29 Ekim “Tarihten silinmek istenen bir milletin öcüdür”

28.10.2014
222
A+
A-

Mustafa Kemal, 29 Ekim tarihinin anlamını soran Fahrettin Altay’a şöyle der:

“Mütareke’nin ilk günlerini hatırlarsın, saray ve hükümet teslimiyeti kabul etmişti. Hükümet sarayın saray da İtilaf Devletlerinin elinin altına girmişti, saray bu halinden ‘memnundu’. Fakat ben bunu kabul edemezdim, buna karşı koymakla bir çıkış yolunu temin ederek bu mazlum milleti tarih sahnesinden silmek, ortadan kaldırmak isteyenlere karşı harekete geçmek için kendimi vazifeli saymıştım. Dünyada tek başımızaydık, fakat benim inandığım mefkûreye benimle beraber olanlar da bağlandılar ve netice hâsıl oldu. Mütareke 30 Ekim 1918’de imzalanmıştı, vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı, peki 30 Ekim 1918’den bizim İzmir’e girdiğimiz tarih olan 9 Eylül 1922’ye kadar kaç yıl geçti? 4 yıl. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan ettik. İşte beş yıla sığdırdığımız büyük inkılâp! Bizim yaşadığımız şartlara duçar olmuş hangi milletin tarihinde bu vardır? Bu mazlum millet kendisinin hakkı olan yere ulaşmıştır, çektiğimiz sıkıntıların en büyük mükâfatı işte budur. Bütün dünya bunu görmüştür. Daha da görecekleri vardır. Beni en çok mesut eden hadise bu mazlum milletin hak ettiği bu yere gelmesidir

“(…) Altay Paşa meraklı ve heyecanlı. Tarihi yaşamış ve yapmış Kuvayimilliye kuşağından. Onun için Altay Paşa biraz daha derinlemesine soruyor. “Neden tam 29 Ekim? Üç gün evvel 5 gün sonra da olabilirdi” diyor!

“Mustafa Kemal bir an durup Fahrettin Altay Paşa’ya bakıyor. Sonra elini masaya vurarak: “Deyiniz ki Tarihten silinmek istenen bir milletin öcüdür” diyor.

“Altay Paşa “Ama bundan hiç söz etmediniz” diyecek oluyor.

“Mustafa Kemal yanıtlıyor: “Övünmek olur, övünmek, benimle beraber mefkûreye inananların, milletin ordumuzun hakkıdır” Ve sözlerini burada kesiyor Mustafa Kemal…” (Yurt Gazetesi, 29 Ekim 2013)

İşte Mustafa Kemal budur. Önce ülkenin durumunu tespit ediyor. Vahdettin’lerin, Damat Ferit’lerin yaptığı gibi kolay olan yolu, yani teslimiyeti seçmiyor. Kendisini görevli sayıyor, halkına inanıyor ve kavgayı seçiyor. Evet, ucunda ölüm var, ipin ucunda sallanmak var, kurşunlarla delik deşik olmak var, şarapnel parçasıyla vücudun paramparça olması var ama Mustafa Kemal ve Kuvayimilliyeciler onuru, yiğitliği, bağımsızlığı seçiyorlar. Ve harekete geçiyorlar.

“Örgütlenmeyse, tabandan doruğa bir oya gibi işleyecek… Derme çatma birlikleri, bir grup oluşturacak biçimde derleyecek. Zamana karşı yarışarak donatacak, eğitecek ve güvendirecek… Şarapnel yağmuru altında, askerinin önüne kamçısıyla dikilecek… Dünya savaş tarihine; “Size ölmeyi emrediyorum”la yeni bir strateji ekleyecek. Ve o müthiş hamlesiyle hem Alman mareşallerinin yitirdiği Çanakkale’yi (…) hem Enver’lerin yitireceği İstanbul’u (…) Hem Sovyet Devrimi’ni (…) Hem daha sonra; “soyunup arasına katıldığı halkıyla” kendi yurdunu kurtararak” (Erol Toy, O’na Katılmak, s. 28-29) kahramanlaşıyorlar, ölümsüzleşiyorlar, Mustafa Kemal ve Birinci Kuvayimilliyeciler.

Düveli Muazzama’yı Anadolu’dan bütün yokluk, yoksunluğa rağmen kovan, onları tarihte ilk kez yenilgiye uğratan halklara önderlik eden bu yiğit önderler kişicil övünmeyi de kendilerine zul sayıyorlar. Halklarının gücüne, yiğitliğine kararlılığına, bağımsızlık azmine o kadar inanmışlar, halklarıyla o kadar hemhal olmuşlar ki, “övünmek milletin, ordumuzun hakkıdır” diyorlar.

29 Ekim’e Cumhuriyetin ilanına giden mücadele hattını da belirliyorlar Mustafa Kemal ve yol arkadaşları:

Bir tek yerde: Anadolu…

Bir tek yolla: Çarpışarak…

Bir tek şeyle: “İstiklâl-i Tam” (Tam Egemenlik.)

Paşaların yüreğinde tarihin bütün çanları aynı anda çalar.

“Halk var !.. Ona katılmak gerekir.”

Tarih 19 Aralık 1918’dir.

“(…) Ve Mustafa Kemal’i, 19 Aralık 1918’den, 19 Mayıs 1919’a taşıyan kıvılcım, 1 yıllık bir Anadolu serüveninde aleve (…) 23 Nisan 1920’de mağmaya (…) 30 Ağustos 1922’de lava dönüşmüşse, adım adım halklaşmasının sonucudur.” (agy, s. 32-33)

Mustafa Kemal ve Birinci Kuvayimilliyeciler halklarına sığındılar. İnandılar ve inandırdılar “topyekûn ölmeye karar vermiş bir halkı yok etmeye hiçbir gücün yetmeyeceğine.” “Alev bir kıvılcımdan tutuş”muştu, söndüremezdi hiçbir kuvvet Anadolu’nun bütününe yayılan bu büyük yangını. Bugünlerde düşmanlaştırılmaya, aralarına yıllar sürecek kindarlık tohumları ekilmeye çalışılan Türk ve Kürt Halklarını bu bilinçle örgütlediler, tam egemenliğe ulaşmak için. Anadolu’da Emperyalist Yedi Düvelle, Yerli İşbirlikçilerle, Ortaçağcı Gericilerle çarpışa çarpışa 29 Ekim’e ulaştılar. Mustafa Kemal ve Birinci Kuvayimilliyecilerin önderliğinde Türk ve Kürt Halkları, Vatanın bağrına saplanan 7 düvele ait, 1 milyon çizmenin mahmuzunu, vatanın bağrından çıkarıp fırlatıp attılar.

Tabiî ki arkalarında tek müttefikimiz Lenin ve ülkesi Sovyetler’in maddi ve manevi büyük destekleriyle Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mız zaferle taçlandırılır. Mustafa Kemal unutmuyor, Emperyalist 7 Düvel yok etmek için uğraşırken tek müttefikimizden gelen can simidi yardımları:

“Eğer Rusya’nın yardımı olmasaydı Yeni Türkiye’nin İngiliz-Fransız ve Yunan Müdahalecilere karşı zaferi ya bugünküyle karşılaştırılamaz ölçüde büyük kurbanlar pahasına elde edilirdi ya da hatta büsbütün olanaksız olurdu. Rusya Türkiye’ye hem manevi hem maddi bakımdan yardım etti. Ulusumuzun bu yardımı unutması bir suç olur.” diyor Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın Önderi Mustafa Kemal.

Mustafa Kemal önderliğinde, Türk ve Kürt Halklarının, Lenin Usta ve Sovyetler Birliği’nin büyük destekleriyle verilen Kurtuluş Savaşı’yla kurulan Cumhuriyet, “Türk Milletinin bağrına oturmuş olan Emperyalizmle Saltanat’a karşı kurduğu bir savunma kalesi demekti. Cumhuriyet Saltanat kazanını devirip, emperyalizmin ateşini Türkiye’de söndürdüğü için, bir Millî Kurtuluş yarattı. Cumhuriyet Emperyalizme, yani Cihan Finans-Kapitalizmine ve Saltanat’a, yani Osmanlı Tefeci-Bezirgânlığına karşı savaşarak doğdu. Türkiye’de Cumhuriyet’in anlamını yücelten ve kutsallaştıran, Mustafa Kemal’in hiç hayale kapılmaksızın pek açık belirttiği, o her iki irtica cephesinde, her iki gericilik cephesinde başardığı savaştır.” (Hikmet Kıvılcımlı, Cumhuriyet Nedir? 29 Ekim 1968)

Cumhuriyetimizin 91’inci yılında, 91 yıl önce yenilgiye uğrattığımız her iki gericilik, halklarımızın bütün kazanımlarını yok etmek için halklarımıza karşı savaş açmış durumda. ABD ve AB Emperyalistleri yerli satılmışlar Tayyipgiller eliyle, Mustafa Kemal gelenekli Türk Ordusu’nun bağımsızlıkçı, laik geleneğini Ergenekon, Balyoz vb. CIA operasyonlarıyla yok etmeye uğraşmaktadır. Yurtsever bilim insanlarını, onurla özdeş kalemini satmayan gazetecileri, aydın namusundan, onurundan ödün vermeyen, biat etmeyen aydınları, vicdanlarını cüzdanlara yeğ tutmuş yargıçları, savcıları aynı operasyonlarla hücrelere tıkarak sindirmeye, sesini çıkartamaz hale sokmaya çalışmaktadır. Mustafa Kemal ve Kuvayimilliyeci atalarımızdan bize yadigâr bütün değerleri, emanetleri yok etmeye uğraşmakta, bu yolda hatırı sayılır mesafeyi de almaktadır, Tayyipgiller. Tayyip’in, Ankara’nın ciğerlerinden Mustafa Kemal’in bataklıktan ormana dönüştürdüğü Atatürk Orman Çiftliği üzerinde “Beyaz Saray” benzeri bir saray yaptırması, Mustafa Kemal ve Cumhuriyete düşmanlığının sonucudur. Tayyipgiller’in yıllardır içlerinde beslediği kinin dışa vurumudur, bu saldırılar.

Tayyip’in, Cumhuriyetle, Mustafa Kemal’le özdeşleşen, Cumhuriyetin simgesi, bugüne kadar bütün Cumhurbaşkanlarının ikametgâhı olan Çankaya’ya kendisinin yerine memurunu göndermesi, Tayyipgiller’in Mustafa Kemal’e, Cumhuriyete, Hak ve Özgürlüklere, Bağımsızlığa katlanamadığının, bütün bunları hazmedemediğinin bir göstergesidir. Bu mekân sıradan bir mekân değil. Aynı zamanda gericiliğe karşı da bir mücadele olan Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’nın, onun sonucunda gelen Cumhuriyet’in simgesi. Bu tavrıyla Tayyip ilericiliğe, Devrimciliğe, Yurtseverliğe karşı açmış olduğu savaştan galip çıktığını ilan ediyor. Takmıyorum, diyor, Yeni Türkiye’nin simgesi olamaz Çankaya, diyor. Artık Yeni Türkiye AOÇ üzerinde on binlerce canlı katledilerek yapılan “Aksaray” olacaktır mesajını veriyor, Tayyip. O kadar küçümsüyor ki Mustafa Kemal’in mekânını, yeni Yıldırım Akbulut memurunu Çankaya’ya yerleştiriyor.

Adım adım, 91 yıl önceki atalarımızın bize yadigârı Cumhuriyet’ten uzaklaştırılıyor ülkemiz. Antiemperyalist ve Antifeodal Kurtuluş Savaşı’mızın izi tozu silinmeye çalışılıyor. Birinci Kurtuluş Savaşı’mızla Ulusal Kurtuluşlarına örnek olduğumuz, katkı sunduğumuz Mazlum Halkların, bugün bağımsızlıklarını kaybetmeleri için, AB-D Emperyalistlerine yardım ediyor, destek sunuyor Tayyipgiller. Kanla kazanılan topraklarımız, “el kesesinden hovardaların” bağışıyla AB-D Emperyalistlerine, onun kukla gibi oynattığı Ortaçağcı sapıklara, canilere açılıyor.

Halklarımız işsizlik-pahalılık-zam-zulüm sarmalına mahkûm edilirken Tayyip harcamaları için % 99 artışla 397 milyon TL isterim, diyor.

“Yü­zü olan uta­nır.

“Ata­türk için ay­yaş di­yor­lar. 1923-1938 ara­sın­da Cum­hur­baş­kan­lı­ğı yap­tı. Cum­hu­ri­ye­tin ilk büt­çe­si 1924 yı­lıy­la baş­la­dı. Sa­vaş­tan çı­kıl­mış­tı. Ül­ke ha­rap­tı. Ge­lir kay­nak­la­rı çok az, ih­ti­yaç (har­ca­ma­lar) sa­yı­la­ma­ya­cak ka­dar çok­tu. Ül­ke­nin hız­la kal­kın­ma­sı, sa­na­yi­leş­me­si, tam ba­ğım­sız­lı­ğı­nı sür­dür­mek için cum­hur­baş­ka­nı dâhil her­ke­sin “çok ça­lı­şıp-az har­ca­ma­sı­” he­def­len­miş­ti. 1929 yı­lın­da dün­ya­yı sar­san “29 eko­no­mik kri­zi­” pat­la­dı. Tür­ki­ye­’yi de de­rin­den et­ki­le­di. Bu­na rağ­men kar­şı­lık­sız pa­ra ba­sıl­ma­dı, 15 yıl bo­yun­ca denk büt­çe ya­pıl­dı. Ba­ğım­lı­lık ya­ra­ta­cak dış borç alın­ma­dı, sa­de­ce mil­li­leş­tir­me yap­mak için dış kre­di kul­la­nıl­dı. Dev­let ve Ha­zi­ne mal­la­rı, ulu­sal de­ğer­ler bu­gün­kü gi­bi “büt­çe­ye ge­lir sağ­lı­yo­ru­z” di­ye­rek ya­ban­cı­ya ve yer­li zen­gi­ne ha­raç me­zat sa­tıl­ma­dı. Her yıl yüz­de 8 yüz­de 9 çok yük­sek bü­yü­me­ler ger­çek­leş­ti. Ata­tür­k’­ün cum­hur­baş­kan­lı­ğı yap­tı­ğı 15 yıl­da ge­nel büt­çe­de­ki (hal­kın büt­çe­si) ar­tış, cum­hur­baş­kan­lı­ğı büt­çe­sin­de­ki ar­tı­şın hep önün­de ol­du.” (Sözcü, Necati Doğru, 15 Ekim 2014)

Mustafa Kemal işte budur. Başka türlü davranamazdı zaten Mustafa Kemal ve Birinci Kuvayimilliyeciler. Çünkü onların sol memelerinin altında atan cevahir yürektir. Lağım deliğinden aşağı süpürülmemek için AB-D Emperyalistlerinin söylediğinin dışına çıkamayan, kul köle Tayyipgiller, vicdanları kurumuş, merhameti unutmuş, sol yanında yürek yerine kumbara taşıyan nükleer atıklardır. AB-D Emperyalistleri parayı kutuya attıkça hizmette sınır yok diyen Tayyipgiller, deli divane olmaktadırlar.

Ama bu günler geçecek, zafer sol memesinin altında cevahir taşıyan gerçek devrimcilerin, İkinci Kurtuluş Savaşçılarının olacak. 91 yıl önce Birinci Kuvayimilliyeci atalarımızın yarım bıraktığını tamamlayacak Kıvılcımlı Usta’nın Öğrencileri.

Ve son söz Hikmet Kıvılcımlı’nın:

“Birinci Kuvayimilliyecilik: SİLÂHLI, askercil, sıcak savaştı. Bu savaşın bütün yokluklarına rağmen cephesi açıkça belirliydi. Stratejisi ve taktiği az çok genel kurallara göre basitti. Hedefi ise olağanüstü kolay anlaşılırdı.

“İkinci Kuvayimilliyecilikte, cephe ne denli baş döndürücü, strateji ve taktik ne denli karmakarışık, hedef ne denli güç anlaşılır olursa olsun, Birinci Kuvayimilliyeciliğin devrimci, kutsal Mustafa Kemal gelenekli CUMHURİYET BAYRAĞI başımızdadır.” 29 Ekim 2014

Kurtuluş Partisi

Genel Merkezi