400 insanın canına mal olan 15 Temmuz Kanlı Ganimet Paylaşım Savaşı’nın şef konumundaki iki aktörü…

20.07.2022
29
A+
A-

Kaçak Saraylı Hafız!

Sahte Tarih inşa etmek, sahte zaferler kazanmış görünmek için hiç boşuna çaba gösterme…

Bak, ne oldu geçen 15 Temmuz’da?

Sen, Kaçak Saray’ının Arka Bahçelisi ve tüm avaneniz onca çaba göstermesine rağmen, Saraçhane Meydanı’na ancak dört beş bin kişi toplayabildin. Bırakalım 20 milyonluk İstanbul’u, tüm Marmara ve Orta Anadolu’dan insan taşıma gayretlerinize rağmen bir sonuç alamadınız.

Bu da ne anlama geliyor, Hafız?

Artık 15 Temmuz yalanlarınıza, kandırmacalarınıza bir avuç meczubunuzun dışında kimse inanmıyor…

Çıkar ortaklığı ederek tüm Türkiye’nin yağmalanmasından pay verdiğin suç ortakların bile, hırsızlık ortakların bile 15 Temmuz yalanlarınıza inanmıyor ve sizin ısrarlı çağrılarınıza, gövde gösterisi yapma heveslerinize itibar etmiyor.

Şu kesin bir gerçektir ki; 15 Temmuz’un atbaşı giden iki suçlu tarafı varsa, ki vardır, bunlardan biri FETÖ’dür, diğeri de senin şefliğindeki Kaçak Saray avanesidir. Tabiî her ikinizi de oynatan, devşiriciniz, efendiniz, büyük patronunuz, kanlı zalim ABD Emperyalist Haydududur. Onun casus örgütleridir, onun Pentagon’udur, Washington’udur.

En kaşar avanenden, neredeyse uzun ömrünün yarısını Mecliste geçirmiş olan Cemil Çiçek bile geçenlerde dedi ki; “15 Temmuz’u ABD planladı.” Evet, aynen öyledir. Ömründe ettiği birkaç doğru sözden biridir bu, Cemil Çiçek’in.

Fakat ABD, o planı FETÖ’nün hezimeti üzerine kurguladı. Siz on yıllar boyu el ele vererek yıktığınız, Kuvayimilliye’nin zaferi üzerine inşa edilmiş Laik Cumhuriyet’in mirasını aranızda paylaşmak için bir kanlı hesaplaşmaya ve Paylaşım Savaşı’na giriştiniz. Olanın hepsi budur.

Tabiî Feto, İblisçe zekasına, kıdemine, deneyimlerine rağmen, itildiği harekâtın kendisi açısından bozguna kurgulandığını göremedi. Çünkü o, 1950’li yıllardan itibaren hep CIA’nın kucağında oynadı. Ve CIA ve arkasındaki Haydut Devletin bütün güçleri onun önünü açtı. Ona siyasi, ekonomik, sosyal her türlü desteği sundu. Buradan hareketle Feto de sandı ki bu son hareketinde de CIA aynı şekilde davranacak ve kendisine kesin bir zafer daha kazandıracak. Fakat iş umduğu gibi olmadı. Onun için tam bir şok oldu. Çünkü gelinen aşamada o, işlevini büyük ölçüde tamamlamıştı. Devletin tüm kurumlarına sızmış, Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Poyrazköy vb. CIA tezgâhı ve yönetimi altındaki operasyonlarla Türk Ordusu’nun, Türkiye üniversitelerinin ve aydınlarının direncini kırmış, onları darmadağın etmişti. Bir anlamda bu güçlerin en savaşkanı olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “groggy” -sağlıklı düşünüp davranamayacak- hale getirmişti.

Gerisini ise işte 15 Temmuz’da kazandığı bu CIA zaferi sayesinde Tayyipgiller getirecekti. Yani savunmasız hale getirilmiş Türk Ordusu’na son darbeyi indirip onu yere uzatacak olanın Tayyipgiller olması kurgulanmıştı. İşte bu sebeple de yenilgiye kurgulanmış bir dövüşe çekilerek FETÖ’nün askerleri tuzağa düşürüldü ve imha edildi.

Planın aslını Tayyipgiller tabiî ki baştan itibaren biliyordu. Tayyip’in, FETÖ’nün başlattığı savaşı-Ganimet Paylaşım Harekâtını başlangıçta saat dört-dört buçukta eniştem Ziya’dan aldığım bir telefonla öğrendim dedi. Sonrasında ise bu yalanın hiç kimse tarafından yenmeyeceği, sanırız yakınları tarafından da kendisine söylenince, saati 21.00-21.30’a çekti. O saatte eniştem Ziya’dan aldığım bir telefonla öğrendim şekline dönüştürdü yalanını. Bu yalanlara artık, yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir avuç meczubun dışında inanan kalmadı.

Bakın, bu yalanı nasıl söylediğini de izleyebilirsiniz:

***

Videonun Tapesi:

Melih Altınok: O gün, darbe günü, darbeye giden süreçte ne zaman haberdar oldunuz böyle bir hareketlenmeden, niye geç bu kadar iletildi?

Tayyip Erdoğan: Tabiî bu işin, yani olayın kronolojisi olarak bakacak olursak; 21.15 civarında filan Ankara ve İstanbul civarında askeri araç gereçlerin bir hareketlenme içerisinde olduğuna dair bir böyle bir şeyin başladığını duyuyoruz. Ama ben tabiî en önemlisi, saat 21.30 gibi, o civarlarda, daha önce artık saatleri de karıştırmıştık, eniştem beni arıyor.

Melih Altınok: 21.30’da sizi enişteniz arıyor.

Tayyip Erdoğan: 21.30’da beni arıyor ve diyor ki, Beylerbeyi Sarayı’nın orada bir hareketlilik var. Asker orada işte araçlarla geldi ve sivil araçların köprüye girişini engelliyor, durdurdular, diyor.

Tabiî bu haberi aldıktan sonra, yani ben inanamadım yani. Ve kendisine dedim ki “Ya Ziya dalga mı geçiyorsun, ne alakası var”, filan. Yani bu derecede şey yaptık filan…

***

Saygıdeğer arkadaşlar;

Saadet Partisi Başkanı, Sivas Madımak Katliamı’nın eli kanlı faillerinden olan Temel Karamollaoğlu bile diyor ki; yıllar öncesinden FETÖ’nün böyle bir askeri harekât hazırlığı içinde olduğunu defalarca Erdoğan’a ve çevresine ilettik. Buna rağmen onlar bizim bu uyarılarımızı ciddiye alıp hiçbir önlem almadılar. (https://www.politikyol.com/saadet-partisi-genel-baskan-yardimcisi-darbe-girisimi-ile-ilgili-bilgileri-savunma-bakanina-2013te-bildirdik/)

Kaldı ki 28 Şubat 1997 MGK’sinde o kararları aldıran saygıdeğer askerlerimiz, aynen şu olağanüstü doğru, haklı, meşru ve yasal uyarılarda bulunuyorlardı.

***

1-Anayasamızda cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer alan ve yine anayasanın 4’üncü maddesi ile teminat altına alınan laiklik ilkesi büyük bir titizlik ve hassasiyetle korunmalı, bunun korunması için mevcut yasalar hiçbir ayrım gözetmeksizin uygulanmalı, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılmalıdır.

2-Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Milli Eğitim Bakanlığı’na devri sağlanmalıdır.

3-Genç nesillerin körpe dimağlarının öncelikle cumhuriyet, Atatürk, vatan ve millet sevgisi, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihrakların etkisinden korunması bakımından:

a-8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı.

b-Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği Kuran kurslarının Milli Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve kontrolünde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

4-Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık, aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü, milli eğitim kuruluşlarımız, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır.

5-Yurdun çeşitli yerlerinde yapılan dini tesisler belli çevrelere mesaj vermek amacıyla gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapılmamalı, bu tesislere ihtiyaç varsa, bunlar Diyanet İşleri Başkanlığı’nca incelenerek mahalli yönetimler ve ilgili makamlar arasında koordine edilerek gerçekleştirilmelidir.

6-Mevcudiyetleri 677 sayılı yasa ile men edilmiş tarikatların ve bu kanunda belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli, toplumun demokratik, siyasi ve sosyal hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmelidir.

7-İrticai faaliyetleri nedeniyle Yüksek Askeri Şura kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ilişkileri kesilen personel konusu istismar edilerek TSK’yi dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının silahlı kuvvetler ve mensupları aleyhindeki yayınları kontrol altına alınmalıdır.

8- İrticai faaliyetleri, disiplinsizlikleri veya yasadışı örgütlerle irtibatları nedeniyle TSK’dan ilişkileri kesilen personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı ile teşvik unsuruna imkan verilmemelidir.

9- TSK’ya aşırı dinci kesimden sızmaları önlemek için mevcut mevzuat çerçevesinde alınan tedbirler; diğer kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniversite ve diğer eğitim kurumları ile bürokrasinin her kademesinde ve yargı kuruluşlarında da uygulanmalıdır.

10-Bu maddenin tam metnini Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini ilgilendirdiği için yayınlayamıyoruz.

11-Aşırı dinci kesimin Türkiye’de mezhep ayrılıklarını körüklemek suretiyle toplumda kutuplaşmalara neden olacak ve dolayısıyla milletimizin düşmanca kamplara ayrılmasına yol açacak çok tehlikeli faaliyetler yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmelidir.

12-T.C. Anayasası, Siyasi Partiler Yasası, Türk Ceza Yasası ve bilhassa Belediyeler Yasası’na aykırı olarak sergilenen olayların sorumluları hakkında gerekli yasal ve idari işlemler kısa zamanda sonuçlandırılmalı ve bu tür olayların tekrarlanmaması için her kademede kesin önlemler alınmalıdır.

13-Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye’yi çağdışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mani olunmalı, bu konudaki kanun ve Anayasa Mahkemesi kararları taviz verilmeden öncelikle ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında titizlikle uygulanmalıdır.

14-Çeşitli nedenlerle verilen, kısa ve uzun namlulu silahlara ait ruhsat işlemleri polis ve jandarma bölgeleri esas alınarak yeniden düzenlenmeli, bu konuda kısıtlamalar getirilmeli, özellikle pompalı tüfeklere olan talep dikkatle değerlendirilmelidir.

15-Kurban derilerinin, mali kaynak sağlamayı amaçlayan ve denetimden uzak rejim aleyhtari örgüt ve kuruluşlar tarafından toplanmasına mani olunmalı, kanunla verilmiş yetki dışında kurban derisi toplattırılmamalıdır.

16-Özel üniforma giydirilmiş korumalar ve buna neden olan sorumlular hakkında yasal işlemler ivedilikle sonuçlandırılmalı ve bu tür yasadışı uygulamaların ulaşabileceği vahim boyutlar dikkate alınarak, yasa ile öngörülmemiş bütün özel korumalar kaldırılmalıdır.

17-Ülke sorunlarının çözümünü “Millet kavramı yerine ümmet kavramı” bazında ele alarak sonuçlandırmayı amaçlayan ve bölücü terör örgütüne de aynı bazda yaklaşarak onları cesaretlendiren girişimler yasal ve idari yollardan önlenmelidir.

18-Büyük Kurtarıcı Atatürk’e karşı yapılan saygısızlıklar ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki 5816 sayılı kanunun istismar edilmesine fırsat verilmemelidir. (https://tr.wikisource.org/wiki/28_%C5%9Eubat_Kararlar%C4%B1)

***

Ne deniyor bu kararlarda genel olarak?

Anayasa ve kanunlar, herkese karşı titizlikle, esnetilmeksizin uygulansın. Anayasa ve kanun dışı bir gidiş var şu anda. Türkiye hızla tarikatların, cemaatlerin ve bilumum Ortaçağcı güçlerin cirit attığı ve Türkiye’yi adım adım karanlık bir Ortaçağ Ümmet Konağına çekip götürmeye çalıştığı bir süreç yaşıyor. Bunu engellemek için Anayasa ve kanunlar harfiyen uygulansın. Yetersiz kalan durumlarda yeni kanunlar çıkarılsın.

Buna Laik Cumhuriyet’i savunan, Kuvayimilliye ve Mustafa Kemal Gelenekli bir tek yurtsever karşı çıkabilir mi? Bu 18 maddelik kararların bir teki olsun yanlıştır, diyebilir mi?

Hayır, diyemez.

Laik ve namuslu kalmak kaydıyla hiç kimse bu kararların bir tekine yanlıştır, diyemez.

Bunların olağanüstü doğru olduğu, sonrasında yaşanan olaylar tarafından da çok net bir şekilde herkese gösterilmiştir. Eğer o kararlar uygulanmış olsaydı, Türkiye ne 15 Temmuz’u yaşardı ne Suriye bataklığına daldırılırdı ne de bugün olduğu gibi Türkiye’nin uluslararası plandaki saygınlığı dibe vurmuş bulunurdu.

Fakat 8 yıllık eğitim dışında bunların hiçbiri uygulanmadı. O da bir süreliğine uygulandı. Bilindiği gibi Tayyipgiller “4+4+4” madrabazlıklarıyla eğitimin de canına okuyup tüm ortaöğretim kurumlarını Medreselere döndürmeyi başarmışlardır.

Ve Ortaçağcı gidişin başmimarı olan Tayyipgiller nam mafyatik, ABD yapımı çıkar örgütü, o kararların alınmasında etkin olan generallerimizin tamamını, ileri yaşlarına rağmen zindanlara doldurup orada ölüme terk etmiştir. Aslında o generallerimizin tamamının alınlarından öpülerek çok doğru öngörülerde bulundukları için madalyalarla ödüllendirilmeleri gerekir. Tarih bu görevi yapacaktır muhakkak.

Gelelim Feto’nun 1999’da medyaya düşen kasetlerine:

Orada, aşağıdaki video ve tapesinde görüleceği gibi Feto açıkça hedeflerinin Türkiye’de devleti bütünüyle ele geçirmek olduğunu ve bunun hangi yöntemler kullanarak ve hangi yollar izlenerek yapılabileceğini açık seçik anlatmaktadır. İşte video ve tapesi:

***

Videonun Tapesi:

İster maddi güçleri bakımından, isterse kendi ülkelerindeki güç kaynakları ve gücü temsil eden kaynaklar bakımından, isterse ilim mahfilleri açısından, isterse toplumun büyük kesimlerine, büyük kısımlarına bu duygu düşünce ile ulaşmaları açısından belli bir noktaya ve kıvama gelecekleri ana kadar, bu şekilde hizmete devam etmeleri [gerekiyor].

Yanlış bir şey yapar, kıvama ulaşılmadan özleri ile tam bütünleşmeden, gereken mesafe alınmadan bir kısım erken vuruş diyebileceğim çıkışlar yaparlarsa dünya başlarını ezer. Ve Müslümanlara Cezayir’deki hadise gibi yeni bir hadise yaratırlar. Suriye’deki 82 vakası gibi bir fecaat yaşatırlar. Her sene Mısır’da yaşanan fezahat ve fecaat gibi bir fezahat ve fecaat yaşatırlar.

Firavunlar çağını yaşıyoruz. Toprak firavun bitirmek için pek mümbit. Böyle bir dönemde tam özünüzü bulacağınız kıvama ereceğiniz ana kadar, dünyayı sırtınıza alıp taşıyabilecek güce ulaşıncaya kadar, o kuvveti temsil edeceğiniz şeyler elinizde olacağı ana kadar, Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar, her adım erken sayılır.

Her adım yirmi gününü doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir. Civcivleri terk eden bir kuluçka gibi civcivleri doluya, fırtınaya terk etmek gibi bir şeydir.

Ve burada yapılan şeyler bunlardır. Burada yapılan şeyler mikro planda dünya ile hesaplaşma işidir. Biz buyuz, sesimiz soluğumuz bu. Bunca kalabalık içinde ben bu duygu-düşüncemi sözde mahremce anlattım. Ama sizin mahremiyete sadık, mahremiyet mevzuunda hassas duygularınıza sığınarak anlattım. Biliyorum ki, elinizdeki meyve sularının boş kutularını dışarı çıkarken bir çöp kutusuna attığınız gibi, bu düşünceleri de açık olma yanıyla çöp kutusuna atıp geçeceksiniz.

Arz edebildim mi?

Sırrın senin esirindir.

***

Feto, daha açık başka nasıl anlatsın hedefini?

Şurada söylenenleri dinleyince, eşekler bile anlar be Feto’nun nihai amacının devleti tümden ele geçirmek olduğunu. Ama Tayyip o günlerde ve sonrasında, kankisi olduğu Feto’ya geniş salonlarda yapılan etkinliklerde kürsüye çıkıp hamasi övgü, sevgi ve hasret nutukları atıyordu. Sadece Tayyip değil, Milyar Ali’sinden Bekir Bozdağ’ına, Davidson Ahmet’ine, İ. Melih’ine, Bülent Arınç’ına kadar. Saymakla bitmez Tayyipgiller’deki FETÖ’cüler.

Feto’ya övgü düzmeyen, onunla iş tutmayan bir tekiniz oldu mu hiç?

Şimdi de kalkıyorlar, hiç utanıp arlanmadan sağda solda, muhalif kanatta FETÖ’cü arıyorlar. Yahu FETÖ’nün bir numaralı siyasi ayağı sizsiniz. Tayyipgiller avanesidir. “Ne istediler de vermedik?” diyerek devleti Feto’yla paylaşan Tayyip değil mi ya?

Bunlar 84 milyonu apaçık biçimde eşek yerine koyuyorlar. Hani var ya meczuplaştırdıkları bazı zavallılar… Sokak röportajlarında soruyor gençler: “Cumhurbaşkanımız Erdoğan Aya dört şeritli yol yapacakmış, yapılabilir mi sizce?” diye. Duraksamadan cevap veriyor kafayı yakmış meczup: “Cumhurbaşkanımız demişse yapılabilir, niye yapılmasın?”, diyor.

Bunların cahili böyle de okumuşu farklı mı?

Alın işte size bir örnek daha. Bugünlerin, hani ne derler, moda ikonu diye. İşte bu da Tayyipgiller siyasetinin moda ikonlarından biri. Tayyip bunu rektör de yapmış bir dönem. Şu anda da kadersiz memleketim Konya’nın Selçuk Üniversitesinde öğretim üyesiymiş; Prof. Dr. Mazhar Bağlı…

Bakın ne diyor ya:

***

Videonun Tapesi:

Bakın bu FETÖ Terör Örgütü, bitiriyorum efendim, darbeye kalkıştığı zaman Türkiye Cumhuriyeti Tarihinde ilk defa toplum, hakikaten hiç kimsenin tahmin edemeyeceği ve öngöremeyeceği büyük bir kahramanlık destanı yazarak inanılmaz bir başarı elde etti. İnsanlar 11’inci kattaki apartmanın üzerine çıkarak, alçaktan uçan uçağa kafa atarak şehit oldular.

***

Vatandaş Mazhar Bağlı diyor kendine. Fakat açıkça görüldüğü gibi bağı çözmüş bir şekilde. Ve özgürleşmiş… Düzgün, kendi içinde anlamı olan cümle kurmakta bile başarılı olamıyor. Acı… Yardıma ihtiyacı var aslında. Benzeri sözde bilim adamı, akademisyen kimlikli, kafayı yakmış tip çoktur Tayyipgiller’de. Bir de Hz. Nuh’un kendisinden uzakta bulunan oğluyla cep telefonuyla Tufan anında konuştuğunu iddia eden, sözde öğretim üyesi vatandaş vardı, değil mi: Yavuz Örnek. Görelim:

***

Videonun Tapesi:

Pelin Çift: Mesela meseleyi uzaylılara bağlayan da vardı, anlatabiliyor muyum? Yani şunu anlamaya çalışıyorum. Bu konuyla ilgili siz bir mantık süzgecinden geçirdiğinizde veya Denizcilik ya sizin alanınız; bu kadar suyu ancak olsa olsa böyle olur diyerek de buna varmış olabilirsiniz, ona da bir şey demiyorum. Ama tüm bu dönemde, oradaki insanların tümünün böyle bir teknolojiye sahip olduğunu nereden biliyoruz?

Yavuz Örnek: Peki, şöyle bir şey söyleyeyim. Şimdi Kur’an’ı Kerim’de Allahüteala buyuruyor ki oğluna, o suda boğulan oğluna, diyor ki gel gemiye bin, diyor.

Ama nasıl diyor biliyor musun?

Gemi dağlar gibi dalgaların arasında giderken Nuh Aleyhissellam oğluna seslendi: Oğlum, yavrucuğum gel gemiye bin. Şimdi şöyle söyleyeyim: Gemi dağlar gibi dalgalar ne demek?

En az 300 metre yüksekliğinde, 400 metre yüksekliğinde dağ demektir, dalga demektir. Peki, en yakınındaki kişi nerede olur bu? Herhalde Bolu Dağı’nda veya Erciyes Dağı’nda olur. Yani çok çok yüksekte uzakta bir yerde olacak, değil mi efendim?

400 metre yüksekliğinde dalga, denizin üzerinde dalga. Ve oğlu yüzlerce kilometre uzakta. “Oğluyla konuştu”, diyor. Allahüteala buyuruyor, Kur’an’ı Kerim’de bu var.

Peki, nasıl konuştu?

Ha, mucize, olabilir. Ama bize göre cep telefonuyla konuştu. Çünkü, bakın çünkü… Oğlu deseydi ki peki babacım geliyorum. Nasıl gelecekti? O gemiye 400 metre yüksekliğindeki dağların arasında giden gemiye nasıl gelecekti?

Uçan bir cisimle gelecekti efendim. Başka gelme yolu yoktu. Nasıl gelecekti? Ancak ve ancak uçan bir nesneyle gelecekti.

***

İşte böyle acınası vatandaşlar da hep bu kahredici Ortaçağcı gidişin yarattığı tiplerdir. Tarikatların, cemaatlerin, Kur’an Kurslarının, İmam Hatip Okullarının zihin hasarına uğrattığı kişilerdir.

Bunlarla nereye gider bir ülke?

Çağdaş dünyada bağımsızca yaşamasına imkan olabilir mi böyle bir memleketin?

Akıl ve mantık kalmamış ki bunları bilimle yüzleştirebilesin. Doğanın, dünyanın ve toplumun gerçekleriyle yüzleştirebilesin.

Neyi görebilir, neyi anlayabilir bunlar?

Hiçbir şeyi…

Tabiî Tayyip işte 1950’den bu yana harıl harıl yedi yirmi dört çalışan tarikatların, cemaatlerin yetiştirip hazır mama misali önüne koyduğu insanlara güveniyor. “FETÖ bizi kandırdı. Ben FETÖ’yle mücadele eden kahraman Reisim” diye böyle insanlara pazarlayabiliyor ve satabiliyor kendisini. Ve Türkiye’nin bunlardan ibaret olduğunu sanıyor.

Ama o devir geçti artık. Ekonomik yıkım, insanların içine düşürüldüğü Orta Afrika ülkeleri benzeri işsizlik, açlık ve sefalet durumu böylelerini bile Tayyipgiller’den uzaklaştırmaya itiyor gayrı. Hem de kitleler halinde…

Ve ayrıca, Tayyip’in de katılmış olduğu 2004 MGK’sinin kararları var, FETÖ’nün ve Ortaçağcı din derebeyliklerinin ülkemiz için yarattıkları tehlikeler hakkında. Bu kararlarda da çok doğru tespit, öngörü ve uyarılar var. Yapılması gereken çözüm önerileri var. Görelim o MGK kararlarını da:

***

GÜLEN’İ BİTİRME KARARI 2004’TE MGK’DA ALINDI

“Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerine karşı alınması gereken tedbirler” başlığıyla MGK’da alınan kararda, “ağır yaptırımlar için eylem planı hazırlanmalıdır” dendi.

İŞTE ÇOK TARTIŞILACAK O BELGE

25 Ağustos 2004 günü yapıları MGK’da içeride bu imzalar atılırken, dışarıya bir cümlelik şu açıklama yapıldı: “Ülke genelindeki güvenlik ve asayiş durumunun değerlendirilmesi yapılmış, Irak’a ilişkin gelişmeler ayrıntılı biçimde gözden geçirilmiştir…” Ayrıca MGK toplantısında, dönemin Dışişleri Bakanı Gül’den, Gülen okulları ve Milli Görüş’e yardım edilmesi için elçiliklere gönderilen genelgelerin geri çekilmesi de istendi…

KARAR 2004’TE, MGK’DA VERİLMİŞ

25 Ağustos 2004 tarihli MGK toplantısında, Gülen grubuna karşı bir eylem planı hazırlanması kararı alındığı ortaya çıktı. Kararın altında dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı Gül’ün de imzaları bulunuyor.

Milli Güvenlik Kurulu’nun, 2004 yılı Ağustos ayında yaptığı toplantıda, “Fethullah Gülen grubunun faaliyetlerine karşı alınması gereken tedbirler” başlığıyla, “Cemaate karşı bir eylem planı hazırlanması”, tavsiye kararı olarak hükümete bildirilmiş.

MGK kararında, “Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen grubuna” ait kurumların faaliyetlerinin engellenmesi için, “Ağır yaptırımlar getiren yasal düzenlemeler yapılmalıdır, eylem planı hazırlanmalıdır” deniyor. (https://www.sozcu.com.tr/2013/gundem/guleni-bitirme-karari-2004-mgkda-alindi-414756/)

***

Saygıdeğer arkadaşlar; bu kararlar olsun uygulanabilseydi, FETÖ ve diğer Ortaçağcı tarikat ve cemaatler (tabiî Tayyipgiller de bu Ortaçağcı güçlerin içinde bir tarikat olarak vardırlar), bu denli gelişip Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu uçurumun kenarına getirebilirler miydi?

15 Temmuz filan zaten hiç olamazdı. Fakat Tayyip’in en yetkililerinden olan bir avanesinin de söylediği gibi o kararlar çöpe atıldı. Hiçbir biçimde uygulanmadı. Kağıt üzerinde kaldı sadece. İşte kanıtı:

“2004 yılı ağustos ayı MGK’sında Fethullah Gülen hareketini bitirme planı imzalandı. Taraf gazetesinde MGK kararı belgesiyle yayınlanan o iddiaya Başbakan’ın baş danışmanı Yalçın Akdoğan Twitter’dan yanıt verdi. Akdoğan, ‘2004’teki MGK kararı hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiş, hiçbir Bakanlar Kurulu kararı alınmamış, hiçbir işlem yapılmamıştır’ dedi.” (https://www.cnnturk.com/guncel/rusya-40-alman-diplomati-istenmeyen-kisi-ilan-etti)

Kim bunu söyleyen?

Tayyip’in başdanışmanlarından Yalçın Akdoğan…

Sadece kurumlar değil, yürekli, namuslu kişiler de var, FETÖ’nün ve benzeri Ortaçağcı güçlerin Türkiye’yi nasıl bir felakete sürüklemekte olduğunu ortaya koyan. Hem de yıllar öncesinden.

İşte namuslu aydınımız Aziz Nesin tâ 1993’te, Madımak Katliamı’nın hemen sonrasında şu açık, net, kesin uyarı ve öngörülerde bulunuyor:

***

Videonun Tapesi:

Daha önemlisi, bu açı böyle büyüyor. Tâ işte Haçlı Seferi ondan başladı, İmam Hatip Okullarından başladı, bu okuldan çıkanlar devletin içine girdi, devletin %50’sinden fazlası bunların içerisinde. Yargıç bunlardan oldu, avukat bunlardan oldu, hekim bunlardan oldu, mühendis bunlardan oldu, belediye başkanı bunlardan oldu, şimdi onlar karşımızda…

Bu böyle burada kalmayacak; uğraşıyorlar şimdi.

Neye uğraşıyorlar?

Görüyoruz ki Orduyu ele geçirmek. Bu seçim yoluyla halka eroin gibi gericiliği vere vere, halk daha çok gericilik istiyor, buraya geldi. Demokrasi de halkın isteğidir, bunu istediği yere getiriyorlar. Bu yolla olmazsa, iktidara geçemezlerse orduya girmek…

Bütün Askeri Okullara her sene beş yüz, bin, iki bin kişi ihraç ediliyor. Şimdi durmadan İmam Hatip Okullarından çıkanları Harbiye’ye sokmak istiyorlar. Yarın çok büyük felaket gelecektir bu Türkiye’nin başına. Bunu söylüyorum ve üstelik çarpıtarak düşünceleri, beni halkın düşmanlığına maruz bırakmak için de dış etkenlerin etkisiyle ben bunları yazmışım, diyor.

Asıl dış etkenlerin etkisinde kalanlar kimler? Asıl Suudi Arabistan’ın, asıl İran’ın etkisinde kalanlar kimler?

Ben onlar gibi para alıyor demiyorum hiçbir zaman demedim böyle bir şey. Ne alıyorlar bilmiyorum ama aldıkları bir şey var. Maddi bir şeydir, değildir, onu bilmem. Söyleyeceğim budur.

Türkiye’nin uyanması gerekir, aydınların uyanması gerekir, çok kötüye gidiyor Türkiye bu kadar açık söylüyorum.

***

Bu sese kulak veren oldu mu hiç?

Hayır, tam tersine, Ortaçağcı güçler tarafından küfür ve hakaret yağmuruna tutuldu Aziz Nesin yıllar boyu.

Biraz daha yakına gelelim. 2009’da yine namuslu, yiğit aydınımız ve siyasetçimiz Kamer Genç, Mecliste Tayyipgiller tayfasının FETÖ güzellemelerine karşı şu tepkiyi ortaya koyuyor:

***

Videonun Tapesi:

Kamer Genç: Ben diyorum ki, Fetullah Gülen’in 700 tane öğrencisini getirip de, Bülent Arınç şiir okutup da “Bu şiirleri kim yazdı Fetullah Gülen’e, demeye hakkı var mı bunun? Bunun var mı? Var mı bunun?

AKP Milletvekili: Türkçe konuşuyor çocuklar, yazıklar olsun.

Kamer Genç: Efendim Türkçe konuşmaktan iftihar ederim. Getir Güneydoğu’da o kadar çocuk var, okumayan insanlar var. Eğer hakikaten vatanseversen, evvela sen kendi memleketindeki gençleri, okumayan insanları onları okut, onları bu memleketin sadık vatandaşları yap, onlara emek ver.

Şimdi arkadaşlar Türkiye’de bakın hepiniz de benden iyi biliyorsunuz, Amerika’ya giden özellikle AKP Milletvekilleri Fetullah Gülen’i ziyaret ediyorlar. Şimdi bu Fetullah Gülen’i bir gün bu mecliste açalım, kimdir bu arkadaşımız, ne yapmak istiyor, Türkiye’de bunun bu sermayesi nereden geliyor, acaba Türkiye’deki, rejimdeki rolü nedir? Bunları bir araştıralım, niye çekiniyorsunuz?

Yarın bunun en büyük zararını siz çekeceksiniz. Ben çekmem, benim zaten düşüncelerim belli. Benim düşüncelerim belli olduğu için araştıralım. Türkiye için çok büyük tehlikeye gelmiş.

***

Bu namuslu uyarıya karşı ne yapıyor Tayyipgiller avanesi Mecliste?

Görüldüğü gibi saldırıyorlar.

Bir de utanmadan “Biz FETÖ’nün siyasi ayağını arıyoruz”, diyorlar değil mi?

İşte siyasi ayak. Balkabağı gibi ortada duruyor ya…

Siyasi ayağın kallavisi Tayyipgiller’in tâ kendisidir. En başta gelenidir. Meclisteki Amerikancı Beşli Çete’nin diğer üyeleri de lokomotifin arkasındaki vagonlar gibi Tayyipgiller’in arkasındadır, siyasi ayak kapsamında.

Dedik ya hep; bunlar 84 milyonu eşek yerine koyuyorlar, diye. Aynen öyle yapıyorlar, saygıdeğer arkadaşlar…

Gelelim bugüne…

Tayyip’in şu anda en kaşar ve sadık destekçilerinden olan Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, bakın ne diyor, 15 Temmuz gününe ilişkin olarak:

“Aslında ülkenin darbeye gitmekte olduğunu herkes biliyordu. Öğle vaktinde MİT’in de, TSK’nın da darbe olacağından haberleri vardı. Akşamdan önce darbe olacağının bilindiğini darbeciler de biliyordu. O günlere dönelim:

“12.30 gibi Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli bir subay MİT’e giderek, FETÖ üyesi askerler tarafından MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın alınması için kuruma saldırı olacağını ihbar etti.

“Fidan, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’i telefonla aradı, konu hakkında bilgi verdi. Bu görüşme sırasında DİB Başkanı Görmez, Suriye’den gelen bir misafiri ile birlikte oradaydı. 16.00’dan sonra Fidan tarafından Karargâh’a gönderilen Müsteşar Yardımcısı, Güler’i bilgilendirdi.

“Güler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’a detaylı bilgi verdi ve Fidan’ı Karargâh’a davet etti…” (https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/15-temmuza-dogru-39626.html)

Demek ki neymiş, Tayyip?

15 Temmuz günü öğle üzeri sen de adın gibi biliyormuşsun FETÖ’yle bir Ganimet Paylaşım Savaşı’na girmek üzere olduğunuzu…

Bak, bunu biz söylemiyoruz. Adamın, 20 yıldır seni canhıraş bir biçimde savunan Ortaçağcı Din Devleti tutkunu arkadaşın Abdurrahman Dilipak söylüyor. Ama senin hayatın yalan olduğu için yalanlarla milleti kandırayım, buradan uyduruk da olsa, iler tutar yanı olmasa da bir kahramanlık masalı çıkarayım, diye uğraşıp duruyorsun.

Tabiî yalnız sen değil. Çevrene topladığın bilumum çıkar ortakların da…

15 Temmuz sonrasının ilk günlerinde yere göğe sığdıramadığınız Özel Kuvvetler Komutanınız Zekai Aksakallı ne demişti tanık ifadesinde mealen?

“Ben bu işi anlayamadım. Silahlı Kuvvetler’de mesai saate bağlı değildir. Böylesi kuşkulu durumlarda komutan, ikinci bir emre kadar hiç kimse görev yerinden ayrılmayacak, diye tek cümlelik bir emir verir Türkiye’nin her yerindeki birliklerine, iş de biterdi. Benim anlamadığım, gündüzden en geç saat 14.00’ten itibaren FETÖ’nün saatler içinde yani akşam üzeri bir paylaşım savaşına girişeceği ihbarı yapılmıştı bir Binbaşı tarafından, MİT’e bizzat gelinerek. Ve bu ihbarı anında Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’a iletmişti Hakan Fidan. Saat 16.00’da da Genelkurmay’a giderek komutanlarla bir durum değerlendirmesi toplantısı yapmışlardı. Neden böyle bir emir vermediler, Türkiye’nin her yerindeki askeri birliklere? Eğer böyle bir emir verilmiş olsaydı hiçbir birlik kışlasından çıkamazdı, FETÖ de bir askeri paylaşım savaşına girişemezdi.”

İşte bu ifade sonrasında Zekai Aksakallı Paşa’nın sesi soluğu duyulmaz oldu. Onu anında gündemden ve gözlerden düşürdüler. Bir daha hiç sesinin duyulmasına izin vermediler.

Demek ki Yoldaşlar; Tayyipgiller, CIA’nın kurguladığı doğrultuda FETÖ’cülerle kanlı bir Ganimet Paylaşım Savaşı’na tutuşmayı göze almışlar. CIA’nın buyruğu öyleydi çünkü. Bir kanlı hesaplaşmaya girişilecek, her iki taraftan 400’ü aşkın insan hayatını kaybedecek, binlerce yaralı olacak ve hatta Tayyipgiller’in ne büyük fedakârlıklarla ve ne büyük kayıplar vererek bu zaferi kazandıkları dünya aleme ilan edilecek ve onların bu sahte zafere inanmaları sağlanacaktı.

Bunun olması için FETÖ’nün askerlerinin hiçbir stratejik önem ve anlam taşımayan Boğaziçi Köprüsü’nü tutmak gibi, Emniyetin önünü, Meclisin önünü, İBB’nin önünü bombalamak gibi harekâtlarda bulunması, Tayyipgiller’in de taraftarlarını sokağa çağırarak FETÖ’nün askerlerinin karşısına çıkarması gerekiyordu.

Bu meczup taraftarlarının arasına insan katletmekte uzmanlaşmış SADAT ve ASSAM üyesi, sayısı binleri bulan katil sürülerini de çıkarması gerekiyordu sahaya, hem de hazırlıklı bir biçimde. 20 yaşındaki melek yüzlü, melek kalpli Hava Harp Okulu öğrencilerini ve vatani görevlerini yapmak üzere asker olmuş, FETÖ’cü komutanları tarafından o an köprüye sürülmüş vatan evladı erlerimizi, boğazlarını keserek canavarca bir hisle katletmeleri için…

Hatırlanacağı gibi bu gerçeği Tayyip’in bir dönem Askeri Başdanışmanı olmuş SADAT Kurucu Başkanı ve ASSAM Başkanı Adnan Tanrıverdi’yle yine Tayyip’in bu kanlı işlerle ilgili teorik ve pratik donanıma sahip profesörü, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Nevzat Tarhan açık biçimde ifade etmişti, hatırlanacağı gibi. Bunların kendi ağızlarından itiraflarını 15 Temmuz’la ilgili bir önceki paylaşımımızda aktarmıştık. (https://www.hkp.org.tr/alayiniz-15-temmuzu-o-gece-enisten-ziyadan-ogrendi-degil-mi-tayyip/)

FETÖ’nün askeri harekâtını, aslında Tayyipgiller tarafından sokaklara dökülen insanlar ve SADAT-ASSAM mensubu katiller sürüsü önlemedi. Tam tersine, FETÖ’nün harekâtına karşı çıkan ve bunu açıkça ilan eden, Laik Cumhuriyet’e bağlı Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Ümit Dündar gibi komutanların tutumu önlemiştir, FETÖ’nün galip gelmesini. Yani Türk Ordusu’nun ezici çoğunluğu, FETÖ’cü askerlerin harekâtını desteklememiştir. Böyle bir askeri harekâtın da nasıl sonuçlanacağı besbellidir.

Diyelim ki FETÖ’nün askerleri Tayyipgiller’in çağrısıyla sokağa dökülen insanların tamamını öldürdü.

Sonrasında ne yapacak?

Yine yenilecek. Çünkü Türk Ordusu’nun ezici kütlesi bunları derdest edip hem silahlarından arındıracak hem de tutuklayacaktı.

Kaçak Saray avanesi ve onun her boydan ve soydan çığırtkanları, kopardıkları azgın naralarla bu gerçeğin üstünü örtmeye çabaladılar, altı yıldan bu yana. Fakat artık gerçek ortaya çıkmaya başladı. 15 Temmuz’da köprüde, üç yıl önce ayrıldığı eşi Erol Olçok ve oğlu Abdullah Tayyip Olçok’u kaybeden Nihal Olçok bile diyor ki; “15 Temmuz’u, ondan kazançlı çıkan kimse o yapmıştır.”

Yani sizin yaptığınızı söylüyor bu acılı kadıncağız, Tayyip…

Bu tespitin var mı başka bir açıklaması?

Yine namuslu bilim kadınımız Prof. Dr. Nurşen Mazıcı aynen şu tespiti yapıyor:

“15 Temmuz Askeri darbe değildir. Bu olay kime yaradı ise fail odur.”

Bakın; Tayyip’in İstanbul Belediye Başkanlığı döneminden itibaren yanından hiç ayırmadığı, onu Ulaştırma Bakanı, Meclis Başkanı ve Başbakan yaptığı Milyar Ali Yıldırım’ı bile götürmek (öldürmek) istiyor Tayyipgiller, 15 Temmuz gecesi, Erol Olçok’u götürdükleri gibi.

Erol Olçok’u Tayyip’e dirsek gösterip Kraliçe’nin Gül’üne yanaştığı ve onu kendi liderliğinde alternatif bir harekâta yüreklendirmeye çalıştığı için götürüyor, Tayyipgiller avanesi. Milyar Ali Yıldırım’ı ise, bu sahte kahramanlık masalının inandırıcı olabilmesi için götürmek istiyor.

Fakat Milyar Ali, köprüye yönlendirilerek tuzağa çekilmesi istenmesine rağmen korumalarının ve çevresindeki insanların uyarı ve karşı çıkışlarıyla oraya gitmekten alıkonuluyor. Orası tehlikelidir, oraya gidersek başımıza her şey gelebilir, denilerek oradan uzak tutuluyor.

Ankara’ya kuzeydeki yollardan dönmeye çalışan Milyar Ali, kendisine burada kurulan tuzaktan da Ilgaz Tüneli’ne saklanıp bir süre sonra sapa yollardan giderek kurtulmayı başarıyor.

Demek istediğimiz arkadaşlar; temizlenmesi yani öldürülmesi planlandığı için, 15 Temmuz tezgâhından haberdar edilmiyor, Milyar Ali.

Bunu 15 Temmuz’dan 18 gün sonra, 2 Ağustos’ta “CNN Türk”te, Hande Fırat’la yaptığı bir söyleşide aynen şöyle anlatıyordu, hatırlanacağı gibi:

***

Videonun Tapesi:

Hande Fırat: Ama Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı bu konuyu eniştesinden, Başbakanı da, akrabam dediniz değil mi? Kimden öğrendiniz?

Binali Yıldırım: Eşten dosttan, korumalardan.

Hande Fırat: Yani tüm bu noktada, geçti üzerinden 15 gün ama Türkiye Cumhuriyeti Milleti de bunu doğal olarak sorguluyor. Geldiğimiz noktada net bir yanıt aldınız mı? Neden aranmadınız?

Binali Yıldırım: Şöyle. Ben bunu Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanına sordum. Yani bu nasıl olur, dedim. Yani Başbakanın haberi yok, Cumhurbaşkanının haberi yok. Tamam, Genelkurmay Başkanının bilgisi olması gayet doğal ama aynı zamanda Başbakana da söylemeniz gerekir çünkü siz Başbakana karşı sorumlusunuz, bağlısınız. Ama bunun cevabını veremedi. Herhangi bir şey de söyleyemedi, doğrusu bu. (https://www.youtube.com/shorts/RRKM-_MyiUA?&ab_channel=HABERTV)

***

Yine, 15 Temmuz’un yıldönümünde yani 15 Temmuz 2017’de, o zamanın Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila’nın da bulunduğu genel yayın yönetmenlerine yönelik yaptığı bir konuşmada açıkça ortaya koyuyor, Milyar Ali, o gece yaşanan olaya ilişkin görüşlerini.

İlk görüşmelerde, ilk darbeye yönelik darbe bilgisi ya da kanaatini kimden aldınız?

“- Esas kanaati kendim oluşturdum. Cumhurbaşkanımızla istişare ederek, beraber konuştuk, bunun FETÖ’cülerin asker içerisinde bir kalkışması olduğu kanaatine vardık. Bilgiler bize intikal etmedi. Ne bana ne de Cumhurbaşkanı’na…

“Müsteşar da o anda söylemedi. O anda darbeyle ilgili de bir şey söylemedi. Ben kendisine sordum, “Darbe oluyor, ne yapıyorsun?”, “Yok” dedi, “Bir şey yok, normal biz çalışıyoruz” dedi bana. Oradaki iş farklı bir şey.” (https://www.hurriyet.com.tr/15-temmuz-yildonumu/12-saatte-196-telefon-gorusmesi-yaptim-40519123)

Ne diyor Milyar Ali?

“Oradaki iş farklı bir şey.”

İşte o “farklı bir şey”i Milyar Ali adı gibi biliyor. Biliyor ama şefi Tayyip’le olan çıkar ortaklığı bozulacağı ve sahip olduğu milyar dolarların tehlikeye gireceğini düşündüğü için söyleyemiyor. İşte gün gelecek, eğer ömrü yeterse Gerçek Mahkemeler önünde açıklayacak bunu Milyar Ali…

Kendisinin de bir parçası olduğu “AKP’giller” adlı mafyatik bir cürüm örgütünden başka hiçbir şey olmayan parti ve iktidarlarının, halkımıza kurduğu bütün tuzakları, ettiği bütün ihanetleri ve hep beraber yapmış oldukları trilyonlarca dolarlık kamu malı yağmalamasını bir bir anlatacak. Hepsini biliyor çünkü. Hem de her yönüyle…

Özetçe Tayyip; sen ve avanen ile FETÖ, 15 Temmuz’da yıktığınız Laik Cumhuriyet’in Ganimetini paylaşmak için giriştiğiniz hainane savaşta 400 insanın kanını akıttınız, canını aldınız.

Ve sen o gece 400 insanın kanı yerlerde ve henüz soğumamışken Atatürk Havalimanı’nda gayet mesut bir yüz ifadesiyle iç dünyanı aynen şu şekilde itiraf ediverdin:

“Bu hareket, Allah’ın bize büyük bir lütfudur.”

Yahu 400 insan ölmüş, binlercesi yaralanmış. Ama bu olanların hiçbiri senin umurunda değil. Sen bayram sevinci yaşıyorsun, yanındaki Damat Berat’la birlikte. O da sırıtıyordu yanı başında…

Diyorsun ki artık Türkiye’nin Sultanı benim. Kaçak Saray’da saltanatımı kurdum. Bundan sonra bana hiç kimse gık diyemeyecek. Ağzımdan her çıkan Tanrı buyruğu mertebesinde olacak ve uymayanın haddi anında bildirilecek…

Sen ve avanende vicdan teşekkül etmediği için empati yapma özelliğinden yoksunsunuz. Binlerce aileye, ocağa düşen ateşin acısı hiç umurunuzda değil.

İşte Amerika ve onun casus örgütleri de aynen bu şekilde sonuçlanmasını istedikleri harekât planını kurgularlarken, senin Tek Adam Rejimi kurarak onlara ne büyük bir kazanç sağlayacak olmanı da hesaba kattılar.

ABD bu planla neyi amaçladı?

İki şeyi:

1- Yeni Sevr’e-BOP’a giden yolda kendilerine engel olarak gördükleri Kuvayimilliye ve Mustafa Kemal Gelenekli Türk Ordusu’ndan kurtulmayı ve bunun kendisine sağlayacağı büyük kazancı;

2- Tayyip’i tek adam rejimi kurdurarak ona her istediklerini kolayca, harfiyen uygulatabilmeyi.

Bu projelerini 15 Temmuz’da hayatla geçirmekle böyle ikili bir kazanç elde etti ABD Emperyalistleri…

Bu hem ABD için bir lütuf oldu hem de Tayyip ve avanesi için.

Görüldüğü gibi, arkadaşlar; 15 Temmuz sonrasında Tayyipgiller’in Türkiye’yi felaketten felakete sürüklemeleri ve BOP Cehenneminin kenarına getirmeleri, halkımızı, ekonomiyi iflas noktasına getirerek, kuru ekmeğe muhtaç duruma düşürmelerine yol açan süreç daha da hız kazanmıştır. Çünkü Tayyipgiller artık bütünüyle Anayasadan da Türk Ceza Kanunundan da kurtulmuşlar; Yargıyı da, Ahlâkı da çökertmişlerdir.

16 Temmuz 2016’dan başlamak üzere yaptığımız bütün değerlendirmelerde, yazdığımız bütün kitaplarda bu gerçeği en cahil insanımızın anlayacağı açıklıkta ortaya koyduk hep. Bu sebeple de Tayyip ve avanesinin hışmına uğradık. Partimiz Seçimler dışına atıldı, her türlü yasa çiğnenerek. Bizlere ve Yoldaşlarımıza Tayyip’e hakaret ettiğimiz gerekçesiyle onlarca ceza davaları açıldı ve mahkûmiyetler verildi. Hâlâ da bu davalar boyutlanarak, çoğalarak devam edip gitmektedir.

Fakat hep söyleyegeldiğimiz gibi bunların hiçbiri bizim için bir önem taşımıyor. Bizlerin kararlılığında, cesaretinde, ataklığında zerre miktarda olsun sarsıntı, çekince yaratmıyor.

Biz özelde Kuvayimilliye Şehitlerimizin, Devrimci Şehit Yoldaşlarımızın ve Önderlerimizin bize bıraktığı vatanı korumanın, ülkenin bağımsız olmasını sağlamanın ve emanet edilen şanlı bayrağın sorumluluğunun gereğini yerine getirmenin çabası içindeyiz. Zerre duraksamaya düşersek, bu çabamıza, bu sorumluluğumuza gölge düşürmüş sayarız kendimizi…

Genelde ise, insan olarak varoluşumuzun hakkını vermeye çalışıyoruz. Hayatımıza, insan gibi yaşamanın, Gerçek İnsan olmanın anlamını yüklemeye çalışıyoruz. Özetçe; insanlığımızın gereğini yerine getiriyoruz…

Hani sıkça tekrarladığımız gibi Şairimiz Edip Cansever de diyor ya;

 

Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak,

Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir…

 

İşte budur mesele, Yoldaşlar…

Gerisinin hiçbir önemi yoktur. Tayyip bizi artık Kaçak Saray’ın hukuk bürosuna dönüştürdüğü yargısı, mahkemeleri aracılığıyla yargılama maskesi ardında Silivri Zindanı’na atarmış, işkencelere uğratırmış, hatta öldürürmüş; bunların hiçbirinin bizim nazarımızda bir dirhem ağırlığı yoktur…

Zalimlere karşı, hainlere, vatan satıcılarına karşı, halk düşmanlarına karşı savaşta acılar çekilecektir, fedakârlıklarda bulunulacaktır ve hatta kayıplar da verilecektir muhakkak. Bundan kaçınmak olur mu hiç… Bunu bilmemek, beklememek olur mu hiç…

En sonunda muhakkak ki bizler kazanacağız.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

20 Temmuz 2022

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı