleyman İlkokulu’nda eğitim öğretim yılı devam ederken Kur’an Kursu sınıfı açıldı. Kaymakamlık ve Valilik izniyle gerçekleştirildiği duyurulan kurs için Ataşehir Müftülüğüyle iş birliği yapıldı. Kurs hafta içi üç gün saat 15.00-17.00 arasında ücretsiz verilecek. Kursta Kur’an’ı Kerim’i tanıma ve öğrenme, tecvit dersi, sure ve dua öğrenimi olacak. Ayrıca İslam’ın şartları, imanın şartları, Hz. Peygamberin ve diğer peygamberlerin hayatları da öğretilecek.”
Evet, işte ilkokullarda bile artık yavrularımızı afyonlayalım diye bir uğraşın, çabanın içine girdiler. Bunlar ne Anayasa tanıyorlar ne yasaları tanıyorlar, açıkça suç şu yaptıkları. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlarına, Anayasasına aykırı. 24-25-26 yıllarındaki Devrim Kanunlarıyla bu kurslar, tarikatlar, medreseler, tekkeler, zaviyeler bütünüyle kapatıldı; Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarıldı. Eğitim tek; Laik Bilimsel Eğitim. Başka bir eğitim yok, Anayasaya ve kanunlarımıza göre. Ama bunlar Ortaçağcı, 1400 yıl öncesinin kokmuş karanlıklarını anlatan, ilkokuldan itibaren, küçücük yavrularımızdan başlayarak tüm ortaöğretim öğrencilerimize din eğitimi veriyorlar.
Ama hiçbir savcı bunlar hakkında bir takibatta bulunamıyor. Çünkü daha önce de defalarca söylediğimiz gibi, hepsi esir alınmış durumda. Yargı kurumunun esir alınmayan bölümü de korkutulmuş, sindirilmiş, ses çıkaramaz, kendisine Cumhuriyet Savcısı olmanın yüklediği sorumluluğun gereğini yerine getiremez duruma düşmüş. Böylece yargı Kaçak Saray’a monte edilmiş onun bir uzantısı, onun hukuk bürosu olmuş. Ve hatta Kaçak Saray’ın elinde muhaliflerini sindirmek için bir sopa, bir operasyon enstrümanı olmuş yargı kurumu, amacından tümüyle uzaklaştırılmış, zıddına dönüştürülmüş. Yargı kurumu adaleti sağlaması gerekirken adaleti ortadan kaldırmaya yönelik bir işlev üstlenmiş.
Biz bu Tayyipgiller’e ne diyoruz?
Yüreğiniz yetiyorsa bırakın bu hafızlık, Kur’an eğitimi, siyer eğitimi, peygamberlerin hayatı bunları öğretmeyi de Kur’an’ın Türkçesini öğretin yavrularımıza ve ortaöğretim öğrencilerine. Hadi! Çünkü Kur’an’ın Arapçasını ezberleyip tecvitli olarak bir ömür okusa insanlar dini dair bir tek kelime öğrenemez. Anlamadığı bir dilde şiir okur, destan okur, şarkı söyler gibi durmadan okur durur. Zaten Kur’an da Kadim Medeniyetlerin destan, şiir anlayışına uygun olarak yarı şiir kapsamındadır. Ve yer yer, yarı yarıya, ölçülü kafiyeli. Öyle olunca Arapçasını okumak, tecvitli okumak, insanlarda anlamamasına rağmen çok ilahi, doğaüstü duygular uyandırıyor ve o sayede insanlarımızı kandırıyorlar, peşlerine takıyorlar, afyonluyorlar.
Ama Türkçesini okusalar, içinde ne yazdıklarını görecek insanlarımız. Orada dünyanın dümdüz tepsi gibi olduğunu, gökyüzünün direksiz olarak Allah tarafından durdurulduğunu, bir kubbe gibi yeryüzünün üzerini kapladığını, güneşin ve ayın dünyanın etrafında döndüğünü, dünyanın sabit durduğunu; ayın, dünyanın bir uydusu değil, bir nur olduğunu, Kur’an aynen böyle yazar çünkü, depremlerin bir doğa olayı değil, bir jeoloji jeofizik olayı değil, bir levha tektoniği değil, çünkü yerkabuğunu oluşturan levhaların devamlı hareket halinde olduğu için birbirlerine sürtünmeleri ve hareketleri sonucu oluşur depremler, ama Kur’an böyle anlatmaz; Allah’ın günahkarları cezalandırmak için o depremleri yarattığı söylenir Kur’an’da.
Yahu Allah’ın kötüleri cezalandırmak için başka yöntemi yok da kadın, çocuk, suçlu, suçsuz, hayvan, insan ayırmadan Kahramanmaraş Pazarcık Depremi’nde olduğu gibi, yüz binlerce insanı öldürmesi nasıl bir adalet olur? İlahi bir varlığın böyle bir adaleti olabilir mi?
Yine Nuh Tufanı’nı ele alalım. Ortadoğu’daki küçücük Nuh Kavmi’nin günahkâr insanlarını cezalandırmak için Allah; sadece Nuh’u, oğlunu, gelinini ve birkaç kişiyi daha insan olarak bu gemisine bindirip, hayvanlardan da, bazı ayetlerde dünyadaki bütün hayvanlardan birer çift, bazı ayetlerde, Hz. Muhammed ne dediğini unuttuğu için, ikişer çift koyup diğer tüm insanları ve canlıları suda boğarak öldürdüğünü okuyacaklar.
Ve bu nasıl bir adalet?
Bir kavimdeki suçluları cezalandırmak için yeryüzündeki bütün insanları, bütün hayvanları öldürüyorsun sen, adalet neresinde? Bundan büyük zalimlik, bundan büyük zulüm olabilir mi? Bundan daha acımasız bir durum ve bunu yapandan daha acımasız bir varlık olabilir mi?
Kaldı ki böyle bir olayın gerçekleşmesine imkân yok. Yeryüzünün tüm karalarını kapsayacak kadar yağmurun yağması olası değil, bugünkü bilimin verilerine göre. Yeryüzündeki bütün hayvanlardan birer çift ya da ikişer çift oraya alıp dolduracak kadar büyük bir geminin, bugünün şartlarında bile yapılması, binlerce insan tarafından yıllarca süren bir uğraş sonucu ancak belki oluşturabilir. Kaldı ki Afrika’dan kaplanları, aslanları, filleri nasıl toplayıp getirecek, Nuh? Bengal’den kaplanları nasıl toplayıp getirecek? Avustralya’dan kanguruları nasıl toplayıp getirecek, nasıl gidip gelecek? Latin Amerika’dan lamaları nasıl toplayıp getirecek? Bunlara imkân ve ihtimal yok, akıl ve bilim dışı şeyler bunlar. Bunlar birer Sümer kıssası. Bunları Allah’ın buyruğu diye, emri diye, kıssası diye Hz. Muhammed aktarıyor, Kur’an’a koyuyor bunları. Yine Kur’an’da böyle bir yığın akıl ve bilim dışı, mantık dışı kıssa anlatılır. Âdem ile Havva kıssası vb… Bunları geçelim, kıssaları da…
Orada ortaya konan Hukuka bakalım. Kadınlar toplum hayatından soyutlanır; eve hapsedilir kadınlar. Çocuk yaşından itibaren evlenilebilir kız çocuklarıyla. İşte Hz. Muhammed’in hayatı… Hz. Ayşe’yle 6 yaşında nişanlanıyor, 9 yaşında zifaf yapıyor, yatağa giriyor Hz. Ayşe’yle. 9 yaşında… Erkekler dörde kadar hatta daha fazla eşle evlenebilir. Cariye ise sayısız; onlarca, yüzlerce cariyeye sahip olabilir erkek. Ve onların her biriyle cinsel birliktelik yaşayabilir. Cihat yapıyorum diye gidiyorsun bir ülkeye, savaşçılarını katlediyorsun, teslim olanları esir olarak alıyorsun, köleleştiriyorsun. Erkekleri, çocukları köle; kadınları cariye olarak alıyorsun. Mallarına, mülklerine, ekinlerine, tarlalarına, hayvanlarına el koyuyorsun ve kadınlarını da cariyeleştiriyorsun. Köle ve cariye mal statüsünde, insan değil İslam hukukuna göre. Köle ve cariye alınır, satılır, kiralanır mal çünkü, dayanıklı mal. Bir meta yani. Ticari meta, insan değil. Bir örnek verelim:
Maverdi, Şafi mezhebinin ünlü hukukçusu, İslam hukukçusu. İşte bununla ilgili bilgiler; aktaralım:
“972 bazı kaynaklara göre 974 ila 1058 yılları arasında yaşıyor.
“Şafi mezhebi hukukçusudur. Siyasal çalkantılar döneminde din, hükümet, hilafet, kamu ve Anayasa hukuku üzerine çalışmalar yapmıştır. Maverdi Abbasi Halifesi Kaim bin Emrullah döneminde diplomat ve kadı olarak çalışmıştır. 1046 yılında siyaset sahnesinden çekilmiş ve kendini sadece kitap yazmaya vermiştir. Maverdi Bağdat’ta 27 Mayıs 1058 yılında ölmüştür.”
Yine Maverdi’nin ünlü 9 ciltlik Tefsir kitabı var. Bu kitabı Artvin Çoruh Üniversitesi Öğretim Üyelerinden, Çoruh Üniversitesinin İlahiyat Fakültesinin hocalarından Profesör Burhan Sümertaş tanıtıyor bir makalesinde.. Diyor ki;
“MÂVERDÎ ve en-NÜKET ve’l-UYÛN ADLI TEFSİRİ isimli bu çalışmada Maverdî’nin hayatı ve tefsiri çeşitli yönleriyle incelendi. Bu makalenin amacı El-Maverdî ve tefsirinin tanıtımı ile onun Kur’an’ı yorumlama metodunun anlaşılmasına yardımcı olmaktır. Maverdî Türkiye’de özellikle El-Ahkamü’s-Sultaniyye ve Edbü’d Dünya Ve’d-Din isimli eserleriyle tanınmaktadır. Maverdî sadece bir din alimi olarak değil, aynı zamanda ünlü bir hukukçu, bürokrat ve teorisyen olarak da görevlerde bulunmuştur. Bu özellikleri onun eserlerine de yansımıştır. en-Nüket vel’Uyun isimli tefsir, Kur’an araştırmacılarının temel kaynaklarından birisi durumundadır.”
Evet, işte bu ünlü tefsir kitabının, 9 ciltlik tefsir kitabının 4’üncü cildinin 94’üncü sayfasında aynen şöyle der;
“Erkek köle sahibesine haram, cariye ise efendisine helaldir. Çünkü bir kadının cinselliğinden yararlanmak ancak onun sahibi için söz konusudur. Oysa erkek kölenin sahibesinin cinselliğinden yararlanma hakkı yoktur. Cariyenin ferci (dişilik organı) ise efendisinin malıdır.”
Evet, işte İslam hukuku bu…
Yahu savaşlarda en masum olan insan kim?
Kadın ve çocuklar. Kadınlar ve çocuklar savaşların çıkmasına sebep olmazlar, savaşların kurbanıdır onlar. Sen cihat yapıyorum diye saldırıyorsun bir ülkeye, savaşıyorsun, yeniyorsun, öldürüyorsun savaşçılarını; teslim olanlarını köle ve cariye olarak ele geçiriyorsun. Ve kadınları cinsel olarak istismar ediyorsun, kullanabiliyorsun ve bu Allah’ın adaleti oluyor. Bunun neresi adalet?
İnsanlık dışı bir uygulama, bir buyruk, bir fetva, bir içerik.
Yine İslam’ın Cenneti, daha önce de defalarca anlattık, Erkeklerin Cennetidir. Orada da kadınlara bir şey yok. Sadece altından ırmaklar akan bir çayırlıkta oturacak kadınlar. Ama erkeklere sayısız, Kur’an’ın aynen tanımıyla; “memeleri yeni tomurcuklanmış huriler” var, onlarla yatıp kalkacak erkekler. Sayısız her erkeğe düşen huri miktarı. Ve kadınlar bir köşede, eşlerinin bu hurilerle iş tuttuğunu izleyecek, seyredecekler. Kur’an’ın Cennet anlatımı bu.
Yani burada insanlık nerede, vicdan nerede, merhamet nerede, hakkaniyet nerede?
Şu anlatılanlar, tamamen 1400 yıl öncesinin Medine Köleci Toplumunun örfü.
Ve bizim teorimizin ışığında hep söyleyegeldiğimiz gibi, dinler; yaşanılan maddi hayatın din dünyasına, zihin dünyasına yansımasından ibarettir. Medine Köleci Toplumu, onun örfü onun yaşayış biçimi din olarak bütünüyle Kur’an’a girmiştir, Kur’an’ı oluşturmuştur.
Şimdi siz bunu şeriat diye uyguladığınız anda, toplumu 1400 yıl öncesine götürürsünüz. Akıl yok, bilim yok, doğayı kavrama yok, adalet yok, vicdan merhamet yok.
İşte biz iktidar olduğumuz zaman, Kur’an’ın Türkçesini, ilkokuldan başlayarak yavrularımıza anlatacağız. İslam’ın somut temel kitabını, gördükleri zaman, çocuklar görecekler ki bunun savunulur bir tarafı yok. Burada vicdan, merhamet, akıl, mantık, bilim yok. Onu somut gözüyle görüp, eliyle tutacak, kavrayacak.
Yüreğiniz yetiyorsa diyoruz Tayyipgiller’e; Kur’an’ın Türkçesini ders olarak koyun okullara, okutun, okusun yavrularımız. Masal anlatmayın, hurafeler, efsaneler anlatmayın. Arapça Kur’an’ı ezberleterek, tecvitli okutarak dinin bir dirhemini bile anlatamazsınız; anlamış olmaz çocuklarımız. Sadece afyonla uyutmuş olursunuz, zehirlemiş olursunuz evlatlarımızı. Sizin anlattığınız din değil. Din Kur’an’da. Kur’an’ın Türkçesini açın okutun, onu koyun derslerinize.
Bu Tayyipgiller’in bir ideolojisidir İslam. Çünkü bunlar, Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının, 6 bin yıl önce Sümer’de doğan ve bütün Ortadoğu Şark Toplumlarının canına okuyan, belini büken, emeğiyle, alınteriyle geçim sağlayan insanlarımızın hayatını cehenneme çeviren bu asalak sermayenin temsilcisidir Tayyipgiller.
İşte bu Antika asalak, sömürgen, vurguncu, hayâsızca sömürüden başka, kârdan, faizden başka hiçbir şey bilmeyen Sermaye Sınıfının sözcüleri olan Tayyipgiller, o sınıfı ebediyen iktidarda tutmak isterler. Modern kapitalizm değildir onların üretim yordamı. Üretimle hiç ilgilenmez onlar. Malların değişimiyle, alımıyla satımıyla ilgilenirler, aracılık yapar Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye. Üreticileri de sömürür, tüketicileri de sömürür. Üreticilerden yok fiyatına alır, tüketicilere aldığı fiyatın üç beş katına satar. Ayrıca faiz alır, hayâsızca borçlandırır insanlarımızı. Kanını emer, iliğini soyar.
İşte o sınıf, devamlı varlığını sürdürebilmek için tarihi 1400 yıl öncesinde durduran-donduran dine sarılmak zorundadır. Dinlere göre; dünyada olmuş, bundan sonra olacak her şeyin bilgisi kutsal kitapta kesin biçimde verilmiştir. Her şeyin kuralı, kanunu, örfü orada açıkça, değişmez bir biçimde ortaya konmuştur. İşte o yüzden Antika Tefeci-Bezirgân Sermayenin sınıf çıkarlarıyla din, dinler, İslam, tencere kapak gibi uyuşurlar birbirleriyle. Ortadoğu toplumlarını cehenneme çeviren bu Antika Tefeci-Bezirgân Sermayenin 6 bin yıl boyunca insanlarımıza yaptığı kötülük, insanlarımızı çürütmesi sonrasında Modern Kapitalizm Ortadoğu’da doğamamıştır, Batı’da olduğu gibi bir devrim yapamamıştır.
İşte bu sebeple de kapitalizm ancak Tekelci, Emperyalizm döneminde, Çağı’nda, 20’nci Yüzyıl’la birlikte girebilmiş bizim gibi Ortadoğu Şark Toplumlarına. O da zaten gericileştiği için Antika Tefeci-Bezirgân Sermayeyle ittifaka girmiştir, domuz topu gibi kaynaşmışlardır. O yüzden her türlü ilericiliğe karşıdır o ittifak. Tekelci Finans-Kapitalistler ve Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye ittifakı.
İşte onların temsilcisi Tayyipgiller, Tarihi 1400 yıl öncesinde nasıl dinler durdurmuşsa, bunlar da toplumumuzu oraya götürerek, orada zincire vurmak istemekteler. O yüzdendir bütün bu tarikatları, cemaatleri desteklemeleri, Kur’an Kurslarını, İmam Hatip Okullarını, İlahiyat Fakültelerini pıtrak gibi yurdun dört bir yanında açmaları; bunları kamu malı kaynaklarıyla beslemeleri. Ve bununla da yetinmeyip ilkokullara varıncaya kadar Kur’an kursu açarak yavrularımızı afyonlamaları, halkımıza bu kötülüğü yapmaları hep bu amaçlarına ulaşmak içindir.
Evet, ABD Emperyalist Haydudunun başımıza doladığı bir lanet halkasıdır bu Tayyipgiller iktidarı.
Bir zamanların “Yeşil Kuşak” Projesinin mucidi, isim babası Graham Fuller, CIA’nın Ortadoğu Masası Şefi ne diyordu?
“İslam; ilericiliğe karşı, aydınlanmaya karşı, sosyalizme karşı, komünizme karşı çok güçlü bir set oluşturuyor.”, diyordu.
Evet, çünkü İslam, ülkeleri 1400 yıl öncesinin kokmuş karanlıklarına götürmek ister. Halkımızın sorgulayan bir akılla düşünmesi ve bu yakıcı, can yakıcı gerçekleri görüp bilince çıkarması ve ona göre tutum belirlemesi gerekir.
Kalın sağlıcakla…
17 Ekim 2024