Bir Kedi Davasını daha kaybettik…

14.09.2017
221
A+
A-

Bir Kedi Davasını daha kaybettik…

Apartman çevresinde, sokakta baktığımız kedilere sürekli şiddet uygulayan, tekme atan, mama kaplarına temizlik maddesi döken, küçücük yavruları taş, kesek atarak kovalayan zalimlerden derleşik, tamamı da Kaçak Saraylı Resi’in AKP’giller’inin taraftarı olan apartman komşularımız, bu yaptıklarıyla da yetinmeyip eşimi de korkutup, sindirip, hayvanlara bakmaktan men edip ve hatta, bizi apartmandan taşınmaya mecbur bırakmayı amaçlayan bu zalimler güruhu, bir kez daha dava kazandı.

Hem de aynen siyasi davalarımızda olduğu gibi, hukuk ayaklar altına alınarak, büyük bir pervasızlıkla yasalar hiçe sayılarak…

Olay konusu şöyleydi:

Bu güruhun erkekleri bize diş geçiremeyeceklerini anlayınca, geri çekildiler. Çünkü, yaptıkları her saldırganlık, onlar için pişmanlıkla sonuçlanıyordu.

Bu kez kadınlarını örgütleyerek eşim Hacer’in üzerine saldırttılar.

Örgütledikleri 4 kadın, sürekli hakaret ve tehdit dolu söz ve hareketlerle saldırmaya başlamışlardı eşime. “Kedi manyağı”, “Öğretmen olmuş ama adam olamamış”, vb. hakaretlerde bulundukları gibi, “Eninde sonunda buradan gideceksin. Biz seni buradan göndermesini biliriz.” türünden de tehditler savuruyorlardı. Eşim de onları terbiyeye ve vicdanlı olmaya davet edince, “Gel yanımızda konuş cesaretin varsa. Gel buraya da görelim.” ibareleriyle, birlik oldukları merdiven başlarına çağırıyorlardı eşimi.

Eee, karşındaki kadın…

Bizde de kadına incitici söz söylemek, büyük yanlıştır. Hele şiddet türünden hareketlerde bulunmak, düşünülemez bile.

Bir anlamda çaresiz kalıyorduk böyle durumlarda. Hani erkekleriyle kolaydı işimiz. Ama kadınlar örgütlü bir şekilde çıkınca eşimin karşısına, zora giriyordu durum. Kaldı ki, eşim şu an 66 yaşında. Onların da yarısı 20’li, 30’lu yaşlardaydı. Yani bunların yarısının annelerinden bile yaşça daha büyüktü eşim.

Ama bunlara, gelişim dönemlerinde vicdan ve ahlâki erdemler yüklenmediği için, büyüğe saygı da hiç öğretilmemişti…

Bunun üzerine, bugüne dek hiç yapmamış olmamıza rağmen ve asla istemememize rağmen, bari hukuki yolları kullanarak bunların saldırganlıklarını engellemeyi deneyelim, dedik. Savcılığa suç duyurusunda bulunduk.

4 sene öncesindeydi olay. Dava bugüne dek uzadı. Nihayet karar aşamasına geldi.

Davaya bundan önce bakan Hâkime Hanım, aslında hukuka bağlı ve vicdanlı bir yargıçtı. Olayı kavramıştı. Sene başındaki bir duruşmada, aynen şunu söyledi:

“Bu davayı ben karara bağlamak istiyorum. 16 Nisan sonrası ne olacağı belli değil. Bu sebeple o günden önce sonuçlandırmak istiyorum davayı.”

Bu nedenle de, kısa aralıklarla duruşma günü veriyordu. Fakat “Uzlaştırma Kurulu”ndan bir türlü rapor gelmiyordu. O rapor gelmeden verilen kararlar da temyizden kesin bir şekilde bozulup geri gönderiliyormuş. Bu yüzden bir türlü istediğini gerçekleştirememiş oldu, Hâkime Hanım.

16 Nisan Referandumu oldu. Tayyip, kaybetmiş olmasına rağmen, kendisini başkan seçilmiş gibi göstermeyi başardı, Yüksek Seçim Kuruluna yaptırdığı “Tam Kanunsuzluk”la…

Ve de, arkadaşlar; Laik Cumhuriyet’i savunan Hâkime Hanım’ın korktuğu durum gerçekleşti, oluştu.

