İzmir’de Bu Yıl Bir Kez Daha Haykırdık: “Ders Değil, Dert Zili Çalıyor, Eğitim Asgari Ücrete Sığmıyor!”

İzmir İl Örgütü Kadın ve Çocuk Komitesi olarak; Bin Yılın Felaketi AKP’giller iktidarının 25 yıldır uyguladığı zulüm politikalarıyla işçi-emekçi halkımızı işsizlik ve pahalılık cehennemine mahkûm etmesini, Laik Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını bir bir yok etmesini, çıkardıkları “Çerçeve Yasa” ile ülkemizi Yeni Sevr’e sürükleyerek ABD Emperyalistlerine yem etmeye çalışmalarını ve geleceğimiz olan çocuklarımızı düşünemeyen, sorgulayamayan, Parababalarının sömürü düzenine mahkum kul kişilikler haline getirecek Ortaçağcı gerici eğitim uygulamalarını 2026-27 Eğitim-Öğretim yılında bir kez daha “Ders Değil Dert Zili Çalıyor” eylemimizle protesto ettik.
13 Eylül Pazar günü partili yoldaşlarımızla Karşıyaka İlçe Örgütümüz önünden, “Ders Zili Değil Dert Zili Çalıyor, Eğitim Asgari Ücrete Sığmıyor” pankartımızı açarak parti bayraklarımız ve dövizlerimizle, Karşıyaka Çarşı Girişine kadar sloganlarımızı atarak yürüdük.

Alanda açış konuşmasını Buse Yoldaş yaptı. Genç yoldaşımız konuşmasında “Bir zil çalıyor bugün ama hangi zil bu? Sadece okulların açılış zili mi, yoksa bu topraklarda yıllardır süregelen eşitsizliğin de bir uyarı zili mi? Anaların, babaların cebi değil, yüreği yanıyor. Biliyoruz ki hiçbir yoksulluk kader değildir, hiçbir açlık tesadüf değildir. Çocuklarımızın geleceği, bir avuç azlığın çıkarları uğruna karartılmaya çalışılıyorsa, bunu görmezden gelemeyiz. Halkın Kurtuluş Partisi olarak, bu tablo karşısında susmayacağımızı; halkımızın sofrasına, çocuklarımızın geleceğine, bu topraklara sahip çıkacağımızı bir kez daha söylemek için buradayız.” dedi.
Konuşmasının bitiminde Buse Yoldaş, Partimiz adına açıklamasını yapmak üzere sözü Tuba Yoldaş’a verdi. Tuba Yoldaş, açıklamasında “Ebeveynlerin kaygısı büyük! Derin! İlkokul öğrencisinin asgari kırtasiye ve temel okul ihtiyacı 5 bin 65 TL, kıyafet ve ayakkabı gideri 6 bin 500 TL, servis ücretlerinin ortalama 8 bin TL olduğu düşünülürse yani toplamda bir asgari ücret bedeli sadece bir çocuk için harcanıyor. Birden fazla çocuğu öğrenci olan ailelerin bu giderleri karşılayabilmesi mümkün değil!
Kısacası; “Derin yoksulluk koşullarında yaşayan çocukların evlerinde okul hazırlıklarına yönelik ‘tatlı bir telaş’ yok.” dedi. Konuşmasında, çocuklarımızın okullarda can güvenliğinin kalmadığına, okula aç gittiklerine, AKP’giller İktidarı tarafından Laik ve Bilimsel Eğitimin yok edildiğine değinen yoldaşımız açıklamasını tüm bu sorunların çözümü için bu ülkenin en Vatansever, en Halksever, gerçek Laikliği savunanların Partisi Halkın Kurtuluş Partisi’nde örgütlenip mücadele etmekte olduğunu vurgulayarak tamamladı.
Partimiz adına yapılan açıklamanın ardından, Partimiz Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir İl Başkanı Av. Tacettin Çolak da gündeme yönelik coşkulu bir konuşma yaptı. Çolak, konuşmasında şunları söyledi:
“Yaklaşık 5-6 yıldır Halkın Kurtuluş Partisi Kadın ve Çocuk Komitemizin düzenlemiş olduğu ve her yıl her öğretim yılında tekrarlanan Ders Zili Değil, Dert Zili Çalıyor başlıklı eylemimiz bir avuç Parababasının yani seksen altı milyon Türkiye’li içerisinde bin beş yüz, iki bin kişiyi geçmeyen bir avuç Parababasının dışındaki bütün milyonları ilgilendiren bir sorundur. Bu sorun burada bizi ilgiyle izleyen halkımızın sorunudur. Bu sorun burada bizim iki, üç katı sayımızla bu eylemi kayıt altına alan polislerin sorunudur.

Onlar için de yarın dert zili çalıyor. Dolayısıyla kendi Kaçak Sarayında ejder meyvesiyle, manda yoğurduyla gününü gün edenlerin sorunu değil. Onların çocukları, torunları Amerikalarda okur. Türkiye’de ise milleti kafadan silahsızlandırmak için önlerine gelen okulları proje İmam Hatip okullarına çevirirler. Orada da derslikler boş kalır.
Gerçekten okuma yazma çağına gelmiş o minik çocuklarımızı okula göndermenin bile ne kadar dertli bir şey olduğunu da genç arkadaşımız çok güzel bir şekilde anlattı. Ne dedi? Servis, yemek, kırtasiye, önlük ve diğerleri, hepsini hesapladı. Bir çocuk için bir asgari ücret gerekiyor. Peki, yukarıdaki o Kaçak Sarayda oturan ne diyordu? En az üç çocuk istiyordu. Yahu üç çocuk yapanlar nasıl beslesin? Nasıl okula göndersin? Nasıl karnını doyursun bu çocukların? Tabii kendisine onu söylemek kolay. O artık dünyalıklarını kurmuş. Bir zamanlar iktidara gelmeden önce, daha belediye başkanı olmadan önce çocuklarıyla piknik yaparken çekilmiş fotoğraflarını herkes görüyor, biliyor. Sıradan bir insan, sıradan bir Anadolu halkı yaşantısı süren bir insan şu anda artık dünyanın en zengin devlet yöneticileri arasına girmiş. O nedenle herkese üç çocuk beş çocuk yap demek kolaydı öyle.
Ve bu devlet sosyal bir devlet değil. Bu devlet halkına düşman bir devlet. Bunları polis kameralarının önünde söylüyorum. Benim hakkımda dava açsınlar. Bu devlet halkına yabancılaşmış ve küçücük halk çocuklarının bilimsel eğitimden nasiplenmemesi için organize olmuş bir devlettir. Peki neden? Bir sosyal devlette başta eğitim, sağlık, konut, parasız olur. Sözde bizim devlet okullarında parasız eğitim veriliyor. Ama çocuğunu mahallesinde okula kaydettirmek isteyen veli okul yönetimine rüşvet vermek zorunda kalıyor. Bunu kim inkâr edebilir? Buradaki polisler de aynı rüşveti verenlerinin içerisinde. Onlar da halk çocukları çünkü. Onların bizden çok bir farklı yönleri yok.
Bu memlekette her gün konut yapılıyor. Milyonlarca konut ürettiler. Bakın depremden sonra şu Bayraklı’nın tepelerine şehir inşa ettiler. Toki tarafından inşa edilen konutlar. Peki Türkiye’de konut fiyatları ucuzluyor mu? Kiralar ucuzluyor mu? Nerede! Almış başını gidiyor! Asgari ücretin altında kira bulmak mümkün değil. Bulunanlar da insanca yaşanabilecek bir ortamın olmadığı gecekondulardır.
Hafızalarınızı yoklayın. Her seçim döneminde kadar da petrol bulurlar. Karadeniz’de doğalgaz bulurlar. Ama Türkiye’de şu anda bir motorinin, bir litre motorinin fiyatı yüz liraya dayanmış durumda. Köylülerimiz sırf mazot parasından dolayı ürününü toplayamıyorlar. Mazot parasını veremediği için ürününü toplayamayıp, tarlalarda çürümeye bırakıyorlar. Neresi sosyal devlet bu devletin? Milletvekilleri-dediği gibi genç arkadaşımızın-meclis lokantasında on lira, yirmi lira gibi komik rakamlarla yemeklerini yiyorlar. Yıllık maaş artışlarında birleşiyorlar, altı yüzü birden, hiçbiri de itiraz etmiyor. Sağı da solu da iktidarı da muhalefeti de dahil. Maaşları altı yüz bin liranın altında değil. Ondan sonra halka refah vaat ediyorlar. Bunlar sahtekarlık yapıyorlar. Değerli halkım, seni kandırıyorlar! Senin oylarını almak için kırk takla atıyorlar. Ama gerçek yaşam öyle değil. Görüyorsunuz işte. Akaryakıt fiyatı yüz liraya dayandı mı hayatın her alanı zamlanıyor.
Bu sabah bir haber vardı. İstanbul’da on, on iki tane ilçede hükümet yani TOKİ eliyle kiralık evler dağıtacaklarmış. Yarın da başlıyormuş buna başvuru. O kadar komedi ki! Devlet parasız konut vermesi gerekirken, insanların konut sorununu çözmesi gerekirken kiralamaya gidiyor. On, on iki, on sekiz, yirmi küsür bin lira civarında, oda sayısına göre kiralık daireler veriyorlar. Kira veriyorlar, hangi koşullarda? On sekiz yaşını geçecek, evli olacak, yüz bin liranın üzerinde aileye gelir gelmeyecek. Ne kadar veriyorlar? Üç yıllık, üç! Yani insanlarla dalga geçiyorlar. İnsanlar üç yıllığına kiraladığı bir eve taşınacak, üç yıl sonra oradan başka yere taşınacak, sırf bu taşınma masrafları bile en az altı aylık kirasını karşılayacaktır. Yani insanların gerçekten aklıyla dalga geçiyorlar. İnsanları ahmak yerine koyuyorlar bunlar.
O beğenmedikleri eski Türkiye’de Sosyal Sigortalar Kurumu vardı. Sosyal sigortaların hastaneleri vardı. Sosyal Sigortalar Kurumunun ilaç fabrikaları vardı. Bilerek buraları zarar etti gösterip kapattılar. Ve şimdi SSK hastanelerini birer birer yıkıp kendi yandaşlarına peşkeş çekmek istiyorlar.
Şu anda Türkiye’yi özel hastane cennetine çevirdiler. Bir özel hastaneye hangi sigortalı kardeşim gidebiliyor? Giderse de tüm servetini oraya yatırması gerekir. Bırakın özel hastaneye gitmeyi, sıradan bir ilaç yazıdırıyorsun, muayene oluyorsun, randevu alıyorsun ama bunlara katkı payı ödemek zorunda kalıyorsun. Emekli kardeşim, ödediğin katkı payları belki nakit olarak o an cebinden çıkmıyor. Ama maaşından kesiliyor.
İşte bunlar halk düşmanı politikalardır. Bunlar işçiyi, köylüyü, memuru, emekliyi düşünmeyen politikalardır. Ve özellikle emeklilerimizi ölüme terk eden politikalardır. Yirmi yedi bin lira- hatta şu an için yirmi iki bin lira dediler-yirmi yedi bin lira ortalama emekli maaşının olduğu bir ülkede bu insanlarımız nasıl yaşasınlar? Emekliler evini terk edip otellerde kalıyor. Birer birer bu insanların röportajlarını izliyoruz.
Dolayısıyla bu eylemin amacı hepimizi ilgilendirir. Ve hepimizin duyarlı olması gerekir. Okula çocuk gönderip gönül rahatlığıyla okutabileceğimiz ortamlar bu kapitalist sömürü, soygun düzeninde gelmez. Ancak halkın gerçekten demokratik iktidarının kurulduğu bir düzende olur. Bu da sosyalizmdir. Açık söylüyorum: Sosyalizmden başka yeryüzünde insanlığın kurtuluşunu sağlayacak hiçbir sistem yoktur. Bunlar da ileri demokrasi diye diye, demokrasiyi kendi vurgun, soygun ve sömürü düzenlerine alet ede ede, sizlerin oyunu aldılar. Ama şimdi görüyorsunuz deniz bitti, ekonomi çöktü ve bütün bunlar yetmiyormuş gibi yine kardeşimizin söylediği NATO toplantıları için trilyonlarca TL, belki milyarlarca doları harcayıp tam on gün, on iki gün halkına kan kusturdu bunlar. Ankara’da sıkıyönetim ilan ettiler. Diğer kentlerde insanları gece yarısı gözaltına aldılar. Biz Halkın Kurtuluş Partililer, sözümüzden dönmedik. 5 Temmuzda bunları protesto edeceğiz Birinci Kuvayi Milliye’nin Meclisinin önünde dedik. Bizi de gözaltına aldılar. Şu anda da hakkımızda Ankara doksan üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açmışlar. Açtıkları dava ne? Toplantı ve gösteri yürüyüşü yasasına muhalefet etmişiz. Bu davada savunma yapmak, bu davaya gidip de bunların NATO’culuklarını teşhir etmek bizim boynumuzun borcudur. Bunların vatan satıcılıklarını teşhir etmek boynumuzun borcudur. Sonunda ola ki verecekleri bir ceza da ileride çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacak en onurlu bir ödüldür.
Sonuç olarak değerli halkım, işsizlik ve pahalılık cehennemi bir de vurguncu Parababaları ve Ortaçağcı yönetimler eliyle artık halkımız için ölümden ölümler beğenmeye dönüştürülüyor. Ve insanlar açlıktan intihar eder hale geldi. Çocuklarına kalem-defter parası veremediği için, simit parası veremediği için intihar eden insanlarımız var.
Bunları ajitasyon olarak da söylemiyoruz. Bunlar yaşamın gerçekleri! Ben kendi adıma, kendi mesleğim itibariyle o kardeşlerimin düştüğü acı durumları yaşamıyorum. Ama vicdanım var. Vicdanım buna el vermiyor. Ben halkımın sorunlarıyla hemhal olmuş bir siyasetçi olarak bunu içten, gönülden söyleyerek bu isyanımı seslendiriyorum. Onun için değerli kardeşler lütfen, lütfen oy zamanı sizin gözünüzü boyamaya gelenlere uyanık olun.
Halkın Kurtuluş Partisi’nin bugün için gücünün olmaması, iktidar alternatifi olmaması sizi umutsuzlandırmasın. Mustafa Kemal de bundan yüz yedi yıl önce Bandırma Vapuru’na bindiğinde on iki kişiydi, on iki kişi! Kuvayı Milliye Zaferini bizlere armağan eden, emperyalistlerin Yunan askerleriyle çıkıp kirlettikleri bu toprakları bize armağan eden Kuvayı Milliye Önderleri de on iki, on beş kişiydi.”
Tacettin Çolak Yoldaş konuşmasını şöyle sonlandırdı:
“Dolayısıyla Halkın Kurtuluş Partisi bu İkinci Kuvayı Milliye’nin liderliğini, önderliğini yapmaktadır. Bunun lideri de Kurucu Genel Başkanımız Nurullah Ankut’tur. Onu da cezalarla, ev hapisleriyle verdikleri yirmi dört yıllık cezalarla sindirmek istiyorlar. Fakat şunu diyoruz: Sizden korkan, sizden beter olsun. Hodri meydan!”
Coşkulu konuşmalarla taçlanan eylemimizi halkımız ilgiyle izledi, sloganlarımıza ve alkışlarımıza katılarak bizlere destek verdi. Eylem boyunca “Gün gelecek, Devran Dönecek, AKP Halka Hesap Verecek”, “İşsizliğe, Pahalılığa, Zamma Zulme Son!”, “AKP İşsizlik, Pahalılık, Zam, Zulüm Demektir!”, “Sarayda Saltanat, Çocuklar Okulda Aç!”, “Katil NATO Ülkemizden Defol!”, “Yeni SEVR’e Karşı Yaşasın İkinci Kurtuluş Savaşımız!” sloganlarımızı attık. Alan eylemimizi “Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!” sloganı ile sonlandırdık.
15 Eylül 2026
HKP İzmir İl Örgütü