Üç Fidan’ın Antiemperyalist, Antifeodal, Antişovenist Mücadele Bayrağı, İkinci Kurtuluş Savaşçılarının Ellerinde Dalgalanıyor!

12 Mart Faşist Diktatörlüğünün Mahkemeleri tarafından idama mahkûm edilen ve 6 Mayıs 1972 tarihinde katledilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı; yani Türkiye Devrim Mücadelesinin Üç Yiğit Evladını, Üç Kızıl Karanfilini bir kez daha saygıyla anıyoruz.
Üç Fidan’a layık olmak; onların bıraktıkları Devrimci Mücadele mirasını sahiplenmek, onların devrimci iradesini kuşanmak ve bu üç Kızıl Karanfilin yiğitliğini, kararlılığını, insanlığın kurtuluş mücadelesine adanmışlıklarını örnek alarak mücadele etmek demektir. İşte İkinci Kurtuluş Savaşçıları olarak, Denizler’in bu mirasını biz sahipleniyoruz, Devrimci Mücadelelerini biz devam ettiriyoruz.
Üç Yiğit Devrimcinin, Üç Kızıl Karanfilin bugünlere de ışık tutan onurlu mücadeleleri, 27 Mayıs Politik Devrimi sayesinde gelişmeye başladı. 27 Mayıs Politik Devrimi, Sosyalizmin, Sosyalist düşünce ve örgütlenmenin önünü açtı. Marksist klasiklerin Türkçeye çevrilmesini sağladı. Sosyalist Gençlik, sosyalist aydınlar ve işçiler yetiştirdi. Üç Fidan bu dönemin getirmiş olduğu özgürlükler ortamında mücadele ettiler.
Üç Kızıl Karanfil, ABD ve AB Emperyalist Haydutlarının ülkemizi kıskaca alıp Sevr’i uygulama planlarına karşı mücadele ettiler. Onlar Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye Tarihini, sınıf ilişki ve çelişkilerini derinlemesine inceleyerek kavramlaştırdığı “İkinci Kurtuluş Savaşı”nın yılmaz neferleri olarak kendilerini tıpkı devamcıları olan bizler gibi “İkinci Kurtuluş Savaşçıları” olarak tanımladılar ve bu doğrultuda savaştılar. 12 Mart Faşizmi karşısında yılmadan, yorulmadan, dur durak bilmeden, korkusuzca direndiler. Antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Başkomutanı Mustafa Kemal’in “Ya İstiklal Ya Ölüm” şiarını, benimsediler ve bu uğurda aynı Birinci Kuvayimilliye Savaşçılarının yaptığı gibi emperyalistlere karşı mücadele ettiler.
Deniz, Yusuf, Hüseyin genç yaşlarında Halkın Kurtuluş Davasına baş koymuş, yaşamlarını İşçi Sınıfının, köylülerin, yoksulların ve ezilen Halkımızın kurtuluşuna adamış devrimcilerdi. Onlar için Vatanı ve Halkı için mücadele etmek, omuzlarına yüklenmiş bir görevdi, tarihsel bir sorumluluktu. Bu yüzden darağaçlarına yürürken bile başları dikti. Çünkü biliyorlardı ki bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük uğruna verilen mücadeleler unutulmaz, insanlığın hafızasından silinmez. O şanlı mücadeleler Halkların Kurtuluş Mücadelelerinde yol göstermeye, örnek olmaya, umut olmaya devam ederler. O mücadeleyi verenler insanlığın unutulmasına izin vermeyeceği insanlar arasına girerler. Devrimcileri, Vatanseverleri, Halkseverleri öldürebilirsiniz, ama insanlığın kurtuluşunu esas alan ideolojileri asla yok edemezsiniz. O marşımızda söylendiği gibi:
“Devrimciler ölür amma devrimler durmaz sürer.”
Denizler’in mücadelesi her şeyden önce Antiemperyalist bir mücadeleydi. Onlar, ülkemizi ABD Emperyalizmine bağımlı hale getirmek isteyenlere karşı dimdik durdular. Türkiye’nin kaynaklarının yerli-yabancı Parababalarına peşkeş çekilmesine, Türk Ordusunun NATO Ordusu haline getirilmek istenmesine, emperyalist boyunduruğa, kapitalist sömürüye karşı çıktılar. “Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye” sloganı, Üç Kızıl Karanfil için yalnızca bir slogan değildi. Bu Üç Yiğit Devrimcinin uğruna yaşamlarını feda ettikleri, mücadelelerinin merkezine koydukları Vatansever, Halksever olmanın, Devrimci olmanın bir gereğiydi.
Bugün ülkemiz Yerli Yabancı Parababalarının kanser düzenine mahkûm edilmiş durumda. Bu kanser düzeninin sonucudur Halkımızın İşsizlik-Pahalılık-Zam-Zulüm Cehenneminde yanıyor olması. Gençliğimiz işsizliğe, Emekçi Halkımız yoksulluğa, açlığa mahkûm edilmiştir. Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de başımıza gelen bütün felaketlerin, bütün kötülüklerin anası ABD Emperyalist Haydududur. İşte bugün Denizler’in, kendisini “Hoşt Amerika Puşt Amerika” sloganında ifadesini bulan Antiemperyalist çizgisi, geçmişte kalmış bir hatıra değil, bugünün en yakıcı görevidir.
Denizler’in mücadelesi aynı zamanda Antifeodal bir mücadeleydi. Onlar Halkımızı Ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyen gericiliğe, yobazlığa ve kapitalist sömürü düzenine karşı savaştılar. Bilimsel eğitimi, laikliği, sorgulayan aklı ve özgür düşünceyi savundular. Halkın dinî duygularını kullanarak siyaset yapanlara, yoksulluğu kader diye sunanlara, halkı biat kültürüne mahkûm etmek ve kul kişilik yaratmak isteyenlere karşı çıktılar.
Bugün okullarımız Peşaver Medreselerine dönüştürüldü. Laik Eğitim sistemi neredeyse ortadan kaldırıldı. Üniversiteler bilim üretmiyor artık, gericilik üreten merkezlere dönüştürüldü. İşte Üniversitelerimizin sesinin kısıldığı, Aydın Gençliğimizin susturulmak istendiği, gençliğin sorgulayan değil itaat eden kul kişilikli bireyler haline getirilmek istendiği koşullarda Denizler’in Ortaçağcı gericiliğe karşı net duruşları ve ilerici mirası daha da önem kazanmaktadır.
Denizler’in mücadelesi aynı zamanda Antişovenist bir mücadeleydi. Onlar Halkları birbirine düşman etmeye çalışanlara, en kritik momentlerde birlikte savaşarak kardeşleşmiş iki halkın bin yıllık kardeşliğini dinamitlemeye çalışanlara karşı Türk ve Kürt Halkının kardeşliğini savundular. ABD ve AB Emperyalist Haydutlarının Halkları bölme, parçalama ve birbirine kırdırma planlarına karşı durdular.
Bugün Kuklacı ABD Emperyalist Alçağı, kuklaları, Ortaçağcı AKP’giller, Amerikancı Burjuva Kürt Hareketi, bunların yörüngesine giren Sevr’ci Soytarı Sahte Sol hep birlikte elele, BOP çerçevesinde ülkemizi Yeni Sevr’e doğru koşar adım götürmekteler. Sağından soluna “Terörsüz Türkiye” kandırmacasıyla BOP Komisyonunda Yeni Sevr’in değirmenine su taşımaktalar. İşte bugün Denizler’in mirasına sahip çıkmak demek; “Katil ABD Ortadoğu’dan Ülkemizden Defol!” “Yankee Go Home!” diyebilmektir.
Aradan 54 yıl geçmiş olsa da Üç Fidan, Deniz, Yusuf, Hüseyin’in adı hâlâ milyonların yüreğinde, İkinci Kurtuluş Savaşçılarının mücadelesinde yaşamaktadır. Çünkü bu Üç Yiğit Devrimci, Bağımsızlık iradesidir. Devrimci ahlâktır. Devrimci onurdur. Üç Fidan; boyun eğmemenin, teslim olmamanın, Vatan ve Halk için yaşamanın, insanlık için kendini feda etmenin simgesidir.
Bizler biliyoruz ki Deniz Gezmiş’i, Yusuf Aslan’ı ve Hüseyin İnan’ı anmak; yalnızca mezarlarına çiçek bırakmak değildir.
Üç Kızıl Karanfili anmak, İnsan Soyunun Başdüşmanı ABD Emperyalizmine karşı savaş çığlığıdır.
Üç Fidan’ı anmak, İkinci Kurtuluş Savaşı’nın zaferle taçlanması için örgütlü mücadeleyi yükseltmektir.
Ömürlerinin baharında gök ekinler biçilen bu üç Yiğit Devrimciyi anmak, Tam Bağımsız Türkiye idealine sahip çıkmaktır.
Bir kez daha söz veriyoruz:
Denizler’in yarım bıraktığı mücadeleyi zaferle taçlandıracağız.
Başta İşçi Sınıfımızla, gençlerle, Halkımızın tüm kesimleriyle birlikte mücadeleyi yükselteceğiz.
06 Mayıs 2026
HKP Gençliği