Öğrendik ki, kendisini Erzurum’a sürmüşler. Mahkemesine yeni bir hâkim atanmış. O da işte hayvan düşmanı zalimlerin, melek kalpli eşime yaptığı hakaret ve tehditleri suç saymadı…

“Zaten 1 tanık var. O da hakaret edenlerin sadece sözlerini duymuş, yüzlerini görmemiş.”, diyerek zalimleri beraat ettirdi.

Ben duruşma salonuna girmemiştim. Girseydim, sanırım sorardım: Sizin için suçun oluşmuş olduğunu göstermek açısından kaç tanık gerekli? Böyle bir sayı var mı, yasalarda?, diye.

Ve yine sorardım: Hakaret ve tehditlere tanık olmak için, duymak yeterli olmuyor mu? İlla saldırganların suretlerini de mi görmek gerekiyor?

Buna ilişkin bir yasa maddesi gösterebilir misiniz? Biz de bilelim, diye…

Karar üzerine avukat yoldaşlarımız; “Hayvanseverler hep ceza alıyorlar mahkemelerde. Ama hayvan düşmanları cezalandırılmayıp ödüllendiriliyor.”, deyince de; “Yahu bunlar apartman komşuları arasında olan basit işler. Zaten de şu an bu kişiler apartmandan taşınmış. Olur böyle şeyler. Üzerinde durmamak gerekir.”, diyerek hukukla zerre ilgisi olmayan bir gerekçe belirtmiş, sözlü biçimde.

Tabiî bu hukuk dışı, kanun dışı gerekçesini kayda geçirmiyor. Çünkü o da biliyor, böylesi bir gerekçeye dayanılarak karar oluşturulamayacağını…

Gördüğümüz gibi, arkadaşlar, AKP’giller tepeden ayağa bitirdiler hukuku, adaleti. İnsanların bile hayvan yerine konulduğu, hakkın hukukun hiçe sayıldığı, doğanın acımasızca katledildiği bir düzende hiç hayvan hakkı olabilir mi?

Olsun bakalım… Ne diyelim…

Şimdi kaldı, sürmekte olan iki Kedi Davamız. Bakalım bunlardan ne gibi bir sonuç çıkacak…

Hep söyledik ya; Seversen acı çekersin…

Biz, halkımızın kurtuluşu için de, Laik Cumhuriyet’i, insancıl bir ekonomik sistemle yeniden kurmak için de, vatanımız için de, doğamızı vurguncu talancıların katliam ve yağmalarından kurtarmak için de mücadeleye durmaksızın devam edeceğiz.

İnsanlık davasıdır bu…

İnsan olmamızın hakkını vermek için ve hayatımızın son anına kadar insan kalabilmemiz için, yani insan olarak ölebilmek için de, bu mücadeleyi sürdürmeye, bu kavgayı vermeye mecburuz. İnsan olarak doğmuş olmamız, bu sorumluluk ve mecburiyeti otomatikman yüklemiştir bizim omuzlarımıza.

Başka söze ne hacet…

Kalın sağlıcakla…

14 Eylül 2017

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı

 

Kurtuluş Partili Hukukçuların Davaya ilişkin açıklaması:

“KEDİ DAVALARINDAN” BİRİ DAHA HAYVAN, BİTKİ, DOĞA DÜŞMANI AKPGİLLER’İN BERAATİYLE SONUÇLANDI

 

Yoldaş’ımız, Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut’un Melek Eşi Emekli Öğretmen Hacer Ankut Ablamızın şikâyetçi olduğu, İstanbul Anadolu 27. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davanın bugünkü duruşmasında; sanıkların cezalandırılmaları gerektiği, yüzde yüz bir hukuki kesinlik kazanmış olmasına rağmen, AKP’nin hukuk bürolarına dönüşmüş yargı tarafından beraat ettirildiler.

Sanıkların biri, belediye başkanı AKP’giller’den olan bir belediyede çalışan ve aynı zamanda DNA’larında hayvan, bitki, doğa düşmanlığı kodlanmış olan bu güruhun elebaşısı ve yönlendiricisi olan bir diğer sanığın annesidir. Bu yaşlı kadın sanığın, sanık olmayan diğer oğlu Genel Başkan’ımızın evine gelerek Genel Başkan’ımızın ve Hacer Abla’mızın ellerini öperek anneleri adına özür dilemiş; mahkemeye zorla getirilme kararı çıkartılan annelerinin duruşmaya götürülemeyecek kadar hasta olduğunu; bu nedenle şikâyetten vazgeçmelerini yalvar yakar rica etmiştir. Bu yaşlı kadın, diğer davaların tümünde yalancı tanıklık yaptığı, kapı kapı dolaşıp Genel Başkan’ımız ve Eşi hakkında komşularını kışkırtmaya çalıştığı halde; yüreği hayvan, bitki, doğa sevgisi kadar insan sevgisiyle de dolu olan, yüreği merhametle, acıma duygusuyla dolu olan Melek Yoldaş’ımız, Hacer Abla’mız, yaşlı ve hasta bir kadına, kendine kötülük de etmiş olsa, eziyet edemeyeceğinden ve de bir oğulun annesi için yalvarmaları karşısında duyarsız kalamayacağı için şikâyetinden vazgeçme erdemliliğini göstermişti.

Yüreği insan, hayvan, doğa, ağaç sevgisiyle dolu Genel Başkan’ımız ve Eşi Hacer Yoldaş’ımız, diğer “Kedi Davaları”nın bazılarından tamamen hukuka aykırı olarak cezalar alırken, AKP’giller’den oluşan güruhun beraat etmesi, Yargının AKP’giller’in hukuk bürolarına dönüştüğü şeklindeki tespitimizi bir kez daha doğrulamıştır.

Hacer Abla’mızın şikâyeti üzerine açılan bu davada, savcılık başlangıçta şikâyetin hiçbir delile dayanmadığı, soyut olduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti. Oysa şikâyet dilekçesinde deliller de, tanık adresi de verilmişti. Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin bu karara, tanığımız dinlenmediği için yaptığımız itiraz yerinde görülerek, sanıklar hakkında hakaret ve tehdit suçları isnadıyla dava açıldı.

Sanıkların hiçbir tanık gösteremediği ve hiçbir delil sunamadığı davada dinlenen tanığımız, sanıkların isnat edilen suçları işlediğini kanıtlayacak, görme ve duymaya dayalı tam bir netlik arz eden anlatımları karşısında beraat umudunu yitiren sanık vekili, davayı önceki sonuçlanan “Kedi Dava”larıyla karıştırarak, savunmasını davanın mükerrer olduğu tezine dayandırmaya çalıştı.

Hâkim değişikliğine, Mahkemenin yeni hâkiminin 27. Asliye Ceza Mahkemesinde henüz daha iki duruşma yapmış olmasına rağmen, alışılanın aksine, hâkim değişikliği nedeniyle dosyayı incelemeye almayıp, hüküm kurdu. Sanık vekillerinin mükerrerlik iddiasını reddederek tanık anlatımını da es geçerek tüm sanıkların beraatlerine karar verdi.

“Hayvansevenler cezalandırılırken, hayvansevenlere hakaret eden hayvan düşmanları beraat ettiriliyor” şeklindeki tepkimize karşılık, hâkim: “Olan olmuş, sanıklar taşınmış, olay bitmiş.”, türünden hukuki değeri olmayan bir açıklamayla kararını savunmaya çalıştı.

DNA’larında hayvan, bitki, doğa düşmanlığı kodlanmış olan bu güruh ve onları koruyan AKP’giller iktidarı ve onların hukuk bürolarına dönüşen yargı, öfkemizi biriktirmeye devam ediyor. Şanlı Gezi İsyanı’mız da bunların hayvan, bitki, doğa düşmanlıklarına bir tepki olarak patlamadı mı zaten.

Şimdi istinafa gideceğiz. Bakalım oradan ne çıkacak? Hiçbir siyasi görüşün veya baskının etkisinde kalmadan, kararını sadece hukuka dayandıran hâkimlerin tek tük de olsa hâlâ kalmış olmasını umuyoruz.

Ne yaparlarsa yapsınlar! AKP’giller’in mahkemeleri ne kararlar verirse versin, eninde sonunda Kazanan/Yenen biz olacağız, insanlık olacak, hayvanseverlik, ağaçseverlik, doğaseverlik olacaktır. 14.09.2017

Kurtuluş Partili Hukukçular

ETİKETLER: